Kin ile dava

Dindarlar, kinlerini din hâline getirenleri bıraktıkları zaman hem dindarlıklarının huzurunu duyacaklar hem de toplumu rahatlatacaklardır.


Paylaşın:

Kin ile dava bir arada bulunmaz. Kin, insanları ve toplumları yer bitirir. Kin bitirici, kin öldürücüdür.

Eğer dava diye bir mukaddes emeliniz varsa bu emele kin ile ulaşamazsınız. Bir süre yol almış gibi görünebilirsiniz. Ancak bu, geçici ve aldatıcıdır. Eninde sonunda kininiz sizi bitirecektir.

Hele kin denilen süfli duyguyu ulvi bir kavram olan dinle bir araya getirmek olacak iş değildir. Din kurtuluşa, kin yok oluşa götürür. Kinle beslenenler, yok olurlar.

İster dava ister ülkü deyiniz, kutlu emellere ancak sevgi ile ulaşabilirsiniz. Sevgi ile kapıları açabilir, sevgi ile gönüllere girebilirsiniz.

Kin yüreklerde onulmaz bir yaradır, yürekleri, damarları, beyinleri yer bitirir. Kindarlar kendileriyle birlikte, artlarından gelenleri de uçuruma sürükler.

Kinle ayakta duranlar sağlıklı yapılar değildir. Bir gün mutlaka tökezleyeceklerdir. Kendileri etmiş kendileri bulmuştur, diyebiliriz ama olan topluma olacaktır. Kinleriyle rehin aldıkları topluma olacaktır.

Bilmem ki bu sözler kinleriyle dini birleştirenlere kâr eder mi? Onların davası din olsa belki. Ancak o dava bana hiç de din gibi mukaddes bir dava görünmüyor. Keşke din sözünü ağızlarına almasalar ve kirletmeseler.

Herkesten önce dindarlar duruma itiraz etmelidirler. Dindar insan güzel duyguların insanıdır, öyle olmalıdır. İçlerinde kin gibi, hırs gibi kötü duyguları barındırmayan insanlar olmalıdır dindarlar.

Hele hele yüzlerce yıl önceki atalarımızın, tasavvuf dedikleri, fütüvvet dedikleri iyiliğe ve iyilikler yoluyla Tanrı’yı bulmaya yönelik tutum ve davranışlarıyla bugünküleri bir ve aynı kabul etmek mümkün mü? Dünün alçakgönüllülüğü ile bugünün şatafatı bir araya gelebilir mi?

Dünkü dindarlar, dünün dava sahipleri, itibarı parada pulda, sarayda köşkte aramazlardı, itibarı inananların gönüllerinde bulmaya çalışırlardı. Kin denen duygu ise onlar için uzak durulması gereken mülevves bir duygu idi.

Dünkü dindarlar, dünün dava sahipleri, bağırıp çağırmazlar, azarlamazlar, tehdit etmezlerdi. Asalet ve itibarın yumuşaklıkla, letafetle geleceğini bilirlerdi.

Bizden sizden ayrımcılığı ne davaya ne ülküye ne de dindarlığa sığar. Bizden deyip layık olmadıkları yerlere getirdiğiniz insanlar yüzünden hak yediğiniz bir kişi bile sizden davacı olsa vicdanınız sızlamalı değil midir? Tabii ki bu soruyu sorarken kinin, vicdan ile de bir arada olamayacağını unutmuş olmalıyım.

Evet kin, din ile, dava ile bir arada olamayacağı gibi vicdan ile de bir arada olamaz. Siz, kinlerini bağıranların yüzlerinde, duruşlarında hiç vicdan izi görebiliyor musunuz? O gergin yüzlerde, o sarsak yürüyüşleriyle insanlara pençelerini geçirmiş duruşlarda vicdan izi görebiliyor musunuz?

Göremezsiniz çünkü kin, insanları yiyip bitirmeden önce yüzlerini değiştirir, duruşlarını, tutumlarını değiştirir. Gözler kararır ve çöker, yüzler asılır, ses dalgaları yükselir. “Hizmet, hizmetkâr” derken bile ses tonlarında “Benimle olmayanları mahvederim.” titreyişlerinin tiz perdeden yükselişi vardır.

Dindarlar, kinlerini din hâline getirenleri bıraktıkları zaman hem dindarlıklarının huzurunu duyacaklar hem de toplumu rahatlatacaklardır.

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar