İkinci Binyıl Muhasebesi 1-2 – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

İkinci Binyıl Muhasebesi 1-2

Elinizdeki kitap, dört konunun birlikte düşünülmesiyle ortaya çıkmıştır. Bi-rinci olarak, ikinci binyılın siyasî,     ekonomik, toplumsal ve kültürel bir değerlendirmesidir. Söz konusu değerlendirme, dinler tarihi, savaş sanatı tarihi, teknoloji tarihi, düşünce tarihi ve bilim tarihi ile beslenmiştir. İkinci olarak, Osmanlı tarihinin bir değerlendirmesidir. Değerlendirmenin farklı yanı, Osmanlı tarihine, İstanbul’dan değil de, genellikle dışarıdan, iç […]

21 Kasım 2011
Milli Düşünce Merkezi

Elinizdeki kitap, dört konunun birlikte düşünülmesiyle ortaya çıkmıştır. Bi-rinci olarak, ikinci binyılın siyasî,     ekonomik, toplumsal ve kültürel bir değerlendirmesidir. Söz konusu değerlendirme, dinler tarihi, savaş sanatı tarihi, teknoloji tarihi, düşünce tarihi ve bilim tarihi ile beslenmiştir.
İkinci olarak, Osmanlı tarihinin bir değerlendirmesidir. Değerlendirmenin farklı yanı, Osmanlı tarihine, İstanbul’dan değil de, genellikle dışarıdan, iç ve dış çevresinden bakmış olmasıdır. Diğer bir özelliği ise, Avrupa ve Rusya toplumsal tarihi ile olabildiğince mukayeseli bir yöntem izlenmiş olmasıdır. Söz konusu mukayeseli yöntem yardımıyla görülecektir ki, Osmanlı devletinin gerileme nedeni olarak gösterilen neredeyse bütün olumsuzluklar, Rusya’nın yükselme devrinin ana özellikleridir. Üstelik Rusya, toplumsal alandaki geleneksel sorunlarının herhangi birine çözüm getirerek yükselişe geçmiş değildir. Rusya, zaman içerisinde ne kadar yükseldiyse, toplumsal sorunları da o ölçüde azmıştır. Özellikle Rusya tarihi ile ilgili bu gerçekler, Osmanlı’nın gerilemesini neden sonuç bağlamında yeniden gözden geçirmeyi gerektirecek kadar önemlidir.
Üçüncü olarak, bu çalışma, Türk dünyasının, Rusya gerçeğini de içine alan müşterek tarihi için atılmış ilk adımdır. İzlediği yöntem dolayısıyla da özgündür. Bilindiği gibi, hem Osmanlı devleti hem de Türkiye, siyasî ve askerî faaliyetlerini batı yönünde yoğunlaştırmış, doğusuna mecbur kalmadıkça enerji harcamamıştır. Yine bilindiği gibi, Türkiye’nin bugünkü İran sınırları üç yüz yıl önce çizilmiştir. Türkiye, iki binli yıllara, izleye geldiği geleneksel politikasının son derece eksik olduğunu kavramış olarak girmektedir. Bu gerçeğin, Türkiye’ nin yaşadığı yeni tecrübeler sayesinde ortaya çıktığını kabul etmekle birlikte, Türkiye’ye karşı düşmanca bir tutum izleyen ülkeler sayesinde acı bir biçimde kavrandığının da altını çizmeliyiz. Bir başka deyişle, Türkiye, dış politikasında “çok boyutluluğu” yeniden keşfetmeye ve aktif bir biçimde uygulamaya adeta mecbur edildi.
Dördüncü olarak, bu deneme, gelecekle ilgili sağlıklı değerlendirmeler yap-mamızı kolaylaştıracak bir arkeoloji çalışması niteliğindedir. Çünkü baştan sona, tarihin aldığı biçim üzerinde etkili olmuş bütün başat olguları, süreçler temelinde ele alarak 2000 yılına kadar getirmiştir. Hıristiyanlığın izlediği tarihî süreç, İslâm
inancının çeşitlenmesi sırasında izlenen süreç, Avrupalıların cehennemden cennete kaçmak isterken farkında olmadan bir yükseliş eğilimi yakalaması, en şiddetli Batı değeri olarak ırkçılığın izlediği süreç, zenginleşme anlayışındaki değişim süreci, Marksçıların Avrupa merkezli bir dünya kurulmasına yaptığı katkılar, dünyanın hâlihazır durumunun olabildiğince derinden kavranması için üzerinde özel olarak çalıştığımız konulardır

Elinizdeki kitap, dört konunun birlikte düşünülmesiyle ortaya çıkmıştır. Bi-rinci olarak, ikinci binyılın siyasî,     ekonomik, toplumsal ve kültürel bir değerlendirmesidir. Söz konusu değerlendirme, dinler tarihi, savaş sanatı tarihi, teknoloji tarihi, düşünce tarihi ve bilim tarihi ile beslenmiştir.     İkinci olarak, Osmanlı tarihinin bir değerlendirmesidir. Değerlendirmenin farklı yanı, Osmanlı tarihine, İstanbul’dan değil de, genellikle dışarıdan, iç ve dış çevresinden bakmış olmasıdır. Diğer bir özelliği ise, Avrupa ve Rusya toplumsal tarihi ile olabildiğince mukayeseli bir yöntem izlenmiş olmasıdır. Söz konusu mukayeseli yöntem yardımıyla görülecektir ki, Osmanlı devletinin gerileme nedeni olarak gösterilen neredeyse bütün olumsuzluklar, Rusya’nın yükselme devrinin ana özellikleridir. Üstelik Rusya, toplumsal alandaki geleneksel sorunlarının herhangi birine çözüm getirerek yükselişe geçmiş değildir. Rusya, zaman içerisinde ne kadar yükseldiyse, toplumsal sorunları da o ölçüde azmıştır. Özellikle Rusya tarihi ile ilgili bu gerçekler, Osmanlı’nın gerilemesini neden sonuç bağlamında yeniden gözden geçirmeyi gerektirecek kadar önemlidir.     Üçüncü olarak, bu çalışma, Türk dünyasının, Rusya gerçeğini de içine alan müşterek tarihi için atılmış ilk adımdır. İzlediği yöntem dolayısıyla da özgündür. Bilindiği gibi, hem Osmanlı devleti hem de Türkiye, siyasî ve askerî faaliyetlerini batı yönünde yoğunlaştırmış, doğusuna mecbur kalmadıkça enerji harcamamıştır. Yine bilindiği gibi, Türkiye’nin bugünkü İran sınırları üç yüz yıl önce çizilmiştir. Türkiye, iki binli yıllara, izleye geldiği geleneksel politikasının son derece eksik olduğunu kavramış olarak girmektedir. Bu gerçeğin, Türkiye’ nin yaşadığı yeni tecrübeler sayesinde ortaya çıktığını kabul etmekle birlikte, Türkiye’ye karşı düşmanca bir tutum izleyen ülkeler sayesinde acı bir biçimde kavrandığının da altını çizmeliyiz. Bir başka deyişle, Türkiye, dış politikasında “çok boyutluluğu” yeniden keşfetmeye ve aktif bir biçimde uygulamaya adeta mecbur edildi.     Dördüncü olarak, bu deneme, gelecekle ilgili sağlıklı değerlendirmeler yap-mamızı kolaylaştıracak bir arkeoloji çalışması niteliğindedir. Çünkü baştan sona, tarihin aldığı biçim üzerinde etkili olmuş bütün başat olguları, süreçler temelinde ele alarak 2000 yılına kadar getirmiştir. Hıristiyanlığın izlediği tarihî süreç, İslâminancının çeşitlenmesi sırasında izlenen süreç, Avrupalıların cehennemden cennete kaçmak isterken farkında olmadan bir yükseliş eğilimi yakalaması, en şiddetli Batı değeri olarak ırkçılığın izlediği süreç, zenginleşme anlayışındaki değişim süreci, Marksçıların Avrupa merkezli bir dünya kurulmasına yaptığı katkılar, dünyanın hâlihazır durumunun olabildiğince derinden kavranması için üzerinde özel olarak çalıştığımız konulardır

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları