İKİNCİ “HABUR” YAHUT İKİNCİ “DEMOKRATİKLEŞME”

“Demokratikleşme” açılımı, “Habur”da kesintiye uğramıştı. Aradan tam iki yıl geçtikten sonra, yola devam edileceğini Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’dan öğreniyoruz. Atalay şöyle diyor: “Habur’u şimdi de savunuyorum. Biz dağdaki insanı silahını bırakarak indirmek için en ileri adımlar attık. Dağdakilerin indirilmesi için o çalışmaları yine yapacağız” (19.12.2011) *** Habur’un ne olduğu malum. Anlaşma gereğince 19 Ekim 2009’da […]


“Demokratikleşme” açılımı, “Habur”da kesintiye uğramıştı. Aradan tam iki yıl geçtikten sonra, yola devam edileceğini Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’dan öğreniyoruz. Atalay şöyle diyor:

“Habur’u şimdi de savunuyorum. Biz dağdaki insanı silahını bırakarak indirmek için en ileri adımlar attık. Dağdakilerin indirilmesi için o çalışmaları yine yapacağız” (19.12.2011)

***

Habur’un ne olduğu malum. Anlaşma gereğince 19 Ekim 2009’da bir grup terörist Kandilden inmişti. Teröristleri Habur sınır kapısında, çok sayıda DTP’li bölücü coşkuyla, devlet erkânı ve oraya getirilen çadır mahkemesi muhabbetle karşılamış, hemen oracıkta yıldırım hızıyla bir de yargılama yapılıvermişti.

Kandil’deki bu manzarayı bir gün sonra televizyonda seyreden Başbakan Erdoğan, AKP Grup toplantısında;  “Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye’de bir şeyler oluyor, iyi, güzel şeyler oluyor. Gerek dağdakilere, gerek Mahmur kampında, gerek Avrupa’da olanlara, hepsine ülkelerine dönmelerini tavsiye ediyorum” şeklinde konuşmuştu. (20 Ekim 2009)

Aslında “tavsiye” edilenler, anlaşmanın şartlarındandı. Başbakan “umut” doluydu, bu duygusunu da TBMM çatısı altında söylüyordu. Ama başta şehit aileleri olmak üzere Türk Milleti adeta şok olmuştu. Kan beynine sıçramıştı. Evlatlarını katleden teröristler, zafer kazanmış kahramanlar gibi karşılanıyor, bayram yapılıyordu.

Bu küstahlık ne kadar gizlense, süslense de perde düşmüş, kel görünmüştü. Demokratikleşme oyununun çirkin yüzü kabak gibi ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine siyasi iktidarla, DTP ve bölücü teröristler arasında “provokasyon” tartışması çıkmış, anlaşmayı sen bozdun suçlamalarıyla proje askıya alınmıştı.

***

İşte şimdi proje askıdan indiriliyor, ikinci Habur başlıyor. Amacın  “Dağdaki ‘İNSANI’ silahını bırakıp indirmek” olarak özetleniyor. Bu iyi de, acaba karşılığında ne veriliyor da, PKK dağdan inecek? Bu açıkça söylenmiyor. Ama anlaşılması zor, özgürlük ambalajına sarılı bir şeyler geveleniyor.

Ambalajı açıp bakalım, içinde neler var görelim. Projenin koordinatörü Atalay diyor ki; “Kürt sorununun ‘güvenlik’ sorunu olmadığı düşüncesinden yola çıkarak, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda ağır, sert ve insan hakları ihlallerine neden olabilecek maddeler ayıklanacak.” (Sabah 7.12.2011)

Soralım, “Kürt sorunu” nedir? Her vatandaşın eşit olarak;  iş, aş, daha iyi eğitim, sağlık, güvenlik, adalet, refah vb.ni istemesine, “Kürt sorunu” denemez. Buna kökeni ne olursa olsun vatandaş sorunu denir. Grup kimliğine dayalı bir talep varsa ki öyledir, yani ayrı bir milletmiş gibi devlete ortaklık, özerklik ve ana dilde eğitim isteniyorsa, bu Türkiye’nin bölünmesi demektir. Buna bölücülük sorunu denir. PKK’da bunu istiyor. Terör de bundan çıkıyor. “Kürt sorunu” perdesiyle örtülen budur.

Eğer “güvenlik” sorunu sayılmayan buysa, kanunlar buna göre değiştirilecekse, PKK tatmin edilip dağdan indirecekse vay halimize. “Habur Açılımı” demek ki buymuş.

Yapılacakların bir de listesi var. 19.9.2010’da Başbakanlık, İçişleri ve MİT uzmanlarından oluşan komisyon 26 maddelik bir paket hazırlamıştı. (millidusunce.org ve iktidarmuhalefet.com) Bunlardan 9’unun gereği yapılmıştı. Şimdi, ilavelerle diğerlerine sıra gelmiş. Mesela:

  • TCK’nın 216. Md.de yer alan “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu kaldırılacak,
  • 12 Eylül darbesinden sonra Türk vatandaşlığından çıkanlar yeniden vatandaş yapılacak,
  • 1984’den sonra yurt dışına kaçıp vatandaşlığı yitiren Kürt kökenlilere yeniden vatandaşlık hakkı verilecek,
  • Mahmur Kampı boşaltılıp, 6-7 bin mülteci Türkiye’ye yerleştirilecek,
  • Merkezi yönetimin birçok yetkisi yerel yönetimlere devredilecek, TBMM’de bekleyen Yerel Yönetimler Reformu yeniden ele alınacak,
  • Dağdaki ve cezaevindeki mahkûmların azami düzeyde yararlanacağı ceza indirimlerine gidilecek,
  • Bütün eğitim kurumlarında, Kürt tarihi dersleri okutulacak,
  • İlköğretimde “Türk’üm Doğruyum, Çalışkanım” And’ı okutulmayacak

Hasılı yurt dışında, Avrupa’da, Barzani’de, Kandil’de, Mahmur’da, cezaevinde ne kadar bölücü terörist varsa, hepsi ülkede yığınak yapacak. Kürtçülük bilinci eğitim yoluyla devlet tarafından verilecek. Türk sözü anayasadan çıkarılıp, kimliksiz-sahipsiz egemenlik paylaşılacak.

Siz ne diyorsunuz?   
31 Aralık 2011

Yazar

Sadi Somuncuoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.