Konuşmadan şiddet nasıl olur?

İstanbul Sözleşmesi’nin temelini şiddetin önlenmesi, kadının korunması, şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi oluşturuyor. Bu ülkenin tüm kadınları için hayati olan bu sözleşmeden çekilmek de kabul edilemez. İstanbul Sözleşmesi, kadınların ortak mücadelelerinin ürünüdür.


Hayatımızın her alanında olan bir durumu yazarak başlamak istedim. Artık evde, iş yerinde, sokakta, okulda… Hemen her yerde psikolojik şiddete maruz kalıyoruz. Kimisi iş yerinde çalışanının üzerinde kurduğu baskıyla egosunu tatmin ediyor, kimisi de evde ailesinin üzerinde kurduğu baskıyla evde söz sahibinin sadece kendisi olduğunu ortaya koyarak… Devamında o kadar çok verebileceğim örnek var ki… Günümüzü anlatacak örneklerin bunlar olması ne kadar da kötü. Gönül ister ki güzel şeylerden konuşalım. Bu güzel şeyler olmuyor anlamına gelmiyor elbette. Ama yaşananlara ses çıkarmazsak devamı bir şekilde geliyor. Bizler de bu durumların bir nebze de olsa önüne geçebilmek için başlıyoruz yazmaya.  

Şiddet denildiğinde sahi aklınıza ilk gelen ne? Soruya cevap verirken sesli düşünün. Bir kişiye zarar vermek, dayak, cinayet, yaralama…Ve ardından ilk cevaplardan birini verdiniz işte. Ama bir de bu şiddetin yanı sıra günümüzde her alanda yer almış olan psikolojik şiddet var. 

Psikolojik şiddet denilince çoğumuz yanılıyoruz. Bu kavramı fizikî şiddet ile kıyaslayınca daha az oranda şiddet olaylarını kapsadığını sanıyoruz. Oysa psikolojik şiddet, mağdurun kendisinin bile farkına varmadan, en ağır yaraları iz bırakmadan açabiliyor. 

Psikolojik şiddet (psikolojik istismar, duygusal şiddet, ya da duygusal istismar olarak da bilinir), failin mağduru duygusal olarak sindirmek ve aşağılamak, ona yaptırım uygulamak veya cezalandırmak için toplumdan soyutlamak üzere baskı uyguladığı bir saldırganlık biçimi. Psikolojik şiddet; toplumun en önemli sosyal olgularından biridir. Temelinde daha çocuğun çocukluk çağında başlayan şiddeti öğrenme ve kanıksama süreci, birey olduğunda saygı ve sevgiyi içinde yeşertememesi yatar. Buna ahlâk kavramının yanlış ve eksik öğretimi ve eğitimsizlik de eklendiğinde potansiyel şiddet kaynağı doğuyor. Psikolojik şiddet; ahlâk ve toplumun değerlerini de yıpratan ve bunların aşınmasına yardım eden kötü bir araca böyle evriliyor. 

Konuşmadan şiddet nasıl olur? 

Psikolojik şiddet bazen konuşarak, bazen hiç konuşmadan olur. Konuşmadan şiddet nasıl olur derseniz, hem bunu yaşamış birisi olarak hem de gözlemlediğim durumlardan yola çıkarak anlatabilirim.  

Küçüklüğümden bu yana bulunduğum ortamlarda gözlem yapmayı ve sonrasında bunu analiz etmeyi, yaşadığım durumları yazmayı seven birisiydim. Hâlâ da buna devam ediyorum.  

Geçenlerde bir arkadaşımın çalıştığı işletmeye ziyarete gittim. O an bir iş telaşında oldukları için onlara mâni olmayacak bir masaya oturup beklemeye başladım. Beklerken bu yazımın yayımlanacağı internet sitesini dolaşarak vakit geçiriyordum. Bütün çalışanların telaşında bir tedirginlik hissediliyordu. Üzgün bir şekilde masamın yanından geçen bir personel dikkatimi çekti. Kafamı kaldırıp etrafıma baktığımda, yanımdaki diğer iki personeli gördüm. Konuşmalarını duyuyordum. Öyle bir dalmışlardı ki benim onları duyacak kadar yakında olduğumu fark etmemişlerdi bile… Birbirlerine dert yanıyorlardı. Öyle samimi bir konuşmaydı ki, çok az da olsa kulak misafiri oldum. Yaşanan bir yöneticinin üzerlerinde uyguladığı baskı ve bunun beraberinde gelen gözyaşıydı. Anlaşılan, işini yapmaya çalışırlarken üzerlerinde egosunu tatmin etmeye çalışan bir kişinin psikolojik şiddetine maruz kalmışlardı. 

Ben de bu duruma şahit oldum. Nasıl mı? İşletmeye gelen bir kişi kapıdan girdiği an tüm ekibin yüzü düştü ve ortamı saran gerilim öyle bir hissediliyordu ki. Anladığınız üzere gelen kişi yöneticiydi. Daha kapıdan adımını atar atmaz bir bakışıyla hissedilen baskıya ne demeli… Burada anlatmak istediğim konuşmadan şiddet nasıl olur ve bu şiddet eylem hâli sona erdiğinde bile kendiliğinden nasıl uygulanmaya devam edebilir sorusuna bir cevaptı. Yaşanılan bu durum elbette böyle devam etmez, etmiyor da… 

Gündemden de düşmeyen başka bir psikolojik baskıya bakalım. 

Duygusal şiddete maruz kalan kadın nasıldır? 

Başarılı bir ilişkinin yolu eşini duygusal olarak desteklemekten geçer” sözü yaygındır. Toplumda kendini feda eden ve destekleyici olan kadın, ”iyi eştir” diye tanımlanır. Peki, duygusal şiddete maruz kalan kadın nasıldır? Duygusal şiddete uğrayan kadının vücudunda morluk yoktur. Çalışması sorun olur ya da çalışmasına izin verilmez, sürekli aşağılanır, yaptığı veya yapmadığı şeyler eleştirilir. Sokağa çıkmasından hangi kıyafeti giyeceğine, kiminle görüşüp ne kadar para harcayabileceğine kadar her alanda, kendisini üstün ve hâkim gören ve bunu hissettiren şiddet failinden izin almaya mecbur bırakılır.  Çoğunlukla hayatı eşi tarafından yönetiliyordur. Anlayacağınız duygusal şiddetin gözle görülür etkileri yoktur, ancak verdiği ruhsal zarar fazladır. Kadının ruhu örselenir.  

Bunu bir şekilde anlatmaya çalışan ve mesaj veren diziler var.  Televizyonlarda birçok program var ve günümüzdeki yaşanılan olaylara yer vererek bir şekilde önüne geçmeye ve ses olmaya çalışılıyor. Öyle bir yerden yakalıyorlar ki hayatı…  

Günümüzde kadına yönelik şiddetin önüne geçebilmek için susmuyoruz susmayacağız. 

Erkek ve kadının durumlar karşısında farkları 

Dışarıdan baktığımızda erkek ve kadının duygular, davranışlar veya olaylar karşısında farklarını okuyamıyoruz. Örneğin, kıskançlık. Bizim kültürümüzde kıskançlık bir ilişki normu. “Kıskanmıyorsa sevmiyordur” sözü tanıdık geldi mi? Kadınların kıskançlık sebebiyle erkeğin çevresiyle ilişkilerini takip etmesi, sınırlaması, yönlendirmesi tabii ki psikolojik şiddet ve erkeklerin psikolojik olarak bundan etkilendiğini de biliyoruz. Fark, psikolojik şiddetin toplumsal düzende kadın-erkek eşitsizliklerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor. Kadın psikolojik şiddet uyguladığında hem kendi çevresi hem de erkeğin çevresi tarafından eleştiriliyor. Erkek psikolojik şiddet uyguladığında ise hem kadının çevresindeki hem de kendi çevresi tarafından onaylanıyor. Bu durumda kadın ve erkeğin içinde bulunduğu psikolojik şiddet aynı psikososyal süreçleri tetiklemiyor.  

Psikolojik şiddet olaylar zincirinin ilk halkası. Bu zinciri ilk halkasından koparmalıyız. Toplum değişir, gelişir. Akışı değiştirmek için tutarlı, güçlü ve birlik içinde planların devreye girmesi gerekiyor. Yasalar uygulansın ama bu şiddeti gerçekten nasıl bitireceğiz? Fizikî şiddet noktasına gelinmeden psikolojik şiddetin önüne geçilmeli. Hadi şimdi sende hayatının alanına yayılan zincirin ilk halkasına müdahale et. 

Yazının bitişiydi… 

19.03.2021 günü saat 21.00 da yazdığım yazım son hâlini almış ve bitmişti. Düzenlemeler yaparak siteye yükleyecektim. Ama gecenin bir saatinde yayımlanan bir kararname üzerine, ekleme yapmasam olmayacaktı. Artık şaşırmaktan ziyade yerimizde saydığımızı görmek ve atılan adımın büyük bir saygısızlık ifade ettiğini söylemeden geçemeyeceğim. Alınan karar bir canı temsil ediyor. Binlerce diyemiyorum farkında mısınız? Bir can zaten kaç cana bedel…  

İstanbul Sözleşmesi’nin temelini şiddetin önlenmesi, kadının korunması, şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi oluşturuyor. Bütün haklar bir mücadeleyle kazanıldı. İnsan hakları, oy kullanma, eğitim, barınma hakkı… Kadınlar için hâlâ kazanılacak haklar var. Bu ülkenin tüm kadınları için hayati olan bu sözleşmeden çekilmek de kabul edilemez.  

İstanbul Sözleşmesi, kadınların ortak mücadelelerinin ürünüdür.

Kadın toplumdaki adındır, yaşamalıdır. 

 

 

 

 

  

 

Yazar

Özge Yıldız

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.