Magazin Sevdası

Gazete farklı bir şeydir. Gazete kamuoyu oluşturur, kamuya bir şuur kazandırır, kamuyu aydınlatır, şekillendirir. Bu nasıl bir şuurlanma, aydınlanma, şekillenmedir? Bu bana bir çeşit uyutma, uyuşturma, oyalama, sersemletme gibi geliyor.


Yıllar önce Kızılderili Hikmetleri kitabım yeni basıldığı sıralarda, Sabah gazetesinden bir kadın muhabir aradı. Kitabımdan lâf açarak röportaj yapmak istediğini söyleyip “Eşiniz Kızılderili imiş galiba?” dedi. Afalladım. “Hayır…” dedim, “Kızılderili değil!

 “Bir Kızılderili ile evli değil misiniz yani?”

“Hayır, nerden çıkardınız bunu?”

“Peki o zaman…” deyip iyi günler dileyip telefonu kapattı muhabir hanım. Tabiî nereden çıkardığını telefonu kapattıktan hemen sonra anladım. Kızılderili Hikmetleri kitabımın başına bir ithaf koymuştum: Büyük oğlum Uzun Kirpik’e… İçimden öyle gelmişti. (Kirpikleri uzundur gerçekten!) Bu “Kızılderili adlandırmasını” görünce muhabir hanım, “Hah!” dedi, “bu kadın bir Kızılderili ile evli! Bir Oturan Boğa yahut Boz Karga.” Öyle olmadığını öğrenince hayal kırıklığına uğradı!

Eşim Apaçilerden, Çerokilerden değil de, Trabzonlulardan olunca artık konuşmaya, röportaja gerek yoktu! Kızılderili hikmetleri üzerine bir araştırma yapmış olmak, bir Kızılderili ile evli olmak kadar ilgisini çekmedi. Demekki okuyucu açısından da Kızılderili ile evli olmak daha cazip bir durumdu, neme lâzım hikmetler filan…

Bu tavır genel havamız dersem haksızlık etmiş olmayacağım. Magazini seviyoruz.

Magazin aslında “dergi” demek.

Daha da aslında “ambar, gemi ambarı, depo” demek. Fakat bilhassa “mühimmat deposu, cephanelik” demek. “Mağaza” kelimesi de buradan türetilmiş

Çok eski bir kelime. Kökü Yunanca’ya gidiyor. “Magazin” şeklinde ve ambar anlamında eski Venedik dilinde var. İtalyanca’da “Magazzino.” Fransızca’da “magazine.” Arapça’daki “mahzen” de aynı köktendir, çokluk şekli, mehâzin. Hepsi aynı anlamda.

Dergi anlamında ilk defa Londra’da 1731 yılında Gentleman’s Magazine ismiyle yayınlanmaya başlayan aylık yayında görülüyor. Ancak bugün bizdeki mânâsında “magazin” değil bu. Ekonomi, politika, ticaret, tarih, şiir, kitap tahlilleri, sosyal haberler ihtiva eden ciddî bir dergi. Zaten magazin kelimesinin seçilme sebebi “Bilgi ambarı” olduğu içinmiş! Fotoğraf derseniz, o asırda zaten  fotoğraf yok. Bazı çizimler yer alıyor, o kadar.

Bugün magazin kelimesi bizde esas anlamından, “dergi” anlamından o kadar uzaklaştı ki, hatta “magazin dergisi” bile diyoruz. Ekonomi dergisi, edebiyat dergisi, magazin dergisi….

Bir de “mecmua” kelimemiz vardır, unutmayalım. “Dergi” yerine. Cem edilmiş, toplanmış şey….

İngilizce’de bugün iki anlamda kullanılıyor: Cephanelik (ayrıca silahlarda “şarjör” mânâsı da var) ve dergi. Sadece dergi. Dergi için başka kelime yok ve en ciddî derginin de adı: Magazin.

Türk Dil Kurumu’nun tarifine göre Türkçe’de: “Genellikle sanat, eğlence ve spor dünyasından tanınmış kişilerle ilgili haber ve yorumlarla dolu, bol resimli yayın.”

Bir başka tarifimiz: Bol fotoğraflı, az ve pek sathî yazılı mecmuaların tarzı. Ünlü kişilere ilişkin dedikodu haberi.

Bir başka tarifimiz: Az yazılı, bol resimli ve kalabalığı ilgilendiren çeşitli konulardan, genellikle halkın hoşlanacağı hafif şeylerden söz eden dergi.

“Magazin”in bizdeki mânâları bu!

İngilizce’de her türlü dergi için sadece “magazine” kelimesi var dedim; bizdeki anlamıyla “magazin haberleri” veren bol fotoğraflı dergilere ise “tabloid magazin” yahut “tabloid newspaper” deniyor. Ciddî ile gayri ciddî birbirinden ayrılmış. Kim hangisini okumak isterse onu alıyor. Biz ikisini birleştirip okuyucuya sunmuşuz. Bir taşla iki kuş! 1980’li yıllardan beri böyle. Çocukluğumda, ilk gençliğimde her sabah sıcak ekmeğe sarılı gelip mutfak masasına konan Tercüman gazetesini büyüklerimizin de, küçüklerimizin de yanında çarşaf gibi açarak rahatça okurduk. Şimdiki gazeteleri öyle uluorta açamıyorsunuz!

Rahmetli Nejat Muallimoğlu 1990’lı yıllarda New York’ta yaşarken, Türkiye’de gelen gazeteleri kapının önüne geri dönüşüm için koyacağında, Amerikan gazetelerinin arasına sakladığını söylerdi. Komşuları görüp de “Bu adam pornografik dergi okuyor” diye düşünüp kınamasınlar diye. Amerika’da açık saçık, müstehcenlik sınırlarında neşriyat yok mu? Elbette var! Bol miktarda! Ama “gazete” adı altında değil! Mesele bu: Her eve giren, her yemek masası üzerine konan, “gazete”nin keyfiyeti.

O zaman matbu gazetelerle haşır neşirdik, şimdi internete taşındılar. Muhtevaları değişmedi.

İki çeşit magazine yükleniyor muhabirlerimiz: Eğlence, sanat, spor, “ünlüler” dünyasının dedikoduları ve korku saçan olaylar.

Bol fotoğraf, az yazı!

Resimler arasında yazı bulmaya çalışıyoruz

“Ünlüler” dünyasının dedikoduları, pespâye fotoğraflar eşliğinde ipe sapa gelmez haberler. Kim kiminle evlendi, kim boşandı, kim aldattı, kim yakalandı, kim tekrar barıştı, kim kiminle çıkıyor… Filancaya doğum günü hediyesi, falanca ile filanca pişti oldu. Birinin kaynanası, ötekinin baldızı. Selülitlerini Saklayamadı…Frikik Verdi… Aşkını İlân etti… Aşk Tazelediler… Zil Zurna Âşık… Filancanın Yasak Aşkı… Sıfır Makyaj bilmemkim… Yürü bee Afrodit… İnanmayana French Kiss Vereyim… (Bazı başlıkları burada yazamayacağım). Bütün bunlar “gazete”nin ilk sayfasında! Sürmanşette! Mebzul miktarda -pek giyinik olmayan!- kadın fotoğrafları ile birlikte.

Korku olayları bahsinde, muhabirler polisiye vak’aları bile magazin havasına sokuyor.

Başlıkları atan muhabirlerin sadist olduğunu düşünüyor insan. Gaye okuyucuyu titretmek, ürpertmek: Kan Donduran Görüntü… Kanınız Donacak… Korkunç Gece… Rezidansta Dehşet… Feci Şekilde Can Verdiler… Karavanda Kabus… Korkunç Detaylar… Korkunç İddia… Şok İfadeler… Dehşeti Yaşattı… Adeta Korku Filmi… Kahreden Konuşma… Yamyam Alarmı… Çıldırttı… Yürek Yaktı…

Her Allah’ın günü böyle.

Birkaç düzine kelimeyle döndürülüp duran haberler.

Gazete yönetimlerinin hayli sorumsuz davrandığını düşünüyorum. “Gazete” denen şeye yakışmayacak kadar basit, bayağı, ucuz, müptezel fotoğraf ve haberlerle, ya da vahşet, dehşet çağrıştıran başlıklarla sayfa doldurmak meslek ahlâkına sığmaz. (İstisnalar var). Gazete okumak isteyen, filancanın bacağındaki selülitlerin son durumunu yahut hangi “fenomen” kızkardeşlerin elbiselerini ortaklaşa giydiğini, ya da dün gece kimin kiminle yanak yanağa yakalandığını merak etmiyor.

Yoksa ediyor mu? Bu yönde bir “gelişme” gösterdik de ben mi geride kaldım?

Bu çeşit yayınlara yasak getirilsin demiyorum; elbette onlar da olsun, olmalı, ama “gazete” adı altında değil! Magazin ile gazete birbirinden ayrı olmalıdır. Kim hangisini istiyorsa onu okumalıdır. “Gazete” okumak isteyenin hakkını ihlâl etmeyin! Gazete farklı bir şeydir. Gazete kamuoyu oluşturur, kamuya bir şuur kazandırır, kamuyu aydınlatır, şekillendirir. Bu nasıl bir şuurlanma, aydınlanma, şekillenmedir? Bu bana bir çeşit uyutma, uyuşturma, oyalama, sersemletme gibi geliyor.

Artık internet herşeyi elinizin altına getirdi. ABD’nin ana akım medyasından -abone olmadan açabileceğiniz- New York Times, Washington Post, Wall Street Journal, hatta bizdeki anlamıyla “magazin”in cirit attığı Hollywood’un karargâhı olan Los Angeles’te çıkan Los Angeles Times gibi gazetelere, ilk sayfalarına bir göz atın. Okuyup anlamanız gerekmez. Sadece bakın! Sonra bizim ana akım medyadan -hem de devlet bankası kredisini arkasına alarak halka hizmet vermek için yola çıkmış medyadan- birini açın! Aradaki farkı görün.

Bizim gazetelerimizin rengârenkliğinden sonra ötekiler gözünüze hayli sönük görünecektir.

Magazini seviyoruz.

Bol fotoğraf, az yazı.

Ünlülerin, “fenomenlerin” dedikodularıyla gevşeyeceğiz, ardından dehşet, vahşet olaylarıyla gerileceğiz. Bir gevşeyeceğiz, bir gerileceğiz. Bu acaba millî bir karakterimiz mi?

Ne de olsa biz, kına gecelerinde gelini önce “Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler” ile ağlatıp, ardından “Erik dalı gevrektir” ile oynatan insanlarız.

Ayşe Göktürk Tunceroğlu
Yazar

Ayşe Göktürk Tunceroğlu

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.