Malatya’ya deniz getirmek

Son yıllarda sevindirici(!) bir “çare enflasyonu” ile karşı karşıyayız. Enflasyonun da böylesi makbuldür dediğinizi duyar gibiyim. Ancak ne çare… Ne siz sorun ne biz söyleyelim! İdarecilerimiz her sorunumuza, akıllara hiç gelmeyen çözümler bulmakta uzman.


Son yıllarda sevindirici(!) bir “çare enflasyonu” ile karşı karşıyayız. Enflasyonun da böylesi makbuldür dediğinizi duyar gibiyim. Ancak ne çare… Ne siz sorun ne biz söyleyelim! İdarecilerimiz her sorunumuza, akıllara hiç gelmeyen çözümler bulmakta uzman.

Meramımızı bir örnekle somutlaştırmak mümkün. Türk devlet geleneği, yıllar süren millî deneyimlerin neticesinde şekillenmişti. Tarihin belirli devirlerinde irade tek kişide bulunsa dahi irade sahibinin, hükümdarın, çevresindekiler ile istişare etmeden karar buyurması hoş karşılanmazdı. Dahası var. Deneyimler sonucunda benzer sistemsel sorunları tekrardan yaşamamak için uygulanan çeşitli prosedürler vardır ve hiçbiri keyfî eklenmemiştir. Hepsinin dayandığı bir neden vardır.  Ne yazık ki “Türk tipi başkanlık sistemi” adıyla milletimize “çarelerin en yücesi” şeklinde tanıtılan bu sistem, bütün devlet geleneğimizi ve tecrübelerimizi çöpe attı. Yetkinin toptan birine verildiği ve kararları uygulama mekanizmalarının, kararların alınma aşamasında dikkate alınmadığı bir sistem geldi. Birileri binlerce yıllık birikimleri fazlalık gördü, çöpe atmayı uygun buldu. Bu kişiler asla “Yahu, bizden önce gelenler neden bunları muhafaza etmişler?”  demedi, üzerine düşünmedi. O günden bugüne kadar ne hâle geldiğimiz malumunuzdur. *

Eskilerin aklına gelmeyen(!) atılımları yapmayı pek sevenler, aynı hatayı birçok konuda yaptı.

Şimdilerde gençler, yurt sorunu ile karşı karşıya. Bu hususa “Politik ağızbirliğinin pençesinde Türk gençliğinin eğitim çilesi” adlı yazımın sonunda değinmiştim. Bizzat kendi çevremden ve kendimden, yurt problemini gözlemleyebiliyorum. Ekonomi bu durumdayken, kiralar geçen yılları katlayan rakamlara ulaşmışken yurtlara bu denli yığılınması da şaşırtmıyor. Ancak, can alıcı nokta, saydıklarımızdan hiçbiri değil. Eskilerin aklına gelmeyen, dâhiyane fikirlerden(!) birinin olumsuz sonuçlarıyla mücadele ediyoruz.

Kontenjanları artırmak nasıl aklımıza gelmemiş?

Her yıl, üniversite kontenjanları artırılıyor. 10 yıl içerisinde, her yıl üçer kişilik kontenjan artırmak suretiyle 70 kişilik bölümün kontenjanı 100’e fırlıyor. Bu parlak fikir, 15 bölümü bulunan bir üniversite için yapıldığında 10 yıl sonunda 450 öğrenci artışına sebep oluyor. Çare mucitleri, memleketteki üniversiteli sayısını bu şekilde artırmaya çalışıyor. Canları sıkılınca barajla falan da oynuyorlar.

Memleketinden kalkıp okumak için uzaklara gelmiş bir Türk genci olarak ben de bu yurt sorunu ile karşılaştım. İlgili idarecilerle bu sorunu görüştüğümde yetersizliğin sebeplerini sıraladılar. “Yahu, siz sebep belirtme değil çözüm üretme makamısınız. Çare mucidi ağababalarınıza şunların çaresini de sorsanız ya!” diye haykırmaktan kendimi güçlükle alıkoydum.

Temel sorun, kendini sebep belirtme makamı belleyenlerin bizi geçiştirmek için sıraladıkları sebeplerden biri de değildi. Onu bile düzgün belirleyemiyorlar.

Mesele şudur: Eğer öğrenci sayısı artıyorsa aynı nispette yurt yatak sayıları da artmalıdır. Bu denli basit bir doğru orantıdan bihaber ilgililere, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nden bahsetmek zorunda kaldık. “Okumamız için önce barınabilmemiz falan icap ediyor Sayın Beyefendi.” gibi temel hususları, ilgililere anlatmak zorunda kaldık.

Kapasiteler göz ardı edilerek kontenjan artırılmaz.

Her üniversitenin, arazi büyüklüğüne göre kaldırabileceği öğrenci kapasitesi bellidir. Kampüse yapılabilecek yurt sayısı ve konaklayabilecek azami öğrenci sayısı da belirlenir. Uzun vadeli planlamalarla, tabiî ki bir de istenirse, hâllolmayacak bir sorun değildir. Eski yöneticilerimiz, kampüslerin sınırlı kapasitelerinin bilincinde olduklarından, kontrolsüzce kontenjan artırmak gibi parlak(!) bir fikre sarılmamıştır. Ancak niteliğe değil niceliğe ehemmiyet verenler için üniversitedeki öğrenci adedi her şeyden önemli. Bu öğrenciler ne yer, ne içer, nasıl barınır, sorunları nelerdir gibi soruları düşünmeyenlerin, yurt kapasitelerini göz ardı edip kontenjanlara yüklenmelerini şaşırtıcı bulmuyoruz. Hem ne güzel, herkes üniversite mezunu olsun işte, size de yaranılmıyor(!)

Her ilimize bir üniversite açmak, kontenjanları üniversitenin kaldırabileceği kapasitenin üzerine çıkarmak gibi uygulamalarla öğrenci sayısını artırmayı hedefleyenler, bugün öğrencileri mağdur edenlerdir. Dileğimiz, anlatıldığı üzere bütün sorunların en kısa sürede çözülmesinden başka bir şey değil. Ancak, bu anlayışın sürmesi hâlinde daha kasvetli günler de göreceğiz.

Yeri gelmişken İnternette görüp pek güldüğüm, bizim çare mucitlerinin dâhice fikirlerini andıran, ironik bir çözüm önerisi aktarayım. Elçiye zeval olmaz.

“Bütün şehirleri Malatya yapalım, böylece Malatya’ya deniz gelmiş olur.”

Herkesi üniversiteli yapmaya çalışmak buna benziyor sanırım. Malatyalı siyasilere de yazıklar olsun, nasıl akıllarına gelmemiş (!)

Sonunda ironi diye belirtmek lazım, seçim de yaklaşıyor. Ciddiye alırlar maazallah…

*Bu konuda etraflıca bilgi edinmek isteyenler için değerli ağabeyim Hakan Paksoy’un Türkiye’nin Rotası kitabını şiddetle öneririm.

 

 

 

Yazar

Altan Tekgül

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar