Mavi Vatan tehlikede

Mavi vatanımızın güzide parçası Marmara can çekişiyor. Her gün gelen görüntüler, uzman isimlerin yaptığı açıklamalar, ekmeğini denizden kazanan balıkçıların feryatları can yakıyor. Sorun neden kaynaklandı? Çözüm ne?


 

Mavi vatanımız diye anılan Denizlerimiz jeopolitik öneme sahip. Bu yönüyle denizlerimizdeki hakimiyetimizin korunması  mevcudiyetimiz için hayati derecede önemli. Peki ya mavi vatanımızı oluşturan denizlerimizin mevcudiyeti?

Mavi vatanımızın güzide parçası Marmara can çekişiyor. Her gün gelen görüntüler, uzman isimlerin yaptığı açıklamalar, ekmeğini denizden kazanan balıkçıların feryatları can yakıyor. Ne oldu da mavi vatan Marmara ölüm eşiğine geldi? Aslında bu noktaya bir anda gelinmedi.

Yıllar boyunca atıksular, atıklar bırakıldı engin maviliklerine. İçten içe hastalanmaya başlasa da uzun müddet pırıl pırıl mavi deniz renk vermedi. Bu yüzden dayanma sınırlarının nereye kadar olduğunu bir nebze bile düşünmeden devam ettik denizleri doldurmaya. Denizin dibini boylayan atıklarımız, deniz suyuyla bir noktaya kadar seyrelebilen atıksularımız bir zaman sonra denizlerin kapasitelerini zorlamaya başladı. Biz deniz kenarında, esintiye karşı manzaranın tadını çıkarırken, o acı içinde kıvranıyordu. En erken denizin çocukları; balıkçılar fark etti durumu. Ekmek teknelerini yüzdürdükleri denizler hastaydı. Balık çeşitleri azalmış, ağları sümüksü bir yapıyla dolmaya başlamıştı. Feryat ettiler, fakat manzara bozulup da hastalık gözle görünür hale gelene dek ülkenin çalkantılı gündemine bir türlü giremediler.

Müsilaj ya da deniz salyası

Marmara Denizi’nin başındaki belanın adı müsilaj, balıkçılar buna deniz salyası diyor. Son zamanlarda en çok duyduğumuz kelime olan müsilaj ne demek ve neden kaynaklanıyor?

Bandırma Onyedi eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı şu şekilde açıklıyor: “Denizdeki biyolojik üretimin başlangıcını, ilk basamağını teşkil eden fitoplankton dediğimiz mikro alglerin, yani mikroskobik bitkiciklerin aşırı çoğalması sonucu, ortamda vuku bulan bazı şartlara tepki olarak bıraktıkları salgıya müsilaj diyoruz. Biz akademik dilden birazcık uzaklaşıp hepimizin anlayacağı bir dille şöyle söyleyebiliriz: Denizimiz hasta. Hastalığın belirtisi ise yüksek ateş ve kusma.

Prof. Dr. Mustafa Sarı katıldığı bir televizyon programında müsilaj sorununun Kasım ayında başladığını söyledi. Ocak ayında yoğunlaşan müsilajın Marmara’da balıkçılık faaliyetini bitirdiğini söyleyen Sarı, dipteki kirliliğin yüzeydekinden çok daha fazla olduğunu belirtti.

Ölçüm cihazının tabakadan denize ulaşamaması yüzeydeki durumu, dalgıçların görüntülediği manzara ise dipteki durumu gözler öne seriyor. Mustafa Sarı durumun buz dağının sadece görünen yüzü olduğunu, dipte deniz yaşamının can çekiştiğini belirtiyor.

Müsilaj sorunu neden kaynaklandı?

Uzmanlar bu sorunun 3 temel sebebinin olduğunu söylüyorlar:

  1. Deniz kirliliği
  2. Deniz suyu sıcaklığının normalin çok üstünde olması
  3. Denizdeki durağanlık.

Birçok uzman sorunun kök sebebinin aşırı kirlilik olduğunu düşünüyor. Marmara denizine yıllardır bırakılan evsel ve endüstriyel atıksular, yüzeysel sularla denizlere taşınan atıklar, bilinçli ya da bilinçsiz, denize bırakılan atıklar bu kirliliğin ana sebeplerinden. Bu olayda da görülebileceği gibi sebepler birbirine bağlı gelişiyor. Kirlilik arttıkça sudaki yaşam için gerekli olan çözünmüş oksijen azalıyor, yaşamın devam edebileceği ortam sıcaklığı gitgide artıyor. Var olan ekosistem bu tahribatın etkisiyle bozuluyor, yerini zararlı mikroorganizmalar alıyor. Denizin dibinde başlayan kirlilik, yüzeye vurduğunda sorunun boyutunun büyüklüğü daha net anlaşılıyor. Kirlilik sonucu oluşan ve yüzeyi kaplayan bu sümüksü yapı güneş ışığını tutuyor, bu da sıcaklığın artmasına sebep oluyor. Aynı zamanda yüzeyde bulunan balık yumurtalarını kaplayarak, yok olmalarına sebep oluyor.

Konu ile ilgili en çarpıcı yorum, Marmara Denizi’nin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi Projesi’nin (MAREM) Başkanı Hidrobiyolog Levent Artüz’den geldi: “Bu münferit bir olay değil, bir zincir, bir sonuç. Marmara 1989’da öldü. Gördüğümüz, bir cesedin çürümesidir. Denizdeki tür çeşitliliği vahim bir darbe yedi, içi boşaldı, türler arasındaki rekabet ortadan kalktı. Sorun kirlenmeden ötürü tür çeşitliliğinin azalması ve kirliliğe dayanabilen türlerin fert adetlerindeki patlamadır.”

Sorunun çözümü ne?

Prof. Dr. Alper Doğan da Marmara’daki soruna temel oluşturan kirlilik kaynaklarının engellenmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor:  “Atıkların arıtılmadan denize bırakılmasının önüne geçilmeli. Aslında sorun sadece Marmara Denizi’nde değil, birçok iç su kaynağımızda da sorunlar yaşanıyor. Türkiye’de çevre problemlerinin önüne geçilmesi için denetimlerin arttırılıp cezaların kesinlikle caydırıcı olması gerekir. Sucul ortamda, Marmara’daki müsilaj örneğinde olduğu gibi, yoğun organik madde, belirli bir bölgede birikip bozulmaya başladığı zaman, bozulmaya neden olan bakteriler, sudaki oksijeni tamamen bitirip, ortamın anoksik hale yani tamamen oksijensiz hale dönüşmesine neden olabiliyorlar. Bu da o bölgedeki yaşamı tamamen bitirebiliyor.”

Çevre TV’ye konuşan Çevre ve Deniz Bilimci Doç. Dr. Çolpan Polat Beken de son durumun beklenen bir olay olduğunu, yıllardır üzerinde araştırma yaptıklarını söylüyor. Beken  Marmara Denizi’nin kapalı deniz özelliğinde olmasının kirliliği daha fazla tolere edememesine yol açtığını da ekliyor. Bu yönden Marmara’yı şanssız bir deniz olarak nitelendiriyor. Beken çözümün denize artık hiçbir suretle atık bırakılmaması, derin deniz deşarjı ve denizi besleyen nehirlere, derelere arıtılmış su deşarj kriterlerinin zorlaştırılması gerektiğini savunuyor. Bu konuda yerel yönetimlere ve denetim mekanizmalarına önemli bir görev düştüğünü belirtiyor.

Çevrecilik anlayışı ve çevreci bakış açısı

Çevrecilik anlayışının, çevreci bakış açısının ülkemize çok geç geldiği aşikar. Bugün yaşanan tüm sorunlar, geçmişten gelen yanlış uygulamaların ya da mevzuatın uygulanmamasının sonucu. Marmara bölgesinin hızla artan nüfusu ve bölgede sanayinin hızlı artışı Marmara Denizi’nin kirlilik yükünün artmasındaki kök sebeplerden biri şüphesiz. Altyapı ve arıtma tesislerinin yetersizliği, deniz dibine yapılan derin deniz deşarjları denizleri bu hale getirdi. Sadece evsel nitelikli kirlilik yükleri değil, sanayi kaynaklı birçok kirletici de eklenince deniz ekosistemi tahrip olmaya başladı. Ekosistemde belirli bir dengede hayatını sürdüren birçok canlı yapı var. Bu dengeli yapıdan herhangi biri bozulmaya başladığında süreç içerisinde ekosistemin tüm parçaları bu bozulmadan etkileniyor. Projeler günün gerçeklerine uymuyorsa, yönetmelikler bugünün şartlarına göre güncellenmemişse, bir de denetim mekanizması iyi işlemiyorsa bu gibi felaketler kaçınılmaz görünüyor.

Felaketler yaşanmadan harekete geçmek

İnsanoğlu bir olayı anlamak için illa ki somut bir gösterge bekliyor. O yüzden araştıran, bilimle çözüm arayan uzman görüşleri çok da dikkate alınmıyor. Yani hiçbir zaman felaket olmadan ne insanlar ne de kurumlar harekete geçmiyor. Felaketler olduğu zaman da uzman görüşleri aranıyor, bilim insanlarının elinde sihirli değnek varmış da dokunsa olayı çözecekmiş gibi davranılıyor. Öyle ki Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın belirttiğine göre müsilajın yüzeyde görülmeye başlaması Kasım ayına denk geliyor. Mustafa Sarı o zamandan bu yana seslerini duyurmak için çok çabaladıklarını söylüyor. Tıpkı Elazığ depremini önceden tahmin ettiğinde falcı muamelesi yaptığımız Prof. Dr. Naci Görür Hoca’nın dediği gibi. Deprem, sel ya da bugün Marmara’nın başına gelen felaket. Her olayda benzer şeyler yaşanıyor. Kasım ayından bu yana geçen 6 ayda öngörülebilir bir olay için yeterli önlem alınmamış, şimdi ise acil eylem planlarının  hazırlanacağından bahsediliyor. Acil eylem planının hazırlanması için biraz geç kalınmadı mı? Acil eylem planları felaketler yaşanmadan, felaket olması durumunda hızlıca harekete geçebilmek için hazırlanmaz mı?

Bilimin ışığı 

Çevre ve şehircilik bakanı Murat Kurum yaptığı açıklamada Marmara Belediyeleri, Bilim insanları, Bakanlık ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte  ortak akılla soruna bir çözüm arandığını belirtti. Dilediğimiz geç kalınmış olsa da bu ortak aklın çözüm için etkili bir adım atabilmesi.

Bilimin ışığı bizim için rehber olmalı. Bundan sonra yapılacak projelerde bilimsel ve teknik  çalışmalar dikkatle incelenmeli ve bilim insanlarının önerileri mutlaka dinlenmelidir. Aksi halde Giresun Dereli’de geçen yıl yaşanan sel felaketi, depremler sonrasında yaşadığımız yıkımlar, akarsu ve denizlerdeki kirlilikler, atıkların yarattığı kirlilik gibi önlenebilir felaketlerle karşı karşıya kalacağız.

Unutmayalım doğa bizden güçlüdür. Ona karşı işlediğimiz her suç elbet bize misli ile geri dönecektir.

Bilimin ışığı yolumuzdan eksik olmasın.

 

Yazar

Şadiye Okur

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.