Menzil

Bakınız, siyaset bağlamında dinden bahsedildiği anda mezhepçilik de başlıyor. Çoğunluk da olsa, azınlık da.


Yok, o Menzil değil. Bu küçük harfle menzil.

Geçen yazımda Ak Parti iktidarının söylemlerindeki değişimlere dikkat çekmek istedim. Dayanağım, kaynağım, dostum Hakan Paksoy’un, Türkiye’nin Rotası kitabıydı. Ak Parti iktidarının serencamını, öncesini ve özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle gelen sonrasını, bir vakanüvis gibi kayda geçirdiği kitabı… Değişenler neydi? Bir yanda HDP ve PKK’ye yönelik ifadeler, “çağrı”lar. Diğer yanda da FETÖ için söylenenler. Ak Partililerin bugün hatırlamak istemedikleri, “Ne istediler de vermedik?”den, “Menzilimiz birdi!”ye kadar. Bu yazıda sadece ikincisini, bir olan menzili ele alacağım. Egemenliğe ortak gelmesi, millî devletin sonlandırılması ayrı konu.

Öyle anlaşılıyor ki iktidarın, iki hainliğin, bölücülerin ve FETÖ’nün felsefesiyle bir sıkıntısı yok. Sıkıntı, biat etmemelerinde. Düşmanlık etmelerinde. İktidarı devirmeye çalışmalarında.

Her şey değişebilir, menzil sabittir

Geçen yazıda anlattıklarım, uzun iktidarın değişimleriydi. O yazıda söylediğim gibi, bilimde de hem değişkenlere hem de invaryant denilen değişmeyenlere bakılır.

Değişmeyeni yakalamak için “Menzilimiz birdi.” sözü iyi bir başlangıç noktası. FETÖ için sarf edilmiş. Neydi bu müşterek menzil? Kitabın Sunuş bölümünde Prof. Dr. Konuralp Ercilasun şöyle diyor: “Kitabı okurken, içinde yaşadığımız olayların birbirine bağlandığı zaman “menzil”in hiç değişmediğini hissedeceksiniz.

Demek ki invaryantı bulduk. Sabit olan, değişmeyen menzil imiş.

Bugünkü Türkçe’de “menzil”, bir atışın veya vasıtanın varabileceği en uzak mesafe anlamında kullanılıyor. Uçağın menzili, topun menzili gibi. Aslında “menzil”, konaklanılacak mahal; ev, yuva, varılacak ve kalınacak yer anlamlarına gelir. “Menzilimiz birdi.” söylemlerinde merminin düştüğü yer değil, varılacak nihaî hedef kast edilir. Bir başka deyişle, “Ülkümüz, emelimiz birdi.” demektir.

Peki, nedir bu müşterek menzil? Hatırlayacaksınız, demokrasi de menzile varılana kadar binilecek bir vasıtaydı ve oraya ulaşıldığında inilebilecekti.

Halkın imanını arttırmak

Menzil şeriat düzeni midir? Şeriata şiddetle karşı olanlar da şiddetle destekleyenler de “Evet ya. Şeriattır menzil. Ne sandın?” diyecektir. Bazı samimî Müslümanlar, şeriat islamdır zanneder; şeriat istemeyiz demekten çekinir, korkar. Şeriat başka bir konu, ayrıca ele almak lazım.

Daha basit bir noktaya bakalım. Acaba varılacak menzil, Türkiye’nin, insanların daha çok Müslüman oldukları bir ülke haline gelmesi midir? Hani imanlarının arttığı, yükseldiği bir Türkiye? Bu laik bir Türkiye değil mutlaka, ama olsun, çoğunluk Müslüman ya; imanlarını arttırmakta ne mahzur var?

Aslında bir mahzur var. O çoğunluğu Müslümandır denilen ülkenin çoğunluğu Sünnî ve onların da çoğunluğu itikatta Maturidî’dir ya; pek de bilmezler öyle olduklarını. İşte Maturidiye’ye göre iman ya vardır, ya da yoktur. İman artmaz, eksilmez. Az iman, orta iman, çok iman olmaz.

Bakınız, siyaset bağlamında dinden bahsedildiği anda mezhepçilik de başlıyor. Çoğunluk da olsa, azınlık da.

Devam edeyim… Demek ki Maturidî düşüncesi, bizi ortak menzile götürmüyor. O halde? O halde, menzilin ne olduğunu keşfetmek için başka itikatlara bakacağız. Zamanımıza en yakın, en “çağdaş” itikada, İhvan-ı Müslimin’in, Müslüman Kardeşler’in menziline.

Müslüman Kardeşler’in menzili

Kendimden intihal eyleyeyim:

“’Müslümanlık bu değil’ sözüne alıştık. Anlamsız hâle geldi. Fakat Kutb, Mevdudî ve Türkiye’deki devamı ‘Adil Düzen’ bir başka mesaj verdi. Kutb ve İhvan, ‘Müslümanlık bu!’ diye takdim edildi.”

Bu takdimde eski MİT Başkanı rahmetli Fuat Doğu Paşa’nın da dahli vardır. Kutb’un ilk tercümeleri ve geniş çaplı dağıtımı ona aittir.

“Müslüman dünyada hâkim görüş, Allah’ın birliğine ve Hazret-i Peygamber’e inanan herkesin Müslüman olduğudur. Maturidî anlayış bu tutumu daha da kuvvetle vurgular: İman artmaz, eksilmez. Ya vardır, yahut yoktur. Gerekleri yerine getirmeyen Müslüman olabilir. Günah işlemekle dinden çıkılmaz. Selefiyeye göreyse, gerekler ve ibadetle eksikse iman azalır ve kişi Müslümanlıktan çıkabilir. Kâfir olur! Mevdudî ve Kutb bu düşünceyi bir adım daha ileri götürdü ve hemen bütün Müslüman ülkelerde insanların imanını kaybettiğini, cahiliye devrine dönüldüğünü söyledi. Bu dehşet verici bir iddiaydı.”

Siz hakem olunuz. Son zamanlarda bazıları ünvanlı, bazıları eski veya yeni makamlı insanların nutuklarını dinliyorsunuz. Bu menzile yönelik mi, değil mi?

Başka menziller

Bizimkiler bunu kastetmiyorlar… dır inşallah. Gerçi Türkiye’de, İŞİD’in şeriata göre haklı olduğu bile ifade edildi. Fakat “İman artar eksilir.”den başlayıp bugün Müslüman ülkelerin ahâlisi cahiliye devrindedir dediniz mi, menzil değişir. Şimdi varılacak yer başkadır:

”Gerçi onlar o adımı atmadılar ama bunun bir adım sonrası Müslüman ülke halkının katlinin vacip olduğu, mal ve ırzlarının artık masun olmadığını söylemektir. Bu adımı kafa kesen İŞİD ve benzerleri attı. Tabi, yöneticilerin imanları da artıp eksilebilir; onar da cahiliyeye mensup olabilir. Suudîler’in ve daha birçok Müslüman ülkenin İhvan’dan kopuşu bu cahiliye teorisinden ötürüdür. Cahiliye ile birlikte İhvan’ın dikkati dışardaki emperyalist düşmandan Müslüman ülkelerin içindeki “tagut“a döndü. Artık Müslümanlar yakın düşmandı. Batı ise ancak uzak düşman.”

Alıntılar, https://millidusunce.com/misak/musluman-kardesler-2/ yazısındandır.

Bu menzilden cümlemizi ve ülkemizi Allah korusun.

Yazar

İskender Öksüz

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.