“MHP: Nereden Nereye?” – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

“MHP: Nereden Nereye?”

Müyesser Yıldız haksızlığa başkaldıran bir kişi. Ama yazılarından dolayı, yasa “tutukluluk istisnadır” dediği halde, ikinci defa cezai mahiyette tutuklanan yine kendisi oldu. Kamu vicdanını sızlatan bir haksızlığa maruz kaldı.

21 Ağustos 2020
Sadi Somuncuoğlu

Müyesser Yıldız, Sincan Cezaevinde kaleme aldığı “MHP: nereden nereye” başlıklı yazısını, 18 Ağustos’ta Facebook sayfasında yayımladı.  Yıldız, cezaevindeyken ilk mektuplardan birisi arkadaşı gazeteci Fatma Orhan’dan gelmiş. Orhan mektubunda, 25 Nisan 2000’de TBMM Şeref kapısı önünde yaşanan saldırıda Yıldız’ın “cesaret” ve “kararlı” duruşu “hala gözümün önünden ve aklımdan silinmiyor” diyerek övüyor. Bilindiği gibi Cumhurbaşkanları tarafsız ve partiler üstü konumdadırlar. Nitekim Anayasa ve ilgili mevzuat hükmüne göre, partiler Cumhurbaşkanı adaylarıyla ilgili karar alamazlar, grup toplantısı yapamazlar. Ama iktidar partileri (DSP, MHP ve ANAP) genel başkanları, bu ilkelere saygı göstermeyerek alenen ve ortaklaşa, hatta övünerek “aday tespit etmişler” ve milletvekillerini baskılamışlardır. İktidarın bu hukuk dışı kararını tanımayan DSP, ANAP ve DYP’li birçok milletvekili aday olmuş ve yarışmaya katılmışlardır. Alkışlamaları lâzım. Eğer bu tavırlar önemsenmez, hatta kınanırsa, faturayı hep birlikte öderiz.

Müyesser Yıldız “MHP: nereden nereye” yazısının devamında şahsımın Cumhurbaşkanı adaylığını önlemek için TBMM’de yaşanan zorbalıkları açık bir dille özetlerken iki noktaya işaret ediyor:

1) “Anayasal hakkını kullanan MHP’li bir bakan, MHP milletvekillerinin fiziki saldırısına maruz kaldı. Saldıranlar değil, saldırıya uğrayan ihraç (Üçlü kararname ile Bakanlıktan azledildi. S.S.) edildi.”

2) Aradan 20 yıl geçtikten sonra bu defa partiden ihraç edilen, saldırı olayının aktörü” oldu.

Basın danışmanlığı sırasında gördüm ki Müyesser Yıldız haksızlığa başkaldıran bir kişi. Ama yazılarından dolayı, yasa “tutukluluk istisnadır” dediği halde, ikinci defa cezai mahiyette tutuklanan yine kendisi oldu. Kamı vicdanını sızlatan bir haksızlığa maruz kaldı. Ama Yıldız’ın, hak arayan yazıları birbirini takip ediyor. Kaybeden veya kazanan kim?

Rumların (GKRY) AB üyeliği nasıl gerçekleşti?

AB zirvesi 10-11 Aralık 1999’da Helsinki’de toplandı ve Türkiye’ye adaylık statüsü verdi. Konuyu görüşmek üzere aynı gün saat 16’da toplanan Bakanlar Kurulunda AB zirve kararının görüşüleceğini o anda öğrendik. Dışişleri bürokratlarımızın “bu zirve kararları aleyhimizedir” görüşleri, toplantı halindeki AB tarafına bildirilince, Türkiye’nin endişelerini gidermek üzere AB Dönem Başkanı Lipponen ile İngiltere Dışişleri Bakanı’nın mektupları alelacele Ankara’ya yetiştirilmişti. Ancak vakit darlığı sebebiyle tercüme edilemeyen mektuplara dair sözlü açıklamalarla yetinildi. Buna göre Türkiye ile müzakerelerde Kıbrıs siyasi ön şart olmayacaktı. 3-4 sayfalık Helsinki Zirve kararı ise, fotokopi olarak önümüze konmuştu. Toplantıda ilk söz alan şaşırtıcı bir şekilde Devlet Bahçeli oldu. Sadece Kıbrıs konusuna değinen ve önceden hazırlandığı anlaşılan yarım sayfalık metni okudu ve sesini yükselterek, “hayırlı olmasını” diledi. Bu temenniden Zirve kararının onayladığı anlaşıldı. Üzülerek ifade etmeliyim ki, görüşmeler tamamlanıncaya kadar hiçbir bakan adaylığımıza dair konuşmadı.

Bakanlar Kurulu’nda söz alarak önce, “Bütün endişelerimizi giderdiği söylenen iki mektubun AB’yi bağlayıp bağlamadığını” sordum. Bunun üzerine bir tartışma başladı. Sonra karar verildi ki, İngiltere Dışişleri Bakanının mektubu, AB’yi bağlamıyordu, ama Lipponen’in mektubu, dönem başkanı sıfatıyla imzaladığı için bağlayıcıydı. Tatmin olmadım, “Lipponen’in mektubu Helsinki’den gelen metnin eki midir?” diye sordum. Dışişleri Bakanı Cem, “Çok iyi söylediniz Sayın Bakanım. Aynen öyledir. Bu mektup, metnin ekidir.” cevabını verdi. Tamam da Helsinki Zirve metninde böyle kayıt yoktu, bağlar kararı yanlıştı. Anlaşamadık. Sonradan görüldü ki, “ittifakla karar verilen organlarda hukuki temsil olamazdı.”  Bunun üzerine adaylığımızın esası üzerinde konuşmaya geçtim. Özetle: Türkiye’ye adaylık verilecekse, Kıbrıs ve Ege’nin ne ilgisi var? Yunanistan 1981’de AB üyesi olurken Kıbrıs, Ege, Batı Trakya gibi herhangi bir şart var mıydı? Yoktu. İşte AB’nin çifte standardı bu.   

GKRY’nin AB üyeliği ile ilgili en açık emrivakisi şöyle: “Kıbrıs 9 (b fıkrası)Avrupa Birliği Konseyi, politik bir çözümün Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımını kolaylaştıracağının altını çizer. Üyelik müzakereleri (GKRY. SS.)’nin tamamlanmasına kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılamamış olursa, Konsey’in üyelik konusundaki kararı, yukarıdaki hususlar herhangi bir ön şart (müzakerelerde Türkiye için. SS.) teşkil etmeksizin verilecektir. Bu konuda, Konsey bütün ilgili unsurları dikkate alacaktır.”  “Bütün unsurlar” sözü aldatmaya dönüktü, nitekim uyulmadığı görüldü.

Bakanlar Kurulunda bu cümleyi defalarca tekrarlayarak “Eğer bu metne (buraya hepsini alamadığımız S.S) dayalı olarak adaylığı kabul edersek, korkarım ki, Kıbrıs ve Ege’deki haklarımızı, ayrıca insan hakları adı altında Türkiye’de yaratılmak istenen yeni azınlıklar yolu ile de bütünlüğümüzü ve üniter devlet yapımızı korumada çok zor durumda kalabiliriz… Bu sebeplerle metinden Kıbrıs, Ege ve insan haklarından ne anladığımızı açık ve kesin bir dille yazarak, bir devlet belgesi olarak karşı tarafa gönderip, bu şartlarda müzakere yapabileceğimizi bildirelim.” Dedim. Teklifim kabul görmeyince oylama istedim ve tek oyla yalnız kaldım. (Sadi Somuncuoğlu, Avrupa Birliği Bitmeyen Yol, s: 61 Ötüken Neşriyat, 25 Mart 2002)

Hâlbuki Bakanlar Kurulu kararları ittifakla alınmak zorundadır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları