01.08.2021

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin 102. yılı

Mehmet Emin RESULZADE, Parlamentonun açılışında; 'Saadet, hürriyet ve istiklaldedir. İşte bunun için Şurayı Millî Azerbaycan'ı temsil eden üç renkli bayrağı yükseltmiştir, başımızın üzerinde dalgalanacaktır. Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!'


İki Devlet, bir Millet!

Azerbaycan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği’nin işgalinin devam ettiği yıllarda; Azerbaycan Halk Cephesi ve Başkanı Ebülfez ELÇİBEY’in önderliğinde yürütülen özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin 1991’de başarıya ulaşması sonucu yeniden kuruldu. Devleti kuran milli irade Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti’nin 1918-20 yılları arasında varlığını devam ettirebilen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin varisi olduğunu da ilan etti. Söz konusu Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşu, dönemin şartları itibariyle olağanüstü bir olaydır. Tarifsiz bir başarıdır. Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kuranlar kelimenin tam anlamıyla yoktan var ettiler. Bağımsız bir devlet yarattılar. Kuruluş ilke ve kurallarıyla döneminden çok daha ilerici bir yapıya sahip demokratik, laik, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, günümüz batı normlarını içinde barındıran modern bir devlet. . .

Rusya İmparatorluğu’nun işgalini devam ettirme amacının tüm şiddetiyle sürdüğü, Bolşeviklerin ve Ermenilerin Türklere ve Müslümanlara yönelik katliamlarının geniş bir coğrafyada devam ettiği günlerde; ayrıca Büyük Britanya’nın Bakü ve çevresindeki işgali ve Kacar Devleti’nin iddialarına rağmen Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kuran Milli Şura Başkanı Mehmet Emin RESULZADE, Parlamento Başkanı Ali Merdan TOPÇUBAŞI, Başbakan ve çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan Fethali Han HOYLU ile Nesip Bey YUSUFBEYLİ’yi saygıyla, rahmetle anıyorum. Onlar, Azerbaycan Türklerine bağımsızlık ve özgürlüğü yaşattılar. Hürriyet gibi kutsal bir ideali/fikri miras bıraktılar. Bu ideal mirasın Azerbaycan coğrafyasında yaratılması, Türklük bilinciyle güçlenmesi, teoriden pratiğe dönüşmesi ve halkın milli bilince ulaşmasını sağlayan şahsiyetler arasında yer alan Hasan Bey ZERDABİ, Ali Bey HÜSEYİNZADE ve Ahmet AĞAOĞLU’nu da saygıyla, rahmetle anıyorum.

Azerbaycan Cumhuriyeti 28 Mayıs 1918’de kuruldu. Ancak devletin sınırları Azerbaycan tarihi coğrafyasının tümünü kapsayamadı. Günümüz Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yüzölçümünden (86. 000 km. kare) daha büyük bir alanı 114. 000 km. karelik toprakları kapsıyordu. Azerbaycan tarihi coğrafyası çok daha büyük bir alanı ifade ediyor.

Azerbaycan tarihi coğrafyasında Saka/İskit Türkleri ile başlayan Hunlar, Hazarlar ve diğer Türk kavimleri ile devam eden yerleşimler Selçuklu Devleti’nin coğrafyanın genelinde hâkimiyeti sağlaması ile sonuçlanmış; takiben Şirvanşahlar, Atabeyler, İlhanlılar, Karakoyunlular Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar ile devam etmiştir. Azerbaycan tarihi coğrafyası sahip olduğu jeostratejik konumu itibariyle yüzyıllar öncesinden sınırdaş Fars ve Rusların dikkat merkezinde yer almıştır. Bu durum coğrafyada hâkim olan Türk boy ve sülalelerinin kurduğu çeşitli Türk devletleri içinde geçerlidir. Şirvanşahlar ile Safeviler, Karakoyunlular ile Akkoyunlular, Karakoyunlular ile Osmanlılar, Timurlular ile Osmanlılar ve Safeviler ile Osmanlılar arasında yaşanan savaşlar Farslar ile Rusların Azerbaycan coğrafyasına yönelik amaçlarının hayata geçirilmesini kolaylaştırmıştır.

Kaydettiğimiz ve daha pek çok çatışma ve savaşların sonucu Azerbaycan tarihi coğrafyasında birlik devam edememiş, coğrafya hanlıklara bölünmüştür. Bakü, Gence, Karabağ, Şeki, İrevan, Nahçıvan; Tebriz, Urmiye, Erdebil ve diğer hanlıklar arasında birliğin sağlanamaması Ruslar ve Farsların emelleri için uygun ortam oluşturmuş; Azerbaycan Türklerinin vatanı, Azerbaycan tarihi coğrafyası 1813 tarihli Gülistan ve 1828 tarihli Türkmençay anlaşmaları sonucu Aras Nehri sınır belirlenerek bölünmüştür. Güney Azerbaycan’da bir süre Afşar ve Kacar sülalelerinin hâkimiyetinde Türk egemenliği devam etmiş, ancak 1925 yılı itibariyle Sovyetler Birliği ile Büyük Britanya’nın kurgusu sonucu kurulan İran Cumhuriyeti’nin işgali yaşanıyor. Kuzey Azerbaycan’da 90 yılı aşkın süreyle devam eden Rusya İmparatorluğu’nun işgaline 28 Mayıs 1918’de son verilerek Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşu yıllar öncesinden hayal edilen, tasarlanan büyük bir mücadele sonucu gerçekleşmiştir. Çarlık Rusyası işgalinde yaşayan Türk ve Müslüman halkların aralıklarla düzenlenen kurultaylarına Türkistan, İdil-Ural, Sibirya ve Kafkasya Türk ve Müslüman halklarının temsilcileri olarak katılan delegeler dönemlerinin entelektüel insanları olup, siyasi alanda da engin bilgi ve öngörüye sahip şahsiyetlerdi. Onlardan, Mehmet Emin RESULZADE, Ali Merdan TOPÇUBAŞI, Fethali Han HOYLU ve diğerleri kurultaylardaki konuşmalarında sergiledikleri görüşleriyle geleceğe yönelik adımlar atıyorlardı. Onlar bu çalışmalarının yanısıra Bakü’de de siyasi faaliyetlerde bulunmuş ve siyasi örgütlenmelere başlamışlardı. Difai, Müsavat, Türk Ademi-Merkeziyet, İttifaki-Müslimin bunların ilk örnekleridir.

1914-18 yılları arasında yaşanan I. Dünya Savaşı Çarlık Rusyasında siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan derin sarsıntılar yarattı. Savaşın devam ettiği 1917’de Rusya İmparatorluğu’nda gerçekleşen Bolşevik devrimi Rusya esaretindeki halkların geleceği adına, özellikle de geleceklerini belirleme açısından önemli gelişmeler sağladı. Rusya genelinde Bolşevikler ile Menşevikler arasında yaşanan savaşlar işgal altındaki bölgelerde de ağır tahribatlar yarattı. Bu durum genelde Kafkasya özelde Azerbaycan için de geçerliydi. Bakü, Gence, İrevan, Karabağ, Nahçıvan ve daha bir çok bölgede Ermenilerin saldırı ve katliamları yıllarca devam etti.

Bolşevikler, Rusya’da iktidarı tümüyle ele geçirdikten sonra Kafkasya’da işgali devam ettirmek amacıyla en az Çarlık dönemi kadar vahşet uyguladılar, katliamlar hayata geçirdiler. Ermeni taşnak vahşileri de amaçlarına ulaşmak için Bolşeviklerle birlikte Türklere karşı katliamlar yaptılar. Lenin’in Kafkasya’ya olağanüstü yetkilerle atadığı Stepan Şaumyan’ın planladığı Bakü katliamında 10 binden fazla Türk hayatını kaybetti. Katliamlar Lenkeran, Şamahı ve Guba bölgelerinde de hayata geçirildi. Bu üç bölgede 30 bini aşkın insan katledildi. Şaumyan Bakü’de Sovyet Rusyasının yerel yönetimini kurdu ve Güney Kafkasya’nın bütünüyle Sovyetleştirilmesinin hazırlıklarına başladı. Mart 1918’de ermeni vahşeti sonucu İrevan vilayetinde Türklerin yaşadığı 197 köy yerle bir edilmiş 100 bini aşkın Türk katledilmiş, onbinlerce insan ülkenin içlerine doğru ve Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Katliamlar Gence vilayeti ve Karabağ genelinde de tüm vahşetiyle hayata geçirilmiştir.

Bu vahşet ve katliamların bir nedeni Sovyetlerin Kafkasya’daki işgalinin devamı iken diğer bir nedeni de 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Bakü ve çevresinde çıkarılan petrole sahip olma arzusu idi. Ermeniler ise 1828’den itibaren getirilip yerleştirildikleri Karabağ ve çevresinin yanısıra Bakü ve İrevan’da da hâkim olarak ‘Büyük Ermenistan’ı’ kurmayı hayal ediyorlardı.

Rusya’da Bolşeviklerin hayata geçirdiği devrim ülkede ekonomik hayatın yanısıra siyasi ve sosyal alanlarda kaosu kendisiyle birlikte getirdi. Rusya’nın merkezinde siyasi alanda yaşanan bu gelişmeler Rusya esaretindeki halkların siyasi merkezlerine de yansıyordu. Azerbaycan’da siyasi alanda faaliyet gösteren millî güçlerin ülkenin ve bölgenin geleceğine yönelik yaklaşımı Bakü’de gerçekleştirilen Kafkas Müslümanları Kurultayı’nda açıklığa kavuştu. Bu kurultaya bölgenin merkezi vilayetleri olan Bakü, Gence, İrevan, Tiflis ve Kuzey Kafkasya’da faaliyet gösteren siyasi örgütlerin temsilcileri katıldılar. Müstakil Demokrat Grup adlı siyasi oluşumun başkanı Ali Merdan TOPÇUBAŞI’nın başkanlığında gerçekleşen kurultayda temsil olunan Mehmet Emin RESULZADE’nin başkanlığındaki Müsavat Partisi ve Nesip Bey YUSUFBEYLİ’nin başkanlığındaki Türk Ademî-Merkeziyet Partisi bağımsız demokratlarla birlikte Rusya’nın demokratik federasyona dönüşmesi ve Azerbaycan’a toprak temelinde millî özerklik verilmesini talep ettiler. Bu çalışmalar genel anlamda Kafkasya’nın Rusya’nın geleceğindeki statüsünün belirlenmesi yönünde atılan önemli adımlardı. Söz konusu talepler ve kısa sürede yaşanan gelişmeler Kafkasya’da Zakafkasya Komiserliği (Zakafkom) adlı siyasi oluşumu yarattı. Zakafkom adlı yerel yönetimin oluşumu bölgenin siyasi tarihinde gelecek adına çok önemli değişimin habercisi idi.

Bakü’de ve Kafkasya’nın merkezi konumundaki Tiflis’te geleceğin belirlenmesi yönünde siyasi çalışmalar devam ederken, Güney Kafkasya’nın uluslararası konumunda da önemli gelişmeler yaşandı. Sovyet yönetimi Almanya hükümetiyle yürütülen görüşmelerde barış talebinde bulunmuş, Aralık 1917’de Brest-Litovsk Anlaşması imzalanmıştır. Sovyet yönetimi söz konusu anlaşma ile Almanya hükümetine Bakü petrollerinden pay vermeği vaat etmişti. Brest-Litovsk Anlaşması ile Kafkasya’nın geleceğinin belirlenmesinde artık Sovyet yönetimi ve Osmanlı Devleti’nin yanısıra Almanya da yer alıyordu. Rusya İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında 1878-1918 yılları arasında 40 yıl süre ile kanlı savaşlar yaşanmış, Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nın son yıllarında Kafkasya’ya özel ilgi göstermeye başlamıştı. Bu süreçte Kafkasya Cephesi komutanı Vehip Paşa bölgede barışın sağlanması amacıyla Zakafkom’a çağrıda bulundu. 18 Aralık’ta Kafkasya Ordusu temsilcileriyle Osmanlı Ordusu temsilcileri arasında askeri operasyonlara son verilmesini içeren mutabakat imzalandı. Aynı günlerde Ermenilerin bölge insanlarına yönelik vahşet ve saldırıları devam ediyordu. Bu süreçte Lenin, Rusya genelinde faaliyet gösteren Kurucu Meclis’in çalışmalarına izin vermeyerek ülkede yeni bir buhran yarattı. Yeni buhran Güney Kafkasya halklarını geleceklerini belirleme durumuyla karşı karşıya bıraktı.

Aylarca devam eden müzakerelerin ardından Rusya Kurucu Meclisi’ne Kafkasya temsilcisi olarak katılan delegeler 25 Şubat 1918’de Tiflis’te Zakafkasya Seymi olarak tanımlanan parlamentoyu topladılar. Osmanlı Devleti ile Seym temsilcileri arasında bölgenin bir çok sorunu, özellikle Ermenilerin Türklere aynı zamanda Gürcülere yönelik saldırılarının durdurulması amacıyla yürütülen görüşmeler günlerce devam etti. Osmanlı Devleti Seym temsilcilerine Kafkasya halklarının katılımıyla Kafkasya Cumhuriyeti’nin kurulmasını önerdi. Resmi müzakerelerin devam ettiği süreçte Osmanlı Heyeti’nin başkanı görüşmelerin olumlu sonuçlanması amacıyla öncelikle Kafkasya Cumhuriyeti’nin statüsünün açıklanmasını istemiş, bu devletin statüsü, siyasi yapısı, sınırları ve yeni devletin kurulması için uluslararası hukukun gerektirdiği şartların yerine getirilmesini içeren açıklama talep etmiştir. Kafkasya heyeti ise cevaben bağımsızlığın tanınması yönünde uluslararası müracaat olmaksızın Zakafkasya’nın de facto devlet olmasını ve Brest-Litovsk Anlaşmasını tanımadığını açıkladı.

Seym Heyeti ile Osmanlı Devleti Heyeti arasındaki görüşmeler devam ederken Gürcü ve Ermeni heyetleri Seym Heyeti dışında da Osmanlı Heyeti ile özel olarak görüşmeğe çalışıyorlardı. Bu süreçte Gürcü temsilcileri Almanya, Ermeni temsilcileri ise Sovyet yönetimi ile de görüşmeleri devam ettiriyorlardı. Heyetler arasındaki görüşmelerde Azerbaycan temsilcileri özel konuma sahip idiler. Onlar bir taraftan bünyesinde yer aldıkları Kafkasya Federasyonu’nun çıkarlarını korumak, özellikle de Gürcülerin devam etmesini, Ermenilerinde Osmanlı Devleti’ne karşı siyasetlerine engel olmaya çalışıyorlardı.

Osmanlı Devleti Heyeti’nin kararlı tutumu ve barış görüşmelerinin devam edememesi, Seym’de şiddetli tartışmalara yol açtı. Gürcü ve Ermeni temsilciler Brest-Litovsk Anlaşmasını kesinlikle kabul etmek istemiyor, hatta bazı temsilciler savaşın devamını istiyorlardı. (Söz konusu anlaşma Kars, Ardahan ve Batum’un Osmanlı Devleti’ne bırakılmasını da içeriyordu.)

Osmanlı Ordusu 15 Nisan’da Batum’u ele geçirdi ve kuzey istikametinde ilerlemeğe başladı. Seym’de yer alan Ermeni ve Gürcü çoğunluğu Kafkasya’nın bağımsızlığını ilan ve Brest-Litovsk Anlaşması’nın şartlarını kabul etmek zorunda kaldı. 22 Nisan 1918’de bağımsız Zakafkasya Federatif Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulduğu açıklandı. Yeni cumhuriyette Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan temsilcileri yer aldı. Kafkasya Cumhuriyeti’nin karşısında ki öncelikli sorun bölgede Ermeni-Taşnak çetelerin Bolşeviklerle birlikte devam ettirdiği saldırıları durdurmak, cumhuriyet genelinde asayişi ve güvenliği sağlamak geliyordu. Bu amaçla yeni oluşturulan temsilci heyeti Osmanlı Devleti Heyeti ile görüşmeleri devam ettirmek için Batum’da bir araya geldi. Heyette Azerbaycan temsilcisi olarak Mehmet Emin RESULZADE ile M. Hasan HACINSKİ’de yer alıyordu.

Güney Kafkasya’nın bağımsızlığını ilan etmesi, Azerbaycan’ın durumunda önemli bir değişiklik yaratmadı. Ülkenin doğusunda Bakü ve çevresinde yerel Bolşevik yönetiminin zulüm ve baskı uygulamaları devam ederken batı bölgelerinde ermeni çetelerinin vahşet ve katliamları da tüm şiddetiyle sürüyordu. Azerbaycan adeta bir mengene arasında kalmış, Türk yurdu olarak varlığını devam ettirmesi bile tehlikede idi. Batum görüşmelerine katılacak heyetin hazırlıkları devam ederken Nesip Bey YUSUFBEYLİ Müslüman Fraksiyonunun toplantısında durumu şu sözlerle ifade ediyordu;

“Azerbaycan’da hüküm süren anarşi ve vahşet karşısında dış yardıma müracaat etmekten başka çaremiz yoktur. Tehlikenin vahametini ve meydana gelecek olayları önceden görerek doğru adımlar atmalıyız. Biz sevinmeliyiz ki, buraya gelecek ordu bize dost ve kardeş olan Türkiye’dir. Bu durumu komşularımız beğenmeyebilir. Ancak başka çaremiz yoktur. Bununla birlikte hiçbir zaman Azerbaycan’ın bağımsızlığı fikrini unutmak mümkün değildir.”

Batum Konferansı 11 Mayıs’ta çalışmalarına başladı. Görüşmelere Sovyet yönetimi aynı zamanda Almanya hükümeti de katılmak istediler. Bu istekler Gürcü ve Ermeni temsilciler tarafından benimsenmiş, Mehmet Emin RESULZADE ve M. Hasan HACINSKİ’nin itirazları ile karşılanmıştır. Osmanlı Heyeti’nde istekleri reddederek bir ültimatom yayınlanmıştır. Almanya temsilcisi hatıralarında Batum’da Zakafkasya Cumhuriyeti’nin dağılma arifesinde olduğunu ve hükümetinden talimat almak için Batum’dan ayrıldığını kaydediyor. Bu bilgi bir gerçeği de ifade ediyordu. 26 Mayıs 1918’de Gürcistan, takiben Azerbaycan ve Ermenistan temsilcileri de Seym’den ayrıldıklarını açıkladılar.

Azerbaycan’da yaşanan olaylar millî-demokratik güçleri Seym’de azınlık durumunda kalarak gelişmelerin gerisinde kalma yerine kararlı adımlar atmaya sevk etti. Son 3-4 ayın tecrübesi Azerbaycan’ın fiziki varlığını ve geleceğini temin etmenin tek yolunun İstiklal olduğunu gösteriyordu. Bağımsızlığa ulaşmak için Azerbaycan millî-demokratik güçleri soydaş ülkeden, Türkiye’den yardım bekliyordu.

Azerbaycan’ın bağımsızlık kararı 28 Mayıs 1918’de Tiflis’te ilan edildi. İstiklal kararı bir gün önce oluşturulan ve kendisi Batum’da bulunan Müsavat Partisi Başkanı Mehmet Emin RESULZADE’nin gıyabında başkan seçildiği Millî Şura tarafından açıklandı. Millî Şura’nın oluşumunu halka bildirmek üzere Nesip Bey YUSUFBEYLİ, Şefi Bey RÜSTEMBEYLİ ve Hüsrev Bey SULTANOV’dan ibaret heyetin Gence’ye gönderilmesi kararlaştırıldı.

Azerbaycan Millî Şurası 28 Mayıs 1918’de gerçekleştirdiği tarihî toplantısında yayınladığı bildiri ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti. Misak-i Milli başlığıyla ifade edilen İstiklal Bildirisi’nde 6 madde yer alıyordu.

  1. Azerbaycan halkı, bu günden itibaren hâkimiyet hakkına sahip olduğu gibi Güney ve Doğu Zakafkasya’dan oluşan Azerbaycan tam hukuklu bağımsız bir devlettir.
  2. Bağımsız Azerbaycan Devletinin yönetim şekli halk cumhuriyetidir.
  3. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti millet, din, mezhep, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeksizin topraklarında yaşayan bütün vatandaşlarına hukukî, siyasi eşitlik ve vatan temin eder.
  4. Azerbaycan Cumhuriyeti tüm milletlerle özellikle de komşu devlet ve milletlerle iyi ilişkiler kurma azmindedir.
  5. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti toprakları dâhilinde yaşayan bütün halklara özgür gelişmeleri için geniş imkânlar tanır.
  6. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yönetimi, Kurucu Meclis toplanıncaya kadar genel seçim ile seçilmiş olan Millî Şura ve Millî Şura’ya karşı sorumlu Geçici Hükümet’in uhdesindedir.

İstiklal Bildirisi’nin ilanı ile Türk ve İslam dünyasında ilk cumhuriyet sistemli bağımsız, üniter, laik ve bir ulus-devlet kurulmuştur.

Millî Şura aynı gün Fethali Han HOYLU’yu geçici hükümeti kurmakla görevlendirdi. Takip eden aylarda Nesip Bey YUSUFBEYLİ’nin de başbakan ve bakanlık görevlerinde bulunduğu ayrıca ülkede faaliyet gösteren çeşitli parti ve siyasi oluşumun temsilcilerinin yer aldığı 5 ayrı hükümet kurulmuştur. Bu kabine çoğulculuğu Azerbaycan Millî Şura yönetiminin döneminden çok ilerici bir yapıda, demokratik bir anlayışta olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Millî Şura yönetimi vakit kaybetmeden Bakü’nün işgal altında olması nedeniyle geçici başkent Gence’de çalışmalarına başladı. Ülkenin ve halkın yaşadığı, 90 yıllık işgalin yarattığı tahribatın ortadan kaldırılması, Bakü ve işgal altındaki diğer bölgelerin kurtarılması, eğitim, sağlık, sosyal, kültürel, ekonomik ve diğer alanlarda yaşanan sorunlara çözüm bulmak için yoğun çalışmalara başladı. Ermenilerin toprak ve Bakü’de hükümranlık iddiaları özellikle de Karabağ’da hâkimiyet iddiaları hükümetin önündeki en önemli sorunlardı.

Millî Şura yönetimi bir taraftan içerdeki sorunlara çözüm yolları arıyor, diğer taraftan bağımsızlık kararının uluslararası düzeyde tanınması amacıyla Ali Merdan TOPÇUBAŞI başkanlığında bir heyet oluşturularak Paris’te düzenlenen Versaille Barış Konferansı’na katılma kararı aldı. Söz konusu heyet kısa sürede İstanbul’a geldi. Ancak, Sovyet yönetiminin yanısıra Tahran yönetimi de Azerbaycan adında bir devletin varlığını kabul etmeyeceği iddialarıyla çeşitli engeller yaratıyorlardı. Heyet İstanbul’da aylarca vize bekledi. Nihayet Aralık 1918’de Paris’e ulaşabildi. Paris’te de karşı karşıya kaldıkları bütün engellemelere rağmen diplomatik alanda yürütülen başarılı görüşmeler 12 Ocak 1919 tarihine kadar devam etmiş, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı aynı tarih itibariyle de facto tanınmıştır.

Millî Şura yönetimi aynı dönemde Osmanlı Devleti yetkilileri-İttihat ve Terakki yönetimi ile de görüşmelerini devam ettirerek önemli destekler sağlamıştır ki, desteklerin en önemlisi Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’ın Ermeni ve Bolşevik güçlerince işgal edilen bölgelerinin kurtarılması için ülkeye gönderilmesidir.

Osmanlı Devleti’nin bir çok alanda sağladığı desteklerden bir diğer önemlisi de eğitim alanında gerçekleşmiştir. Bu çerçevede öğretmen ve ders kitapları gönderilmiştir. Millî para birimi manat İstanbul’da basılarak tedavüle çıkarılmıştır. Azerbaycan yönetimi eğitim alanında önemli bir kararı hayata geçirerek İstanbul başta olmak üzere yüksek öğrenim için yurt dışına öğrenci göndermiştir.

Azerbaycan Cumhuriyeti yönetimi ülkenin maruz kaldığı sorunlara çözüm yolları ararken ilk işlerden biri olarak millî ordunun kurulması çalışmalarını yürütmüştür ki, ilk birlikler özellikle Karabağ’daki Ermeni işgaline son verdiler. Millî Şura yönetimi hayata geçirdiği kararlar ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bir Türk devleti olduğunu da göstermiştir. Bu bağlamda Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu ilan edilmiştir. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bayrağı olarak göklere çekilen üç renkli ay yıldızlı bayrakta Türklük, İslamiyet ve çağdaşlık ilkeleri ifade edilmektedir. Kısa sürede eğitim alanında önemli çalışmalar gerçekleştirilmiş, bu çerçevede Bakü Devlet Üniversitesi ve bir çok eğitim kurumu faaliyete başlamıştır. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesine göre Büyük Britanya Ordusu Bakü’yü işgal etti. Bu işgale rağmen, sosyal, siyasal, kültürel ve daha pek çok alanda dönemine göre çok ilerici kararlardan biri olarak 7 Aralık 1918’de Bakü’de Parlamento ilk toplantısını gerçekleştirdi. Parlamentonun çalışmalarında yazışmaların Türkçe yapılması, kadınlara seçme seçilme hakkının tanınması gibi oldukça ilerici kararlar alındı. Batılı bir çok devlette kadınların seçme seçilme haklarına çok daha sonraki yıllarda kavuştukları göz önünde bulundurulduğunda Azerbaycan Cumhuriyeti yöneticilerinin ne kadar aydın, öngörülü insanlar olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Azerbaycan Cumhuriyeti yöneticileri, ülkenin ve halkın sorunlarına çözüm bulmak amacıyla çok yönlü çalışmalar yürütüyor, pek çok alanda önemli kararları hayata geçiriyorlardı. Ancak kuzey komşusu Sovyet Rusya coğrafyadaki emellerine ulaşmak amacıyla dışarıdan yaptığı baskıların yanı sıra içerideki beslemeleriyle de tahribatlarını devam ettiriyordu.

Azerbaycan’da siyasi faaliyetlerini sürdüren yerli ve yabancı komünistler Anastas MİKOYAN, Neriman NERİMANOV, Ali Haydar KARAYEV ve diğerlerinin tahripkâr çalışmaları, Parlamentonun çalışmalarını engelleme ve toplumu isyana yönlendirmeğe kadar devam etti. Bu dönemde Bakü’de bulunan Mustafa SUPHİ başkanlığındaki Türkiyeli komünistler ve Halil Paşa’nın Sovyet Kızılordusunun Anadolu’da yürütülen Kurtuluş Savaşı’na yardıma gideceği yönündeki yalan propagadanları, Azerbaycan Türklerine bağımsızlık ve özgürlük kazandıran demokratik, laik, insan hak ve özgürlüklerine saygılı Millî Şura Hükümeti’nin faaliyetlerine engel oldu. 28 Mayıs 1918’de kurulan ilk Türk Cumhuriyeti 23 ay sonra 27 Nisan 1920’de yıkıldı. Aynı gün Sovyet Kızılordu güçleri ülkeyi işgal etti. Sovyet işgali 1991 yılına kadar devam ederken Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kuran şahsiyetler vatanlarından uzakta İstiklal hasreti ile hayata veda ettiler. Mehmet Emin RESULZADE Ankara’da, Ali Merdan TOPÇUBAŞI Paris’te vefat etti. Fethali Han HOYLU Tiflis’te, Nesip Bey YUSUFBEYLİ Kürdemir’de şehit edildiler. İsimlerine burada yer veremediğimiz yüzlerce Türk aydını siyaset ve devlet adamı şehit edildi, sürgünlerde can verdiler.

Mehmet Emin RESULZADE, Parlamentonun açılışında düşüncelerini şu veciz sözleriyle ifade ediyordu; ‘Saadet, hürriyet ve istiklaldedir. İşte bunun için Şurayı Millî Azerbaycan’ı temsil eden üç renkli bayrağı yükseltmiştir. Türk hürriyeti, İslam medeniyeti ve muasır batı değerlerini temsil eden üç renkli bayrak daima başımızın üzerinde dalgalanacaktır. Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!’

Kaynaklar:

1- Prof. Dr. Nesib NESİBLİ Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Bakü 1990

2-Prof.  Dr. Cemil HASANLI Azerbaycan Beynelhalk Münasebetler Sisteminde 1918-20 Bakü 1993

Yazar

Selçuk Alkın

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.