16.10.2021

Azerbaycan’da tarihî kahramanlar meselesi

Türklerin yeterince millî kahramanı vardır, başka milletlerden kahraman ithal etmeye gerek yoktur. Yeter ki değerleri bilinsin. Yazarımız Nesib Nesibli'nin 2021 Haziran ayında Türk Yurdu Dergisi'nde yayımlanan makalesini sunuyoruz.


Kentlerde ve köylerde devasa heykelleri, kapalı yerlerde ise küçük büstleri görmemiz sıradan bir rutindir. Bütün milletler, millî kahramanlarını ve başka büyüklerini çeşitli yollarla – heykel dikmek, sokak, meydan ve kentlere ad vermekle, diziler yapmak, belgesel hazırlamakla, kitap yayınlamak, müze teşkili, edebiyata konu etmekle…- yaşatırlar. Onlara şükran borçlarını bildirmek erdem sayılır. Millî ve ya tarihî kahramanların hatırasına saygı; yeni, güçlü, sağlam nesillerin yetiştirilmesi için gerekli bilinir.

Millî kahramanlar konusunda, zengin araştırma ve edebiyat vardır. Sadri Maksudi Arsal’a göre, “Kahraman yetiştirebilmek, milletler için çok kıymetli bir haslettir; bu, milletlerin yaşama, payidar olma kudretinin bir burhanı [ispatı], bekalarının garantisi ve teminatıdır.” Kahraman kimdir? sorusu da cevaplandırılır. Kahraman tanımlamasına yine Sadri Maksudi Arsal’dan bakalım: “Milletin hayat ve bekasının bahis mevzuu olduğu mücadele ve savaşlarda büyük fedakârlıklar göstermiş, millete olağanüstü hizmetleriyle temayüz etmiş olan bu gibi insanlara milletler, kahraman ismini veriyorlar… Milletin istiklalini tehdit eden herhangi bir tedafüi harpte, hatta herhangi bir sahada milletin büyük bir menfaati uğruna kendisini feda eden veya etmeye hazır olan şahıs, millî kahramandır. Kendisinde millî kitleye bağlılık duygusunun çok derin olduğunu ispat etmiş, milletin tarihinde şerefli bir yer almaya layık olan bir insandır.”[1] Görkemli fikir adamı, askeri ve siyasi-devlet alanlarında fevkalade büyük hizmetleri olanların yanı sıra, diğer alanlarda da seçilenleri değer saymaktadır. Arsal’a göre, halkın bilinçaltı hissettiği arzu ve meyilleri net ifade ederek bu his ve meyillere bir millî cereyan mahiyetini veren ve milletin içinde saklanan kudret ve kabiliyetlerini, maddi ve manevi eserlerde tecelli ettirerek, milletin hayat ve gelişmesine yön verenler büyük şahsiyetlerdir.[2]

Sadri Maksudi Arsal

Çarlık-Sovyet ve Pehlevi-Humeyni dönemlerinde kahraman

Bütün milletler için normal sayılan bu halin yanında anormal istisnalar da vardır. Nihal Atsız kendine özgü sert üslubunda bu durumu “Millî kahraman yetiştirdiği halde onları unutan bir millet, hayvan sürüsünden biraz farklı bir yığındır” diye değerlendirir.  Sahte,  dayatılmış kahramanları sineye çekmek de bir başka rezilliktir.

Bu rezilliği başka sömürge halkları gibi Kuzey Azerbaycan’da, Türklük de yaşadı. Güney Azerbaycan şimdi de yaşamaktadır. Bir zamanlar güzelim Bakü’de Lenin, Kirov, Şaumyan, Caparidze, Fioletov, Anaşkin, Solntsev, Ketshoveli, Amiryan, Montin, 26 Bakü Komisarları, XI Kızıl Ordu… ve diğerlerine diktikleri heykeller, sokak-meydan adları ile Sovyet rejimi her gün, her saat bu milleti yendiğini hatırlatmak istemişti.[3] Fahri Hiyaban’da [devlet mezarlığı] ‘Müsavatçılara karşı kahramanlıkla mücadele vermiş’ Rus Bolşeviklerinin adını şimdi akrabalarından başka kimse hatırlayamaz. Gence şehri Kirovabad, Beylegan şehri Jdanov (beşinci dereceli Rusya Bolşevik’i), Karabulak Karyagin (Çarlık dönemi albayı Pavel Karyagin’in şerefine) adlandı. Komünist rejimin ideolojik yaklaşımı bir yana, Rus tarihinin Suvorov, Kutuzov, Razin gibi iftiharları da Bakü’de ve diğer Azerbaycan şehirlerinde unutulmadı. Uzun sözün kısası, Sovyet döneminin sevilen bilim adamı Hudu Memmedov’un tabirince Bakü ‘Hristiyan mezarlığına’ dönüşmüştü.

1970’lerde yerel ‘millî komünistlerden’ Nerimanov, Azizbeyov, Bünyad Serdarov, Katır Memmed ve diğerlerine de heykel ve büstler diktiler. Bunu yerel hükümetin ‘milliyetçiliği’ gibi değerlendirenler bu gün de vardır. Oysaki bu iş de Moskova’nın kararı idi, Bakü’nün değil. Moskova bu kararı vermekle,  ‘millî komünistlerin’ hizmetlerinin sonuçta karşılanmasını, adaletin tecelli etmesini düşünmemiştir. Moskova, 1970’lerde Sovyet cumhuriyetlerinde derinleşen milletleşme sürecinin taleplerini göz önüne alarak yerel Sovyet otoritelerine millî şekil vermek amacı taşımıştı. Bu, 1920-30’larda yaygın olan, ama 1970’lerde artık eskileşen ‘şekilce millî , mahiyetçe sosyalist’ sloganına yeni nefes vermek gayretiydi. ‘Hristiyan mezarlığının’ gözüne katılan bu dönüşüm, Bakü’nün kozmopolit çehresini bile dönüştürmeğe kadir değildi.

İkinci Dünya Savaşı döneminde zor durumda kalan Moskova, insanların millî duygularını bir ölçüde yükseltmeği lazım bildi. Yerel cumhuriyetlerde tarihî kahramanlar konusu gündeme geldi. Yeni yaratılacak ‘millî kahraman’ Rus/Sovyet devletçilik ilkelerine ters düşmemeliydi. Vakit kaybetmeden yerel tarihçilere bir kaç ‘tarihî kahraman’ sunmak ve tebliğ etmek talimatı verildi. Böylece birkaç kahraman uyduruldu:

Cavanşir (616-681) – Fars Sasani ailesinin Ermenileşmiş kalıntısı, Varaz Grigorun oğlu, Trdat’ın amcası  ‘kahraman’ oldu; onun en büyük ‘hizmeti’ Hazar Türklerine karşı mücadele vermesi idi.

Babek (798-838) – İran değerlerini İslam değerleri karşısında savunanların, Hürremdinler’in başını çeken – ‘millî kahraman’ olarak tehmil edildi. Oysaki tarihî kaynaklar bu şahsın Fars kökenli olduğunu yazar.[4]

Kubalı Feteli Han (17361789) için destansı ‘küçük parçalara bölünmüş Azerbaycan toprağını bir yere toparlamak ve merkezileşmiş bir devlet yaratmak teşebbüsü’ uyduruldu.[5] Onu ‘kahraman’ yapan, aslında yerel feodal rakiplerine karşın, Rus ordusunu Azerbaycan’a çağırması, Derbend’in anahtarını Katerina’ya göndermesiydi.

Edebiyatta kahramanlar ya da düşmanlar, özel ve geniş tartışma talep eden konudur. Bu alanda Sovyet siyasetinin mahiyetini açan, onlarca örnek vermek mümkündür. Semed Vurğun’un meşhur Vagif piyesinde Ağa Muhemmed Şah Kacar’ı aşağılamasını, ya da Memmed Said Ordubadi’nin meşhur Kılıç ve Kalem romanında Selçukluları yabancı unsur olarak kaleme vermesini hatırlamak yeterlidir.

Türklerin iftiharları meselesinde İran’da Pehlevilerden (1925-1979) sonra durum daha berbat olmuştur, ayni hal Humeyni rejiminde de devam etmektedir. Ahameniler ve Sasaniler tarihine, uygun olarak o dönemin padişahlarına inanılmaz övgüler sergilenir. Kuruş dünyada ‘insan hakları tesisçisi’ adlandırılır, Sasanilerden Anuşirevan hayırseverliğin sembolü sayılır. Son Pehlevi şahı ise Ariyamehr (Ariyaların sevgisi) unvanına layık görülmüştü.

Firdevsi’nin Şahname’sinden (yakl.1010) başlayarak fikir hayatında, Türklere karşı düşman münasebet körüklenmiştir. İran-Turan karşılaştırmasında şer’in [kötülüğün] sembolü Turan ve Turan hükümdarı Ehrimen/Afrasiyab/Alp Er Tonga’dır. Ahuramazda/Hörmüz ise uygun olarak hayır’ın [iyiliğin] sembolüdür. Fars ırkçılığı işte bu tip motiflerle beslenmiştir. İran/Fars tebligatı özlerinki bir yana, başkalarının büyüklerini de benimseyerek ideallaştırmaktan çekinmemiştir. Farslar eski Türk tarihinin Saka dönemindeki kahramanlarını da efsanelerine salmış, özleştirmişlerdir.

En parlak ve ilginç örneklerden biri Makedonyalı İskender meselesidir.  Firdevsi Şahname’sinde İskender hakkında eğlenceli bir hikâye anlatır. Hikâyenin özeti şöyledir: Ahameni devletinin Makedonyalı Aleksandr karşısında mağlubiyetini (m. ö. 333) unutamayan Farslar, bu mağlubiyeti Aleksandr’ın/İskender’in damarlarında akan Fars kanına bağlarlar. Güya Aleksandr/İskender Keyan neslindenmiş! Ahameni ve Makedonya orduları arasındaki savaşta İskender’in ordusu mağlup olmuş, Kral Filip kızını Fars padişahının isteği ile ona göndermiş. Fars padişahı Rum kızı ile yatağa girmiş, ancak kızın ağzından pis koku geldiği için ondan imtina etmiştir. Kızın bu derdini ‘iskender’ adlı otla tedavi etmelerine rağmen, bir defa tiksinmiş Pers/Fars padişahı kızı atasına geri göndermiş. Filip bu bir gecelik izdivaçtan doğan çocuğu oğulluğa götürmüş. Böylece dünyaca meşhur komutan Keyan neslinin doğrudan devamcısı ve İran taht-tacının meşru sahibi çıkarılmış… M. Emin Resulzade Azerbaycan Şairi Nizami eserinde Fars ırkçılığına örnek olarak bu meseleden bahsetmiştir.[6]

İran’daki kahramanlar listesinde Fars olmayanlara yer yoktur. Hatta 1000 yıl İran adlı bu coğrafyanın hâkimleri olan hanedanlar bile yabancı, İran’a mutsuzluk getiren unsurlar sayılır. Başlıca nefret hedefi olarak Selçuklular, İlhanlılar, Timuroğulları, Karakoyunlu-Akkoyunlu seçilmiştir. (Dikkat çeken istisnalara Safeviler, özellikle Şah Abbas hakkında yazılarda rastlayabiliriz.) Örnek olarak Fars dili ve edebiyatını himaye etmesine, Farsları kitlesel şekilde idarî işlere katmalarına, günümüz İran coğrafyasını Bizans tehditleri ve Arap baskısından kurtarmasına bakmaksızın, Büyük Selçuklu Devleti resmi tarihçilikte adeta ‘göçebe tayfaların hâkimiyeti’ sayılır.

İran’daki son inkılaptan sonra ‘şah’ kavramını andıran her şey kaldırıldı. Tahran’ın merkezindeki heykele – Şahname’nin esas müellifi Firdevsi’ye dokunmadılar. Bütün ülke şehirlerindeki heykelleri korundu, hatta sayıca daha da arttırıldı. Tebrizli Ali zamanında farkında olmuştur: “Bir kimse cüret etmedi ki Firdevsi’nin taş mücessemesine el vursun ve o halen meydanın ortasında dayanıp biz Türklere, Araplara, Beluçlara, Kürtlere, Kaşkaylara gülüyor.”[7]

Konu eski millî fikirde

Milletleşme sürecinin bu önemli meselesi – millî kahramanlar ve iftiharlar konusu – Azerbaycan fikir büyüklerinin de dikkatini çekmiştir. Özel araştırma konusu olabilecek bu meselelerin ayrıntılarına girmeden bir kaç örnek vermekle yetineceğiz. Kısıtlı sayıdaki bu örnekler bile meselenin mahiyetini açmağa yardımcı olabilir.

Fikir büyüklerimizden Ali Bey Hüseyinzade Turan, meşhur Mektubi-mahsusi’de (1904) Osmanlı Devleti’nde Cengiz Han ve Emir Timur’a yönelik aşağılayıcı münasebete itiraz eder bu savaş dâhilerini, Türklükten ayırmıyor: “…Türklüğün neden ibaret olduğuna temamile vüguf gösterilmemiş [farkına varılmamış] ve Tatarlara, elelhusus Türklüğün medarı iftiharı bulunan Cengizler, Timurlar kibi harp dâhilerine hakaretamiz bazı sözler derç edilmiştir.” Hacimce kısa, fikirce dopdolu bu makalede Hüseyinzade mektep programlarında Fars şairi Kaani ve başkalarının şiirlerini anlatırken ‘Mirza Alişir Nevai’den iki satır olsun’ vermemeğe itiraz eder.[8] Hüseyinzade Türkler Kimdir ve Kimlerden İbarettir? (1905) başlıklı klasik eserinde daha geniş şekilde konu üzerinde durur. O, büyüklüğü ‘kendi kavmini ihya eden, kendi memleketini abad eden, kendi milletini terigi-terakkiye sövgü ile anı [onu] medeniyetin ana mertebelerine çıkartıp şeref kazandırmakta’ görür. Bu büyüklüğü değerlendirirken ‘başka ve rakip milletlerin nazari ile’ değil, ‘öz kavim ve milleti nazarı ile’ bakmak gerektir. Hemen burada ‘Teymur’un da Türk medeniyetine ettiği hizmetleri’ vurgulayarak, “ekabir-i milliyemiz [millî büyüklerimiz] hakkında gerçeği ortaya çıkarmak için evvel emirde özümüzü tanımalıyız.” der.[9] Hüseyinzade, Cengiz’in ve Timur’un torunu Babür Mirza’nın Türk olduğunu bir daha vurguluyor. Babür’ün kurduğu ‘Büyük Moğollar hükümeti’ adının ‘bir yanlışlık eseri olup, bu yanlışlığın Avrupalılara bazı İran müverrihlerinden sirayet ettiğini’ bildirir.[10]

Ali Bey Hüseyinzade

Tarihteki kahramanlarımız konusunda en sert tepkiyi ortaya koyan Ahmed Ağaoğlu’dur. Cihangirlik döneminde (16. Yüzyıla kadar) dünya siyasetinin şekillenmesindeki Türklerin önemli rolünü değerlendiren Ağaoğlu, ‘İran’ın son bin senelik tarihi hakikatte ve doğrudan doğruya Türk tarihinin bir şubesidir” der.[11] Türklerin devlet kurma sahasında üstün kabiliyetlerinin olmasının yanı sıra, bir zaaflığı da vardır – Ağaoğlu onu bir kaç eserinde vurgulamıştır.- Bu zaaflık Avrupa siyasî fikrine oturmuş sorgulama kültürünün yerel siyasî kültüre yerleşmemesidir. Ahmed Ağaoğlu, Hasan Bey Zerdabi’nin defnindeki (1907’nin sonu) meşhur konuşmasında da, Millet ve Milletçilik başlıklı bilinen makalesinde de (1909), Türk Âlemi (1912), veya İran ve İnkılabı eserinde (1941) de Türk hükümdarlarını eleştirir. Onları kurdukları devletleri millileştirmemekle; Farsçayı devletin resmi dili ilan etmekle; Farsları ve Fars edebiyatını aşırı derecede himaye etmekle suçlar. Bu bağlamda en sert eleştiriye maruz kalanlardan biri Safevilerdir: Onlar ‘…Şark ve bilhassa Türk tarihi üzerine derin ve felaketli tesirler icra etmeğe muvaffak oldular.’[12] Son Kacar hükümdarları (‘manen, cismen yıpranmış olan sülale’) da hak ettikleri sert tenkide hedef olurlar. Ağaoğlu, Türk hükümdarları arasında Nadir Şah Afşar’ın faaliyetlerini takdir ediyor, hatta onu özel bir yere koyuyor.

Sovyetlerin ‘kahraman yaratma’ siyaseti, M. Emin Resulzade’nin dikkatini çekmiştir. 1951 tarihli bir eserinde, Sovyetlerin İmam Şamil’i, ya da Genceli Cavad Han’ı kahraman olarak görmemeleri bir yana, onların adı bile çekilmez, diyor. Aksine ‘Azerbaycan tarihinin derinlikleri aranarak, oradan Babek gibi şahsiyetler çıkarılıp, idealleştiriliyor.’ Resulzade nedenini izah ediyor: “Babek, İslamiyet’in düşmanı idi; bir ‘İslamiyet’ ki şimdiki şartlar içinde ‘komünizme’ az engeller türetmiyor. Babek, Azerbaycan’ı Kuzey’e değil, Güney’e karşı koruyordu; bu haliyle de o Sovyetler Birliği’nin muhtemel düşmanlarına karşı savaşı remizlendirebilir.”[13]

Tebrizli Ali için dünya Türkleri gibi, tarihleri de birdir, bölünmezdir. Çağdaşları bu azametli tarihle öğünebilirler. Bu tarihte Teoman ve Mete’nin, Atilla ve Hunlar’ın, Cengiz Han ve Moğollar’ın, Emir Timur ve ‘ilk Türkçü Alişir Nevai’nin’… öz yeri vardır. Bunun yanı sıra eski irsen münasebette, özellikle hâkim Türk hanedanları meselesinde en kararlı tavır ortaya koyan fikir adamlarımızdan biri de Tebrizli Ali’dir. Türk hükümdarlarının Farsçaya tek resmi devlet dili statüsü vermelerini, Fars edebiyatını ve meddah şairleri saraylara doldurmalarını, idarî ve dinî işleri Farsların uhdesine bırakmalarını ağır sözlerle sorgular. Bu sorgulamaya örnek olarak Türkçülüğün klasik kaynaklarından biri olan Edebiyat ve Milliyet eserinden bir alıntı verelim: “Bu ata-babalarımız hep güç ve kudret toplamakta, hâkimiyet yaratmakta [devlet kurmakta] büyük cesaretler ve fetihler göstermiş, kendi zamanlarının en birinci tarih kahramanları olmuşlar. Böyle ki bugün hiç bir tarih yoktur ki Türk, o tarihte hazır olmasın ve ondan büyük bir rol ve hareket göze çarpmasın. Kulluklarında yüzlerce balaca [ufacık]  şahlar, hükümetler, tarih yazanlar, edipler ve şairler, mimarlar ve tabipler olan ata ve babalarımız gelecek nesil için, yani şimdiki (bizler) için hiç bir güzel millî miras, millî dil ve edebiyat, millî tarih bırakmamışlar. Fakat günün nakit olan kudret ve gücüne yetinip, zamanı ve dünyanı küçük ve kısa düşünmüşler. Elbette, arada sırada büyük şahsiyetler ve millî kişiler de tarihimizde az değil.”[14] Tebrizli Ali eleştirilerinde tek yönlü değildir. O, Fars ırkçılığını en sert tenkit edenlerden biridir. Firdevsi’nin dünya şöhretine, Farsların ana kitabı sayılmasına bakmaksızın, Firdevsi ve Şahname, milletler arasına nifak saldığına göre ağır dille ifşa edilir.

Türkçe sevdalısı Ali Şir Nevai

Konu ile ilgili bazı büyüklerin fikirlerini de aldıktan sonra tarihî kahramanları nasıl belirlemek meselesine geçebiliriz. 

Kahraman kimdir? Normal kriterler ne olmalıdır?

Uzun zaman hâkimiyet başında kalabilen, zenginlik sahibi olan, iradesini kabul ettirenlere üçüncü dünya ülkelerinde adeta ‘büyük’ adam/siyasetçi derler. Çağdaş tarihçi de iradesi dışında bilinçaltındaki duygularını tarihî olgulara ve şahsiyetlere yansıtır. Gelişmiş ülkelerde bu büyüklük ölçüsü kalıcı değer yaratabilmek kabiliyetidir; onunla tarihte kalırlar. Çağdaş vatandaş sevdiği kahramanı sorgulayabilmeli; niye, ne için suallerine onun işlerinde tatmin edici cevaplar bulabilmelidir. Aksi takdirde sevdiği kahraman puta dönüşür.

Müzakereye açılan tarihteki kahramanlarımız konusuna yaklaşımda vazgeçemeyeceğimiz ilkeler aşağıdakiler olabilir:

  1. Çarlık/Sovyet ve Pehlevi-Humeyni dönemlerinde uydurulmuş ‘millî kahramanlar’ meselesi ciddi yaklaşım talep eden ideolojik-tarihî problemdir; bu dayatılmış kahramanları sorgulamak, hatta onlardan kararlılıkla imtina etmek gerektir.
  1. Ortak Türk tarihi Azerbaycan Türklerinin de ortak tarihi olduğu için dönemin kahramanları da ortak kahramanlarımızdır.
  1. Millî kahramanlarımız milletin kalbinden kopmuş, ona büyük hizmetler sunmuş ender şahıslardır; onlar ‘coğrafyanın kahramanları’ değillerdir.
  1. Tarihte kalıcı değerler yaratmış kahramanlarımıza sahip çıkacağız, gururlanacağız, onlardan öğreneceğiz, ancak yanlış ve eksik işlerini de saklamayacağız.

Bu ilkeler makbul sayılırsa toplumdaki farklı yaklaşımları da göz önüne alarak konumuzun sonuna gelebiliriz. 

Sonuç yerine: Tarihimizdeki kahramanlar listesi

Mantık kanunlarına göre listenin başında millî ecdat gelmelidir. Alp Er Tunga (Afrasiyab) hakkında bilgileri genellikle destan ve rivayetlerden alıyoruz. Tarih biliminin sonraki gelişmesi Alp Er Tunga’nın gerçekten tarihî şahsiyet olup olmadığını netleştirecektir. Sakaların/İskitlerin, Türk tarihinin bir bölümü olması gerçeği zamanla açığa kavuşacaktır. Zeki Velidi Togan, Alp Er Tunga’yı M.Ö. 7. yüzyıl Saka hükümdarı olarak takdim eder.[15] Diğer bir Saka hükümdarı Tomris Hatun’un (M.Ö. 6. yüzyıl) Ahameniler’den Kuruş’un kesilmiş başını tepsiye koyarak ‘hayatında kana doymadın, şimdi seni kana doyuralım’ sözü edebiyata geçmiştir.

Hunlar’ın tarihi ve kahramanları daha çok Çin kaynaklarından aktarılıyor. Bu kaynaklarda Teoman ve oğlu Mete Han’ın (Mao-tun, M.Ö.234 – M.Ö.174) faaliyetlerinden bahsedilir. Özellikle Mete’nin Türk ordusunun temelini koyduğu bilinen bir tarihî olgudur. Hunlar’dan Kür-Şad, Çin kaynağındaki tarihî şahsiyet olan Chieh-she-shuai‘nin edebi adıdır. Atilla’nın (406-453), eski dünyanın en görkemli askerî ve devlet adamlarından biri olması şüphe doğurmayan gerçekliktir.

Bu arada adı anılmayan kahramanlardan biri hakkında kısa bilgi verelim. Sabir/Subar boyunun (6. yüzyıl) başında duran Bolah, bir ihanetin kurbanı olur. Bizans kaynaklarında adı Boariks  (Boa) olarak geçen hatunu, ihanetkarı takip ederek 1.000 atlı ile Derbend’i geçer, Şamahı-Tiflis yolu ile ilerleyerek daha sonra Anadolu’yu, Şam’ı dolaşarak karşısına çıkanı ezer, eşinin öcünü aldıktan sonra geri döner. Bu gün gerçek adını bilmediğimiz bu Boariks neden kahramanlarımız listesinde yer almasın?[16]

Oğuz Han da bu gün destan kahramanıdır. Oğuzların ecdadı sayılır. Selçuk Bey’in hayatı, tarihî kaynaklarda yer almıştır. Azerbaycan coğrafyasını, Türklere millî vatan yapan Selçukluları ve Büyük Selçuklu hükümdarlarını, millî iftiharımız saymayıp da kiminle gururlanacağız? Bir makalemizde gerekçelendirmeğe çalıştığımız gibi Çağrı Bey’in (Merend?), Sultan Toğrul’un (Rey), Sultan Alp Arslan’ın (Merv), Sultan Melikşah’ın (Merend?), Sultan Sencer’in (Merv) mezarları kitlesel ziyaret yerleri olmalıdır.[17]

Tarih bilincimizin önemli yetersizliklerinden biri Cengiz Han, Moğollar ve İlhanlılar konusudur. Yukarıda Ali Bey Hüseyinzade -Turan’ın Cengiz Han hakkında görüşünden bahsettik. Hüseyinzade adı çekilen eserinde Cengiz Han’ı Türk sayıyor. Aynı yaklaşımı birinci nesil diğer Türkçü düşünürlerde de (örnek olarak Ahmed Ağaoğlu ve Yusuf Akçura’da) görmekteyiz. Çarlık/Sovyet ve Pehlevi-Humeyni dönemlerinde Moğollar konusunda akıl almaz saptırmalara yol verildi. Son yıllarda yeni objektif eserler de ışık yüzü gördü. Ayrıntılara girmeden İlhanlılar dönemine resmî tarihçilikten farklı, millî ve objektif bakış gerekliği fikrini vurgulamak istiyoruz. Uzun yıllar boyu göz ardı edilen tarihî olgular – Azerbaycan’ın komşu ülkeler için de siyasî merkeze dönüşmesi, Marağa, Tebriz ve diğer şehirlerde görkemli bayındırlık işlerinin yapılması, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya 2 milyon Uygur Türkünün yerleşmesi, Uygur Türkçesinin burada resmî yazı diline dönüşmesi vb. – yeniden değerlendirme sonucunda mutlaka yeni tablo ortaya çıkaracaktır.

Çok hassas meselelerden biri; Ankara (1402), Otlukbeli (1473), Çaldıran (1514) gibi meydan muharebelerinin değerlendirilmesidir. Sovyetlerde ve İran’daki resmî tarihçilikte Türk tarihinin bu hüzünlü sayfaları olmazın surette, tahrif edildi ve daima körüklendi. Sanki bu savaşlar, halklar arasındaki mücadelenin kanlı zirvesi imiş. Oysaki bunlar Ortaçağlar için özgün olan feodal hanedanlar arasındaki hâkimiyet ve zenginlik uğurunda, kardeş kırgınından başka bir şey değildir. Millî tarihçilik ilkesinden hareketle bu savaşların Bayezid-Timur, Fatih-Uzun Hasan, Yavuz-İsmail arasında çıkar çatışması olarak değerlendirilmesini talep eder.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Azerbaycan Türkleri ile ne alakası var?

Mustafa Kemal Atatürk’ün Azerbaycan Türkleri ile ne alakası var? sualine cevap: Zamanında yegâne bağımsız Türk yurdu Türkiye’yi, arkadaşları ile birlikte kurtardığı için aynı zamanda Azerbaycan Türkünün kahramanıdır.

Bu kısa yazıda, Türk dünyasının ve onun önemli bölümü olan Azerbaycan’ın, tarihteki kahramanlarının tam listesini vermek imkânsızdır. Ancak haksızlık yaptığımız ve unutulmaya mahkûm ettiğimiz bir kaç kahramanımızın şükranlık duygusu gereği hiç olmazsa adını zikredelim.

Azerbaycan siyasî eliti, genellikle birinci Rus işgaline münasebette, doğru bir siyaset belirleyemedi.Rusya’dan medet umarak Kürekçay taahhüdünü (1805) imzaladı. Yalnız birkaç han doğru yol tuttu.  Genceli Cavad Han’ın kahramanlığı ve şehadeti bilinir, edebiyata da geçmiştir. İrevanlı Muhemmed Han aldanmadı, başardığı kadar direndi. Rus işgaline karşı hayatının sonuna dek (1822) elde silah savaşan başka bir kahraman – Gubalı Şeyhali Han (Rus yanlısı Feteli Han’ın oğlu!) – hak ettiği dikkate layık görülmemiştir. Şeyhali Han Azerbaycan’ın Şeyh Şamil’idir fakat ders kitaplarında (örnek 10. Sınıflar için Azerbaycan Tarihi dersliği) adı bile geçmiyor. Aslında Rus işgaline ve sömürge sistemine karşı 19. yüzyılda baş göstermiş onlarca ayaklanmanın her bir iştirakçisi ve önderi kahramandır.

İkinci Rus işgaline (1920) karşı 200’e dek isyan ve silahlı başkaldırı olmuştur. Onların binlerle sıra neferi ve lideri her biri bir kahramandır (Can korkusundan sokak süpürmek rezilliğini üstüne alan iki meşhur general değil).

 

Azerbaycan Komünist Partisi’nin geçmişi (1920-1991), Rus imparatorluğuna hizmet tarihi olmuştur. Bu kurum ülkenin bağımsızlığının düşmanı, Azerbaycan’ı sömürme mekanizması, millî kimliği mahvetme teşkilatı, 5. kol besleme merkezi olmuştur. Bu partinin başında duranlar arasında bir istisna vardır: Eyyub Hanbudagov (1893-1937). Moskova’nın baskılarına karşı bu şahsın bayrak açması, ülkenin sömürgeleşmesine yönelik itiraz talepleri bir yiğitliktir.[18] Bu yiğitliğin bedelini de kurşuna dizilmekle ödemiştir.

İran’da Rıza Han’ın hâkimiyete yürümesini gören ve bunun Türklük için büyük tehlike arz ettiğini bildiren ve elinden geldiği kadar direnen, Roşeni Barkın bir kahramandır. Bu adam çırpınmış, yerel Türk liderlerini gerçekleşmekte olan tehlike karşısında teşkilatlanmaya çağırmış, muvaffak olamayınca kaleme sarılmış, köreltilen şuurları uyandırmaya çalışmıştır.

Sovyet rejiminin kılıcının önünün de arkasının da kestiği, 1970’lerde KGB’nin işbirliği teklifini geri çeviren, iftiraya maruz kalarak ölüme mahkum olan, bizim rejim aleyhtarı hocamız Genber  Askerov bir kahramandır…

Bu kısa özetten de görüldüğü gibi tarihimiz gibi kahramanlarımız da zengindir, yeteri kadardır. Başkalarından ödünç almağa hiç gerek yoktur. Yeter ki öz değerlerimize sahip çıkabilelim.

 

[1] Sadri Maksudi Arsal, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, İstanbul: Ötüken, 2018, s. 98-100.

[2] A.g.e., s. 110.

[3] 1990’ların başında Azadlıq Meydanı’ndaki mitinglerin birinde bu heykellerin toplanıp Hazar’deki adaların birine taşınması, Sovyet döneminin cinayetini gösteren açık hava müzesinin objeleri olarak istifadesini önermiştik. Maalesef Azerbaycan’ın dramatik tarihinin bu dilsiz sanıkları millî hərəkat və bağımsızlığın ilk yıllarında sökülüp, metal atıkları gibi ülke dışındaki piyasalara taşındı.

[4] 1993’de Güney Azerbaycan’da yeni yaranmakta olan Bezz/Babek  hareketi teşkilatçılarına “Babek’in Türk olmasını ispatlayabilir misiniz?” diyi sorduğumuzda “Önemli olan onun İslam hakimiyetinə karşı mücadele vermesidir” cevabını duyuyorduk.

[5] Ənvər Şükürzadə, Fətəli Xan, Bakı: EAAzF Nəşriyyatı, 1943, s. 5.

[6] Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycan Şairi Nizami, Ankara: Milli Eğitim Basımevi, 1951, s. 174.

[7] Təbrizli Əli, Ədəbiyyat və Milliyyət, Tehran: Atropat, 1360, s. 136. Salmas, Kazvin ve diğer Azerbaycan şehirlerinde Fars ırkçılığının sembolü olan Firdovsi’yə koyulan heykeller son yıllarda yerel organların kararı ile kaldırıldı; Tahran buna sert tepki göstererek bu heykelleri yeniden yerine dikti.

[8] Əli bəy Hüzeynzadə, Seçilmiş əsərləri, Transliterasiya və tərtibi Ofeliya Bayramlı, Bakı: Çaşıoğlu, 2007, s. 100.

[9] Azərbaycan Publisistikası Antologiyası, tərtib edən Cəlal Bəydili, Bakı: Şərq-Qərb, 2007, s. 127-128.

[10] A.g.e., s. 132.

[11] Ahmed Ağaoğlu, İran ve İnkılabı, Ankara, 1941, s. 11.

[12] A.g.e., s. 23.

[13] Mehmet Emin Resulzade, Çağdaş Azerbaycan Tarihi, Ankara: Yeni Cezaevi Matbaası, 1951, s. 18. Eserin 30. sayfasında yazılmıştır: “Babeki sözü daha XIX. cu yüzyılda, Azerbaycan’da söğüş mukabiliydi. Dini naslere [ahkamlara] itina etmeyen düşüncelilere ‘Babeki’ derlerdi.”

[14] Əli Tebrizli, Ədəbiyyat və Milliyyət, s. 101.

[15] Zeki Velidi Togan, Ümumi Türk Tarihine Giriş, s. 108-109.

[16] С. А. Плетнева, Хазары,  Москва: Наука, 1986, с.  17.

[17] Nesib Nesibli, ‘Selçuklu Döneminde Türk-Fars İlişkileri Üzerine’, Türk Yurdu, Mayıs 2021, Yıl 110, Sayı 405, s. 26-33.

[18] Mehmet Emin Resulzade, Çağdaş Azerbaycan Tarihi, s. 11-12.

Yazar

Nesib Nesibli

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar