16.06.2024

Bir cemaat sendromu olarak minnet duygusu

Minnet duygusu, bir anlamda aidiyet duyulan topluluğun geneline ve özellikle yöneticilerine karşı kayıtsız ve şartsız bağımlılık ve itaat duygusu doğuruyor.


Türkiye Cumhuriyeti, ‘kimsesizlerin kimsesi ve sahipsizlerin sahibi’ olmak gibi son derece entelektüel bir zihniyetle kurulmuştu. Türk Milleti’ni merkeze alan ve orta sınıflaşmayı hedefleyen bir toplumcu ekonomik düzen kurma ülküsüne sahipti.  Atatürk sonrası tek parti döneminde Türk ekonomisinde, Batıcı ve laikçi bir bürokratik sınıfın öncülüğünde devlet eliyle kapitalist yetiştirme çabasına girildi. Çok partili dönemde ise sağ-muhafazakâr siyasi iktidarlar kendilerine bağlı bir zengin sınıfı yaratma tutkusuna kapıldılar. Son yıllarda ise ülke kaynakları, yönetici sınıf ve onların destekçisi belirli zümrelerin yararına aktarılır oldu. Türk Milleti’nin geniş bir kesimi ise izlenen ümmetçi-kapitalist ekonomi politikaları yüzünden yoksullaştırıldı.

Yoksul çocuklar cemaatlere mecbur mu bırakılıyor?

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tasarlanan eğitimde fırsat eşitliği anlayışı kapsamında (parasız yatılı okullar, yatılı bölge okulları ve karşılıksız ya da kısmi karşılıklı öğrenim bursları gibi) uygulamalar, 12 Eylül askeri cunta ve onun uzantısı niteliğindeki siyasi iktidarlar tarafından büyük ölçüde terk edildi. Bunların yerine, özellikle sağ-muhafazakâr iktidarlar tarafından cemaatlerin önü açılarak, yoksullaştırılmış ailelerin çocukları buralara mecbur bırakıldı. Birçok aile, eğitim maliyetinden kurtulma umuduyla çocuklarını cemaat okullarına ve yurtlarına verdiler. Bu arada, gösteriş yatırımlarıyla ülkeyi zaten aşırı borç batağına sokan siyasal iktidar, lüzumsuz birçok lüks harcamalara karşılık, devletin eğitim yatırımları konusunda -bilerek – büyük bir aymazlık içinde oldu. Bir gecede, yüzlerce okulun nitelikli yöneticileri tasfiye edilerek, yerlerine liyakatsiz kişiler yerleştirildi. Sonuçta, cemaat ve benzeri tarikat okulları, yoksul aile çocukları için etkili bir çekim alanı hâline getirildi.

Cemaate sığınma psikolojisi

Türk gençlerinin, kendi ailelerinin veya devletin malî imkânlarıyla hayata hazırlanmaları yerine, çaresizlik yüzünden başka cemaatler içinde yer almaları onların zihin dünyalarında etkili bir iç çatışma kaynağıdır.  Bir yanda, bir anlamda sığıntı gibi olmanın gizli ezikliği, öte yanda buraya sığınmış ve hayata tutunmuş olmanın verdiği bir çıkış yolu!… Genç insanların zihinleri, bu iki zıt duygunun çelişkisiyle bir süreliğine ağır bir eziklik ve gerilim yaşamaktadır. İnsan zihninin, bu türden zıt duygu çatışmalarının doğurduğu gerilimi sürekli yaşaması mümkün değildir. Zihnin, bunlardan birisini bastırarak bir şekilde ikna olması ve rahatlatılması gerekir. Sürekli dinsel içerikli propaganda ve kültürel şartlandırmaya maruz bırakılan gençlerin bu zihinsel çelişkilerinin doğurduğu şiddetli gerilim, cemaat ilişkisinin gerekliliğine inanılarak hafifletilir. Bu inanç, bir zaman sonra cemaate aşırı bağlılık ve minnet duygusuyla giderek pekiştirilir.

Cemaatleşme gençlerin bilinçaltını zenginleştiriyor!

Yoksulluk ve çaresizlik yüzünden cemaat okullarına ve yurtlarına giren çocuklar tarafından zihinsel olarak yaşanan ve sonradan baskılanan çelişkiler, çoğunlukla bilinçaltında da çok etkili izler bırakır.  Aile ortamında yaşanması gereken ‘aidiyet’ ve ‘rol model’ ihtiyacı büyük ölçüde dinsel bağlamlı daha geniş bir topluluk içinde doyuma yönelir. Bu bağlamda, çocuklar ilk sosyalleşme evresinde, özellikle toplumsal cinsiyete ilişkin rol modeli konusunda kendilerine uygun modeller ararlar.  Çocuklar, normal şartlarda küçük yaşlarda ve ergenlik dönemlerinde beklentilerine uygun yaşam tarzı ve statü sağlayan ailelerine bağlılık duyar ve kendi aile yakınlarını rol modeli alırlar. Aile ilişkilerine bağlılık duygusu, kültürel olarak merhametli bir ‘aile ortamı’ yerine, aile yerine ikame edilmeye ve çıkar ilişkilerine göre kurgulanmış cemaatlerde kendine doyum bulmaya çalışır. Bütün bu çabaların, genç insanların bilinçaltında kalıcı izleri kalmaktadır. Söz gelimi, aile içinde yaşanması gereken duyguların, ailenin de kararıyla başka otoritelerle paylaşılmasının kırgınlığını bilinçaltına atan genç insan, bağlılık duygusunu sonradan bir baba, abla ve abi gibi cemaat tipi dinsel toplulukların büyüklerine aktarıyor.

Muhtemeldir ki küçük yaşlarda aile ikliminin dışına itelenen veya aile içinde değer verilmeyen çocuklar, sonraki hayatlarında otoriter dinsel topluluklara ya da otoriter-ideolojik örgütlere daha fazla kayma eğilimi göstermektedir. Her türlü güven kaynağı olan aile bağlarında ortaya çıkacak doyum boşluğu, nispeten daha güçlü dinsel, siyasal ve ideolojik figürlerce doldurulmaya çalışılıyor.

Cemaatlerin işleyişi minnet duygusu ve mutlak itaate dayanıyor

Aile içi ilişkilerden yeterince karşılanmayan temel ve psikososyal ihtiyaçların cemaat tipi oluşumlarda doyumu, kişiler üzerinde büyük bir minnet duygusunun doğuşuna yol açıyor. Bir anlamda, cemaatler, aileleri tarafından dışlanmış ya da ötelenmiş kişileri devşirmek suretiyle onlar üzerinde karşılıklı rızaya dayanan derin bir bağlılık ve minnet duygusu yaratıyor.  Minnet duygusu, bir anlamda aidiyet duyulan topluluğun geneline ve özellikle yöneticilerine karşı kayıtsız ve şartsız bağımlılık ve itaat duygusu doğuruyor.

Toplumsal düzende kendilerine daha iyi bir konum elde etmek ya da çeşitli amaçları gerçekleştirmek üzere, hukuki çerçevede kurulan diğer biçimsel örgütler (dernekler vb.), etkinliklerini çoğunlukla açık sosyal ilişkiler içinde yürütür. Buralarda yer alan her insan, kişi hak ve özgürlüklerin çoğuna sahiptir. Bireysel irade esas olup, isteyen istediği zaman girer ve ayrılır.  Oysa, cemaat tipi oluşumlarda, bir serbestlik söz konusu değildir, girişin çok özel şartlara bağlanması yanında ayrılmak ancak oradan ‘aforoz’ edilmekle mümkün olur. Güçlü bir şahsiyetin bu tür aşırı çıkarcı ve hiyerarşik bir düzen içine girmesi zaten pek olası değildir. Ayrıca, cemaat içine zayıf ve çaresiz kişiler alınarak yapay bir kişilik oluşturuluyor ve kullanılışlı birer ‘kurşun asker’ hâline getiriliyor.

Çoğu cemaatlerin, kapalı topluluklar olmaları nedeniyle başta anayasal düzene karşı işlenmiş suçlar olmak üzere, oralarda birtakım suçların işlendiği kuşkusu doğuyor. Bu cemaatlerde, sadece gönüllü bir bağlılık esas gibi gösterilse de gerçekte psikolojik bir borçlandırma yoluyla bazı kişilerin buralara bağımlı bir hâle getirildiği anlaşılıyor. Bu cemaat tipi yapıların önderleri, kendilerine aşırı bağlılık gösteren bu geniş kitleye güvenerek- yabancı ya da yerli fark etmeden- çok rahat bir şekilde başka siyasi emellerle rahatlıkla ittifak kurabiliyor.

Cemaat dışı ilişkilerde ahlaki aymazlık ve öfke

Cemaat mensupları, söylem ve görsel olarak dinî terbiye ve ahlak ile ilgili gösterişli bir dil kullanımına sahip olsalar bile ‘amaca ulaşmak için her yol mübahtır’ ya da ‘köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek gerekir’ modunda davranışlar gösterebiliyor.  Bunların en acınası hâlleri de çoğunlukla ‘hırsıza, hırsız’, ‘arsıza, arsız’ dahi diyecek kadar hakiki bir imandan, akılcı düşünce ve özgür bir yürekten yoksun olmalarıdır. Aslında, Yaratıcının ‘ruhlarına üflemiş’ olduğu ‘doğruluk’ kodunu ağır bir kültürel şartlanma nedeniyle bastırmak zorunda kalmaları, çoğunlukla onları cemaat dışı insanlara karşı normalin üstünde öfkeli ve hırçın yapıyor.

Türk yönetim tarihinde, Türklerin başına bela olan birçok yabancı tasallutunda, çoğunlukla birtakım dinsel görünümlü ‘yerli’ işbirlikçi kişi ve toplulukların payı olduğu hep hatırlanmalıdır. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti, kendi insanlarını, birer ırgat ya da uyruk gibi değil, birer ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nitelikli ‘yurttaş’ kılmak üzere kurulmuştu.

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar