Doğu Türkistan da neresi? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______28.01.2019_______

Doğu Türkistan da neresi?

Mustafa Levent Yener
Tiananmen Meydanı- Demokratik Çin'in tanklarına karşı duran genç
Tiananmen Meydanı- Demokratik Çin’in tanklarına karşı duran genç

Ülkemiz git gide acayipleşen bir ülke haline gelmeye başladı. Gerçeklere, komplo teorileri kadar önem verilmez oldu. Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar ise kısıtlı bir çevre dışında kimsenin ya ilgisini çekmiyor ya da komplo teorileriyle açıklanmaya çalışılıyor.

Bazı çevrelerin Çin’de yapılanları Atatürkçülük ile bağdaştırmalarına şahit olduk ve Çin politikasının bu şekilde yansıtılmasıyla aynı çevrelere bağlı kişilerin “Doğu Türkistan da neresi, bilmiyoruz, Türkistan da neresi? Öyle bir ülke yok.” dediklerine de.

Türkistan nedir?

Türkler, 20-90 doğu boylamları ile 33-65 kuzey enlemleri arasındaki bölümde yaşarlar. Sınırları genişleyip daralmakla birlikte doğudan batıya 6-7 bin, kuzeyden güneye 3-4 bin km alana karşılık gelen bu coğrafya, Türklerin tarih boyunca yaşadığı, devlet kurup yönettiği, bugünkü Avrasya coğrafyasıdır (Buran, 2016, s. 11). Bugün, Rusya güdümünde “Avrasyacılık” politikasını güdenler bunu gayet iyi biliyorlardır, sanırım.

Türkler, tarih sahnesine çıkıp yönettikleri bu toprakları kendi dillerince “Türk-eli” olarak adlandırırken Farsça bir ekle aynı anlamda üretilen “Türkistan” adlandırması yaygınlaşmış, bu adlandırma Türklerin yaşayıp yönettiği her yeri göstermeye başlamıştır. Türkistan, 7.-9. yüzyıldan başlayarak Fars kaynaklarında, 10. yüzyıl ve sonrasında önce Arap, sonra dünya kaynaklarında bir bölgeyi niteleyen coğrafî ve etnografik bir terimdir. Hatta 1856’da, İngiltere ve Fransa ile imzalanan bir anlaşmada Abdülmecid kendini “Türkistan ve Türkistan’ın şâmil olduğu memleket ve beldelerin padişahı” olarak adlandırır (Günay-Türkeş, 2007, s. 24).

Doğu Türkistan diye bir ülke var mı?

Biraz daha somut olarak tanımlanacak olursa Türkistan: Hazar Denizi’nin doğusundan Ceyhun/ Amu Derya ötesine uzanan ve Altay Dağları’nı içine alan bölgedir. Tanrı Dağları bu bölgeyi doğu ve batı olarak ikiye ayırır.

Bu topraklarda, Türk hakimiyeti 15.-16. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş zayıflamaya başlar. Bölgenin batısı önce Rus Çarlığı’nın egemenliğine daha sonra da 20. yüzyılın başlarından itibaren SSCB’nin egemenliğine girer. 1991’de, SSCB dağıldığında beş bağımsız ve birçok özerk Türk cumhuriyeti ortaya çıkar.

Bölgenin doğusu ise Çin egemenliğine girer. Rus ve Çin işbirliğiyle yaklaşık 70 yıldır orada yaşayan sadece Uygur Türkleri değil; Kazak, Kırgız Türkleri ve Moğollar da bugün şahidi olduğumuz soykırım politikalarının hedefi olur.

Türkistan bir ülke falan değil; Türklerin yaşadığı ve bugün ve tarihte yönettiği coğrafyanın adıdır. O yüzden, Türkistan demekle hiçbir çağdaş -ya da yandaş- ülkenin toprak bütünlüğüne falan saldırılmış olunmaz. Türkistan sözcüğüyle, Türklerin ve diğer Altay kökenli -Moğollar gibi- halkların birlikte yaşadığı kadim yurt adlandırılmış olur.

Orta Asya ne demek?

Çarlık döneminde Buhara ve Hive hanlıkları hariç Yedisu, Siriderya, Fergana, Semerkant ve Zakaspi olarak beş idari birime ayrılan bölge Türkistan Umumi Valiliği olarak adlandırıldı.

1918’de Türkistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti gibi devletler kuruldu; ancak herhangi bir millî oluşuma izin vermeyen Sovyetler bunları dağıtarak Türkmen, Kırgız, Kazak ve Özbekleri farklı millî yapılarmış gibi ayırmayı başardı. 16 Eylül 1924’de bölgede Türkistan adının kullanılması yasaklanarak bölgeye Orta Asya adı verildi. (Taşağıl, 2012, s. 557)

Orta Asya adı bile Türklüğün unutturulması için zorla dayatılmış bir addır. Böylece bugün Anadolu’ya sıkıştırılıp bırakılmış Türklük bilincimiz, “Türkistan da neresi?” diye sorar; ama unutmayalım, bizi yüzyıllardır Türkistan’ın bir parçası olan Anadolu’dan Orta Asya’ya sürmek isteyenlerle bu soruyu sormamızı isteyenler aynı güçler.

Gelelim Doğu Türkistan’a…

Çin-Türk mücadelesinin kökleri MÖ 2. yüzyıla dayanır. Bu dönemde Çin’de Han sülalesi egemendir. Doğu Türkistan adı verilen bölge, Çin’in batısında doğu ile batıyı birbirine bağlayan bir köprü niteliğinde olduğu için İpek Yolu bu bölgeden geçer. Bu nedenle tarihin başından beri Türk-Çin çatışmasının nedeni haline gelir (Günay-Türkeş, 2007, s. 80). Tarihi materyalizm ve diyalektik gibi bakış açılarıyla olay ve olguları değerlendiren bilimsel(!) sosyalistlerin bu gerçeği nasıl atladığı da ayrı bir tartışma konusu olabilir.

Bölge yüzyıllar içinde en önemli kültür ve ekonomi merkezlerinden biri olur, 36 şehir devleti kurulur. Doğu Türkistan bu anlamda en yoğun nüfusu barındıran Türk yurtlarından biri haline gelir. Bu dönemde uzaydan bile görünen Çin Seddi’ni, koyunları kaçmasın diye inşa etmemişti Çinliler.

Aradaki badireleri geçersek Uyguristan adı verilen bölgede 16. yüzyıldan itibaren siyasî birlik bozulmaya başlar. 18. yüzyılda Çinliler yavaş yavaş bölgeye hâkim olmaya başlarlar. Çinliler, Kalmuklarla mücadelelerinden galip çıktıktan beş yıl sonra 1759’da Kaşgar’ı işgal ederler. 1760’da Kazakların Orta ve Küçük cüzleriyle Hokand hanları Çin egemenliğini kabul etmek zorunda kalırlar. 1826’da Kaşgar’ı, Kırgızların yardımıyla geri alan Salih Hocaoğlu Cihangir, iki yıl sonra tutuklanarak Pekin’de idam edilir. Bundan sonra 1862’ye kadar birkaç kez kuşatılan ve Çinliler tarafından geri alınan Doğu Türkistan 1862’de Çin’de çıkan isyandan faydalanılarak Kırgız Komutan Sadık Bey tarafından geri alınır. 1868’de Yakup Han, Çin Kuvvetlerini yenerek Uygur şehirlerini geri alır. Ruslar ve İngilizlerin müdahalesi sonucunda bölgeye elçiler gönderilir. Ruslar ve İngilizlerle antlaşmalar yapılır. İstanbul’a elçi gönderilir ve Osmanlı İmparatorluğu subaylar ve temsilcilerden oluşan bir heyet ve askeri malzemeyi Kaşgar’a gönderir. Osmanlı heyeti, Kaşgar’da büyük heyecanla karşılanır ve Sultan Abdülaziz adına hutbe okutulur. Çinliler, Kaşgar’ı geri alabilmek için Ruslarla işbirliği yapılır. 1877’de Kaşgar dahil bütün Doğu Türkistan’ı işgal ettiklerini açıklarlar (Taşağıl, 2012, s. 558-559).

Sincan ne demek?

1882’de Çin yönetimi bölgenin adını Hsin-chiang (Xin-jiang) olarak değiştirir. Türkçesi, yeni ele geçirilmiş toprak… (Taşağıl, 2012, s. 559)

 “Orası Doğu Türkistan değil, öyle bir ülke yok!” diyerek bölgenin adının Sincan olduğunu iddia edenler için tekrar edecek olursak Sincan, “Yeni ele geçirilmiş toprak” demektir. Birileri bize anlamını bilmediğimiz bir adı, Çin’in toprak bütünlüğü adı altında söyletiyor ve bu arada her türlü emperyalizme de karşı olduğunu iddia ediyor.

Bu addan yola çıkarak “Orası Çin’in toprakları içinde mi yoksa Rus, Çin ve İngiliz oyunuyla ele geçirilmiş, işgal edilmiş bir toprak mı?”, “Kimin toprak bütünlüğü bozulmuş?” gibi soruları da tarih ve bilim ışığı altında düşünmenin faydası var. Bu anlamda, bir kesimin yaptığı ABD emperyalizmi karşıtlığı anlamsızlaşmaktadır. ABD, Çin’in toprak bütünlüğünü bozmaya çalışan ve ciddi şekilde karşıt olunması gereken emperyalist bir güç; ama Çin bir sevgi kelebeği.

İşler öyle komik bir hâl almaya başladı ki birleri çıkıp MÖ 2. yüzyıldaki Hun Devleti’nin Çin’i yıkmak için CİA ve FETÖ tarafından kurulduğunu iddia ederse şaşırmayacağız.

Çelikten Çin Seddi inşası

Çin Komünist Partisi’nin Türkiye’deki sözcüsünün bir yayım organında, 2004 ile 2018 arasında Doğu Türkistan’daki değişimden bahsederken sanki 2004’teki Çin’de yaşayan Uygur Türkleri ateist ya da meccusî imiş de bugün yaşayanların hepsi aşırı İslamcı olmuş gibi yansıtması ilginç. Çin zulmü sanki 2018’de başlamış, sanki bölgedeki Türk ve Moğollar daha önce hiç katliama, soykırıma tabi tutulmamış da üç günlük FETÖ bunları marjinalize etmiş, 14 senede bu hale gelmişler gibi anlatılması da gülünç.

Habere göre 10 Mart 2017’de Çin Komünist Partisi Başkanı Jinping, “ulusal birlik, etnik uyum ve dayanışmayı ve toplumsal istikrarı korumak için” Uygur Özerk(?!) Bölgesi’ne çelikten bir Çin seddi inşa edileceğini bildirir. Ne ilginç, yüzyıllar sonra Türk korkusu, ikinci bir Çin Seddi’ni gerektiriyor, hem de çelikten. Ne kadar demokratik, barışçı ve insancıl bir çözüm.

Zamanında terörist başına karanfil uzatanlar acaba, aynı seddin Türkiye’nin güney doğusunda inşa edileceğini söyleseler ne derlerdi? İkinci bir Gezi çıkarırlar mıydı?

Yıllardır şahit olduğum bir başka ilginçlik de şu: Çin’e giden araştırmacı arkadaşlarımla kısıtlı görüşme yapma imkânının olması ve arkadaşlarımın internet kısıtlamasından söz etmeleri. Demokratik Çin’in bu uygulamaya ihtiyacı nereden doğuyor acaba? Benzer uygulama, Türkiye’de olsa, yani sadece devletin izin verdiği uygulamalardan, izlenme, dinlenme ve sonucunda da “eğitim (?!) kampına” gönderilme ihtimaliyle iletişim kurulsa ne olurdu? Bir siteye erişimin kısıtlanmasını bile, kitleleri sokağa dökme bahanesi olarak kullananlar yanıt verebilir mi?

Çin Devlet Başkanı ve Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri, 10 Mart 2017’de Çin Ulusal Halk Meclisi toplantıları sırasında Sincian Uygur Özerk Bölgesi milletvekillerinin toplantısına katılıp önemli bir konuşma yapar. Sincian Uygur Özek Bölgesi’nde çelikten bir Çin Seddi oluşturacaklarını söyler. Bu yeni seddin, “ulusal birliği, etnik uyum ve dayanışmayı ve toplumsal istikrarı koruyacağını” belirtir.  Xi Jinping, “Halkın tüm etnik gruplarının Parti’nin korumasını ve anavatanın sıcaklığını hissetmesini sağlayacağız” diye ekler. Sincian halkının farklı etnik gruplarının, Çin milletinin bir parçası, Çin kültürünün zengin bir öğesi, anavatanın ayrılmaz parçası olduğunu kavratmak için Çin’e özgü sosyalizmin büyük tecrübesini geliştiren ÇKP’nin rehberliğine ihtiyacı olduğunu belirtir. Anlaşılan o ki tıpkı Batı’nın Doğu’yu cahil, yeteri kadar insanlaşamamış, eğitimsiz gördüğü gibi Çin sosyalizmi de Çinliler dışındakileri aynı gözle görüyor.

Farklı etnik grupların barışçıl bir biçimde yaşaması için çelikten set kuracağım, sizi eğitim(!?) kampına göndereceğim.” ifadesinin anlamını düşündürmek gerek. Kullanılan sözcükler ve işaret ettiği kavramlar yıllardır bir yerlere barış, demokrasi, farklı etnik grupların bir arada yaşamasını sağlamak gibi bahanelerle uygarlık götürdüğünü iddia eden Batı emperyalizmiyle aynı. Amerika ve Avrupa yıllardır aynı kavramları kullanarak coğrafyamızı kan gölüne çeviriyor. Emperyalizm, sosyalizm adına yapılınca mubah; ama kapitalizm adına yapılınca günah sayılacak bir kavram değildir. Emperyalizm, emperyalizmdir.

22 aydır terör yokmuş

Xi Jinping’in konuşması Uygur Özerk Bölgesi’nde, terörle mücadelede bir milat olmuş, 22 aydır Uygur Özerk Bölgesi’nde ve Çin’in diğer bölgelerinde terör saldırısı yaşanmamış. Alın benden bir senaryo:

Her milletin içinde işbirlikçi çıkarcı gruplar vardır. Bunlara verirsiniz olanağı, gider yıllarca terör olayları gerçekleştirirler ve sonra da olan biteni bir kitlenin üzerine yıkıp hedef gösterirler. Sonra terörden yılan ve sürekli suçlanan kitle pes ettiğinde, terör karşısında aldığınız önemlerin başarılı olduğunu iddia eder ve yaptığınız her türlü şiddet eylemini sevimli gösterirsiniz. Hatta yıldırmaya çalıştığınız kitle, bütün işkencelere rağmen terör eylemi olmadığına şükür etmeye başlar.

Siz terörist eylemleri destekledikçe gruplar kendiliğinden marjinalleşmeye başlar. Sizin eylemlerinizi daha da meşru hale getirir. Hani yıllardır devlet terörü diye inliyorsunuz ya… Bunun bir örneği Türkiye’deki sol örgütler arasında görülmüş. Aytekin Yılmaz’ın “Yoldaşını Öldürmek” adlı kitabını okur ve bu gözle incelerseniz; masum öğrenci eylemlerinin nasıl silahlı propagandaya çevrildiğini, nasıl aynı akım içinde bile düşman fraksiyonların yaratıldığını, terörden yılan milletin 12 Eylül gibi bir garabeti nasıl kabullendiğini anlarsınız herhalde. Tıpkı Uygur Türkleri gibi…

Soykırım politikasını Atatürkçülük diye yutturmak

“Sincian’daki gericilikle mücadele kampanyasını yürüten üst düzey bir yetkiliden, ismi bizde saklı kalmak üzere demeç aldık: Çin Komünist Partisi ortak hayallere sahip olmanın, ortak gelecek kurmanın, birlikte ağlayıp birlikte gülmenin ancak milletleşme ile sağlanacağını vurguluyor. Çin Halk Cumhuriyeti içindeki etnik halkların Çin milleti çatısı altında birleşmesinin yolunu arıyor. Bu birleşmenin Çin milletini hem kültürel hem siyasi hem de ekonomik alanlarda zenginleştireceğini ilan ediyor. Sincian Uygur Özerk Bölgesi’nde uygulamaya başlanan eğitim merkezleri de bu çabanın bir sonucu olarak uygulamaya konulmuş durumda. Çin yönetimi halkını gericiliğe karşı uyarıyor ve daha ileri bir toplumsal hayat kurmak için aydınlatıyor. Türkiye’den bu kadar çok tepki gelmesi anlaşılır değil. Biz Atatürk’ün yaptığını yapıyoruz. Atatürk gericiliğe karşı nasıl büyük bir aydınlanma seferberliği yürütüp başarılı olduysa, biz de aynısını yapıyoruz. Millet mektepleri, okuma yazma seferberliği, Halkevleri, Köy Enstitüleri, cahil ve yoksul Türk halkını aydınlatıp, kaynaştırdı. Çin’de olan da budur.” deniliyor söz konusu haberde.

Çin’e çeşitli nedenlerle gidenlerden dinlediklerimden ve çeşitli haber kaynaklarından okuduklarımdan anladığıma göre yörede ciddi bir korku imparatorluğu kurulmuş. İnsanlar, benzer korku imparatorluklarında olduğu gibi ya hiç konuşmamayı ya isim vermeden konuşmayı ya da örtmece dediğimiz üslupla yani bir çeşit şifrelemeyle konuşmayı tercih ediyor. Demeçteki adını “vermek istemeyen üst düzey devlet yetkilisi” ifadesi dikkat çekici. Bu ifade ya işbirlikçi bir Uygur’u anlatıyor ya da uydurulmuş. Eğer Çinli bir yönetici olsaydı adını vermekten pek çekinmezdi.

İşin bu kısmı bir kenara bırakılsa da açıklamadaki Atatürk, halkevleri, köy enstitüleri, millet mektepleri ve okuma yazma seferberliklerini Çin “gulag”ları ile bir tutmak… İster beğenin ister beğenmeyin Atatürk ve onun cehaletle savaş için kurduğu herhangi bir kurum, Çin’deki bu toplama kampları ile karşılaştırılabilir mi? Bunlardan hangisine insanlar polis ve silah kuvvetiyle götürülüp tek tip kıyafetler içinde zorla eğitime tabi tutulmuştur? Hangisinde ibadet hakları ihlal edilmiştir? Kim hacca gittiği için terörist ilan edilmiştir? Hangisinde insanlar birdenbire ortadan kaybolmuştur? Bu kurumların hangisinde insanlar zorla çalıştırılarak ucuz işgücü, daha doğrusu köle olarak kullanılmıştır? Mustafa Kemal Atatürk, bu halka ne zaman “cahil” şeklinde hakaret etmiştir? Bu nasıl bir ulusalcılık anlayışıdır ki bir yabancının sizin soydaşınıza cahil, geri kalmış, fakir şeklinde hakaret etmesine ve bunu Atatürk’le birleştirmesine izin veriyor ve bunu çarşaf çarşaf marifet gibi yazabiliyorsunuz?

Bu haberi okuyup bu anlayışın Atatürk’e sahip çıktığını sanmak bir akıl tutulmasıdır. Burada Çin’in yaptıklarının bizlere, Amerika tarafından çarpıtılarak yansıtıldığını, bunun bir algı yönetimi olduğunu kabul etsek de bir gün Çin’in yaptıkları soykırım olarak kabul edilirse işin içine karıştırılan “Gazi Mustafa Kemal Atatürk de soykırımcıydı!” dendiğinde ne yanıt verileceğini düşünmemiz gerekmez mi?

Çin halkının sözleri tatlı, ipeklileri yumuşakmış.

Söz konusu anlayış, nedense son zamanlarda pek bir Türkçü(!) oldu; Türklerin Bengü taşlarını da okumuşlardır herhalde. Bilge Kağan Yazıtı’nın Kuzey yüzünde yazanlara bir kulak verelim:

“(K3) Batıda Sır Derya’yı geçip Temir Kapıg’a kadar sefer ettim. Kuzeyde Yer Bayırkuların topraklarına kadar sefer ettim. Bu kadar yere sefer ettirdim. Ötüken dağlarından daha iyisi kesinlikle yokmuş. Ülke kurulacak topraklar Ötüken dağlarıymış. Burada hüküm sürüp Çin halkıyla ilişkileri düzelttim. Çinliler altını, gümüşü, ipeği, (K4) ipeklileri ihtiyaçtan fazlasıyla öylelikle verirler. Çin halkının sözleri tatlı, ipeklileri yumuşakmış. Tatlı sözle, yumuşak ipeklilerle kandırıp uzaktaki halkları bu şekilde kendilerine yaklaştırırlarmış. Yakına yerleştikten sonra da gereken kötülüğü orada düşünürlermiş. Bilgili ve yiğit insanları ilerletmezlermiş. Bir kişi suç işlerse bütün kavmini, halkını, akrabalarına varıncaya kadar öldürmezlermiş. (K5) Çinlilerin tatlı sözlerine, yumuşak ipeklilerine kanıp Türk halkından bir çoğunuz öldünüz. Türk halkı, mutlaka öleceksin! Güneye Çugay dağlarına, Tögültün ovasına yerleşeyim dersen, Türk halkı, mutlaka öleceksin. Kötü insanlar şöylece akıl verirlermiş: ‘Uzakta isen Çinliler ipeklinin kötüsünü verirler, yakındaysan ipeklinin iyisini verirler’ diye öğretirlermiş. (K6) Cahil insanlar, bu sözleri ciddiye alıp yakınlaştığınızda çoğunuz öldünüz. Oralara gidersen, Türk halkı mutlaka öleceksin. Ötüken topraklarında yaşayıp sağa-sola kervanlar gönderirsen hiç sıkıntıya düşmeyeceksin. Ötüken dağlarında yaşarsan kurduğun ülke sonsuza değin ayakta kalacaktır. Türk halkı, toksun. Acıkacağını ya da doyacağını düşünmezsin. Bir doyarsan, tekrar acıkacağını düşünmezsin. Böyle olduğun için seni beslemiş olan hakanının (K7) sözlerini dikkate almayıp her yöne gittin.”

Sanırım Bilge Kağan 8. yüzyılda diyeceğini demiş. Yakınındaki halkları bir zamanlar ipeklileriyle kandıran, bilge ve yiğit olanların önünü kesen Çinliler, uzaklarda olanları da bir şekilde tatlı sözler ve yumuşak ipeklilerle yanına çekmeyi başaran bir fıtrata sahip.

Şimdi tatlı sözler, “Atatürkçülük, ulusçuluk, birlik beraberlik, toprak bütünlüğü” olmuş uzaktakileri ÇKP’ye çekiyor. Bir başka güzel söz, “FETÖ karşıtlığı ve Amerikan emperyalizmi”… Bunlardan söz edildiğinde dünya duruyor. Orada Amerikan emperyalizmi ve onun maşası FETÖ’nün etkinlik içinde olduğu reddedilemez. Terörle mücadelede kahraman olmuş bir komutanımız vardı, “Gidemediğiniz yer, sizin değildir!” diyordu. Orada olanlara kayıtsız kalınırsa, o insanlara sahip çıkılmazsa Amerika, Rus, İngiliz, FETÖ ve daha birçokları orada cirit atar. Orada yaşayan ve Çinli olmayan bütün halklar emperyalizmin maşası haline gelir. İŞİD, Hizbüttahrir, FETÖ, emperyalizm ile Uygur mücadelesi birleştirilirse, Uygurlar orada birilerinin insafına bırakılmış olur. Bu örgütler, etkinlik alanı ve imkânı kazanır. Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar ve Moğollar arasında marjinalleştirilen gruplar doğar. Zaten emperyalizmin böl, parçala, yönet taktiklerinden biri de budur.

Çinlinin ekonomik metası ipeğin yerini, çeşitli ekonomik anlaşmalar, bugün ucuz Çin malları, Avrasyacılık siyaseti almıştır. Bunlarla bizleri, kendine yakınlaştırırken Uygurlardan uzaklaştırıyor.

“Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin!” demediği sürece bir siyasetin antiemperyalist olduğuna inanmamız oldukça zor. Aksi taktirde, adımız ister ulusalcı ister milliyetçi olsun, milliyetçiliğimiz Amerikan karşıtlığından ibaret olur.

 

Kaynakça

Buran, A. (2016). Kurşunlanan Türkoloji. Ankara: Akçağ.

Günay-Türkeş, U. (2007). Türklerin Tarihi- Geçmişten Geleceğe. Ankara: Akçağ Yayınları.

Taşağıl, A. (2012). Türkistan. İslam Ansiklopedisi (Cilt 41, s. 556-560). içinde Ankara: TDV.

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları