Sığınmacılar ve Türkiye’de göç olgusu: III – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______09.09.2019_______

Sığınmacılar ve Türkiye’de göç olgusu: III

Gülcan Havva Eraslan

Suriyelilerin sosyal hayata etkileri

Suriyeliler meselesinde Türk vatandaşları ile devleti idare eden iktidarın bakışı arasında keskin farklılıklar var. Türk vatandaşlarının insanî ve vicdanî olarak yaklaştığı Suriyeliler, iktidarın hâlâ devam siyasî hedefleri ve BOP eş başkanlığı sürecinde hayata geçirebileceklerini umdukları neo-osmanlıcılık hayâlleri gibi etkenlerle, âdeta bir bekâ sorununa dönüştü. Yanlış Suriye politikalarının “Stratejik Derinlikli” sıfır dost, sıfır komşu siyaseti hâlen devam ediyor.

Suriye Devleti ve lideriyle ısrarla uzlaşmaktan kaçınan Türkiye, Suriye sınırı boyunca terör örgütü PKK ile komşu olmak durumunda kalmıştır. Türkiye’nin uzlaşmaya yanaşmaması sınırdaki güvenliği kadar, içerisinde de sosyal güvenlik riskini günbegün artırmaktadır.

Suriyeliler kültürel, ekonomik, eğitim, barınma ve sosyal alanlarda Türk halkının yaşamını, giderek artan bir şekilde, doğrudan olumsuz etkilemeye başladı. Geçici Koruma statüsü durumlarına uymayan bir biçimde, toplumun her alanında artan Suriyeli nüfusu, tepkilerin haklı olarak merkezi hâline geldi.

Bu haklı tepkileri bertaraf etmek için, İstanbul Valiliği’nin 22 Temmuz 2019 günü, âniden Suriyeliler geri gönderilecek açıklaması yapması, Türk halkında büyük heyecan yarattı. İstanbul’da kayıtlı 500 bin sığınmacıya ilave olarak kayıtsız 500 bin daha Suriyeli olduğu, bu nedenle 500 bin Suriyelinin kayıtlı oldukları illere gönderileceği açıklandı. Lâkin bunun bir algı yönetimi olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bu arada toplamda 1 milyon sığınmacının İstanbul’da ikâmet ettiğinin beyânı, aslında göç politikamızın ne kadar tutarsız olduğunu ortaya koyuyordu.

Nitekim, İstanbul’da kaydı olmadığı hâlde ikâmet edenlerin kayıtlı oldukları illere dönmeleri için, 20 Ağustos 2019 tarihine kadar süre verildi. 24 Temmuz’da da Süleyman Soylu; Elinde bir saat 10 liraya satıyor, Afrika’dan gelmiş, biz buna müsaade etmeyeceğiz!” diyerek beklenmedik bir çıkışla, Suriyeliler yerine toplumda hemen hemen hiç rahatsızlık yaratmayan Afrikalıları hedefe koydu. Toplum Suriyeliler geri gönderilecek diye bekleyip Soylu’nun bu çıkışı karşısında şaşırırken, 22 Temmuz 15 Ağustos arasında tüm yurtta kayıtlı Suriyeli sayısı 24 günde, 10 bin 466 kişi daha arttı. 30 Ağustos 2019’da da İstanbul Valiliğinin cılız bir sesle Suriyelileri kayıtlı oldukları ile geri göndermekten vazgeçtiği duyuruldu.

Suriye’den yeni davetsiz misafirler

30 Ağustos 2019 günü İdlip’te yaşanan sınırı geçme ve protesto eylemleri, iktidarın açık kapı politikasını sürdürmesinin yanlışlığını bir kez daha ortaya koydu. BM verileri ve Suriye’deki STK’lere göre, İdlip’te Türkiye’ye göç etmesi muhtemel 3 milyonluk nüfus var. Suriye Devleti’nin olası bir müdahalesinde en az 1 milyonunun Türkiye’ye göç edeceğini tüm veriler ve gelişmeler ortaya koymaktadır.

Savaşın tüm boyutuna tanık olmuş, önemli bir kesiminin şiddet, terör ve savaş eylemlerine katıldığı ve Türkiye’yi yönetenler dışında, bütün dünyanın terörist olarak nitelendirdiği insanlardan oluşan, yeni göç dalgasını engellemeye yönelik bir çalışmasının olmamasını Türk halkı kaygı ile izlemektedir.

Bu bağlamda göç olgusu (Sığınmacı olmak bir yana bırakılarak); göç alan toplum ve göç eden topluluklar açısından kültürel bütünleşme ve sosyal yaşamda ciddî sorunları da beraberinde getirmektedir. Türkiye’de sosyal yaşamda her iki grubun da ortak sorunu hâline gelen konular ise; sağlık hizmetlerine ulaşım, sağlık hizmetleri maliyeti, barınma ve ekonomik etkileri gibi başlıklarda toplanabilir.

Suriyeli sığınmacıların sağlık hizmetlerinden faydalanışı

Suriyelilerin Türkiye’de sağlık hizmetlerine ulaşımı uygulamalarında Nisan 2011’den beri üç aşamalı uygulama söz konusudur. Göçün başladığı Nisan 2011-Ocak 2013 arası sadece kamplarda kalanlar sağlık hizmetinden faydalanabiliyorlardı. Göçün son derece hızlı bir şekilde artması nedeniyle 18 Ocak 2013 tarihli, 2013/1 sayılı “ Suriyeli Misafirlerin Sağlık ve Diğer Hizmetleri” konulu genelgeyle, kamplar dışında bölgedeki 10 il ile sınırlı tutularak sağlık hizmetleri kapsamı genişletilmiştir. Bu iller; Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Osmaniye ve Şanlıurfa’dır. (Aslında bu genelgede Suriyeliler için kullanılan misafir tanımı doğru bir tanımlamadır ama iktidarın Suriyelileri kalıcılaştırma arzuları ile çelişmektedir.)

Bu genelgeyle, Suriyelilerin önleyici ve temel sağlık hizmetleri giderlerinin AFAD tarafından karşılanacağı kabul edilmiştir. Kamp dışındakilerin ise ancak sınırlı tutulan bu 10 ildeki sağlık kurumlarına başvurmaları koşuluyla, bu haktan ücretsiz faydalanmaları sağlanmıştır. Bu 10 il dışındaki illerde ve kamp dışında kalan Suriyeliler ise, sağlık hizmetlerinden ücret karşılığı faydalanmakta idiler.

Belirlenen 10 il ve kamp dışında kalan Suriyelilerin, sağlık hizmetlerine ücretli ulaşımı bazı STK’leri harekete geçirmiş ve Suriyelilerin tamamının ücretsiz olarak sağlık hizmetlerinden faydalanabilmelerine çalışılmıştır. (Hayata Destek Derneği, Mazlum-Der, Halkların Köprüsü Derneği, Yeryüzü Doktorları, Türk Tabipler Birliği ve Avrupa’ya mülteci göçmen alınmaması politikalarına karşı sesi çıkmayan, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği bunlardan başlıcalarıdır.)

Suriyelilerin sadece Suriye’ye sınır illere değil, kısa sürede bütün illere, iktidarın sığınmacıları Türk toplumuna entegre etme-kalıcılaştırma politikası olarak dağıtılmaları sebebiyle, sağlık hizmetlerinde üçüncü aşamaya geçilmiştir. AFAD’ın 8 Eylül 2013 tarihli ve 2013/8 sayılı “Suriyeli Misafirlerin Sağlık ve Diğer Hizmetleri Hakkında Genelge” ile sağlık hizmetlerinin sunumu ve kapsamı, 10 ilden 81 ile çıkartılarak, Geçici Koruma kapsamında kayıtlı olup olmamalarına bakılmaksızın bütün ülke genelinde faydalanmaları sağlanmıştır.

Geçici Koruma Yönetmeliğinin (GYY) 27. maddesine göre, geçici korunanlar kayıtlı olmak koşuluyla sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanabilmekte, temel ve acil sağlık hizmetleri ile bu kapsamdaki tedavi ve ilaçlardan hasta katılım payı alınmamaktadır.

Türk vatandaşları; SGK kapsamında vergi ödedikleri hâlde, temel sağlık hizmetlerine erişimde hasta katılım payı ve muayene ücreti ödemekte, buna rağmen hizmete erişimde birçok aksaklıkla karşılaşmaktadır. Suriyelilerin sağlık hizmetlerine ücretsiz ve sorunsuz ulaşımı, Türk vatandaşlarınca izaha muhtaç görülüp haklı olarak sorgulanmaktadır.

Suriyelilerin sağlık hizmetlerine ücretsiz erişiminin bedeli daha önce AFAD tarafından ödenmekteyken, 16.03.2018 tarihinde GYY’de yapılan değişiklikle Sağlık Bakanlığı gözetiminde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM)’ne devredilmiştir. Kamuoyuna AFAD’ın bunu AB’den aldığı destekle karşıladığı söylense de çok büyük bir kısmı bugün dahi, Türk halkının ödediği vergilerden karşılanmaktadır. Sağlık hizmetlerini yürütmek üzere sürekli faaliyet gösteren sağlık merkezleri kurulması, bu merkezlerde ambulans ve personelin yeterli sayıda bulundurulması ve sığınmacılara yönelik ek kapasite oluşturabilme yetkisi de verilmiştir. Suriyelilerin sağlık hizmetlerine ulaşımının tüm giderleri de GİGM tarafından karşılanmaktadır.

Türk halkının sağlık hizmetlerine erişimde yoğun tepkisini çeken bir diğer detay ise yabancı hekim istihdamıdır. Her ne kadar iktidarın Suriyelileri Türkiye’de kalıcılaştırmak için yaptığı bir düzenleme olsa da, bu düzenlemenin bir zorunluluktan olduğu da âşikârdır. Resmî rakamlarla temel sağlık hizmetlerine ücretsiz ulaşabilme imkânı olan 3.7 milyon Suriyeli için, Arapça konuşabilen sağlık personeline ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı gidermek için; 15 Ocak 2016 tarihli 8375 sayılı “Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik” çıkarılmış ve Suriyeli sağlık çalışanlarının istihdamının yolu açılmıştır. Türkiye’de, Suriyelilerin verilen hizmetler arasında en fazla memnun kaldığı alan açık ara farkla sağlık hizmetleridir. Suriyelilerin Türkiye’deki sağlık hizmetlerinden memnuniyeti, AFAD’ın 2017’de yayımladığı rapora göre %83 oranındadır.

Tarihte kalan hastalıklar da hortladı…

Suriyelilerin kontrolsüz ve yoğun göçü, Türkiye’nin uzun yıllar boyunca mücâdele verip başarıya ulaştırdığı bulaşıcı hastalıklara karşı kazanımlarına da darbe vurmuştur. Türkiye ne yazık ki 21. Yüzyılın Kavimler Göçü’ne benzetilen Suriyelilere çok hazırlıksız yakalandı. Kampların yetersizliği, yoğun göç dalgasında sağlık taraması ve kontrollerin yeterince yapılamaması gibi nedenlerle suçiçeği, çocuk felci ve kızamık gibi vakaların sayısında artış olmuştur. GİGM 2014-2018 yılları arasında bu tehlikeyi bertaraf etmek için toplam 4.520.095 doz aşı uygulaması yapmıştır.

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü(HSGM) bağlı birimleri, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü (KGHM) bağlı birimleri, üniversite ve özel hastanelerde, ülke genelinde geçici korunanlara yönelik 2011 yılından beri sunulan sağlık hizmetleri Ağustos 2018 yılı verilerine göre toplam şu şekildedir:

Poliklinik sayısı: 43 milyon 776 bin 782

Sevk sayısı: 987 bin 385

Yatan hasta sayısı 1 milyon 719 bin 649

Ameliyat sayısı: 1 milyon 446 bin 670

Doğum sayısı 375 bin 394’tür. (Kasım 2018’de ise bu sayı İçişleri Bakanlığı’nın açıklamalarına göre, 405 bin 521 kişi olarak açıklandı.)

Demografide değişim ve asayiş.

Türkiye’de yarım milyona yakın canlı doğum ve göçle, 8 yılda Türkiye nüfusunun %5’ine yaklaşan Suriyeliler, Türkiye demografisini kökten değiştirmeye başladı. (Bir önceki yazıda bunu detaylıca ele almıştık)

Bir diğer önemli sorunda ağır çatışma, çatışma sonrası stres bozuklukları, depresyon ve kültürel uyumsuzluklar gibi sebeplerle sığınmacıların akıl ve ruh sağlıklarının durumu meselesidir. Bu konuda ne yazık ki kapsamlı bir çalışma yok. Kısmi olarak bazı illerde dar kapsamlı yapılan saha çalışmalarında, Suriyelilerde depresyon, kaygı vakalarının sıklığı ve travma sonrası ağır stres bozukluklarının yüksek olduğu tespit edilmişse de bunu genele yayan kapsamlı bir çalışma ne yazık ki yapılmamıştır. Savaş mağduru ve her türlü terör-şiddet grupları ile karşılaşmış, şiddeti kanıksamış sığınmacıların rehabilitasyon süreci maalesef düşünülmemiştir.

Suriyelilerin aktif olarak karıştıkları adlî vakalar bu konuda yetkilileri ciddî olarak düşündürmelidir. Satırlı, bıçaklı, palalı ve grup hâlinde kavgaları her gün sosyal mecralarda karşımıza çıkmakta. Bu cinayetlere yetkililerin dikkatini çekmeyi, ulusal medyada büyük bir özveri ile Yeniçağ Gazetesi yazarı Batuhan Çolak üstlenmiş ve ısrarla bu vakaların takipçisi olmuştur. Ulusal düzeyde etkinliği ve tanınırlığı olan gazetecilerin, Suriyelilerin şiddet eylemlerine alelâde bir şekilde değinip geçiştirmeleri ya da hiç yer vermemeleri ise endişe vericidir. İşledikleri cinayet vakalarında kurbanlarının çoğunlukla boğazının kesilmesi ya da boğaz bölgesine yakın, doğrudan öldürmeye yönelik darbelerle hayatlarını kaybetmiş olmaları geleceğe dair alarm vermektedir. Suriye’den bütün dünyaya ve ülkemize de ihraç edilen IŞİDvari bu yöntem, artık sıklıkla Türk toplumunda da kendine yer bulmaya başlamıştır. Sığınmacıların suç tipleri ve alınması gereken tedbirler noktasında EGM, Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Hizmetler bünyesinde kapsamlı bir çalışma yapılıp, ivedi olarak çözüm projeleri hayata geçirilmelidir.

8 yılda Türkiye’de resmî rakamlara göre 405 bin 521 Suriyeli bebeğin doğması, akıllara sığınmacıların üreme sağlığı ve doğum kontrolü yönetimi meselesini de getirmektedir. AB ve Sağlık Bakanlığı bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmakta, doğum kontrolü için de ortaklaşa eğitim ve önleyici sağlık hizmetleri projeleri yürütmektedir. Bu projelerin ne kadar başarılı(!) olduğu da kamuoyunca malûmdur.

Tüm bu bilgiler ışığında iktidarın ısrarla sürdürdüğü Suriye yönetimi ile uzlaşmama politikaları; Suriyelilere yönelik harcamaların çok büyük bir kısmını, rızası olmamasına karşın Türk halkının sırtına yüklemiştir. Türk kamuoyu bu harcamalar konusunda şeffaf olarak vaktinde bilgilendirilmemekte, haklı tepkileri de iktidar tarafından ısrarla görmezden gelinmektedir. Suriyelilerin Türkiye’de kalıcılaştırılma politikası halk sağlığı ve ekonomik olarak maliyet getirse de en büyük maliyeti Türk toplumunun sosyal dokusuna ve birliğine getirmektedir.

(Devam edecek…)

Kaynaklar:

Göç araştırmaları Dergisi, Türkiye’de Geçici Koruma Altındaki Suriyelilere Yönelik Sağlık Politikalarının Analizi, Nagehan ÖNDER

Suriyeli Sığınmacılara Yönelik Sağlık Politikaları, Aylin Sinem Gültaç – Pınar Yalçın Balçık

MireKoc (Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi) Çalışma Notları:  Türkiye’deki Suriyeli Mültecilerle İlgili Kaynakçalar: Sağlık

Erişim adresi: https://www.goc.gov.tr

Erişim adresi: https://multeciler.org.tr

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları