Hangi dedenizin mezarını okumak isterdiniz? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______15.06.2020_______

Hangi dedenizin mezarını okumak isterdiniz?

Tarih boyunca farklı kültürel çevrelere dahil olan Türklerin kullandığı alfabeler de farklılık gösterir. Dedelerimizin mezar taşlarında farklı alfabelerle yazılmış benzer ifadeler bulunur. Sahi, siz hangi dedenizin mezar taşını okumak istersiniz?

Mustafa Levent Yener

Orhun Yazıtları

En barışamadığımız tarihî gerçeklerimizden biri

Alfabe, özellikle kendini muhafazakâr sayanların ya da 1923 sonrasında kurulan millî, bağımsız Türk devleti ve onun kurucularıyla bir türlü barışamayanların “mes’ele”si olarak ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürülen bir sorun.

Bu soruna bağlı olarak bu kesimin gündemden düşmeyen yakınmalarından biri de dedelerinin mezarlarını okuyamamaları. Bir mezar taşında okunacak şeyler belirli ve kısıtlıdır oysa. Merhumun adı, doğum ve ölüm tarihleri, bir de dua isteyen bir kalıp ifade. Kısacası hiçbir mezar taşı, okuyana evrenin sırrını açıklayacak bilgiler içermez.

Bir zamanların ünlü ve liberal sloganı ‘tarihimizle barışmak’. Dedelerinin mezarını okuyamamaktan şikâyetçi olanların en barışamadıkları tarihî gerçek, muhtemelen bu.

Bir gecede cahil kalmak….

Bütün uluslar, ihtiyaçları dahilinde ya kendilerine alfabeler geliştirirler ya da başka ulusların geliştirdikleri alfabeleri alıp kendilerine uyarlayarak kullanırlar. Bu ihtiyaç; kimi zaman din, kimi zaman ticaret nedeniyle ortaya çıkar. Türkler, bu konuda bayağı macera yaşamışlardır. Binlerce yıldır tarih sahnesinde olan bu milletin dedelerinin mezar taşları, çeşitli alfabelerle yazılmıştır. Tarihsel olarak sıralanacak olursa şöyle bir tablo çıkar ortaya:

Göktürk Alfabesi: Elimizdeki verilere göre, ünlüleri gösteren karakterlerin olması nedeniyle Türkçenin yazımı için en elverişli olanı Türklerin ilk kullandığı alfabedir. Bütünlüklü metinler olarak elimizdeki ilk örneği, MS VII. -VIII. yüzyıllarda yazılmış olan Bengü Taşlardır; ancak arkeolojik bulgularda karşılaşılan yazı karakterleri, çeşitli materyallerin üzerindeki kısa ifadeler bu alfabenin tarihini MÖ IV-V. yüzyıla kadar götürür (User Şirin, 2006, s. 30).

Türklerin geliştirdiği bir alfabedir. Kullanım alanı Baykal gölü ve Altay dağlı ve Yenisey coğrafyasıyla sınırlı olmayan Göktürk alfabesi, Asya’nın batısında Talas vadisi ve Kuzey Kafkasya’da da kullanılmıştır. Bu, Göktürk alfabesinin kullanıldığı coğrafyayı Avrupa’ya kadar yayar (User Şirin, 2006, s. 30).

Yazı totemist veya çok tanrılı topluluklarda ortaya çıkmış; büyücü, sihirbaz, kâhin, falcı gibi din adamlarının elinde ilahi bir güç sembolü olarak bulunmuştur. Bunun yanında alfabe, aynı zamanda ticarî bir araçtır. Halka yayılması oldukça uzun bir zaman almıştır. Örneğin Avrupa’da Orta Çağ’da yazı, seçkinlerin ve din adamlarının tekelinde bir statü sembolü olarak bulunurken sıradan halkın büyük bir bölümü yazıyla tanışmamıştır (User Şirin, 2006, s. 40).

Göktürk yazısı, Bengü Taşların yanında bardaklarda, çanak çömleğin üstünde, kemer tokasında, bir kılıcın üstünde, at koşumları, mezar taşları gibi birçok farklı malzeme üzerinde kullanılmıştır. Bu gibi gündelik malzeme ve eşyalar üzerinde kullanılmış olması Göktürkler arasında alfabenin yaygın bir şekilde kullanıldığını gösterir. Araştırmacılar bu malzemelerin üzerinde kullanılan yazıların yazım (imlâ) özelliklerinden yola çıkarak, okur yazarlığın Türkler arasında oldukça yaygın olduğu sonucuna varırlar (Vasiliyev, 1997; Sertkaya, 2001).

Mani Alfabesi: Göktürk kağanlığının yıkılmasından sonra kurulan Uygur kağanlığının başına geçen Bögü Han; Mani inancına sempati duyar, daha sonra bu inancı benimser. Bu inançla birlikte Türklerin kullanımına giren Mani alfabesi. Aramî-Süryanî kaynaklı bir alfabedir. MS VIII.-IX. yüzyıllar arasında Moğolistan ve Doğu Türkistan’daki Türk topraklarında kullanılmıştır. Mani alfabesi, Türklerin inanç nedeniyle kabul ettiği ilk alfabedir ve bu nedenle sınırlı sayıda metin bulunmasına rağmen önemlidir. Uygurların yaşadığı bölge olan Turfan da yapılan kazılarda Uygur Türklerinin sadece Mani alfabesini kullanmadıkları ortaya çıkmıştır (User Şirin, 2006, s. 42-45).

Soğut Alfabesi: Uygur Kağanlığının egemenliği altında tuttuğu azınlık grupların arasında Soğutlar ve Çinliler de bulunur. Devlet yönetiminde de bulunan Soğutlar ticarî yetenekleriyle tanınan bir millettir. Soğut alfabesi, VIII. yüzyılda kullanıma girer ve Türkçeye uyarlanarak Uygur alfabesi adını alır. Ünlüleri göstermek açısından zayıf olduğu bilinen bu alfabe, ticarî nedenlerle kullanılmıştır. Devleti olmayan Soğutların Türk diline gösterdikleri hoşgörü ve Türkler arasında gördükleri itibar, onların  Türkleşmelerine neden olur (User Şirin, 2006, s. 47-51).

Uygur Alfabesi ile yazılmış Türkçe bir metnin parçası

Uygur Alfabesi: VIII- XVII. yüzyıllar arasında Doğu Türkistan, Harezm ve Altın Orda sınırlarında kullanılmış bir alfabedir. Türkçe için yetersiz bir işaret sistemi olmasına rağmen çok uzun süre kullanılmış olması nedeniyle taşıdığı kültür birikimi açısından oldukça dikkat çeker. Türklerin ikinci millî alfabesi olarak bile kabul edilir.

Şehirlileşen, kervan yollarını ele geçiren, sonrasında daha zengin ve rahat bir yaşam tarzı yaratan Uygurlar, inançları açısından da Göktürklerden ayrılırlar. Yaşam tarzlarındaki değişim nedeniyle Uygurlar için yazılı malzemesi taş ve kayalar olmaktan çıkar. Burhancı, Manici ve Hristiyan çevreye ait dinî metinler, mektuplar, hukuk belgeleri, yarlıklar, astronomi, astroloji ve tıp metinleri Soğut alfabesinden türetilen Uygur alfabesi ile yazılır. Bu alfabe, Doğu Türkistan, Harezm ve Altın Ordu’dan İstanbul’a kadar geniş bir coğrafyada kullanılmıştır (User Şirin, 2006, s. 52-61).

Brahmi Yazısı: Türkler tarafından Budizmin taşıyıcısı olduğu için benimsenmiştir. Budist inançla ilgili kitapların yoğun bir şekilde Türkçeye çevrildiği bir yazıdır. Öğrenilmesi zor olduğundan yaygınlaşmamıştır; tam olarak ne zaman kullanılmaya başlandığı kestirilemese de XI. yüzyıla kadar kullanılmıştır (User Şirin, 2006, s. 63-66).

Tibet Yazısı: Budizmin Uygurlar arasında yayılmasında etkili olan Tibetli rahipler tarafından öğretilen yazıdır. Türkçenin ses yapısına uygun olmayan bu alfabe; az sayıda Uygur tarafından, sınırlı sayıda metinde kullanılmıştır. Tibet alfabesinin Doğu Türkistan’da yayılışı, bir işgal niyetinin sonucu olarak değerlendirilir. Tibetliler, bir Tük boyu olan Karluklarla ittifak kurmuş, Çinliler ve Uygurlara kaşı savaşmışlar ve bu savaş sonucunda Doğu Türkistan’da IX. yüzyılın ortalarına kadar hakimiyet kurmuşlardı (User Şirin, 2006, s. 66-72).

Süryani Alfabesi

Süryani Alfabesi: Hristiyan misyonerler II. yüzyılda Türkler arasında görünmeye başlamışlardır; ancak Hristiyanlık ve özellikle Nasturî kolu VII. yüzyıldan itibaren Türkler arasında yayılır. Hristiyanlığı benimseyen Uygurlar tarafından kullanılır. Hristiyan Uygurlar da daha çok Mani ve Uygur alfabesini kullanmışlardır. Yedisu bölgesinde, XIII. yüzyıla ait Süryani alfabesiyle yazılmış mezar taşları, Yakob İncil’inden bir iki yaprak, bir fal kitabı, Aziz George’un hayatını anlatan parçalar, hatta Ezop masallarından Uygurca parçalar bulunur (User Şirin, 2006, s. 72-78).

 

İbranî Alfabesi: IX. yüzyılda Hazar Türkleri, Museviliğin Karay koluna dahil olmuşlardır. Alfabenin, bu mezhebe giren Hazar Türkleri, özellikle kağan ailesi tarafından kullanılmış olduğu düşünülmektedir. Bugün Hazar Türklerinin torunları kabul edilen Karay Türkleri halen ibadetlerini İbranî alfabesiyle gerçekleştirmektedirler (User Şirin, 2006, s. 80-84).

Anadolu’da bulunan Grek harfli Türkçe kitabeler

Grek Alfabesi: XVIII – XX yüzyıllar arasında Hristiyanlığın Ortodoks mezhebine mensup Karamanlı Türkleri tarafından; Anadolu, Suriye, Balkanlar, Besarabya ve Kırım’ın bazı bölgelerinde kullanılmış bir alfabedir (User Şirin, 2006, s. 85-95).

Görünen o ki biz Türkler yazılı ürün verirken ama ticaretin ama dinin etkisiyle, Arap ve Latin alfabeleri hariç 9 alfabe kullanmışız. Yani anlayacağınız 9 kez, bir gecede cahil(!) kalmışız.

Siz hangi dedenizin mezarını okumak isterdiniz?

Alfabe dediğimiz şey insan yapısıdır. Alfabelerin kutsal olduğu düşüncesi ilkel dönemlerde kalmıştır çünkü yazı o zamanlarda özellikle din sınıfı tarafından kullanılan, sıradan halkın ulaşamayacağı bir araçtır. Alfabeler, dildeki sesleri işaretlemek için kullanılır. Bir alfabeyi kullandığınız için şu ya da bu dinden, milletten olmazsınız. Ya da belli bir dinin alfabesini kullanmadığınız için o dinden çıkmış sayılmazsınız. İster Arap alfabesi, ister Grek alfabesi olsun kullanılan dil; Türkçedir. Dünya üzerinde binlerce araştırmacı, bu farklı alfabelerle yazılmış bu Türkçe metinleri çözümlemek için gayret etmektedir. Fesimiz yok ki inandırıcı olalım. Toplumlar değişir ve gelişirler çeşitli kültürel ortamlara girer, onlardan etkilenir ya da girdikleri kültürel ortamları etkilerler. Türkler de çok çeşitli kültürel ortamlar içinde bulunmuştur. Bu nedenle de aynı dönem içinde bile farklı alfabeler kullanmak zorunda kalmışlardır. İçinde bulundukları tarihî, coğrafî ve kültürel ortama uygun olarak atalarımızın başındaki mezar taşlarının şekilleri pek değişmez. Mezar taşlarının üzerinde farklı alfabelerle Türkçe ibareler bulunur.

Sahi, siz hangi dedenizin mezarını okumak isterdiniz?

Kaynakça

Sertkaya, O. F. (2001). Eski Türkler Okur Yazar Mıydı? Y. Hacaloğlu (Dü.), Göktürk Devleti’nin 1450. Kuruluş Yıldönümü Sempozyumu Bildirileri içinde (s. 23-37). Ankara: Yeni Avrasya Yayınları.

User Şirin, H. (2006). Başlangıcından Günümüze Türk Yazı Sistemleri. Ankara: Akçağ Yayınları.

Vasiliyev, D. D. (1997). Kök Türklerin Okuma Yazma Bilmeleri Sorunu. Erdem, 12(36), 1045-1054.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları