İngiltere’de milliyetçiliğin doğuşu ve gelişimi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______30.07.2019_______

İngiltere’de milliyetçiliğin doğuşu ve gelişimi

Mahmut Esad Kıraç

Dünyamızın mevcut gelişmişlik düzeyine ulaşmasını sağlayan en mühim unsurlardan biri kuşkusuz milliyetçiliktir. Çünkü milletler kendi devletlerinin yükselmesi ve ülkelerinin diğer devletlerden daha güçlü olması için çalışırlar. Bu durumu Sadri Maksudi: ‘’Milliyetçilik, insanlığın saadetine karşı ve aykırı değil, tam tersine ona yardımcıdır. Mesela B milleti diye bir millet düşünelim. Bu milletin yükselmesine kendisinden daha fazla kim çalışır? A veya C milleti mi? Hayır. Mücerret bir mefhum olan insanlık mı? Hayır. B milleti için en çok çalışacak olan yine B milletinin kendisidir. O halde her millet kendisi için çalışarak yükselecek, böylece insanlık da yükselmiş olacaktır.”[1]  diyerek ifade etmiştir.

Ben de bu düşünceye dayanarak Avrupa’da ve Amerika’da milliyetçiliklerin doğuş sürecini, ne gibi değişmelere ve gelişmelere sebep olduklarını inceleyerek bir yazı dizisi halinde okuyucuya sunmak istedim. Bana göre bir Türk milliyetçisinin Avrupa’da ve Amerika’da milliyetçiliğin doğuş ve gelişim süreçlerini incelemesi mühimdir. Bu vesileyle kendi rotasını da daha doğru belirleyebilecektir. Sonuç olarak dünyadaki milliyetçiliklerden bahsedeceğim yazı dizime İngiltere’den başlıyorum. Yalnız benim bahsedeceğim hususlar İngiltere’nin sömürüleri yahut İngiltere’deki milliyetçi siyasi partiler değil yazımın başlığında da belirttiğim gibi doğuşu ve gelişimi üzerinedir.

Sözlüklere bir yolculuk

1440’lı yıllarda İngiltere’de basılan sözlüklerde ‘’country,’’ (ülke)  ‘’commonwealth, ’’ (müşterek) ‘’empire,’’ (imparatorluk) ve ‘’nation’’ (millet) kelimeleri görülmemektedir. İngiltere’de milli bilincin oluşmaya başlamasıyla 1500 ile 1650 yılları arasında bu sözcükler sözlüklere girmiş ve anlam değişikliklerine de uğramışlardır. Bu sözcükler anlam bakımından ‘’İngiltere’nin egemen halkı’’ manasında kullanılmaya başlanmış ve eşanlamlı hale gelmişlerdir.

Ortaçağ politik düşüncesinde, ‘’imparatorluk’’ (imperium) krallığın bir vasfı olarak kullanılıyordu. Yani bir imparator dini olmayan meselelerde krallığında egemen güce sahipti. ‘’İmparatorluk’’ bu yüzden dindışı meseleler üzerindeki egemen iktidar için kullanılırdı. Fakat 1553 yılında İngiliz Reform hareketinin ana metni olarak kabul edilen ve Papa’ya karşı İngiliz kralların İngiliz topraklarında hâkimiyetini ilan eden yasa ile birlikte ‘’empire’’ kelimesi ‘’bağımsız kendi kendini yöneten bir devlet,’’ ‘’egemen milli devlet’’ anlamı kazanmıştır.[2] Bu kavramların sözlüğe girişlerini ve anlam değişikliğine nasıl uğradıklarını görmek için evvela İngiltere’deki genel duruma bir göz atmamız gerekmektedir.

İlk kıvılcım

16 Mayıs 1532’de, İngiliz Ruhban sınıfı resmi olarak VIII. Henry’yi Kilisenin Yüce Başkanı olarak tanıdı ve Thomas More Lordlar Kamarası Başkanlığı görevinden çekildi. 6 Temmuz 1635’te vatana ihanet suçlamasıyla yargılanması ardından, son nefesine kadar Hıristiyan birliğini savunan büyük düşünür ve Ütopya’nın yazarının kafası kesildi.

Thomas More bir Hıristiyandı ve bu onun kimliğiydi. Onun kimliği ona İngiliz krallığına bağlı olmayı emretmiyordu. Bu sebeple krallığa bağlı olmak ona saçma geliyordu. Yani Thomas More milliyetçiliği reddetmişti. Onun bakış açısı milliyetçilik öncesi bir çağın bakış açısıydı. More davası, dini kimlik ile millet kimliğinin karşı karşıya gelmesinde sembol olarak hatırlarda kaldı. Milliyetçilik ise yükselmeye devam ediyordu…[3]

VIII.Henry’nin milliyetçiliğe katkıları

İngiltere’de milli duygunun ortaya çıkışını on altıncı yüzyılın ilk üçte birlik bölümüne yerleştirmek mümkündür. Yabancı karşıtlığı milliyetçiliği ortaya çıkaran unsurların başında geliyordu. 1517 yılında, Londra’da yaşayan yabancı zanaat erbabına karşı, Kardinal Wolsey’in bastırdığı, şiddetli isyan bu durumun en büyük örneğidir. Yabancı zanaatçılar yerli İngilizleri hem aşağılıyorlar hem de onların geçim sıkıntısı çekmesine sebep oluyorlardı. Bu meseleye karşı duyarlılık ise ilk İngiliz milliyetçilerinin en önde gelen iki temsilcisi John Bale ve Roger Ascham’ın yazılarında görülmektedir.

Bale ve Ascham sürekli olarak İngiltere’yi antik ve çağdaş başka toplumlarla kıyaslayarak İngiliz’in üstünlüğüne vurgu yapıyorlardı. Hristiyan şehitlerle kendi ülkeleri için, milletleri için canını feda eden insanları kıyaslayarak millet için şehit olmanın ne kadar ulvi bir erdem olduğuna vurgu yapmaktadırlar. Hatta şehitlik denilen kavramı zamanla dinsel bir mesele olmaktan çıkarıyorlar, dinsel cemaatleri milletlerin alt türü olarak nitelendiriyorlardı. Ascham, yazdığı bazı kitapları ‘’İngiliz dilini konuşan… İngiliz insanları için’’ diyerek yayımlıyordu.

Bunlarla birlikte İngiliz milliyetçiliğinin ve milletinin ortaya çıkışını sağlayan önemli olayların kaynak noktalarından biri de Tudor Hanedanının İngiliz tahtına geçtiği zamanlardır. VIII. Henry’nin tahta oturması İngiltere’de milliyetçiliğin yükselmesi demektir. İngiliz halkını bir millet olarak takdim etmek sembolik olarak halkı, kendini yönetme hakkı olan ve yönetmesi de beklenen bir elit konumuna yükseltiyor ve millet oluşla politik yurttaşlığı eşitliyordu. Yani İngiltere’de sınıfsal yapının değiştiği anlaşılıyordu.

Eğitim ve öğretime verilen önemin artması da İngiltere’de bazı sınıfları sarsıyordu. Bu sınıfların başında da ‘’asiller’’ sınıfı geliyordu. Eğitim önemli bir değer ve bir centilmenden beklenen davranış vasfı olmuştu. Artık eğitimli kişilere asil denilmeye başlanmıştı. Ayrıca milliyetçilik, milletin asaletine vurgu yaptığı için bir biçimde her İngiliz’i bir asil yapıyordu. Toplumda yüksek bir mevkiye ulaşmak ve göz koymak için artık kan gerekmiyor yalnızca İngiliz olmak yetiyordu.

1540’larda Fransa seferi için duyulan finansman ihtiyacı için Kilisenin elindeki toprakların büyük çoğunluğu satılmıştı. Bu toprakları alan yeni toprak sahipleri güçlenerek yeni bir sınıfın doğmasını sağladı. Bu toprak sahiplerine avukatlar, memurlar ve tüccarlar da eklenince sosyolojik olarak İngiltere’de orta sınıf doğdu. Bu yeni sınıf politik süreçlere de dahil olmak istedi çünkü İngiliz olmak istedikleri her şeyi elde etme hakkı veriyordu.

Son olarak Henry döneminin milliyetçiliğe muazzam etkileri olan en mühim katkısı İngilizce İncil’in basılmasıdır. İngilizce İncil milliyetçiliği derinden etkilemiş ve millet nezdinde beslemiştir.

Protestanlık ve Tanrı’nın evladı İngiltere*

İngiliz milliyetçiliğinde hemen hemen bütün milliyetçiliklerde de göreceğiniz Tanrı’nın evladı olmak düşüncesi vardır. Reform hareketi ile Roma’dan kopuşu sağlayan İngiltere, Protestanlık ile millet fikrini güçlendirmiştir. Eski Ahit’te seçilmiş, Tanrı’nın sevgilisi bir halk, her bireyinin Tanrı’yla akitte bir taraf olması nedeniyle bir elit ve dünyaya bir ışık olan halk örneği bulunuyordu. İngilizler ise kendilerini İsrail’den sonra ikinci olduklarını düşünüyorlar ve kilise vaazlarında bunu dile getiriyorlardı.

1559’da, geleceğin Londra Piskoposu John Aylmer, Tanrı’nı milliyeti olduğu iddiasını gündeme getirdi. ‘’Tanrı İngilizdir’’ ve ülke insanlarına çağrıda bulunarak onlardan İtalyan, Fransız ya da Alman değil de İngiliz oldukları için günde yedi kez Tanrı’ya şükretmelerini istiyordu. İngiltere yalnızca bolluk ülkesi değil aynı zamanda Tanrı ve melekleri yabancı düşmanlara karşı onun yanında savaşıyordu. İngiliz yazar John Foxe ise yazılarında ‘’İngiliz olmak aslında gerçek bir Hristiyan olmak anlamına gelir çünkü İngiliz halkı seçilmiştir ve Tanrı tarafından başkalarından ayrı tutulur. [4]

Başka bir açıdan baktığımızda ise Kraliçe Mary’nin Protestanları yakması Protestanlık ile milliyetçiliği birbirine yaklaştırarak beslenmelerini sağladı. Yine de bizzat Mary’nin saltanatı boyunca milli duygu halkın zihninde açık bir biçimde dini duyguya ağır basıyordu. Henry zamanında, Venedik Elçisi Michele hükümetine gönderdiği bir raporda, ‘’şayet Kral bu inançlardan birini tercih ettiğini ilan edecek olsa ya da onlara bunlardan birini kabul edin diye buyursa, İngilizler Muhammetci ya da Yahudi inancın en hararetli takipçileri olurdu’’ diye yazıyordu. İngiliz toplumu için bu büyük bir hakikatti. Ne kadar dindar olurlarsa olsunlar milliyetçilikleri daima ağır basıyordu.

Bilimsel millet ve sekülerleşme

1589 yılında Richard Hakluyt eğitimin artması ve milliyetçiliğin yükselmesinin etkisiyle: ‘’Dünyanın en ücra köşelerine, her yere bakın, açıkça söyleyeyim, dünyayı birden çok kez uçtan uca turlayın, İngilizcenin yeryüzündeki bütün milletlere ve halklara üstün olduğunu göreceksiniz.’’ diyordu.

Bilimsel zihniyetin yerleşmesi dilden geçiyordu. Bu yüzden evvela dil üzerine çalışmalar yaptılar. ‘’Biz seslilerin gücünü versin diye İtalyanlardan, sözcüklerin tüm seslerini Fransızlardan, kelimelerin son eklerinin zenginliğini İspanyollardan ve daha çok ünlü harfin yumuşatılmasını Flamanlardan alarak muhteşem bir dil yarattık. Bu dil dünya kültüründe büyük bir rol oynamaya yazgılıdır.’’ Diyordu Richard Carew. [5]

İnsanları birleştiren din değil millet fikri ve milleti yükseltmek heyecanı olmuştu. Milletin çıkarı Tanrı’nın çıkarından önce geliyor Cromwell için ise insanlar ‘’Tanrı’nın İngilizi’’ diyordu. Artık her yer ve herkes millet mefhumuyla varlığını anlamlandırıyordu. Dini dil terk edilerek İngiliz dili için çalışmaya başlanıldı. İngiltere hızla sekülerleşiyor ve bunun büyük faydalarını görüyordu. Milli gururları vesilesiyle diğer milletlerden daha üstün olmak istiyorlardı. Bu sebeple modern bir faaliyet alanı olan bilim ile diğer milletlere meydan okudular.

Bilimin artan otoritesi aslında toplumda dinsel inancın etkisinin azalmakta olduğunun ve seküler milli meselelerin hâlihazırda sorgusuz sualsiz dışavurumuydu. İngiliz kimliği ile bilim özdeşleşmiş, kendini bilime adamak isteyenler cesaretlendirilmiş ve birçok İngiliz bilim karşısında saygıyla eğilmeye başlamıştı. Bilimi prestijli mesleklerin zirvesine çıkaran ve kurumsallaşmasını temin eden milliyetçilikti.

İngilizler kendini ‘’bilimsel millet’’ olarak tanımlamaya başladılar. Milletin şanı ile bilimsel çaba eşdeğer kıymet görüyordu. Artık bilim İngiliz milli karakterinin özündeydi ve onun ilerlemesi milletin ilerlemesini kesinlikle katlayacaktı.

Sonuç

Milliyetçilik, İngiltere’nin gelişmesinde ve büyümesinde büyük bir rol oynamıştır. Bugün dünyanın en modern devletleri kahir ekseriyetle milliyetçilik vesilesiyle büyümüş ve gelişmiştir. Yine İngiltere’deki milliyetçiliğin gelişim sürecine baktığımızda pek çok milliyetçilik ile de ortak noktalar görmekteyiz.

Bilimsel sıçrayış sürecinde İngiltere’nin yükselmesini sağlayan milliyetçilik aynı zamanda sekülerleşmeyi de beraberinde getirerek bir milletin kaderini değiştirmiştir. Ayrıca yaklaşık 200 yıl Fransızca’yı resmi dil olarak kullanan İngiltere’nin bugün İngilizceyi dünya dili konumuna getirmesi mutlak surette milliyetçiliğin sonucudur.

Kaynakça

[1] Arsal, Sadri Maksudi (2018), Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları,İstanbul, Ötüken Yayınları sf.25,

[2] Greenfeld, Liah (2017), Milliyetçilik Moderniteye Giden 5 Yol, İstanbul, Alfa Yayınları, sf.60

[3] Greenfeld, a.g.e. sf.54-55

[4] Greenfeld, a.g.e. sf.102-103

[5] Greenfeld, a.g.e. sf.114

*Milliyetçilik ve din konusunda Anthony Smith’in ‘’Seçilmiş Halklar’’ kitabını incelemenizi tavsiye ederim.

                                                                   

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları