Karabağ kurtuluş savaşları - MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______24.12.2020_______

Karabağ kurtuluş savaşları

Tarihte kalan“Dağlık Karabağ”ın özerk statüsünün yeniden dayatılması, aynı zamanda coğrafi faktöre göre mümkün görünmüyor.Eski“Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti”,Azerbaycan Cumhuriyeti’nin coğrafi merkezidir.Tek kelime ile ülkenin güvenlik meselesidir.

Nesib Nesibli

Bu yazı, Türk Yurdu dergisinin 399. sayısından iktibastır.

Azerbaycan, tarihî günlerini yaşıyor; ezelî ve ebedî toprağı olan Karabağ’ı işgalden kurtarmak için vatan savaşı başlattı. Azerbaycan Ordusu durmadan hedefe doğru ilerlemektedir. Hayatî meselesi olan toprak bütünlüğü için yüzlerle asker canını feda etmiştir. Binlerce genç vatanını kurtarmak için gönüllü olarak ordu saflarına katılmıştır. Bu bir kurtuluş savaşıdır.

Azerbaycan  Türkü,  millî  iradesini  14  Temmuz 2020’de ortaya koydu. Şımarık ve saldırgan Ermenilerin işgaline “yeter artık!” dedi. Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın son aylardaki kışkırtıcı tavrı artık sabırları tüketti.  Ermenistan  lideri,  “Azerbaycan  gibi  korkak halk yok.” demek aptallığına kadar abarttı. Eşini asker  kıyafetiyle,  elinde  Kalaşnikov  tüfeği  Karabağ’da poz vermeğe gönderdi. Kendisi de çevresiyle birlikte Şuşa’da halay çekti. 12- 15 Temmuz’da Tovuz bölgesindeki askerî saldırı, General Polat Heşimov ve kurmaylarının, cephe arkasında roketle katli bardağı taşırdı. Karantina uygulamasına rağmen Azerbaycan’da yüzbinlerce insan sokaklara çıkarak “bize silah verin!” diye haykırdı.

27  Eylül’de,  Azerbaycan  Cumhuriyeti  Hükûmeti, yıllardır sürdürdüğü sükûnetini bozup Ermenistan tarafından  gelen  yeni  saldırıya  karşı  koymaya  karar verdi. Bu, çoktandır beklenen siyasi iradenin ifadesi idi. Devlet  tarafından  iradesine  karşılık  gören  halk,  her türlü fedakârlığa hazır olduğunu gösterdi. Bu, on yıllardır hasretle beklenen millet-devlet birliğinin ifadesi oldu.

Azerbaycan, milleti ve devletiyle anladı ve anlattı ki Karabağ’ından vaz geçmeyecek. Milletin ve devletin elini kolunu bağlayan bu prangadan kurtulmanın tam  zamanıdır.  26  yıldır  sürüp  gelen  “ateşkes  rejimi” denilen rezaletten bir defalık kurtulmak gerekir. Minsk Grubu eş başkanlarının (Rusya, ABD, Fransa) “Ermenistan-Azerbaycan,  Dağlık  Karabağ  konflikti/ münakaşası” dediği saçma tanımlamadan kurtulmak gerekir.

Karabağ problemi, Türk dünyasının da en hassas problemlerinden  birine,  Türk  dünyasında  bütünleşmenin karşısında duran engellerden birine, dönüşmüştü. 1989’da, Ermeni saldırılarının başlamasından kısa bir süre sonra, Sovyetler Birliği Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, saldırıların ideologları Balayan ve  Grigoryan’ın  brifinglerini  düzenledi.  Azerbaycan basınına sızan bilgilere göre, bu adamlar “Karabağ’ın Ermeniler  tarafından  alınmasını,  Turan’ın  kurulması karşısında duran bir hareket” olarak lanse etmişlerdi.(1) Türk Birliği’nden, cinin iğneden korktuğu gibi korkan Sovyetler Birliği/ Rusya yöneticileri de Ermeni saldırılarının arkasında durdular.

Karabağ  problemi,  Azerbaycan  ve  Türk  dünyasının problemi olmasının yanı sıra dünyanın da baş ağrısıdır. Söz konusu problem, Ermenistan’ın Karabağ istikametinde  saldırılarından  geçen  30  yıldan  fazla zaman  içinde, büyüyüp  uluslararası  nitelik  kazandı. BM Güvenlik Konseyi, Ermeni askerî güçlerinin Karabağ’dan derhal çekilmesini içeren 4 karar (822, 853, 874,  884)  çıkardı.  Sonra  meseleyi  1992’de  AGİK’e devretti. O da 13 üyeden ibaret Minsk Grubu denilen bir ad hoc komite kurdu. Son 30 yılın kanlı uluslararası problemlerinden birine dönüşen, Karabağ düğümünün çözülmesi dünyayı da rahatlatacaktır.

27 Eylül’den itibaren, haftalardan beri aralıksız devam eden Karabağ savaşı ilk değildir. Tam da üçüncüsüdür. Günümüzdeki savaşı daha iyi anlayabilmemiz için öncekileri hiç olmazsa özetlememiz gerekir.

Birinci Karabağ Savaşı

Çarlık’tan  miras  kalan  sınırların,  yerleşik  halkın etnik yapısına uygun olmaması, Güney Kafkasya’da yeni   kurulan   Gürcistan   (26.5.1918),   Azerbaycan (28.5.1918) ve Ermenistan (28.5.1918) devletleri arasında  meydana  gelen  arazi  ve  sınır  problemlerini oluşturdu.  Azerbaycan  Hükûmeti,  çalışmalarının  ilk günlerinde,  Gürcistan  Cumhuriyeti’ne  olduğu  gibi Ermenistan’a da başvuruda bulunarak sınır meselesinde karmaşıklığı ortadan kaldırmak ve iyi komşuluk münasebetleri kurmak amacıyla, cumhuriyetlerin arazisini ilan etmeden önce üç taraflı görüşmelerde bu meselenin  müzakere  edilerek  mutabakata  varmayı teklif  etti.  Azerbaycan  Hükûmeti’nin  iç  sorunlarına çözüm yolları aradığı günlerde, Ermenistan Hükûmeti fırsattan istifade ederek bütün gücü ile eski İrevan Guberniyası’nı, yerli  gayri-Ermenilerden  temizlemek işini  sürdürmekte  idi.  Azerbaycan  Cumhuriyeti  Dış İşleri  Bakanlığı’nın  raporuna  göre; etnik  temizleme sürecinde, 1918’in  ilk  aylarında  dağıtılmış  300  Türk köyüne İrevan, Yeni Beyazid, Eçmiadzin, Sürmeli vb. bölgelerde yerle bir olan onlarla yeni köy eklendi ya da ahali başka yerlere sığınmağa zorlandı. Aynı yılın Ağustos ayının ilk iki haftasında bu bölgelerde 50 köy dağıtıldı.(2)

1918’ın ortalarında, Ermenistan çok zor ekonomik ve  siyasi  şartlar  yaşamasına  rağmen,  büyük  toprak iddialarında bulundu. Ermeni Hükûmeti, İstanbul’da toplanacak uluslararası konferansa yolladığı temsilci heyete, büyük arazi iddiaları ileri sürmek talimatı vermişti. Konferansa katılmak arzusuyla İstanbul’a gelen Kafkasya heyetlerinden en “hazırlıklısı”  Ermeniler idi. Onlar konferansa çok sayıda istatiksel materyal, kendilerinin çizdiği haritalar ve önerilerle gelmişlerdi. Ermeni heyetinin önerisi; Sürmeli, Nahçıvan, Ahalkelek, Eçmiedzin (Üçkilse), İrevan, Kazah, Karabağ, Zengezur, Ordubad ve Borçalı bölgelerini içeriyordu. Ermeniler sürdürdükleri geniş propaganda kampanyasında “tarihî prensipten” istifade etmeye çalışıyor; kamuoyunu, başvurdukları devlet adamlarını, bu toprakların önceden Ermenilere ait olduğuna inandırmaya çalışıyorlardı. Dönemin, aynı zamanda 19. yüzyılın istatiksel materyalleri Ermeni iddialarının, sık sık müracaat ettikleri “demografik prensibin” de asılsız olduğunu gösteriyordu.(3)

Artan  Ermeni  propagandalarına  karşı  mücadele  etmek,  Ermenilerin  Kafkasya’da  Türk-Müslüman kanını dökmeye devam etmek isteğini dünya kamuoyunun gözünde ifşa etmek, Ermeni unsurunun bu bölgede karıştırıcı rolünü göz önüne sermek için Dışişleri Bakanı’nın teşebbüsü ile Haziran ayının 15’inde, Azerbaycan Cumhuriyeti Nazırlar Şurası, Olağanüstü Soruşturma Komisyonunun oluşturulması konusunda karar verdi. Komisyon çok faal bir şekilde işe koyuldu. Mart 1918 katliamlar, Şamahı’daki vahşilikler, İrevan Guberniyası’nda Ermenilerin yaptığı vahşet araştırılmaya başlandı. Soruşturma komisyonunun verimli çalışmasına bakmaksızın, yapılmış katliamların boyutu, komisyonun kendi işini tamamlamaya izin vermedi. Mevcut olduğu süre boyunca (27 Nisan 1920’ye kadar)  komisyonun  topladığı  soruşturma  materyalleri, Ermeni iddialarının asılsız olduğunu gösteren, Ermenilerin yaptığı cinayetleri açığa çıkartan en güzel tarihî belgelerdir. Daha sonra Olağanüstü Soruşturma Komisyonunun yaptığı işleri dünya kamuoyuna açıklamak  için  Dışişleri  Bakanlığında  özel  propaganda bölümü kuruldu. Amaç Paris Barış Konferansı’nın kararlarını etkileyebilecek, Avrupa kamuoyuna yönelik, Azerbaycan çıkarları bakımından gerekli olacak materyallerin hazırlanması ve duyurulmasıydı.

Hocalı Katliamı

Ermeniler,  Mondros  Mütarekesi  (30  Ekim  1918) ve İtilaf devletlerinin savaştan galip çıkmasını şenlikler  düzenleyerek  karşıladılar.  Osmanlı-Alman  askerî birliklerin Kafkaslardan çekilmesi ve yerlerine İtilaf devletleri güçlerinin yerleştirilmesi, Ermenilere göre on yıllarca arzuladıkları amaca ulaşmaları için uygun ortam  oluşturuyordu.  Azerbaycan  Cumhuriyeti’nin yakın  müttefiki  Osmanlı  İmparatorluğu’nun,  savaşta yenilmesi Ermenistan’ın Azerbaycan’la olan ilişkisinde büyük değişiklik oluşturdu.

Her şeyden önce Ermenilerin toprak iddialarının boyutu hayli genişledi ve “Büyük Ermenistan” kurma fikri, Ermenistan Cumhuriyeti’nin, resmî devlet siyasetinin temelini oluşturmaya başladı. Osmanlı Devleti’nin tepkisinden korkan Ermeniler, İstanbul Konferansı’nda eğer yalnız Kafkasya’nın kendine ait olmayan bir bölümünü  (Borçalı,  Karabağ,  Nahçıvan,  Şerur,  Sürmeli, Kazah, Ahılkelek) tartışmalı arazi sayarken artık bu topraklar, Ermenilere  göre  kuşkusuz  Ermenistan arazisiydi. Bundan böyle diğer fikirleri duymak bile istemiyorlardı. İş bununla bitmiyor, Ermeni iddialarının coğrafyası genişliyordu.

Yusuf Vezir Çemenzeminli, Ermenistan ve Biz adlı makalesinde, Ermeni iddialarının durmadan artmasını kaydederek Azerbaycan gazetesinde konuyu şöyle açıklıyordu: “Büyük Ermenistan haritasını gördüm, üç deniz arasında yer alacakmış: Akdeniz, Karadeniz ve Hazar  Denizi  arasında.  Haritada  Gence,  Lenkeran, Salyan, Tebriz, Merağa ve diğer şehirler de Ermenistan’a dâhil edilmişti. Eğer bu harita Ermenilerin millî arzularının çözümüyse, Ermeni meselesi yine birçok çatışma ve mücadeleye neden olacak ve bu meselenin çözümü kâğıt üzerinde kalacaktır. Hâlbuki Kafkas’ta  asayişin  temini  meselesi  etnografik  çevrede hallolmakla merbuttur [bağlıdır].”(4)

“Büyük Ermenistan” planı, etnik nüfus bakımından “temiz arazi“ talep ediyordu. Ermeniler, bunun için mevcut siyasi şartlarda oluşan fırsattan istifade ederek yeniden “etnik temizleme“ faaliyetine başladılar.

Azerbaycan Ordusu’nun hâlâ kurulamadığı, Azerbaycan Hükûmeti’nin elinde yerel halkı korumak için yeteri kadar askerî gücün olmadığı, üstelik Bakü’yü işgal eden İtilaf güçlerinin Başkomutanı Thomson’un Azerbaycan Hükûmeti’ni tanımak istemediği bu zaman kesiminde (Kasım-Aralık 1918), Ermenilerin “etnik  temizlik“  başlatmaya  yönelik  askerî  çabalarının başlıca istikametleri Zengezur, Nahçıvan ve Karabağ bölgeleri  idi.  Ermeni  vahşiliklerinin  başında, burada peyda olmuş General Andronik duruyordu.

1919’un  başlarında  İçişleri  Bakanı;  Şuşa,  Zengezur, Cavanşir ve Cebrayıl ilçelerini kapsayan, merkezi Şuşa’da olmakla birlikte geçici umum valilik (general gubernatorluk) kurulmasını önerdi. Bakan’ın önerisine göre, buradaki valiye geniş haklar verilmeli; bütün organlar ve görevliler valiye bağlı olmalıydılar. Geçici vali karşısında, yerel Ermeni sözde devlet organları ile mücadele ve onların tamamıyla ortadan kaldırılması; bu ilçelerde istikrarın tam sağlanması, yerli legal devlet organlarının teşkili, göçmen ve yerli ahalinin erzak teminatı ve onlara genel yardımın temini, nihayet, durum düzeldikten sonra göçmenlerin evlerine yerleştirilmesi yer aldı. Karabağ ve Zengezur’da Ermeni baskınlarına karşı mücadelede büyük nüfuz ve tecrübe kazanan Dr. Hüsrev Sultanov vali tayin edildi. Valiliğin ihtiyaçları için 5 milyon ruble bütçe ayrıldı. Hükûmet’in kararında öncelikle 600 kişilik süvari birliğinin oluşturulması ve daha sonra sayının 3 bine çıkarılması da ön görülmüştü.(5)

Böyle bir ortamda işe başlayan Dr. Sultanov, Karabağ ve Zengezur’da Azerbaycan Devleti’nin hâkimiyetini temin etmek için hem Ermenilerin hem de İngilizlerin direnişini kırmalıydı. Geçici vali, her şeyden  önce  Yevlah- Şuşa  yolunun  açılmasını  ve  yolun güvenliğini sağladı. Karabağ ile Azerbaycan’ın diğer bölgeleri arasında gidiş-gelişi açtırdı.

İngiliz  askerlerinin  Kafkasya’yı  terk  etmesi  ve Azerbaycan askerî birliklerin Karabağ’da konumlandırılması, yerel Ermenilerin saldırılarını önledi. 1919 Ağustos’un ortalarında, Şuşa’da toplanan Ermeni köy icmalarının  7.  kurultayı,  Azerbaycan  Hükûmeti’nin Karabağ  üzerinde  hâkimiyetini  geçici,  Barış Konferansı’nın kararına kadar tanıdığını bildirdi. Yerli Ermenilere medeni özerklik verildi.(6)

Ermeni Hükûmeti, gelişmelerin lehlerine olmadığını anlayıp hiç olmazsa Zengezur’da güçlenme kararı aldı ve askerî birliklerin bölgeye gönderilmesini hızlandırdı.  Ekim  ayında, Azerbaycan  Ordusu  Zengezur’da  olan  Ermeni  birliklerine  karşı askerî  operasyonlara başladı. Savaş bir aydan fazla sürdü. Dığ, Hanavar, Haznavar köyleri yakınlarındaki savaşlardan sonra 8 Kasım’dan itibaren askerî operasyonlar durduruldu.(7)  Tiflis’te, İtilaf devletleri askerî komiserinin katılımıyla Azerbaycan ve Ermenistan hükûmet başkanlarının müzakereleri, 23 Kasım 1919’da anlaşmanın imzalanmasıyla neticelendi.

Anlaşmanın imzalanmasının üzerinden birkaç gün geçmeden  ateşkes  bozuldu.  Ermeni  nizami  birlikleri, Zengezur’da birkaç köyü yerle bir etti. Dereleyez bölgesinde ise 300 kişinin ölümü ve 30 kadının esir alınması ile neticelenen katliam yapıldı. Azerbaycan Hükûmeti, Ermeni tarafının bu tavrından sonra olayı ayrıntıları ile Müttefiklerin dikkatlerine sundu. Müttefiklerin Yüksek Komiseri Haskel, Ermenistan Hükûmeti’ni uyardı: Azerbaycan tarafının ithamlarının “gerçek olduğu ortaya çıkarsa bu, Ermenistan’ın geleceği için çok güçlü bir darbe olacak.” 8 Aralık 1919’da, Haskel, Barış Konferansı raporunda şu noktaları kaydediyordu:  “Azerbaycan  ve  Ermenistan  arasındaki problemleri görüşerek çözmek konusunda mutabakat sağlanmış, müzakereler sonuç vermediği takdirde Yüksek Komiserliğin arbitrajlığı kabul edilmiştir. 1920 yılı başlarında, Paris Barış Konferansı, Azerbaycan’ın Karabağ üzerindeki egemenliğini tanıdı. Bu karar, İtilaf devletlerinin önceki siyasetinin onaylanması anlamını taşımaktaydı.”(9)

Ermeniler  bu  durumu  kabullenmek  istemediler. Yeniden durumu kendi çıkarlarına uygun hâle getirmeğe çalıştılar. Yaklaşık aynı zamanda, 1920’nin başlarında üç istikamette (Kazah, Zengezur, Zengibasar) Ermeni nizami birliklerinin saldırıları başladı. Savaşın bu aşaması diğerlerinden hayli farklıydı. 19 Şubat’ta Zengezur’dan  Şuşa  istikametine  saldırıya  geçen  Ermeni ordusunun 10 bin piyadesi, 10 topu ve 60 makineli tüfeği vardı.(10)  Savunması zayıf olan Zengezur’da, bu saldırının ilk günlerinde 40 köy yakıldı, binlerce insan katledildi, on binlerce yerli ahali göçmen durumuna düştü.(11)

1920’nin Mart’ında, Nevruz bayramı günlerinde, Ermeniler gece vakti, ansızın Hankendi garnizonuna saldırarak 16 subay ile birçok askeri şehit etti. Garnizon komutanı Kazım Mirza Kacar’ın önderliğinde ilk saldırıları püskürten subaylar, savunmayı sağlayarak Ermenileri Hankendi’nden attılar. Fakat düşman, Askeran Kalesi’ni ele geçirdi.

Askeran  Kalesi’ni  geri  almak  ve  Karabağ’daki Ermeni  ayaklanmasını  bastırmak  için  Azerbaycan Hükûmeti, ordunun büyük bir bölümünü Karabağ’a gönderdi. Askeran Kalesi kısa bir süre sonra kurtarıldı, Ermeni askerî birliklerinin buradaki önderi Deli Kazar öldürüldü. Ermenilerin toplandığı Keşişkend’deki kanlı savaş, Azerbaycan Ordusu’nun zaferi ile son buldu. Karabağ ayaklanması bastırıldı. Savunma Bakanı General Mehmandarov askerlere müracaatında şöyle demiştir:  “Kahraman  askerler,  ben  şahsen  Almanya Cephesinde birçok muharebede bulundum, fakat sizin kadar kahraman askerlere nadiren rastladım. Siz benim ümitlerimi kuvvetlendirdiniz. Siz kanınızla yeni Azerbaycan  Ordusu’nun  namusunu  muhafaza  ettiniz.”(12)

Savaşın devam ettiği koşullarda, 9 Nisan’da Güney Kafkasya ülkeleri temsilcilerinin, Tiflis’te yeni bir müzakeresi başladı. Ermeni heyeti ısrarla Azerbaycan askerî  birliklerinin  operasyonlarının  durdurulmasına nail olmaya çalışıyordu. Azerbaycan Hükûmeti, İtilaf devletlerinin  “esas  tehlike  kuzeyden  geliyor”  şeklindeki uyarı nitelikli notasını önemsemeden, Samur Nehri istikametinde bulunan askerî birlikleri de ülkenin batısına gönderdi. Ermenistan, 26 Nisan’da barış istedi; fakat artık olaylar kontrolden çıkmıştı. 11. Kızıl Ordu, Samur Nehri’ni geçip hızla Bakü üzerine ilerliyordu…

İki yıl boyunca sürekli tartışma ve savaş ile geçen Azerbaycan-Ermenistan münasebetlerinin bu sayfası sona erdi. Karabağ, Zengezur, Göyçe, Nahçıvan ve diğer problemler artık başka bir siyasi ortamda çözüm buldu.

“Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti” Olayı

Azerbaycan’ın  27  Nisan  1920  işgalinden  sonra, Karabağ ve diğer bölgelerin geleceği meselesi gündeme geldi. Kızıl Ordu’nun, Bakü’yü ve diğer şehirleri işgal ettiği bir süreçte Ermenistan kuvvetleri Karabağ ve Zengezur’u yeniden kontrolü altına aldı. Kızıl Ordu’nun,  Ermenilerin  işgal  ettiği  Azerbaycan  topraklarını geri alma niyetinde olmadığı anlaşıldı. Sovyet Rusyası Dış İşleri Komiseri Çiçerin’in, Kafkasya işlerinden sorumlu Olağanüstü Komiser Orconikidze’ye gönderdiği 2 Haziran 1920 tarihli telgrafta,  konu şu sözlerle ifade ediliyordu:

“Şuşa ve Cebrayıl’ı ele geçirmekle yetinmek zorunda kaldığımızı Azerbaycan Hükûmeti’ne bildirin… Nahçıvan ve Culfa’ya şimdi girmenin mümkün olmadığını ve askerî statükoyla yetinmek zorunda kalmanın objektif nedenlerini, Bakü Hükûmeti’ne bildirmenizi rica ediyorum… Bakü’de sahip olduğunuz büyük otoritenizi kullanarak Azerbaycan Hükûmeti’nin Şerur-Dereleyez uyezdinin (ilçesinin) değil, Karabağ ve Zengezur’un tartışmalı bölge olduğunu kabul etmesini sağlamanızı rica ediyoruz.”

Moskova’nın Taşnak Hükûmeti ile “uzlaşmak istediğini” bilen Ermeniler, konumlarını güçlendirerek, hatta Kazah kazasında ve diğer yerlerde de ilerlediler. Böyle bir durumda, 10 Temmuz’da, Azerbaycan İnkılap Komitesi Başkanı Nerimanov, RKP Kafkasya Bürosu üyesi Mdivani, AKP MK üyeleri Mikoyan ve Naneyşvili, XI. Ordunun Askerî İnkılap Konseyi üye- leri Vesnik, Lewandowsky ve Mihaylov’un imzasıyla RKP MK’ye ilginç bir telgraf gönderildi. Telgrafta şunlar yazıyordu:

“Müslüman kitleler beklenmedik dönüşü, Sovyet hükûmetinin Azerbaycan’ı eski sınırlarını koruyamamasını ihanet, Ermeni yanlısı ya da Sovyet hükûmetinin zayıflığı olarak görecektir… Biz, Kızıl Ordu’nun himayesinde olan Azerbaycan’ı Ermeni ve Gürcülere dağıtan rezil yaratığa (ублюдок) dönüştürmemek, aksine, onu güçlü bir uluslar üstü merkeze ve Doğu’nun devrim  kaynağı  haline  getirmek  amacıyla  Merkezi, Karabağ  ve  Zengezur  meselesinde  tereddütlerden çekindiriyoruz.”(13) Ermenistan’da  Kızıl  Ordu  mızrakları ile  Sovyet hâkimiyetinin kurulmasıyla (29 Kasım 1920) Sovyet Azerbaycan’ı “rezaleti” daha da arttı. Ermenistan’da “Kasım devriminin” ertesi günü, Azerbaycan Komünist Partisi Siyasi Bürosu ve Teşkilat Bürosunun ortak toplantısında,  Sovyet  Ermenistan’ına  yönelik  tutum ele  alındı.  Diğer  konuların  yanı  sıra,  yeni  Ermeni Hükûmeti’ne  müracaat  etmek,  Sovyet  Ermenistan’ı ile sınırların lağvedilmesi, Zengezur’un Ermenistan’a verilmesi,  Karabağ’ın  dağlık  kısmına  kendi  kaderini tayin  etme  hakkının  verilmesi,  Ermenistan’la  askerî ve ekonomik (petrol dâhil) birliğin kurulması, Ermenistan’a karşı askerî operasyonların durdurulması kararı alındı. Bildirinin ilan edilmesi görevi Nerimanov’a verildi. 1 Aralık’ta, Bakü Sovyeti’nin toplantısında Nerimanov,  Ermenistan’da  Sovyet  hâkimiyetinin  kurulmasına ilişkin ünlü açıklamasını yaptı. Konuşmasında, Azerbaycan komünistlerinin önde gelen temsilcisini ilan  etti:  “Sovyet  Azerbaycan’ı…  Bundan  sonra  hiçbir toprak meselesinin ezelden komşu olan iki halkın -Ermenilerin ve Müslümanların [Türklerin]- birbirinin kanını  dökmesine  neden  olmayacak;  Zengezur  ve Nahçıvan uyezdleri [ilçeleri] Sovyet Ermenistan’ının ayrılmaz  parçasıdır.  Dağlık  Karabağ’ın  emekçi  köylülerine kendi kaderini tayin hakkı veriliyor,  Zengezur’da tüm askerî operasyonlar durduruluyor. Sovyet Azerbaycan’ının birlikleri Zengezur’dan çıkarılıyor ve Sovyet Azerbaycan’ı tükenmez kaynaklarının… kapılarını Sovyet Ermenistan’ı için sonuna kadar açıyor.”(14)

Nerimanov’un görülmemiş cömertliği,  hem Ermenileri hem de Moskova’yı son derece memnun etmişti. Aynı gün, 1 Aralık’ta Orconikidze, Ermeni komünist liderlerinden   Nazaretyan’a,  Azerbaycan   Hükûmeti’nin kararına ilişkin bildirinin yanı sıra, göz aydınlığı vermişti. Nazaretyan da cevap olarak durumu “Aferin,  Azerbaycanlılar!”  diye  basında  bağırmaya  başlayacağız.”  sözleriyle  ifade  ediyordu.(15)   Nazaretyan sevinmekte ve sevinçten bağırmakta haklıydı, fakat şahane hediyeyi “Azerbaycanlılar” değil, buna hiçbir hakkı olmayan Nerimanov ve meslektaşları vermişti.

Hibe  edilen  topraklarda;  Zengezur,  Gökçe  Mahalı, Şerur-Dereleyez’de güçlenen Ermeniler, kısa bir süre sonra Dağlık Karabağ konusunda Nerimanov’un vaat ettiği kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştirmek  için  mücadeleye  başladılar.  Artık  Ermenilerin “iyice  abarttığını”  gören  ve  Azerbaycan’ın  henüz tamamen  ezilmemiş  olan  millî  güçlerinin  baskısına maruz kalan Nerimanov, direnmek zorunda kaldı. 4 Temmuz 1921’de, Rusya Komünist Partisi MK Kafkasya  Bürosunda  Karabağ  konusu  müzakereye  açıldı. Toplantıda oylamaya 4 öneri sunuldu. İlk öneri olan “Karabağ’ın  Azerbaycan  sınırları  içinde  kalması”na, 3 kişi (Nerimanov, Maharadze, Nazaretyan) lehte, 4 kişi (Orconikidze, Myasnikov, Kirov, Figatner) aleyhte oy kullandı. İkinci öneri olan “Karabağ’ın tamamında Ermeni  ve  Müslüman  nüfusun  katılımı  ile  plebisitin yapılması”na,  2  kişi  (Nerimanov,  Maharadze)  lehte oy kullanıyor. Üçüncü öneri olan “Karabağ’ın dağlık kesimini  Ermenistan’a  bağlama”ya  4  kişi  (Orconikidze, Myasnikov, Figatner, Kirov) lehte oy kullanıyor. Dördüncü öneri olan “Plebisitin yalnız Dağlık Kara- bağ’da,  yani  Ermeniler  arasında  yapılması”nı  ise  5 kişi (Orconikidze, Myasnikov, Figatner, Kirov, Naza- retyan) savunuyor. Nerimanov’un özel notu da toplantı  tutanaklarına  ekleniyor:  “Karabağ  meselesinin Azerbaycan için özel önem taşıdığından, onun nihai çözümü RKP MK tarafından yapılmalıdır.” Bu konunun RKP MK’ya sunulmasına da Kafkasya Bürosu karar veriyor. Ancak konu Moskova’ya intikal etmeden, ertesi gün, 5 Temmuz’da Kafkasya Bürosunda tekrar görüşülüyor. Orconikidze ve Nazaretyan yoldaşların önerisi üzerine önceki toplantının kararı yeniden ele alınıyor. Bu sefer “Müslümanlar [Türkler] ve Ermeniler arasında millî barış gerekliliğini, Yukarı ve Aşağı Karabağ arasında ekonomik ilişkileri, Azerbaycan ile kalıcı ilişkileri göz önünde bulundurarak”  Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan bünyesinde kalması, Şuşa kenti merkez olmak üzere geniş eyalet özerkliği verilmesine ilişkin karar kabul ediliyor. Bu karara 4 kişi lehte oy kullanırken 3 kişi çekimser kalmıştır.(16)  Karabağ’ın dağlık kesiminin ovalık bölümünden ve genel olarak Azerbaycan’dan  koparılarak  ayrı  bir  statü  verilmesi kararı, uzun süre sonuca bağlanamıyor. Ancak Aralık 1922’de Azerbaycan SSC Sovnarkom’unun nezdinde Karabağ konusu ile ilgili Kirov, Karakozov ve Mirzabekyan’dan oluşan merkezî bir komisyon kuruluyor.(17) 7 Temmuz 1922’de ise Azerbaycan Merkezi İcra Komitesi’nin kararı ile “Azerbaycan SSC arazisinde Dağlık Karabağ’ın Ermeni kesiminden Hankendi merkez olmak üzere” özerk vilayet kuruluyor.(18)  Moskova bu operasyondan  memnundu.  Azerbaycan  toprakları paramparça edilmiş, Zengezur Bölgesi, âdeta bir kılıç gibi Kuzey Azerbaycan’la Türkiye arasındaki organik bağları kesmiş; Azerbaycan’ı her an siyasi istikrardan çıkarabilen faktör, Dağlık Karabağ özerkliği ortaya çıkmış; en önemlisi, iki Sovyet cumhuriyeti ve onların halklarını zaman zaman birbiriyle savaştırmak için uygun bir sebep oluşturulmuştu. Bu saatli bomba, Ermenistan ve Moskova için ihtiyaç duydukları bir zamanda patlatılacaktı.

İkinci Karabağ Savaşı

1987’nin  yazında  Ermenistan  Bilimler  Akademisi’nin binlerce çalışanı, Dağlık Karabağ Muhtar/ Özerk Vilayeti’nin (DKMV) Sovyet Ermenistan’ına ilhak edilmesini isteyen mektubu ile Moskova’ya müracaat etti. Aynı yılın Ekim ayında Karabağ’ın Ermenistan’a ilhakı talebi ile İrevan’da bir toplu yürüyüş düzenlendi. Bu olaydan  bir  ay  sonra  Kasım  ayında  Genel  Sekreter Gorbaçov’un ekonomi danışmanı Abel Aganbegiyan, Paris’teki bir konuşmasında “Karabağ ve Nahçıvan’ın tarihî Ermeni toprakları olduğunu” iddia edip Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a verilmesini istedi. Bir iktisat uzmanı olarak bu konuda tarihî bir yargıya vararak şunu ileri sürdü: “Karabağ, Azerbaycan’dan çok Ermenistan’a  bağlıdır.”  Ermeni  tarihçi  ve  yazarlar  bu tür iddiaları gerekçelendirmek için yerel ve Moskova basınında aktif propaganda kampanyasına başladılar. Ülke çapında Stalinizme karşı muhalif yazıların yaygın olduğu bir dönemde, Ermeni propagandasının, Karabağ’ın Stalin tarafından “Azerbaycan’a verildiği” ve bu “tarihî adaletsizliğin” düzeltilmesi gerektiği üzerine onlarca yazı yazıldı. Ermenistan’da da toplumsal ihtiras bu temayüle ayak uydurmaktaydı. Bunların neticesi, İrevan’da ve Dağlık Karabağ’ın merkezi Stepanakert’te [Hankendi] izinsiz miting ve yürüyüşler düzenlendi.

Stepanakert’te ilk kitlesel miting 1988 yılının Şubat ayında düzenlendi. Mitinge katılanların temel talebi, Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti’nin Ermenistan’a ilhakıydı.  Stepanakert’in  ana  meydanındaki  mitingler aralıksız devam etti. Şubat’ın 20’sinde DGMV Halk Deputatları   Sovyeti’nin   olağanüstü   toplantısında “Ermenistan  SSC  ve  Azerbaycan  SSC’nin  Yüksek Sovyetleri karşısında, DGMV’nin Azerbaycan’ın bünyesinden  koparılıp  Ermenistan  topraklarına  katılması hakkında öneri” kararı verildi. Söz konusu karara destek  için  İrevan’da  mitingler  düzenlendi.  Mitinge katılanlar “Ermenistan Türklerden arındırılmalı!”, “Ermenistan yalnız Ermenilerindir!” gibi sloganlar attılar. Mitinglerin üçüncü günü, İrevan’da o güne dek sağlam kalabilmiş tek cami ve Türk ortaokulu ile birlikte Azerbaycan Dram Tiyatrosunun malzemeleri yakıldı. İrevan’da bu olaylara itiraz eden yerli Türklerin evleri ateşe verildi. Bundan sonra Ermenistan’dan yerli Türklerin kitlesel olarak sürülmesi, bazı bölgelerde (Gukark, Kafan vs.) katledilmesine varan olaylar başladı. 22 Şubat’ta, Stepanakert yolu üzerindeki Askeran’da, iki Türk genci öldürüldü. Azerbaycan’a kaçmak zorunda  kalan  göçmenlerin  doğrudan  müdahil  olduğu olaylarda yerli Ermeniler sıkıştırıldı, bazı yerlerde provokasyonlar sonucu onlardan (örneğin 27- 28 Şubat’ta Sumgayıt’ta) öldürülenler oldu.(19)  Olayların yıllar içerisindeki gidişini, bu dönem hakkında yapılmış monografi  ve  özel  araştırmalara  bırakarak  şimdilik sadece konumuz için önemli olan birkaç noktaya değinmekle yetinelim.

Esir alınan Ermeni askerleri

Ermenistan’ın  saldırısının  Azerbaycan’da  şok  etkisi yaratmasının yanı sıra bu durum Azerbaycan’da sıradanlaşan olumsuz hâllerin varlığını apaçık gün yüzüne çıkarttı. Etnik çatışmaların özellikle ilk yıllarında Azerbaycan’da  ve  Ermenistan’da  millî  hareketlerin aynı noktada olmadığı apaçık belli oldu. Bu durumda atak ve hazırlıklı olan Ermeni tarafıydı.

Azerbaycan’da  ve  Ermenistan’da  Komünist  Partisi’nin yerel teşkilatlarının liderlerinin, özellikle yerel siyasi elitlerin millî hareketle ilişkiye geçme konusunda  farklı  tutumlar  sergilediklerini  belirtmek  gerekir. Eski Sovyet-komünist nomenklatür (Mütellibov iktidarı) millî hareketin ve özellikle Ermenistan’ın Karabağ’a yönelik baskıları karşısında aciz kaldı. Etnik çatışma arifesinde ve çatışmanın yaşandığı ilk yıllarda Azerbaycan ve Ermenistan’daki durumu birbirinden farklı kılan  ikinci  önemli  etkene  de  kısaca  değinelim.  Ermenistan’da nomenklatür aydınların çoğunluğu, millî hareketin temelini teşkil etti. Özellikle millî hareketin başlarında Zori Balayan, Silviya Kaputikyan, İgor Muradyan gibi aydınlar, Ermeni millî hareketinin sözcüsü rolünü üstlendiler. Bu aydınlar sık sık Moskova’ya giderek Sovyet liderleri karşısında, Ermeni iddialarını dile getirdiler. Azerbaycan’da ise nomenklatür entelijensiyanın (birkaç isim istisna) çoğunluğu millî harekete katılmaya cesaret edemedi, millî hareketle arasına mesafe koydu. Entelijensiyanın bu grubunun, kriz döneminde cesaret ettiği tek rol eski yönetimle yeni çıkan muhalefet arasında uzlaştırma göreviydi.

Azerbaycan  ve  Ermenistan’daki  durumu  farklı kılan üçüncü etkenin önemi de vurgulanmalıdır. Er- menistan’ın  saldırılarının  başından  itibaren  Sovyet yöneticilerinin Azerbaycan’la ve Ermenistan’la ilişkilerinin aynı olmadığı gözlenmekteydi. Genel Sekreter Gorbaçov,  Karabağ  benzeri  etnik-sınır  problemleri- nin fazlalığını ve “Karabağ örneği”nin Sovyet devleti coğrafyasına yayılması tehlikesini göz önüne alarak, görünürde tarafsız bir tutum sergiledi. Ancak Genel Sekreter’in Ermeni danışmanlara sahip olması, ardı ardına Ermenistan’dan temsilci heyetlerini kabul etmesi, özellikle eşi Raisa Gorbaçova’nın Ermenilere yakınlığı söylentileri,  Azerbaycan’da şüphe ve tedirginlikle izlenmekteydi.  Moskova  basınının  açık  bir  şekilde Ermeni  yanlısı  bir  tutum  sergilemesi,  bu  şüpheleri daha da artırdı. Özellikle Rus aydınlarının liberal kesimi “medeni, mağdur Ermenilerin” Karabağ iddialarını, mevcut durumun değişmesini tetikleyen bir etken olarak yorumlamaktaydı. “Gerici Müslüman Azerbaycanlılar” ise bu değişikliğin karşısında duran bir etken olarak   değerlendirilmekteydi.(20)     Sovyet   liderlerinin Ermeni yanlısı olduğu yönündeki şüpheler, olayların gelişmesiyle  doğrulandı.  Ocak  1989’da,  Moskova, Dağlık  Karabağ’ı, Azerbaycan’ın  yerel  yönetiminin egemenliğinden  alıp  burada  doğrudan  Moskova’ya bağlı bir yönetim sistemi kurdu. Dağlık Karabağ’ın İdaresi Üzere Özel Komite olarak adlandırılan yeni kurumun başına İrevan’la özel ilişkileri olan,  Arkadi Volski getirildi. Yerel düzeyde tam anlamıyla atıl hale gelen Sovyet  hâkimiyetini  pekiştirmek  ve  Azerbaycan’da güçlenen muhalefeti yok etmek için 19 Ocak 1990 gecesi, Sovyet Ordusu, Bakü ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde katliama başladı, onlarca sivili öldürüldü. Sonraki yıllarda Hocalı Katliamı’nın (Mart 1992) gerçekleştirilmesi  ve  Karabağ  ve  Karabağ’a  bitişik bölgelerin Ermenistan’ın işgaline maruz kalmasında, Rusya Federasyonu silahlı kuvvetlerinin önemli rolleri oldu.

Rusya  yönetimi,  Elçibey  Hükûmeti’nin  Bağımsız Devletler Teşkilatı üyeliği teklifini geri çevirme cesareti göstermesini affetmedi. 1993 Nisan ayının başlarında  Rus  askerî  birliklerinin  doğrudan  katılımıyla Ermenistan ordusu, Kelbecer bölgesini işgal etti. BM Güvenlik Konseyinin 822 sayılı kararnamesine göre, Ermeni askerî birliklerinin işgal ettikleri arazileri boşaltması gerekiyordu. Ermenistan ve Karabağ Ermenileri bu kararnameye uyacaklarını belirttiler. Mutabakata göre Ermeni askerî birimlerinin, Kelbecer’den çıkartılmasına 27 Mayıs’ta başlanacak, 1 Haziran’da ateşkes ilan edilecek, işgalci güçlerin bölgeden çıkarılması 3 Haziran’da tamamlanacaktı. 6 Haziran’da ise Cenevre’de barış görüşmeleri başlayacak ve görüşmelerin sonuçları 15 Haziran’da Minsk Grubu çerçevesindeki müzakerelerde  onaylanacaktı.  Bu  olayın  üzerinden çok geçmeden Cumhurbaşkanı Elçibey, sonbaharda genel seçimlerin yapılacağını ilan etti. Bu, gecikmiş bir karar olsa da gerçekleşmesi durumunda yeni demokratik yönetimin pekişmesine katkı sağlayabilirdi. Mütellibov döneminde seçilen Yüksek Sovyet’in eski komünist milletvekilleri ise bu kararı açık bir şekilde hoşnutsuzlukla karşıladılar. Yüksek Sovyet’in “kanuni hâkimiyeti”nin yeniden kurulması sloganı, eski siyasi elit  (öncelikle  Mütellibov  yandaşları)  için  birleştirici bir rol oynadı. Böyle bir hassas dönemde Rusya Cumhurbaşkanı’nın  Karabağ  problemi  ile  sorumlu büyükelçisi Vladimir Kazimirov, Elçibey yönetiminin Kelbecer’in işgalini güç bela savuşturduğunu ancak beklenmedik yeni durumlar karşısında ne yapacağını sorguladı.

Büyükelçi Kazimirov’un ifade ettiği “beklenmedik yeni durum” bu cümlelerin sarf edilmesinden hemen sonra ortaya çıktı. Rusya askerî birlikleri, kararlaştırılmış tarihten önce, istisnai olarak, 28 Mayıs’ta Gence’yi terk edip silahlarını, burada mevzilenmiş Albay Suret Hüseyinov’a bıraktı. Hükûmet askerî birliklerinin, 4 Haziran’da, Albay Hüseyinov’u silahsızlandırma eyleminin başarısızlıkla sonuçlanması, Hüseynov’un Gence’yi ve çevresini kontrolü altına almasına neden oldu. Bu durum, ülkede siyasi ve askerî bir krize yol açtı.

Albay Hüseyinov ayaklanmasını bastıramayan ve krize  sürüklenen  Elçibey  iktidarı,  krizden  çıkış  yolunu, Rusya ile sıkı ilişkileri olan ve Cumhurbaşkanı Elçibey’e sadakatini defalarca dile getirmiş olan Haydar Aliyev’e yardım için müracaat etmekte gördü. 9 Haziran’da Bakü’ye gelen Haydar Aliyev, Millî Meclis Başkanı seçildi ve Suret Hüseyinov’u ‘ikna etmek’ için Gence’ye gitti. Haydar Aliyev’le görüşmesinin ardından Albay Hüseyinov daha da uzlaşılmaz bir tutum sergilemeye başladı. Bakü’ye karşı ayaklanan asi Hüseyinov, bu defa Cumhurbaşkanı Elçibey’in istifa etmesini ve tutuklanmasını talep etmeye başladı. Cumhurbaşkanı Elçibey, 17- 18 Haziran gecesi, Nahçıvan Özerk  Cumhuriyeti’ndeki,  doğduğu,  Keleki  Köyü’ne gitti. 24 Haziran’da, Millî Meclis, cumhurbaşkanı yetkilerini Aliyev’e devretti. 30 Haziran’da ise isyankâr Suret Hüseyinov, Başbakanlık görevine atandı.İç siyasi karışıklığı fırsat bilen Ermenistan, Karabağ’da askerî faaliyetlerini hızlandırdı. Daha önce işgal edilen Hankendi ( 25 Aralık 1991), Hocalı (26 Şubat 1992), Hocavend (2 Ekim 1992), Şuşa (8 Mayıs 1992), Laçın (18 Mayıs 1992), Kelbecer’in (2 Nisan 1993) yanı sıra; 23 Temmuz 1993’de Ağdam, 23 Ağustos’ta Füzuli, 23 Ağustos’ta Cebrayıl, 31 Ağustos’ta Gubatlı ve 29 Ekim’de Zengilan işgal edildi. 12 Mayıs 1994’te İkinci Karabağ Savaşı’nı (1987-1994) durduran  Bişkek  Protokolü  imzalandı.  AGİT  Minsk Grubu eş başkanlarının (Rusya, ABD, Fransa) başını çektiği “Karabağ Barış Süreci” 26 yıl sonuçsuz sürüp gitti.

Son Savaş mı?

Makalenin yazıldığı Kasım ayı başlarında, Üçüncü Karabağ Savaşı devam etmektedir. Azerbaycan Ordusu, ezici üstünlüğe sahip, onun hedefe doğru ilerlemesini durduracak bir kuvvet yok gibi görünüyor. İşgal  altındaki  Karabağ  topraklarının  yaklaşık  yarısı kurtarılmıştır. Bu savaş hakkında, genellikle Karabağ probleminin geçmişi ve sonuçları hakkında çok yazılacak, kapsamlı araştırmalar sürdürülecek. Şu anda, süreci çok yönlü olarak toparlamak için vakit henüz erken.

Savaş bazı sürprizler sundu, onlardan bahsetmek mümkündür. İlk sürpriz, Ermenilerin 30 yıl içinde pekiştirdiği istihkâm sistemini, Azerbaycan Ordu’sunun yarıp geçmesi, dış güçlerin planlarını bozması oldu. Modern silahlarla donatılan Azerbaycan Ordusu, işgalci Ermenistan silahlı kuvvetlerinin suni oluşturulan “yenilmezlik” efsanesini yerle bir etti. 14 Temmuz’da sergilenen  millî  irade,  savaşın  durdurulmasını  değil devamını talep eden halkın azmi, Azerbaycan askerinin kahramanlığında kendini gösterdi.

Azerbaycan Cumhuriyeti yönetimi, uygun zamanda gereken kararı vererek millî iradenin ifadecisi oldu. Minsk Grubu eş başkanlarının dayattığı “Ermenistan-Azerbaycan, Dağlık Karabağ Konflikti” konseptini yırtıp attı. Sorunun anahtarının Moskova’da değil Azerbaycan’ın kendisinde olduğunu ispatladı. Türkiye, milleti ve devletiyle Azerbaycan’ın yanında yer aldı. Çok rahatlıkla şunu ifade edebiliriz: Kafkas İslam Ordusu örneği (1918) istisna olmakla, Türkiye ile Azerbaycan hiçbir zaman bu kadar yakın, iç içe olmamıştı. Çeşitli liderler tarafından dile getirilen “bir millet, iki devlet!” sloganı, sözden gerçeğe dönüşmüştür; bu tarihî bir kazanımdır.

Rusya Federasyonu’nun neden direkt sürece müdahil olmadığı daha çok konuşulacak. “Neden Rusya diplomatik  baskılar,  Ermenistan’a  her  gün  silah  ve mühimmatlar  göndermekle  yetindi?”  sorusu  çeşitli platformlarda tartışılacak. Belki de yukarıda belirtilen nedenlerden  (Azerbaycan  Ordusunun  kahramanlığı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın kararlılığı, Türkiye’nin  kardeşçe  davranışı)  dolayı,  Rusya  Hükûmeti geleneksel siyasetinden farklı davranış sergiledi. Zamanla sırlar açılacak.

Büyük güçlerin “Dağlık Karabağ’ın statüsü”  meselesinde, Azerbaycan tarafına baskılarını şiddetle arttıracağı gayet beklenendir. Karabağ’daki Ermenilere 1923 modelinde değil hatta daha yumuşak şekilde bile bir statünün bağışlanması, gelecekte yeni Karabağ  savaşının  çıkması  demek  olur.  Azerbaycan  vatandaşlığını kabul eden Ermenilere kültürel özerklik haklarının verilmesi müzakere konusu olabilir. Neden çeşitli güçlerin “yüksek statülü Dağlık Karabağ” istekleri temelsizdir? Kısaca açıklamaya çalışalım.

  1. Karabağ’ın bölünmez bütünlüğü söz konusudur. Özerklik sadece bir bütün tarihî eyalete, adaya veya uygun araziye verilir. Karabağ’ın dağlık bölgesi kendi başına hiçbir zaman siyasi, iktisadi, demografik olarak bütün bir arazi olmamıştır. Azerbaycan Hükûmeti, Birinci Karabağ Savaşı döneminde (1918-1920) Karabağ’ın  Ermenistan’a  katılmasını  veya  ona  territoryal-idarî  özerklik  verilmesini  reddetmiştir.  Diğer gerekçelerin yanı sıra Karabağ’ın iktisadi ve coğrafi vahit olduğunu öne sürmüştür. Paris Barış Konferansı, Azerbaycan  Barış  Heyeti’nin  gerekçelerini  mantığa uygun saymış; Karabağ’ı Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçası  olarak  kabul  etmişti.  Bolşevikler,  bu  araziyi suni  şekilde  Karabağ’ın  diğer  arazilerinden  ayırıp “Dağlık Karabağ” adlı yeni territoryal-idarî vahit oluşturmuştular.
  2. Müzakere masasında Azerbaycan tarafının elini güçlendirecek diğer bir konu, Şuşa ilçesinin statüsüdür. Bu ilçenin ahalisi tamamen Türk’tür. Türkler bir daha “Dağlık Karabağ” adlı özerk bölge dâhilinde olmayı akıllarından bile geçirmiyorlar. Şuşa şehri ve ilçe nüfusunun iradesi göz önüne alınmalı ve müzakere masasında daima seslendirilmelidir. Şuşa olmadan “Dağlık Karabağ” özerkliği asla mümkün değildir.
  3. Tarihî mensubiyet meselesi, karşı tarafın daima ortaya attığı gerekçedir. Ermeniler sadece “Karabağ hiçbir zaman Azerbaycan’a dâhil olmamıştır.” yalan tezini savunuyorlar. Azerbaycan devleti/coğrafyası yahut Ermenistan devleti/coğrafyası tartışması çoğu zaman temelsiz tartışmalara neden olmuştur. Bu argümanın daha uygun şekli “Karabağ’da Ermenilerin yaşaması doğrudur, fakat hiçbir zaman onlar çoğunluk olmamışlar.” Bu, daha mantıklı ve istatistiklerle kolayca ispat edilebilecek bir tezdir.
  4. “Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti” tecrübesini presedent hukukuna bağlamak gerekir. 1923’te Sovyet avtonomizasiya projesi çerçevesinde kurulan, Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti, mevcut olduğu 68 yıl içinde (1923-1991) halklar arası problemi çözememiş; tam tersine iki halk arasında gerilimin ve savaşın yaşanmasına neden olmuştur. Kaydetmeliyiz ki Azerbaycan kanunlarına göre, “Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti”i 1991’de lağvedilmiştir.
  5. Özerklik iddiasının zayıflığını, nüfus yapısı da göstermektedir. Karşı tarafın temsilcilerine ısrarla şunu sormak gerekir: Meskunlaştıramadığınız toprakları işgal altında tutmanın mantığı nedir? Ermenistan’ın kendisi, nüfus krizi yaşarken yeni topraklar Ermenilerin neyine gerektir?
  6. Adalet prensibi esas alınmalıdır. Tüm Karabağ’ın yaklaşık bir milyonluk nüfusunu, Karabağ’ın dağlık kısmında yaşamış olan 145 binlik (günümüzde 60-70 bin) Ermeni toplumunun rehinesine dönüştürmek, adil bir iş değildir; hiç gerçekçi değildir!
  7. Tüm Karabağ’da istikrar, Güney Kafkasya’da istikrarın ön şartıdır. Büyük güçler, çağdaş dünyamızda en büyük değer telakki edilen bu istikrarı isterlerse, bu problemden dünyayı kurtarmak isterlerse “Dağlık Karabağ’a yüksek statü” fikrinden vazgeçmeliler.
  8. Tarihte kalan “Dağlık Karabağ” ın özerk statüsünün yeniden dayatılması, aynı zamanda coğrafi faktöre göre mümkün görünmüyor. Eski “Dağlık Karabağ Muhtar Vilayeti”, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin coğrafi merkezidir. Tek kelime ile ülkenin güvenlik meselesidir ve hiçbir devlet bu tehdidi ihmal edemez.
  • Nəsibzadə, “Yeni Turanın təşəkkülü və Azərbaycanın missiyası”, Dünya, S:1, 1993, s. 22.
  • Azerbaycan Respublikası Dövlet Arşivi (ARDA), fond 970, siyahı 1, iş 65, 102-103.
  • N. Nesibli, Kuzey Azerbaycan İstiklalden İkinci İşgale, 1918-1920, Ankara, Altınordu, 2018, s. 93-94, 222-224.
  • V. Çəmənzəminli, Xarici siyasətimiz, Bakı, 1993, s. 36.
  • ARDA, fond 894, siyahı 1, iş 43, 11.
  • ARDA, fond 897, siyahı 1, iş 112, 44-45; ARDA, fond 970, siyahı 1, iş 89, v. 41.
  • ARDA, fond 897, siyahı 1, iş 112, v. 19-19a.
  • A.g.e., v. 23.
  • Audrey L. Altstadt, The Azerbaijani Turks: Power and Identity under Russian Rule, Stanford, 1992, p. 102. 10
  • ARDA, fond 897, siyahı 1, iş 112, v. 61-65.
  • ARDA, fond 894, siyahı 10, iş 80, 14; ARDA, fond 897, siyahı 1, iş 112, v. 53.
  • M.B. Mehmetzade, Millî Azerbaycan hareke Millî Azerbaycan “Müsavat” Halk Fırkası Tarihi, s. 173.
  • К истории образования Нагорно-Карабахской Автономной Области Азербайджанской ССР. 1918-1925. Документы и материалы, Баку: Азербайджанское Государственное Издательство, 1989, с.
  • Коммунист, 02.12.1920.
  • К истории образования Нагорно-Карабахской Автономной Области Азербайджанской ССР. 1918-1925. Документы и материалы, 69.
  • К истории образования Нагорно-Карабахской Автономной Области Азербайджанской ССР. 1918-1925. Документы и материалы, 91-92.
  • Бакинский рабочий, 20. 12.
  • К истории образования Нагорно-Карабахской Автономной Области Азербайджанской ССР. 1918-1925. Документы и материалы, 152- 153.
  • Sumgayıt olaylarının nedenleri, bu şehirdeki devlet idareleri ve merkez Sovyet organlarının, KGB’nin rolü hakkında bk: Aslan İsmayılov, Sumqayıt – SSRİ-nin süqutunun başlanğıcı, Bakı: Çaşıoğlu.
  • bk. Азер Мурсалиев, “Азербайджан в российской прессе (1988-2000)”, Дмитрий Фурман (ред.), Азербайджан-Россия: общества и государства, с. 478-489.
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları