Kervankıran – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______27.07.2020_______

Kervankıran

Alperen Okur

Sistem olarak tanımlanması 150 yıl kadar önceyse de fikir olarak asırlara uzanan Türkçülük, çok uzun bir kervandır. Fikir dünyamızda Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa, Ahundzâde, Hüseyinzâde Ali Beyler tarafından tutuşturulan Türkçülük meşalesi, Ziya Gökalp, İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura gibi fikir adamlarımızca güçlendirilmiş; Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Atsız ve nicelerinin kalemleriyle ışığını yansıtarak yolumuzu aydınlatmıştır. Devlet yönetiminde İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birlikte, kısıtlı da olsa, uygulama imkanı bulmuş olan Türkçülük, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dayanağı olmuş ve Atatürk döneminde şahlanmıştır. Türk devletinin, her alanda, doğal olarak izlemesi gereken yolun Türkçülük olduğu gerçeği, İnönü devrinde zaman zaman göz ardı edilmiş; bu durumun açıkça hatırlatılması üzerine 1944’te zindana atılmış, işkenceden geçirilmiştir. Bu badireyi atlattıktan sonra 1958 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adıyla siyasi olarak temsil edilmeye başlanmış, Alparslan Türkeş liderliğinde Milliyetçi Hareket Partisi ile bütünleşmiştir.

Ben ne dersem o olur!

Milletler için lider ne kadar gerekli ve önemli ise bir siyasi hareket, bir fikir hareketi ya da herhangi bir teşkilat için de gerekli ve son derece önemlidir. Muhakkak ki bir liderin otoritesi olmalı… Yalnız bu otorite her zaman mutlak irade anlamına gelmiyor. Bu konuda çalışan araştırmacılar liderliği, otoriteyi kullanma bakımından; işlevsel, dönüşümcü, otantik ve otoriter olmak üzere dört çeşit olarak belirlemişler[1]. İşlevsel lider, teşkilat mensuplarını ödüller yoluyla motive etmeye çalışır. Dönüşümcü lider, teşkilatın ihtiyaçlarıyla birlikte mensupların ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurur, demokrattır. Bu iki tip liderlik, kâr getiren ticari kuruluşlardaki yöneticiler tarafından benimsenir. Türkçülük penceresinden bakacak olursak, çoğunlukça otoriter bir lider olarak bilinen Alparslan Türkeş, kendisini yakından tanıyanlar ve birlikte çalışanların anlattıklarına göre, dönüşümcü lider olarak sayılabilir[2]. Milletvekili adayı olacağı ili seçerken bile kendi isteğinin aksine parti yönetiminin isteğine uymuştur[3]. Otantik lider, tutku ve aklıyla hareket ederken, teşkilatın üyelerine yardımcı olmaktan da gocunmaz. Bu tip lidere ise Atatürk’ü örnek gösterebiliriz. Millî mücadele yıllarının en sıkıntılı günlerinde bile alınacak kararların oldubitti ile değil, meclisçe tartışılarak kabul edilmesine özen göstermiştir. Otoriter lider, koltuğun gücünü ve hiyerarşiyi kullanır. İşlevsel, dönüşümcü ve otantik liderlikler, yönetim alanında da bilimin sözünün dinlenmeye başlanmasından beri, devlet kurumlarında ve sivil toplum kuruluşlarında denenmiştir. Devamlı uygulanmış mıdır? Tartışılır. Çünkü insanlar en etkisiz bir dernek, kurum yöneticiliği koltuğuna bile otursa otoriterleşme eğilimindedir. Bu nedenle otoriter liderliğe hepimiz aşinayız. Günümüzde birçok devlet başkanı ve siyasi parti yöneticisi otoriter lider özelliği gösterir.

Lider, hareketi amacına ulaştırma yolunda, toplumu etkilemesi için seçilmiş ya da doğal olarak öne çıkmış kişidir. Liderin, hareketin diğer mensuplarının fikirlerini de yansıtması beklenir. Ancak lider, söylemlerini bir ilahi söz, en azından bir emir olarak telakki eden yığınlar karşısında, insan olmanın zayıflığıyla, kendini fikirden/hareketten dolayısıyla diğer herkesten daha önemli görebilir. Bu noktadan sonra artık o doğru derse doğrudur, yanlış derse yanlıştır, sözünün üzerine söz söylemek fuzulidir. Olur da aklıevvel birileri çıkıp da “efendim öyle değil böyle olmalı” gibi haddini bilmez laflar edecek olursa başta görmezden gelinir. Bunların sayısı artar ve destekçi de bulurlarsa işte o zaman hepsinin, fikir hareketinin altını oymaya çalışan, düşmanların adamları oldukları anlaşılır. En hafifinden; yolunu şaşırmış hainler tarafından aldatılmaya açık, zavallılar oldukları…

Yön tayini

Atalarımız, gece gökyüzünde gördükleri ay dışındaki tüm cisimlere, ışık saçtıkları için, yıldız demişler[4]. Bu isimlendirmeden kim bilir ne zaman sonra, cisimlerden bazılarının hareketleri, ışıkları vs. yönünden diğerlerinden farklı olduğu anlaşılarak, seyyare (gezegen), peyk (uydu) gibi yeni isimlendirmeler yapılmış. Bu isimleri doğru şekilde kullananlar ise bir avuç gök bilimci ile gökle ilgilenen birkaç insan olmuştur. Sade vatandaş yine bildiğini okumuş, gökte parıldayan her şeye yıldız demeye devam etmiştir. Şimdi Venüs olarak bildiğimiz gezegen de halk arasında Akşam Yıldızı, Sabah Yıldızı, Çolpan Yıldızı, Çoban Yıldızı gibi isimlerle anılmıştır. Bu gezegenin acıklı bir hikayeye konu olan başka bir ismi de vardır: Kervankıran. Hikayeye göre; bir an önce menziline ulaşmak için gece yola çıkan kervanın başındaki kişi, çölde parlak bir yıldızı Kutup Yıldızı sanarak yönünü belirlemeye çalışmıştır. Ancak bu yıldız, kutup yıldızı gibi gökteki sabitliğinden dolayı yön tayin edilebilecek bir yıldız değil, gece boyunca konumu değişen Çoban Yıldızı yani Venüs’tür. Rehber doğru seçilmediği için kervan çölde kaybolur ve telef olur. Birçok ismi olan gezegen artık Kervankıran ismiyle de anılmaktadır.

Türkçülüğün nihai hedefi açıktır: Dünya üzerindeki bütün Türklerin ortak hareket edebilir hale gelmesini sağlayarak -dilde, fikirde, işte birlik!- Türk medeniyetini, insanlık medeniyeti içinde en öne çıkarmak. Bu hedefe yürürken bir liderin olması da kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak liderin hedefe varmak için izlediği rehberi iyi belirlemesi gerekmektedir. Kutup Yıldızı yerine Kervankıran Yıldızı’nı takip eden bir lider, uzun zamandır yol alan kervanımızı kırıma uğratamasa da dağıtır ve epey geciktirir. Kaldı ki Kutup Yıldızı sadece dünya üzerinde kuzey yarım kürede işinize yarar. Ama takımyıldızlarını takip ederseniz koca evrende belli bir noktayı kolayca bulabilirsiniz.

Ufkumuzda fikirleriyle parlayan yıldızlarımıza rahmetle…

[1] Alas, R., Tafel, K., & Tuulik, K. (2007). Leadership style during transition in society: Case of Estonia. Problems and Perspectives in Management, (5, Iss. 1), 50-60.

[2] https://millidusunce.com/misak/bilinmeyen-turkes/

[3] https://millidusunce.com/misak/alparslan-turkesli-yillar/

[4] Özkan, F. (2003). Yıldırım, Yıldız, Alev, Alaz/Yalaz, Işın ve Işık Kelimeleri Nereden Geliyor?. Bilig, /(27), 164.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları