16.07.2024

Mavi Kitap

Soykırım iddiasını dillendiren Ermeni milliyetçilerinin başarılı propaganda çalışmalarıyla Mavi Kitap, Ermeni tezlerinin baş kaynağı hâline gelmiştir.


Emperyalizme, sermaye ve siyaset öncülük eder şüphesiz. Ama halkın önceliği yayılmacı emperyalist siyaset değil, can ve mal güvenliğidir, geçimdir, refahtır. Avustralyalı bir çiftçi emperyalist ülkeler Türkiye’yi bölüşsün diye, ailesini tarlasını bırakıp savaşa katılmak için büyük bir istek duymaz. Emperyalist saldırganlık ancak kutsal bir Haçlı seferi mahiyetine sokulursa halktan destek görür. Mavi Kitap’ın temel amacı da ilerleyen zamanlarda Ermeni soykırım iddialarına kanıt teşkil etmek değil, Türkleri sabah akşam Hristiyan kesen, akla hayale gelmedik eziyetler eden vahşi hayvandan hallice yaratıklar olarak göstererek; İngiliz İmparatorluğu ve ABD halklarının insani ve dinî duygularını etkilemek, savaşa motive etmek, Anadolu Türklüğünün yok edilmesini kamuoyu gözünde meşrulaştırmaktır. Hristiyan katili bu canilere karşı savaşmak ve geldikleri yer olan Asya’ya sürmek kutsal bir Hristiyanlık ve insanlık görevidir.

Birinci Dünya savaşı mağlubu Osmanlı’nın sivil ve askerî idarecilerinden oluşan Malta sürgünleri İngiliz mahkemesinde soykırım suçlamalarından beraat etmiştir. Ki İngiltere, istihbarat birimleri kanalıyla bu tür propaganda çalışmalarını sadece Türklere karşı değil, döneme göre düşman olarak gördüğü başka milletlere de yapmıştır. Örneğin hem birinci hem de ikinci dünya savaşında ABD’nin Almanya’ya karşı İngiltere tarafında savaşa dâhil olmasını isteyen İngilizler; Almanlar hakkında olumsuz algı yaratan kimi abartılı kimi uydurma haberlerle, makalelerle, kitaplarla ABD hükümetini ve halkını Almanlara karşı savaşmak için motive etmeye çalışmıştır. Osmanlı aleyhine piyasaya sürülen Mavi Kitap’la aynı dönemde Almanların Belçika’da Hristiyanlara katliam yaptığına dair pek çok haber Amerikan basınında yer almıştır. Hristiyan Batı dünyasında Müslüman Türklere karşı hâlihazırda olan olumsuz algı, Mavi Kitap’ı hazırlayan İngiliz istihbaratına bağlı tarihçilerin işlerini iyi yapmaları, kitabın hazırlandığı yıllarda genç bir akademisyen olan Toynbee’nin zamanla ünlü bir tarihçi olması, propaganda maksatlı olan kitabın İngiliz devletinin desteği sayesinde milyonlarca adet basılması ve 17 dile çevrilmesi, soykırım iddiasını dillendiren Ermeni milliyetçilerinin başarılı propaganda çalışmalarıyla Mavi Kitap, Ermeni tezlerinin baş kaynağı hâline gelmiştir. Ve tüm dünyada Osmanlı ve Türkler aleyhinde olumsuz bir algıya yol açmıştır.

Ermeni Soykırımı tezini savunanlar, ellerinde yeterli dayanakları olmadığından Mavi Kitap’ın savaş zamanı yayınlanan propaganda amaçlı yayınlardan çok farklı, ciddi bir akademik çalışma, tarihî bir belge olduğu iddiasında ısrarlıdırlar ve bunu “propaganda için yazılmış olması yanlış olduğu manasına gelmez, İngilizler her işi ciddiyetle yapar, uyduruk iş yapmazlar.” diyerek savunurlar. Peki bir milleti soykırımla suçlamak için yeterli bir kanıt mıdır Mavi Kitap? Mavi Kitap’ta yazılanların doğru olduğunu kabul etmek için başka kaynaklarla ve belgelerle desteklenmesi gerekmez mi? Osmanlı arşivlerinde ya da dönemi bizzat yaşamış Osmanlı sivil ve asker yöneticilerin yazdıkları hatıratlarda niyetin sürgün değil Ermenilerin topluca yok edilmesi olduğuna dair neden tek bir cümle ya da ima yok?

İç savaş başlatan Taşnak ve Hınçak gibi isyancı örgütlerin militanlarının katlettiği Müslümanları göz ardı eden, misyonerlerin ve diplomatların, karşılıklı çatışmalarda ölen isyancı Ermenileri anlatan algıda seçici mektupları ABD’de infial yaratmış, Ermenilere yardım kampanyaları başlatılmıştır. Aslında misyoner okullarının ilk açıldığı 1850’lerden beri, misyonerler ABD’de Osmanlı’yla ilgili olumsuz algı yaratan mektuplar göndermiştir. Birinci dünya savaşından önce Türklere karşı kabaran olumsuz duygularla ABD’nin Atlantik’in öte yanındaki Osmanlı’ya savaş ilan etmesi için gösteriler yapanlar dahi olmuştur. Soykırım tezcileri ise, sürgünün geçtiği 1915’te İngiltere’nin yanında savaşa girmesi tabiri caizse eli kulağında olan ABD’nin o tarihte henüz savaşa girmediği gerekçesiyle Mavi Kitap’a ve soykırım tezlerine kaynaklık eden mektupların sahibi ABD’li misyonerlerin ve diplomatların tarafsız sayılması gerektiği iddiasındadırlar.

Mavi Kitap 1975 yılında Ermeni Diasporası tarafından yeniden piyasaya sürülmüştür. Ermeniler tarafından elden geçirilen ve eklemeler yapılan Mavi Kitap’ın başında propaganda amaçlı olduğuna ve kaynaklarının belirsiz olduğuna dair eleştiriler yanıtlanır. Buna göre 150 mektubun sahipleri büyük ölçüde bellidir. Soykırım tezcilerine göre yakın zamanda Mavi Kitap’taki mektupların sahiplerinin kim olduklarını gösteren belge İngiliz arşivlerinde bulunmuştur. Buna göre Mavi Kitap’taki 150 kadar mektuptan 59’u misyonerlere, 52’si Ermeni aktivistlere, 7’si Taşnak üyelerine, 32 ise belirsiz veya uydurma kişilere aittir. Ne kadar tarafsız bir kadro! Güya bölgede olan biteni gizlemek isteyen ve dışarı haber sızdıranları cezalandıran Osmanlı Devletinin gazabından korumak için yazarların isimleri yazılmamıştır. Mantıklı düşünen biri için akla şu soru gelir: Mektupların yazılıp gönderilmesi ve yayınlanması sürecinde onlarca mektup sahibinden Osmanlı Devletinin sınırları dışına çıkan ve böylece cezalandırılma tehlikesini bertaraf eden bir kişi bile yok muydu? Soykırım tezcileri bunu da mektup yazarlarının Osmanlı sınırları dışına çıkmış olsalar bile yakınlarının, dostlarının Osmanlı’da bulunması ve cezanın onlara kesilmesi tehlikesiyle açıklarlar.

Tüm bu gerekçelerin ne kadar mantıklı olduğunu siz düşünün. Verdiği adli kapitülasyonlar sebebiyle yabancıları, hatta gayri müslimleri yargılamakta zorlanan Osmanlı Devleti, mektup yazarlarından önce suç üstü yakalanan Taşnakcı katilleri “Bu kişi Rus vatandaşıdır, yargılayamazsın.” diyen Rus konsolosların elinden alıp da cezalandırsaymış daha isabetli olurmuş doğrusu. Mavi Kitap’taki belirsizlikleri tarihçiler bile çözmüş değildir. Ayrıca Mavi Kitap’a kaynaklık eden ve isimleri güya sonradan büyük ölçüde tespit edilen Amerikalı misyonerlerden, diplomatlardan ve Ermenilerden oluşan bir mahkemede soykırımla suçlanan Türklere adil bir karar çıkma olasılığı var mıdır ?

Mavi Kitapta Osmanlı’da olanı biteni bir gazeteci edasıyla raporlayan, yer yer edebi üslup da takınan 150 mektup sırasıyla yer alır. Kim tarafından ve nereden yollandıkları Ermeni diasporası tarafından sonradan eklenmiştir. Bazılarının ise kaynağı güya bulunamamıştır. Mektupları yollayanlar diplomattır, misyonerdir, misyoner kuruluşlarında çalışan doktorlardır, hemşirelerdir. Veya yolu Osmanlı topraklarından geçen yabancılardır ama illa ki yabancıdırlar. Kimileri sürgünü bizzat yaşayan Ermenilerden duyduklarını aktarmıştır. Tek bir mektubu okursanız tüm mektupları okumuş sayabilirsiniz kendinizi. Çünkü hem üslup hem olayların gidişatına dair gözlemler birebir aynıdır. Hristiyanlar sürgün boyunca hiç bir makul gerekçe olmadığı hâlde sadece Hristiyan oldukları için ortaçağda bile eşi görülmemiş planlı ve sistematik bir zulme ve katliama uğramaktadır. Sultan Abdülhamid de zamanında Hristiyanlara zulmetmiştir. Ama 1908 devrimi sonrası yönetimi ele alan Jön Türkler Abdülhamid Han dönemini bile aratacak derecede acımasızca Hristiyanları katletmektedir. Hem dünya savaşının, hem de Müslümanlarla Ermeniler arasındaki iç savaşın devam ettiği bir dönemde yapılan gözlemlere dayanan 150 mektuptan hiç birinde İsyancı Ermeni komitecilerinin katlettiği Müslümanlardan bahsedilmemesi dikkat çekicidir.

Mavi Kitap 150 mektubun ardından Ermenilerin tarihini, Osmanlı İmparatorluğunun yönetim yapısını, Hristiyanlarla Osmanlı devletinin ilişkilerini, sürgünün gerçekleştiği bölgelerin coğrafi demografik özelliklerini ve sürgünün ne koşullarda gerçekleştiğini anlatan yazılarla devam eder. Söylediğim gibi Mavi Kitap Arnold Toynbee’nin de yer aldığı işin ehli akademisyenler tarafından yazılmıştır. Bu kişiler vatandaşı oldukları devlete karşı silahlı olarak isyan eden ve yıkıcı faaliyetlere girişen halkların devlet tarafından cezalandırılmalarının, örneğin sürülmelerinin doğal olduğunun ve buna katliam denemeyeceğinin farkındadır. Ve Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovannes Kacaznuni’nin Osmanlı’ya silahlı olarak isyan ettikleri ve açıktan Rusya tarafında yer aldıkları gibi itiraf niteliğinde tespitlerinden çok farklı bir tablo çizerler.

Mavi Kitap’ı hazırlayanlar Ermeni sürgününün sonuç değil sebep olduğu iddiasındadırlar. Buna göre Ermeniler Osmanlı Devletine hiçbir şekilde ihanet etmemişlerdir. Devlete her dönem sadık kalmışlardır. Askerlik dahil her türlü hizmeti Osmanlı Devleti için fedakarca yerine getirmeye hazırdırlar. Hatta Çanakkale savunmasında dahi büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Ama Osmanlı Devleti, Sırp, Yunan ve Bulgar isyanlarından sonra Hristiyanlara karşı şüphe içindedir, önyargılıdır, hiç olmadığı kadar adaletsizdir, zalimdir. Özellikle milliyetçi Jön Türkler, devletin ayakta kalması için kalan tüm Hristiyanlardan kurtulmayı tek çare olarak görmüşlerdir. Ve Ermenilere de isyan ihanet iftirası atarak tüm zamanların en zalim katliamına dönüşecek sürgüne bahane yaratmaktadırlar. Yani Mavi Kitap’a göre Ermeniler iflah olmaz ihtilalciler olan Sırplar, Yunanlılar ve Bulgarlar gibi milliyetçilik duygularıyla ulus devletlerini kurmak için değil, Osmanlı Devletinin tehcir adı altındaki sistematik zulmüne karşı kendilerini savunmak için isyan etmişlerdir. Hristiyanlara karşı korkunç bir nefret içindeki Osmanlı Devleti ve Müslümanlar karşısında aslında devlete bağlı şekilde yaşayıp gitmek isteyen Ermenilerin isyan ederek kendilerini savunmaktan başka çareleri kalmamıştır. Ermenilerin evlerinde bulunan silahlar ise isyan amaçlı değil o dönemlerde her evde bulunan ve eşkıyalığa karşı genel savunma amacıyla bulundurulan silahlardır. Osmanlı Devleti görevlileri ise devlete isyan ederek Rusya tarafında yer almakla suçladığı Ermenilerin silahlarını teslim etmeleri için öyle büyük bir baskı yapmıştır ki, zavallı Ermenilerden bazıları silahları olmadığı hâlde Müslüman komşularından silah satın alarak Jandarmaya teslim etmek zorunda kalmışlar ve bunun için de tehcirle cezalandırılmışlardır. Ermeni fırıncıların ekmeklere zehir katarak Osmanlı askerlerini zehirlediği de yalandır. Ermeniler olmasa askerlik, tarım ve hayvancılık dışında hiçbir şeyden anlamayan geri ırk Türkler, hiçbir ihtiyaçlarını karşılayamazlar.

Mavi Kitap’a göre Taşnak, Hınçak gibi ihtilalci örgütler her zaman Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki gerilimi düşürmeye çalışan aklıselim barışcı devrimcilerdir. Osmanlı’ya Ermenileri sürmek katletmek için bahane yaratmamak adına şiddetten özellikle uzak durmuşlardır. Ama Hristiyanlara karşı uygulanan vahşetten sonra silaha sarılıp halklarını savunmak zorunda kalmışlardır bu sözde insanlık ve barış timsali devrimciler.

Mavi Kitap’a göre başlarda Ermenilerden Batı Anadolu’da İstanbul’da yaşayanların, Katolik veya Protestan olanların tehcir dışında tutulacağı açıklansa da sonrasında bu sözler tutulmamış, protestanına, katoliğine, İstanbullusuna, İzmirlisine bakılmadan bir buçuk milyondan fazla Ermeni sürülmüştür. Bu sürgünlerin ise yüzde 90’ından fazlası katliam hastalık kıtlık eşkıyalık gibi sebeplerle gitmesi gereken yere varamadan ölmüş, varabilenler de alışık olmadıkları çöl iklimi, zorlu arazi koşulları ve kendilerine nefretle bakan bölgenin yerli Müslüman halkları yüzünden kısa zamanda telef olmuştur. Tarih böyle dehşet bir zulüm görmemiştir. Gaddar Osmanlı’nın elinden kurtulmanın tek çaresi ölümdür. Ermenilerin büyük ölçüde sevk edildiği Suriye, Mavi Kitap’ta verimli toprağı suya erişimi olmayan ve hayatta kalması çok zor olan bir çöl olarak tasvir edilmiştir.

Mavi Kitap’a göre Osmanlı’yı idare eden Türk milliyetçisi Jön Türkler, Ermenileri sistematik olarak katletmeye kararlıdır. Osmanlı ordusundaki Ermenilerin silahları alınmış, silahsız Ermeni askerler önce ağır koşullarda çalıştırılmışlar, sonrasında ise toplu olarak katledilmişlerdir. Hatta kurşun harcamamak için pek çoğu baltalarla bıçaklarla katledilmiştir. Sivil Ermenilerden ise önce çocuklar ve yaşlılar hariç erkekler toplanmış ve ilk fırsatta katledilmişlerdir. Kadınlardan çocuklardan ve yaşlılardan oluşan Ermenilere sürgünün geçici olduğu, kısa zaman sonra evlerine dönecekleri, mallarının güvende olduğu söylense de tüm erzakları eşyaları hayvanları ve malları Müslümanlar tarafından yağmalanmıştır. Mallarının çok az bir kısmının satışına izin verilen Ermenilerin yok pahasına satabildikleriyle, toparlayabildikleri yolluklar da jandarmanın göz yumduğu eşkıyalıkla elden gitmiştir. Sürgünlerden genç ve güzel kadınlar vahşi Kürt çeteleri veya Türkler tarafından kaçırılmıştır. Sürgün kafileleri içinde eli yüzü düzgün bir kadının kalmadığı hemen dikkat çeker hâle gelmiştir. Ermeni kadınlar hastalık, kıtlık ve eşkıyalık yüzünden çaresiz kalarak çocuklarını, bebeklerini derelere, uçurumlara fırlatıp atmaktadır. Böyle bir zulüm görülmemiştir.

Mavi Kitap, Ermeni sürgünlerini Roma İmparatorluğunun ilk döneminde büyük zulümler gören ilk Hristiyanlara benzetmektedir. Zalim Osmanlı Ermeni kadınları zorla Müslüman yapmaya çalışsa da onlar Müslüman olmaktansa sürgün yollarında binbir işkenceyle, yağmayla, tecavüzle ölmeyi tercih etmişlerdir. Canlarını kurtarmak için Müslüman olan az sayıda Ermeni de ölümden kurtulamamıştır.

Sizin de fark ettiğiniz gibi Mavi Kitap’ın amacı Osmanlı’yı ve Anadolu Türklüğünü tarihten silmenin hem dinî hem insani bir vazife olduğuna başta Amerika ve İngiliz İmparatorluğu halkları olmak üzere tüm dünyayı inandırmaktır. Emperyalist ülkeler hedeflerini meşrulaştırma yolunda her şeyi yaparlar ve en tipik yöntemleri de tabi ki propagandadır. Dünyayı paylaşma yarışına girişen emperyalist ülkeler, medeniyet götürmek, Hristiyanları korumak Hristiyanlığı yaymak, insanlığı kurtarmak veya kendini yönetmekten aciz halklara yardımcı olmak gibi bahanelerle giderler uzak diyarlara. Günümüzde ise haçlı emperyalizminin bahanesi genelde demokrasi götürmektir. Demokrasiye sözde çok ihtiyaç duyan bölgelerin genelde doğal kaynakça zengin olması da herhâlde tesadüftür. “Sizden medeniyet insanlık demokrasi isteyen yok.” deseniz de gelmekte ısrarlıdırlar.

Sykes Picot anlaşmasıyla Türkleri Anadolu’dan sürme planlarını devreye sokan İngiltere Fransa Rusya gibi devletler, kendi halklarına emperyalist hedeflerini açıkca anlatmazlar. Tüm emperyalist savaşlar işgaller görünürde din insanlık ve medeniyet için yapılır. Propaganda tam olarak da budur. Dünya savaşının çıkmasında hiç bir sorumluluğu olmayan Osmanlı’nın savaş sonrası Sevr giyotiniyle Dünya Savaşını başlatan ülkelerden Almanya’dan bile çok daha ağır şekilde cezalandırılmaya çalışılması şaşırtıcı değildir. Çünkü batı kamuoyuna göre Avrupa devletleri hem kendilerini hem geri kalmış milletleri yönetme vasfına sahipken, Osmanlı ne başka milletleri ne kendini yönetme vasfına sahiptir. Yönettiği halklara adalet güvenlik ve hizmet yerine sadece zulüm götüren Osmanlı’yı tarihten silmek ve ari olmayan, medeniyet yok edici, geri ırk Türkleri geldikleri yer olan Asya’ya geri postalamak insanlık adına yapılması gereken en doğru iştir. Ermeniler ve Kürtler ise ari ırktır. En azından kendilerini yönetme kabiliyetine sahiptir. Devlet kurmaları Türklere göre yeğdir.

Ari ırk dışındaki tüm milletlerin vahşi hayvandan hâllice, medeniyet yıkıcı barbarlar olduğu ve batının hem geçmişte hem bugün medeniyetin tek kurucusu sahibi ve yükselticisi olduğuna dayanan batı Merkezli tarih anlayışıyla yetişen Arnold Toynbee, pek çok defa ziyaret edip Türkiye ve Türkler hakkında daha iyi fikir sahibi olsa da Mavi Kitap’ın propaganda amaçlı yazıldığını saklamasa da hayatının sonuna kadar soykırım iddiasını sürdürmüştür. Toynbee’nin Mavi Kitap’la ilgili görüşleri çelişkilidir.

“Majesteleri Hükümeti tarafından, savaş propagandası olarak tam zamanında basılan ve dağıtılan, Türk Hükümetinin Ermenilere yaptığı uygulamalara ilişkin tüm elde edilebilen belgeleri bir ‘Mavi Kitap’ta toplamam amacıyla görevlendirildim.

“O zamanlar Majesteleri Hükümetinin hareketinin arkasında yatan politik dürtüden haberim yoktu ve inanıyorum ki Lord Bryce’da benim kadar masumdu. Belki böyle olması daha iyi idi. Çünkü eğer farkına varsaydık, ne Lord Bryce ne de ben Majesteleri Hükümetinin bize verdiği, tamamiyle iyi niyetle tamamladığımız görevi yerine getiremezdik.

“Amaç, dünya (özellikle Amerikan) kamuoyunun dikkatini Rusların, Alman saldırıları karşısında Polonya’dan çekilirken, Yahudilere karşı işledikleri cinayetlerden başka yöne çekmektir. Çünkü bölgeyi işgal eden Almanlar fırsatı kaçırmamışlar, aralarında Amerikan Yahudilerinin de olduğu çok sayıda gazeteciyi bölgeye davet etmiş ve Rus vahşetini kendi gözleri ile görmelerini sağlamıştır. Bu nedenle özellikle Amerika’da çok güçlü olan Yahudi topluluğunun dikkatleri, Rusların cinayetlerinden Almanların Belçika’da işledikleri cinayetlere ve Almanların desteği ile Osmanlıların Ermenilere yönelik işledikleri cinayetlerine kaydırılabilmeliydi.

“Mavi Kitap yayımlandıktan sonra, muhtevasını kafamdan atamadım. Sadece kurbanların çektikleri acılar ve canilerin yaptıkları değildi peşimi bırakmayan; soykırımın failleri olan canilerin yaptıklarının bir insan tarafından yapılmasının nasıl mümkün olabileceği sorusu beni meşgul ediyordu.”

Toynbee’nin masum dediği Lord Bryce’ın bir dergiye yazdığı “The Future of Armenia” makalesinden bir alıntı, Mavi Kitap’ı hazırlayanların Türklere karşı ne kadar önyargılı, hatta kin ve nefret dolu oldukları, ne kadar fazla yalan söyledikleri ve bu iflah olmaz ırkçıların Türkler hakkında ne kadar tarafsız olabilecekleri hakkında bir fikir verebilir.

“…Türk hükûmeti son bin beş yüz yıldır insanlığı etkileyen uluslar içinde en kötüsüdür! .Geçen yüzyılda seçkin bir Avrupalı tarihçinin söylediği gibi, Türkler, ele geçirdikleri yerleri harap eden bir soyguncular çetesinden başka bir şey değildir. Hiçbir zaman medenileşmemişler, uygar bir idarenin icra etmesi gereken prensiplerden hiçbirini uygulayamamışlardır. Yıllar ilerledikçe ileriye gitmeleri beklenirken, onlar, daha da kötü olmuşlardır. Türkistan steplerinden Batı Asya’ya gelirken de barbardılar, yüz otuz yıl önce de Edmund Burke tarafından böyle tanımlanmışlardı. Bu nedenle, şimdiki hükûmetleri de acımasız ve barbar karakterini muhafaza etmektedir.”

Bu da Bryce’ın Mavi Kitap’a yazdığı önsözden bir paragraf…

” Katliamların büyüklüğü ve tehcirin yürütülme biçimindeki zalimliğin derecesi bazı okuyucularda anlatılanların doğruluğuna dair şüphe uyandırabilir ve “İnsan masum kadın ve çocuklara böyle zulümler yapabilir mi?” diye sordurabilir. Fakat geçmiş katliamlar hatırlanırsa, bu tür suçların Türk idarecilerin uzun zamandır başvurduğu ve çoğu kez tekrarladığı politikanın bir parçası olduğu anlaşılır. Yaklaşık bir yüzyıl önce Türkler, Sakız Adası’nin neredeyse bütün Rum nüfusunu katlettiler. 1876’da Avrupa Türkiye’sinde binlerce Bulgar bir ayaklanma kalkışması içinde oldukları şüphesiyle öldürüldü ve orada kadınlara yapılanlar, daha az miktarda olmakla birlikte, burada anlatılanlar kadar feciydi. 1895 ve 1896’da 100.000’den fazla Ermeni Abdülhamid tarafından öldürüldü. Bunların binlercesi inançlarından dönmeleri durumunda hayatlarını kurtarabilecekken Hıristiyan inançları uğruna şehit oldular. Bu katliamlar, yalnız yakın tarihimizin sıradan gazete arşivlerinde değil, aynı zamanda İngiliz konsolosluk görevlilerinin ve diplomatlarının yazdıkları raporlarda da kayda geçmiştir. Bunlar, günümüzde olup bitenler kadar kesindir. Dolayısıyla elimizdeki bu verilerle, anlatılanların mümkün olamayacağını varsaymamız için geçerli bir neden de yoktur. 1915’te olanların hepsi her zamanki Türk politikalarıyla uyum içindedir. Tek fark, bugünkü suçun ölçeğinin büyüklüğü ve öncekilere ek olarak, katliamlardaki kadar çok can kaybıyla sonuçlanan, özellikle kadınların daha da ağır yaşadığı tehcirin hâlâ devam eden acılarıdır.”

Hıristiyanlık misyonerlerinin ve zihniyet olarak çok da farklı olmayan, görev yaptıkları bölgelerle ilgili ön bilgileri misyonerlerden edinen yabancı diplomatların Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki iç savaşta ve Müslüman Osmanlı’nın, Hristiyan, Rusya, İngiltere ve Fransa’ ya karşı savaşında ne kadar tarafsız olabileceğini düşünmek gerek. Bu raporların ve mektupların tarih bilimi açısından kaynak değeri taşıdığını kabul etsek bile, tarihî gerçek olduklarını kabul etmek ve olaylarla ilgili kesin ve adil bir yargıya varmak için anlatılanların başka kaynaklardan da doğrulanması gerekmez mi? Mavi Kitap denen İngiliz propaganda kitabı, Osmanlı hükümetinin Ermenileri sistematik olarak yok etmeye yönelik bir politika izlediğini kanıtlar mı? Ermenilerin varlığını iddia ettikleri soykırımcı politikalar Osmanlı devlet arşivlerine neden tek cümle de olsa yansımamıştır. Böyle bir gizlilik mümkün müdür?

İçimizdeki diasporacılar

Sözde soykırımın dayanaklarından bir diğeri de Türk asıllı olup Ermeni milliyetçilerinin soykırım iddialarını doğrulayan bazı kişilerdir. Özellikle bazı sözde sol görüşlülerden, emperyalizmin gericiliğin tarikatların sadık hizmetkârları sözde liberal yazarlardan oluşan bu kitleye işaret eden Ermeni diasporası “Bakın Türklerin dürüst vicdanlı olanları soykırımı nasıl da kabul ediyor. Kabul etmeyen bir tek Türk hükümeti ve fanatik Türk milliyetçileri kaldı.” diyerek propaganda yapmaktadır. Bildiğiniz gibi bir yazarımız edebiyatta olmasa da tarihî çarpıtma konusundaki üstün gayretinin ödülünü Nobel’le almıştır.

Batının hâkimiyetindeki uluslararası alanda ilgi çekmek için tek ayak üzerinde 40 yalan söylemeye hazır, mankurtlaşmış bazı sözde aydınlarımız ise “Her şey belge mi efendim? Belge takıntısının gereği yok. İnsanlık daha önemli. Ermeniler acı çekmiş ölmüş, bu da soykırım demek, belgeye gerek yok.” derler. Sanki dönemin dünya savaşı ve Osmanlı’daki iç savaş koşullarında acı çeken, ölen tek millet Ermenilermiş gibi. Sanki bir milleti soykırımla suçlamak için delile gerek yokmuş gibi.

Yazar

Murat Hüseyin Bilgin

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar