20.01.2022

Mutsuz umut! Yine siyaset!  

Gündelik siyasi tartışmalardan ve söz yarışından ortalama insanlarımız daha fazla etkileniyor. Psiko-sosyal rezonansa sebep oluyor. Psiko-sosyal rezonans da toplumda öngörülemeyen yüzlerce kültürel ve ahlâki sorun olarak ortaya çıkıyor.


Günümüzde, siyaset ve siyasetçi ne ciddiye alınıp kahrolunacak ne ‘çağ atlattıracak’ ne de gözardı edilecek durumda değiller. Onlarla olmasa da onlarsız hiç olmaz…

Fazla hareket ve sürtüşme aşındırır. Aşınmayı önleyici ya da azaltıcı olarak kayganlaştırıcı kullanılmasının tarihi çok eski. Durağanlık paslandırır, çürütür. ‘İşleyen demir ışıldar’. Bir toplumda hareket ve canlılık aslında birçok yönden o toplumun potansiyelinin yansımalarıdır.

Türkiye gibi nüfusu genç, dinamik, hareketli ve akışkan toplumlarda (buna vibrant and lucrative societies or economies deniyor) siyaset aşındırıyor. Geriliyoruz, gerginiz. Siyasetçiler birbirine laf yetiştirme, laf altında kalmama ve birbirine laf sokma yarışında. Her söz karşı sözün şiddetini ve hiddetini artırıyor. Her seviyesizlik başka bir alt seviyenin kapılarını açıyor. Durum karmaşık tuzak. Tuzağı herkes görüyor, zaman zaman da görüneni tarif edip, çıkışa dikkat çekiyorlar ama gidişattan hemen karşı tarafı sorumlu tutan bir anlayışı da açık veya örtülü mutlaka vurguluyorlar.

Gündelik siyasi tartışmalardan ve söz yarışından ortalama insanlarımız daha fazla etkileniyor. Psiko-sosyal rezonansa sebep oluyor. Psiko-sosyal rezonans da toplumda öngörülemeyen yüzlerce kültürel ve ahlâki sorun olarak ortaya çıkıyor. Yani yamaçtan yuvarlanan bir kaya parçası geniş ve yıkıcı bir çığa dönüşüyor. Yamaç toprağının suya doymasıyla birlikte kayganlaşan zeminden yerçekimine kapılarak ‘toprak kayması’ etkisi gibi. Kayan toprak üstündeki yapılar da  yıkılıyor, hasar alıyor ve hatta can kayıpları da oluyor. Siyasal ve sosyal çalkantılar da benzeri etkilere sahipler. Birçok araştırma, genç nesillerin gerginlik ve çatışmacı üsluptan hoşlanmadığını, bunu inceden de mizahi üslupla ifade ettiğini ortaya koyuyor.

Durum bir bakıma bu. Diğer yandan toplumda bir enerji birikimi de oluyor. Biriken enerjinin yıkıcı etkisi bir şekilde yararlanılacak güç ve dinamizm de demektir. Barajda biriken suyun duvarı patlatmadan elektrik enerjisine dönüştürülebilmesi gibi.

Tarih boyunca biriken toplumsal enerjilerin iyi kullanıldığı dönemler o toplumların yükseldikleri dönemlerdir. Roma’yı, Emevi ve Abbasi dönemlerini, Osmanlı’yı, İngiliz imparatorluğunu, bugünkü ABD’yi, Sovyet Rusyasını ve bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti’ni düşünün. Askerî, ekonomik, siyasî, kültürel, bilimsel, teknik, sanat bakımından gelişkin dönemleri toplumsal enerji birikimi ve bu toplam toplumsal enerjinin olabildiğince iyi kullanıldığı dönemlerdir. Ancak biriken enerjiden daha iyi, güzel ve doğru yönde yararlanılması her zaman mümkün olmuyor. Bunun için altyapının olması gerekiyor. ‘Arap Baharı’ denen hareket, Arap ülkelerinde, Mart kışına benzedi; sebebi çok ama sosyo-kültürel altyapıları, bu toplumsal hareketleri demokratik toplumlar ortamına taşıyamadı.

Dış Güçler Retoriği ve Gençler

Arap Baharı denince hemen ‘dış güçler’, ‘emperyalistler’, ‘BOP’ diyenler çıkacaktır. Birçok vesileyle, defalarca tekrarladığımız bir durumu bir daha ifade etmekte yarar var: Dış güç; çoğu kere bir toplumda var olan veya gelişen sorunlardan yararlanır. Bazen de kendisi sorunlar yaratır ve yararlanmaya çalışır. Var olan sorunlar üzerinden kendi çıkarlarınca yararlanmanın maliyeti dış güçlere daha azdır. Bir toplumda sorunlar yaratarak ondan yararlanmanın maliyeti daha yüksektir. Kısaca konu bir toplumdaki sorunların yine o toplumun dinamikleri ve enerjisiyle çözülmesine geliyor. Aksi durumda dış güçlerin işe karışması nerdeyse kaçınılmaz oluyor. Mevcut yarayı kaşımak, yeni yara açmanın tehlikesinden ve risklerinden kaçınmak bakımından tercih edilir.

Türkiye’de her köklü sorunun kaynağı olarak dış güçleri görme ve sorumlu tutma anlayışı nerdeyse ‘milli kanaatimiz’ olmuş durumda. Bu sorumluluktan kurtulma, yetersizliğimizi örtme, kendimizi temize çıkarma ya da karanlıkta ıslık çalma refleksidir. Çatlak olursa sızıntı da olur. İç sorunların açtığı çatlağı dıştan sıvama yerine içten sıvama daha doğru ve pratik olanıdır; çünkü basınç içeridedir.

Bu günkü Hedonist ve fırsatçı gençliğin oluşmasında iktidarı ve muhalefetiyle siyasetin ve siyasetçinin sorumluluğu yok mu?

Beyin Göçü ve Siyaset

Türkiye’nin bu dönemi de atlatacağına inanıyorum. Geleceğimizi aydınlık görüyorum. Çünkü biriken bu enerji mutlaka bir takım başka arayışlara ve başka kapıların açılmasına vesile olacaktır. Bir nevi ‘mutsuz umut’ durumu var: Kendimiz görmedik bari çocuklarımız görsün sabrı, umudu ve çabası… Ancak düze ve aydınlığa çıkmayı bekleyecek sabır da aşındırılıyor. ‘Beyin göçü’ giderek hızlanıyor. Kısacık ömürlü insan, ömrünü kaotik bir ortamda geçirmemenin yollarını arıyor. Kimse ülkesini terk ederken bir takım değerlerini de terk ediyor olacağını düşünmemezlik edemez. Demek ki dayanma katsayısı giderek azalıyor.

Bugünkü kuşakların yarısı, ömürlerini son elli yıldaki kaoslarla geçirdiler.

Bugünkü gençlikte de söz ve ağız birliği içinde ‘Bu memlekette yaşanmaz!’ düşüncesi giderek kanaat haline geliyor. Bazı meslek mensupları ve özellikle tıp doktorlarının kitleler halinde Batı ülkelerine gittikleriyle ilgili istatistikler yayınlanıyor. Bu satırların yazarı da bu sorunu kendi evladı üzerinden yaşıyor. Genç ve yetenekli bir tıp doktorunun ‘mutsuzluk, umutsuzluk ve tükenmişlik sendromu’ yaşıyor olması… Bireysel olarak ne denirse densin, her bir kişi illa kendi deneyimini yaşar. En değerli, önemli ve kalıcı deneyim insanın kendi deneyimidir. ‘Başkasının aklından ve tecrübesinden yararlanmayan ahmaktır’ ifadesi çok sıradan bir sözdür. Peki bu ‘kendi deneyimini yaşama’ isteği ve motivasyonunu belirleyen etkenler nelerdir? Onlarca başlıkta sıralanacak etkenler, belirleyiciler (faktörler) arasında siyaset ve siyasetçi ön sıralardadır.

Batı ülkelerine kıyasla, kısa sayılabilecek demokrasi tarihimizde bile yeterince yaşanmışlıklar, tecrübeler var. Ancak gençliğin doğasında kendi tecrübelerini yaşama gerçekliği de var.

Atatürk dönemi CHP’si ile sonraki dönemler CHP’si ve şimdiki CHP arasında benzerlikler ve aynılıklar yanında bir o kadar da benzersizlikler sayılabilir. ‘CHP dışındakilere asla!’ diyenler ve ‘CHP’ye asla!’ diyenler aslında bu benzerlikler veya benzemezlikleri halk irfanıyla ifade ediyorlar. Kamuoyu araştırmalarında benzeri bir durumun AK Parti’ye bakışta da olduğunu gösteriyor. Ancak bu anlayış da değişecek.

Demokrat Parti, Adalet ve Doğru Yol Partileri, ANAP ve daha onlarcası, siyasi tarihin son sayfalarında yerlerini aldılar. Bir kısmı varla yok arasındalar ya da kendilerine alan açma çabasındalar. AK Partinin de siyasi tarihe mal olmasının yakın olacağına dair görüşler, kanaatler ifade ediliyor. Demokratik düzenlerin vazgeçilemez kurumları olan siyasi partilerin de ömürleri var. Bu ömrü değerler yaratarak, değerler katarak tamamlamak da değerlidir.

Mutsuz Umut

Siyasi partiler kurumsal olarak bu dil ve tarz sorununun asgarisi ve azamisi üzerinde bir anlayış benzerliği ve derinliğine sahip olsalar birçok sorun kendiliğinden çözüm sürecine girer. Ancak siyasetin doğasında çatışma vardır, fırsatçılık vardır ve karşı tarafı açık düşürme düşüncesi ve anlayışı vardır. Bu anlayışın baskın olmadığı veya bir siyasi hareket (parti) tarafından aşıldığı kısa dönemler de yaşandı. Tüm sorunlar çözülemese bile önemli mesafeler alındığını da gördük. Umudumuz, siyasi partilerin bu anlayış birliğinde olmasalar da yurttaşın siyasi partileri bu anlayışa davet edeceğine olan inanç ve umudumuzdur.  Bölücü, bozguncu ve yıkıcı siyasi hareketler şimdilik konumuz dışı.

Bu mutsuzca bir umuttur. ‘Çektik, çekiyoruz ama çocuklarımızın, torunlarımızın önü açık’ umut ve inancı. Bu ne kadar zaman alır? Belki beş-altı yıl sonra ülke böyle bir sürece adım atar, yaşamaya başlar… Beş-altı yıl, kısacık insan ömründe uzun bir süre… Ne kadar devam eder? Sosyal ve siyasal olaylar, matematiksel veya fiziksel meseleler değil ama geçmişi doğru okuyabilme, geleceği tahminde önemli ipuçları verir.

Peki genç nesil bu süre boyunca dayanır mı? Başka seçeneğe sahip olanlar dayanmaz. Diğerleri istese de istemese de dayanmak durumunda. ‘Giden gider, kalanlarla devam ederiz’ de çok sıradan bir bilgelik lafı… Toplumların, milletlerin hayatında ve hele de demokratik toplumlarda ‘inceldiği yerden kopsun’ anlayışının yeri olmaması gerekir. Gidenler bizim ‘dış güç’ diye nitelediğimiz ülkelere gidiyorlar…

Bazı Batı toplumlarının yüzyıllardır yaşadığı süreci, biz hızlandırılmış olarak bir yüzyılı aşkın bir süredir yaşıyoruz. Kendi birikimimiz, kendi tecrübemiz daha değerlidir ve önümüzü açacak, aydınlatacak güce ve enerjiye de sahiptir. Siyaset ve siyasetçi ‘Y ve Z kuşağından siyaseten nasıl oy alırız’ fırsatçılığı yerine, ‘bu kuşağın enerjisinden ülkemizin ve milletimizin geleceği için nasıl yararlanırız?’ ortak alanında düşünmeli.

Yazar

Mustafa İmir

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar