Pehlevi rejiminin asimilasyon siyaseti: Artan zulüm – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______14.05.2020_______

Pehlevi rejiminin asimilasyon siyaseti: Artan zulüm

Nesib Nesibli

Pehlevi rejiminin asimilasyon siyaseti: Artan zulüm

İran hükümeti 1946 yılının sonlarından itibaren Güney Azerbaycan’a savaşla mağlup ettiği bir ülke gibi yaklaşmaya başladı. Kısa bir süre önce, SSCB ile yapılan petrol anlaşması imzalandıktan sonra Başbakan Kevam’ın verdiği ‘Azerbaycan’da ortaya çıkan demokratik harekete katılımı için halka ve demokrasi savunucularına karşı hiçbir baskı uygulanmayacaktır.’ Yönündeki açıklama hemen unutuldu. Birkaç yıl baskı makinası durmadan çalıştı. Öldürülenlerin ve sürgüne gönderilenlerin sayısı hakkında çeşitli rakamlar mevcuttur. Azerbaycan’da öldürülenlerin ve Sovyetler Birliği’ne göç edenlerin, İran’ın diğer eyaletlerine sürgün edilenlerin sayıları hakkındaki rakamlar birbirlerinden farklıdır. Azerbaycan millî-demokrasi hareketine yakın durumda olan yayınlarda aşağı yukarı 25 bin kişinin idam edildiği, yabancı ülkelere sığınanların 20 bin kişiden fazla, sürgüne gönderilenlerin sayısının ise 100 bin kişi olduğu tahmin edilmektedir. [1]

Azerbaycan’ın durumu o dönemki esir Fransa’dan da kötü

1947 yılının Ocak ayında olağanüstü halde XV. Meclis için seçimler yapıldı. Bu meclisin temel faaliyetlerinden biri Sovyetler ile imzalanmış olan petrol anlaşmasını iptal etmek ve Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan anlaşmayı onaylamak oldu. Aynı yılın Şubat-Mart aylarında merkezi Tahran’daki ordu karargahı da olmak koşuluyla ‘Güvenlik Konseyi’nin şehirlerde yerel komisyonları oluşturuldu. Bu komisyonlar, ‘itibarsız unsurların’ belirlenmesi ve bu kişilerin sürgüne gönderilmesi ile meşgul oluyorlardı. Yayınlar üzerine de güçlü sansür uygulandı. Azerbaycan’daki bu durum hakkında Tahran gazetesi şunları yazıyordu: “Eğer Azerbaycan’ın şu anki durumunu tasavvur etmek istiyorsanız, üç dört yıl önce Müttefikler’in gazete ve dergilerinde veya seyyar sinema-tiyatrolarında gestapocuların yenilmiş Fransa ve Polonya’nın soylu ve asil insanlarına karşı tutumu hakkında okuduklarınız ve gördüklerinizi zihninizde bir daha canlandırın. İşte o zaman anlayacaksınız ki, şu anki Azerbaycan’ın durumu o dönem esir konumunda kalan Fransa’dan da kötüdür.” [2] Azerbaycan’daki olağanüstü hal uygulaması 1948’de kaldırıldı. Aynı yıl millîdemokrasi hareketinin sağ kalan katılımcılarının bir kısmına da Şah’ın fermanıyla af getirildi.

Muhammed Rıza Pehlevi rejiminin hüküm sürdüğü bütün dönem boyunca (1979 yılına kadar) İran’ın siyasi hayatındaki önemli süreçler (örneğin 1949-1953 yılları arasındaki demokratik hareket, 1962 yılından itibaren başlayan ‘Ak Devrim’ olarak adlandırılan reformlar) olmasına rağmen, Tahran’ın Azerbaycan’a eski tutumu değişmedi. Buna rağmen Azerbaycan’a yönelik bu siyaset burada da önemli değişikliklerin yapılmasıyla sonuçlandı. Bu değişiklikler de Azerbaycan’da milletleşme sürecine etkisiz kalmadı. Hatta bu sürece bir hayli derecede yön verdi. Kısaca bu değişikliklere bakalım. Bu derin süreçlerin konsentrik ifadesi, öncelikle Azerbaycan’ın demografik durumunda kendisini gösterdi.

Nüfus sayımları ve Türkler

1956 yılının Kasım ayında ülke tarihindeki ilk genel nüfus sayımına göre, Doğu Azerbaycan ve Batı Azerbaycan ostanlarında ve Zencan şehristanında sırasıyla 2142,3 bin, 721,1 bin ve 386,2 bin kişi, yani toplamda 3.2 milyon nüfus yaşıyordu. Bu İran’ın toplam nüfusunun (18.9 milyon) %17’sine tekabül etmekteydi.

1966 yılının Kasım ayında yapılan nüfus sayımında Azerbaycan’da toplam 4.170 bin kişinin (sırasıyla 2.598 bin, 1.087,7 bin ve 461,3 bin) yaşadığı belirlendi. 1976 yılındaki sayımda ise Güney Azerbaycan nüfusunun tamamının 5.178,6 bin kişiden ibaret olduğu belirlendi, bu da ülke nüfusunun %15.4’üne tekabül ediyordu.[3]

Sayım materyallerinde hem bütün ülke, hem de ülkenin ayrı ayrı bölgeleri ve nüfusun etnik yapısı hakkında bir bilgi yoktur. Birinci genel nüfus sayımı çerçevesinde ‘yerel’ dillerde konuşan nüfusun hesaplanmasının sonuçları Amar Der İran (İran’da İstatistik) adlı topluda yayımlandı.[4] Bu kaynağa göre, ülke nüfusunun yaklaşık yarısının devlet dilinden, Farsçadan farklı 80’e yakın dilde konuşmakta olduğu belirtilmiştir.

1973 yılında dil gruplarının sayıları hakkında tahmini bilgiler yayımlandı.[5] Bunlara göre, 1956 yılında Türkçeyi 3,9 milyon, 1973 yılında ise 5,0 milyon kişi konuşuyordu. Bu da haliyle ülke nüfusunun %20,6 (18,9 milyon içinde) ve %15,5’ine (32,2 milyon) denk geliyordu. Tamamen ve esas itibariyle Türklerin yerleştiği şehirlerin sayısı 46 olarak gösteriliyor, fakat bu şehirlerin adları açıklanmıyordu. Bu rakamlar ilk olarak şunu gösteriyor: Güney Azerbaycan’ın adı geçen esas idari-arazi birimleri Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan ostanları ve Zencan şehristanı (sırasıyla 8, 5 ve 1 şehristandan) dışında, İran’ın farklı bölgelerinde de Türkler yaşamaktalardı. İkincisi ve daha da önemlisi, bu rakamlar hem onlardan önce hem de sonraki diğer rakamlarla örtüşmüyordu. Dolayısıyla 1956 yılının Kasım ayına kadar yapılan en itibarlı sayım olarak kabul edilen İran Ordusu Başkarargahı’nın 1948- 1950’li yıllardaki sayım materyalleri [6] bu resmî rakamların doğruluğunu şüphe altında bırakmaktadır.

1948-1950’li yıllarda yerleşim bölgelerinin sayım materyalleri 10 ciltten ibarettir. Söz konusu materyallerde bütün bölgeler hakkında birtakım bilgiler, o topluluğun yerleşim bölgesindeki nüfusu ve dilleri hakkında bilgiler yer alıyordu. İlk ciltlerde şu ifade kaydedildi; Ostanlar üzerine bütün ciltlerin yayınlanmasından sonra genel bir cilt yayınlanacak, burada her bir ostanın ve bütün olarak ülke nüfusunun etnik yapısı hakkında bilgiler de yer alacaktı. Ancak bu genelleyici cilt hiçbir zaman yayımlanmadı. Çünkü yayımlanmış olsaydı bu ülkede ‘İran milletinden’ (Fars milletinden) başka milletin olmadığını iddia eden resmî doktrini alt-üst etmiş olacaktı. Bu sayım materyallerinin diğer önemli eksiklerinden bir diğeri de şuydu: Etnik açıdan karışık nüfusa sahip yerleşim bölgelerinde halkın etnik yapısı netleştirilmiyor, hatta bazı bölgelerde genellikle halkın millî mensubiyeti hakkında bilgi verilmiyordu. Bu ve diğer  eksikliklerine rağmen, yerleşim bölgelerinin sayım materyalleri esasında dil mensubiyetine uygun olarak nüfusun yapısını tahmin etmek mümkündür.

Mahmud Penahiyan-Tebrizi’nin 1948-1950’li yıllardaki sayım materyallerine dayanarak yürüttüğü hesaplamalara göre, ülkenin 16,5 milyonluk nüfusunun 5,3 milyonu (%32,1’i) Türkçe konuşmaktaydı.[7] Aynı yazara göre Merkezi ostanda (Tahran şehri hariç) 503 bin, Gilan’da 731 bin, Mazenderan’da 101 bin, Doğu Azerbaycan’da 1.845 min, Batı Azerbaycan’da 703 bin, Kirmanşah ve Kürdistan’da 525 bin, Huzistan’da 2,6 bin, Fars’ta 349 bin, Kirman’da 580 bin, Horasan’da 355 bin, İsfahan’da ise 167 bin Türk yaşıyordu. Türkçe konuşan nüfusun genel sayısına (5,3 milyon kişi) Türkmenler (G. Petrov’un hesaplamalarına göre 119,3 bin)[8] ve Fars ostanında yaşayan Kaşkaylar (1957 yılında 300 bin kişi) [9] de dahildi.

İran’daki Türklerin sayıları hakkında resmî bilgilerin yayımlanmasından sonra bir takım resmî olmayan bilgiler de ortaya çıkmıştır. Bu resmî olmayan bilgiler, ilk bilgilerin doğruluğuna şüphe düşürmüştür. İslam Devrimi ve devamında da bu konu dikkatleri üzerine çekmiş, Pehlevi döneminin rakamları yalanlanmıştır.[10] Örneğin, 1979 yılının Mart ayında  Geçici Hükümetin Başbakan Yardımcısı, o dönemde İran’da 13 milyon Türk’ün yaşadığını açıklamıştır.[11] (Bu konuya ileride değinilecektir).

İran’da Türklerin sayısı hakkında onlarca bilgi olmasına rağmen, Azerbaycan’da nüfusun yapısı hakkında bilgi neredeyse hiç yoktur. 1948-1950’li yıllarda yapılan sayım, üstünden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen, Azerbaycan’ın nüfusunun yapısını belirlemede en itibarlı kaynak olarak mevcudiyetini koruyor. Üç idariarazi bölgesi – Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan ve Zencan şehristanı nüfusunun adı geçen kaynak temelindeki hesaplamalarımız şunları göstermektedir: 1940’lı yılların sonlarında Azerbaycan’daki toplam nüfusun  (3.101 bin kişi) %88’i (veya 2.753  bin kişi) Türk idi.  Kürtler’in sayısı ise 290 bin kişi idi, bu da genel nüfusun %9’una denk geliyordu. Onlar Batı Azerbaycan ostanının batı sınır şeridinde yaşıyorlardı. Diğerleri (yaklaşık %3’ü) Farslar (bazı büyük şehirlerde yerleşmişlerdi), Asurlar (Batı Azerbaycan ostanında), Ermeniler (şehirlerde), Tatlar (Erdebil ve Zencan bölgelerinde köy halkı) vb. idiler.[12]

İlginçtir ki, Azerbaycan’da yaşayan Türkler 1940’lı yılların sonlarında ülkenin Türk nüfusunun (5,3 milyon kişi) %52,8’ini oluşturuyordu. 1976 yılı sayımına dayanarak ülkedeki tüm Türkler’in içerisinde Azerbaycan’daki Türkler’in oranını belirlemek mümkündür. Şart olarak 30 yıl boyunca (1940’lı yılların sonu ile 1976 yılı arası) Azerbaycan nüfusunun yapısında köklü değişikliklerin olmadığını kabul edecek olursak, Azerbaycan’daki Türklerin nüfusu (5,1 milyon) bütün İran’daki Türkler’in tamamının (İran nüfusunun 33.591,9 binin %32’i hesabıyla) %40’ına denk gelmektedir. Dolayısıyla Azerbaycan’ın genel nüfusunun ülke üzerindeki yerinin azaldığı görülmektedir. [13] Bize göre bu, halkın Azerbaycan’dan yoğun göçünün bir sonucudur.

1956 yılı genel nüfus sayımı göstermekteydi ki, ülke nüfusunun 2,1 milyonu (tamamının %10,9’u) dahili göçmenlerden oluşmaktaydı. Doğu ve Batı Azerbaycan ostanlarından ve Zencan şehristanından göçen nüfusun sayısı 329,3 bindi. Sırasıyla Doğu Azerbaycan ostanından genel nüfusun %15,4’ü, Batı Azerbaycan ostanından %5,4’ü ve Zencan şehristanından nüfusun %10,6’sı farklı bölgelere göç etmişti. Bu da ülkedeki bütün göçmenlerin %19,7’sine denk geliyordu. Azerbaycan’dan göç edenlerin coğrafyası çeşitli şekillerdeydi. En yoğun göç bölgeleri Erdebil (70 bin kişi, genelin %26,8’i), Tebriz, Marağa, Heştrud (200 bin kişi, bu 3 şehrin genelinin %21,6’sı), Sarab (17,3 bin kişi, genelin %13,1’i), Halhal (12,5 bin, %10,6’sı) ve Zencan (41 bin kişi, genelin %10,6’sı) idi. Göçün en az gerçekleştiği bölgeler Batı Azerbaycan ostanında Kürtler’in de yaşadığı Sayıngala (Şahindej, 495 kişi, genelin %9,8’i,) Meşkinşehr (1970 kişi, %1,2) ve Mahabad (Soyugbulag, 3885 kişi, %1,7) gibi şehristanlar olmuştur. [14]

Diğer bölgelerden ve dışarıdan Azerbaycan’a göçe gelince, 1956 yılı sayım rakamları şu şekilde takdim edilmektedir: Doğu Azerbaycan ostanına 41,8 bin, Batı Azerbaycan ostanına 88,6 bin, Zencan şehrine 3,1 bin kişi göç etmiştir. [15] En büyük göç çeken bölge Mahabad (53 bin kişi, bunlardan 50 bini Doğu Azerbaycan ostanından) ve Urmiye şehristanları (25 bin kişi, bunlardan 12 bini Doğu Azerbaycan ostanından, 9 bini ise Batı Azerbaycan ostanının diğer şehristanlarından) idi.

Yukarıdaki rakamların karşılaştırılması, şu sonucu gözler önüne sermektedir: İlk genel nüfus sayımının yapıldığı yıllarda göçün yönü Azerbaycan’dan diğer eyaletlere doğru idi. Azerbaycan’dan ayrılanların büyük bir çoğunluğu Tahran’a gitmiştir. 1956 yılı sayımına göre örneğin; Erdebil şehristanından göçenlerin %75’i (53 bin kişi), Tebriz şehristanından %69,5’i (93 bin kişi), Zencan şehristanından %72,9’u (30 bin kişi) ve Urmiye şehristanından %47,8’i (7,3 bin kişi)  başkente yerleşmişti. Ters göç için söz konusu olan rakamlar ise şu şekilde sıralanmaktaydı: 279, 1371, 302 ve 827 kişi.[16]

Ne yazık ki daha sonraki genel nüfus sayım materyallerinde bu şekilde ayrıntılı bilgiler bulunmamaktadır. Fakat dolaylı kaynaklar şunları göstermektedir: Azerbaycan’dan göç 1956 yılından sonra da İran’daki göçmen kitlesinin esas bölümüne denk gelmektedir.  Ettelaat gazetesi 15 Kasım 1962 tarihli sayısında bu durumu şöyle özetlemektedir: “Son yıllarda Azerbaycan’dan yalnızca Tahran’a 500 bin kişi göçmüştür. Bunlardan 250 bini eski Tebrizliler idi ve sayı bakımından tahminen Tebriz halkı kadarlardı.” Bu durumun sebeplerinin açıklaması ise dikkat çekicidir: “İlginçtir ki Huzistan, İsfahan, Horasan ve Gilan’dan Tahran’a bu kadar kişi göçmüş müdür? Cevap olumsuzdur… Hükümet Azerbaycan’a dikkat etmiyor, dikkat etse bile diğer vilayetlere göre çok azdır.” 1964/65 yılı boyunca ülke üzere iç göçün sayısı 4,2 milyona ulaştı.[17]

1970’li yılların ortalarından itibaren geçen 10 yıl boyunca şehirlere kırsal kesimden 5 milyon insan daha göç etti.[18] Resmî bilgilere göre, 1971-1976 yılları arasında Doğu Azerbaycan ostanından Tahran’a 601,2 bin kişi (5 yaşından büyük), Batı Azerbaycan ostanından ise 113,6 bin kişi göç etmişti. Karşılaştırıldığında bu rakamların Kirmanşah, Belucistan ve Kürdistan için sırasıyla 14,8 bin, 3,2 bin ve 66,6 bine denk geldiği görülmektedir.[19]

1940-1970’li yılların demografik süreçlerinin karakteristik özelliklerinden biri de şuydu: 1960’lı yılların sonlarından itibaren Tahran, göç eden Azerbaycan sakinlerinin büyük kısmı için geçiş güzergahına dönüşmüştü, onlar iş için Huzistan’a ve Basra Körfezi’nin petrol ülkelerine gidiyorlardı. Bazı bilgilere göre, 1970’li yılların başlarında yalnızca Kuveyt’te 80 bin Azerbaycan Türkü vardı.[20]

Böylece, 1940-1970’li yıllarda Azerbaycan’ın demografik durumundaki değişiklikler konusunu özetlerken, şu hususlara açıklık getirmek gerekir: Nispeten yüksek doğal nüfus artışı bağlamında Azerbaycan’ın köy ve şehir nüfusunun önemli derecede arttığı (1956-1976’lı yıllarda artış %159) gözlemleniyor.[21] Buna rağmen, İran nüfusunda Azerbaycan’ın ağırlığı azalmış, Azerbaycan ve bütün ülke arasında şehirleşme (urbanizasyon) farkı daha da artmıştı. Bu durum Azerbaycan’dan nüfusun göçü ile ilgilidir.

1956 yılı sayımına göre, Azerbaycan’da göç sirkülasyonu (eyaletten gidenlerle eyalete göç edenler arasındaki fark) 220.688 kişiye tekabül etmekteydi.[22] Azerbaycan için belirgin olan bu durum 1960-1970’li yıllarda yeni bir şekil ve konum aldı. Şah rejimi Azerbaycan’a yönelik bu stratejisinde her yolla bu bölgeyi ülkenin merkezi ilçeleri ile bağlama siyasetine uygun olarak demografik kanallardan da aktif şekilde yararlandı. Azerbaycan sakinleri (Türkler) kitleler halinde ülkenin merkezine ve güneydeki eyaletlerine göç ediyor, Tebriz’deki bazı yeni sanayi kuruluşları ve Mugan Ovası’ndaki yeni büyük fabrikalarda çalıştırılmak üzere merkezi Fars bölgelerinden buraya işçiler getirilip yerleştirilmeye çalışılıyordu.

Azerbaycan’dan diğer bölgelere doğru gerçekleşen bu aşırı göç hareketinin bir diğer sonucu olarak toplumun sosyal sınıfsal yapısında değişiklikler meydana geldi. Bunlardan en önemlilerini gösterelim: Şehirlerdeki köy nüfusunun şehre akını sonucu 1970’li yılların ikinci yarısında Azerbaycan’ın bir dizi üretim bölgesinde işçi gücünün yetersizliği hissedilmeye başladı. Keyhan  gazetesi 5Aralık 1977 tarihinde ‘son iki yılda 300 binden fazla köylünün Hoy, Şahpur, Maku, Merend ve Girudağ çevresinden göç ettiğini’ kaydederek ‘işçi gücünün bariz yetersizliğinden dolayı binlerce ton mahsûlün göç veren köylerden tüketiciye ulaştırılmasının mümkün olmadığını’ gösteriyordu.

Tahran ekonomisi ve Türk burjuvazi 

21 Azer’den sonra yerel iş adamlarının Azerbaycan’dan göç etmesi de sosyalsiyasi alanlarda azımsanmayacak derecede büyük sonuçlar doğurdu. İlk olarak bu durum, Azerbaycan’da iktisadi hayatın durağanlaşmasıne sebep oldu. İranlı yazar Sarvan Kaviyanpur’un kaydettiği gibi, ‘Tahran, Huzistan ve ülkenin diğer bölgelerinde Azerbaycan sermayesinin imar yarattığı bir zamanda… Azerbaycan’da korkulu durgunluk hüküm sürüyordu.’ [23] 1960’lı yılların başlarında Azerbaycan’da yerli burjuvazi faaliyetini esas itibariyle hizmet ve hafif endüstri alanlarında toplamıştı. Yerli burjuvazi İran’daki Türk (Azerbaycanlı) burjuvazinin nispeten zayıf parçasıydı. Türk burjuvazisinin en büyük ve aktif bölümü Tahran’da ve ülkenin diğer bölgelerinde çalışmaktaydı ve ülke ekonomisinde önemli bir konuma sahipti. Türk burjuvazisinin İran ekonomisindeki rolü hakkında Keyhan şöyle yazıyordu: “Köklü Tahranlılar gerçekten de Azerbaycanlılara göre azınlıktadırlar, Azerbaycanlılar kendi sermayelerini Tahran’dan çekseler, geriye bir şey kalmaz, çünkü Tahran ekonomisine hayat veren onların sermayesidir.’[24]

Yönetici çevreler, Ak Devrim çerçevesinde sanayileşme programının ilan edilmesinden sonra Azerbaycan kökenli burjuvazinin kendi faaliyetlerini Azerbaycan’a getirmesini istedi. Şah 1962 yılında Azerbaycan’a seyahati sırasında şöyle demişti: “Beni rahatsız eden konu, Tebriz’in ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerin tüccarlarının kendi memleketlerini bırakıp, merkeze göç etmesidir. Buna son verilmelidir, çünkü yakın zamanda Azerbaycan’da ekonomik faaliyetler genişletilecektir. Göç edenler dönüp burada ticaretlerini devam ettirsinler.” [25] Bize göre, yönetici çevrelerin amacı yerli sermayeyi, Azerbaycan’ın ekonomik gelişimini sağlamaktan çok, ‘Fars bölgelerinde büyük bir rekabet gücü olan’ [26] Türklerin konumunu sarsmaktı.

Yöneticilerin ısrarlarına rağmen, Türk burjuvazisinin bu bölümünün kendi sermayesini Azerbaycan’a getirme konusunda istekli olmadığını gösterdi. Örneğin; Tahran ticaret bölgesinin eski başkanı Senator A. Vekili ve ülkenin büyük iş adamı M. Tevekküli basın temsilcileri ile görüşmelerinde Azerbaycan’da yatırım yapılması için uygun ortamın oluşması ile ilgili hükümetin iddialarına şüpheyle yaklaştıklarını kaydediyorlardı. Bu açıklamadan Azerbaycan’a dönme niyetinde olmadıkları anlaşılmaktadır.[27] İran basın yayın organları, Türk burjuvazisinin Azerbaycan dışında faaliyet göstermeye devam ettiğini, buraya sadece özel sermayenin gelmediğini, aksine 1970’li yılların sonuna dek Azerbaycan’dan ülkenin diğer bölgelerine sermaye akışının devam ettiğine yer vermiştir.[28]

Türk (Azerbaycanlı) burjuvazinin faaliyetini Azerbaycan’dan diğer bölgelere taşıması, İran hükümetinin ayrımcılık siyaseti ile açıklanmalıdır. Bu siyaset Azerbaycan’ın ekonomi alanında da aynı karakteri taşıyordu.

Haziran 1965’de İran’ın Başbakanı Hüveyda, 45 uzmandan oluşan büyük ekonomi komisyonun başında Azerbaycan’a seyahat etti. Bu seyahatin amacını komisyon başkanı şöyle açıklıyordu: “Ben Azerbaycan’a yüksek düzeyli uzmanları getirmişim ve Azerbaycan’da ekonomik durum düzelmedikçe bu eyaleti terk etmeyeceğim.”[29] Tebriz’deyken Başbakan, ‘Azerbaycanlıların hükümetin faaliyetlerinden memnun olmadıklarını’ itiraf etmeye mecbur kalmıştır. Hüveyda, hükümetin dikkatini Azerbaycan’ın sanayi sahasındaki gelişmesinde yaşanan problemlere yöneltmeye, yerli-özel sermayenin faaliyetlerini genişletmeye çalışacağına ve Azerbaycan’da büyük devlet işletmelerinin açılacağına dair vaatlerde bulundu.[30]

Bu açıklamalar, ilan edilen yeni ekonomik siyasetle ve ülkenin sanayileşmesi alanında ilk büyük planların hayata geçirilmesi ile kronolojik olarak peş peşe geliyordu. Bir dizi alanda, çağdaş işletmelerin oluşturulmasına İran ekonomisinin teknik gelişimi için şart olarak bakılıyordu. Tetkik edilen dönemde bu yönde dikkat çeken başarılar elde edildi. Sanayileşme alanındaki gelişmelerin özeti şu şekildeydi: 1959/60 ile 1972/1973 yılları arasındaki dönemde yurtiçi toplam üründe (sabit fiyatlarla) sanayinin payı (petrol sanayii de dahil)  %27,2’den %44’e kadar artmış; 1960/1961 yılından 1975/76’lı yıllara kadar olan 15 yılda (cari fiyatlarla) sanayide toplam katma değerin (‘arzeş-ı afzude’) yıllık artış oranı %17,4 olmuş; 1970’li yılların birinci yarısında ekonominin I. bölümünün (‘ağır sanayii’) temellerinin ve II. bölüme ait çağdaş sektörlerin oluşması ve bütün bunların sonucunda İran ekonomisinin sömürge yapısının dağılmış olması.[31]

Azerbaycan’da sanayinin durumu

Gayri Fars bölgelerinde, özellikle Azerbaycan’da sanayinin durumunun irdelenmesi, bu gelişmelerin esasen ülkenin merkezi bölgeleri için karakteristik olduğunu göstermektedir. Başbakan’ın yukarıda verilen açıklamasına ise gerçekleşmemiş vaatler gözüyle bakmak gerekir.

1960’lı yılların başlarında sanayi istatistikleri, Azerbaycan’daki sanayinin önemli bölümünü küçük halı dokumacılığı fabrikalarının belirlediğini göstermektedir. 1963 yılı sayımına göre, Azerbaycan şehirlerinde (Zencan şehri hariç) 524 ‘büyük’ (10 ve daha fazla işçisi olan) üretim sanayii işletmelerinin 306’sını (%58,4’ü) halıcılık fabrikaları oluşturuyordu.[32] Bunlardan yalnızca 11’inde 100’den fazla işçi vardı. Ülkede üretilen halıların %30’dan fazlası Azerbaycan halıcılık sanayiinin payına düşmekteydi.[33] Önemli halıcılık bölgesi ise Tebriz ve çevresi ile Eher ve Merend idi.[34]

Yine 1963 yılında 49 büyük dokuma sanayii (halı fabrikalarının dışında) fabrikaları vardı. Bunlar ülkede  bu tip fabrikaların %11,5’ine (tamamı 7127) tekabül ediyordu.[35] Bu fabrikalar aslında az makineleşmiş işletmelerdi. Küçük bir deri fabrikası Marağa’da, geri kalanlar ise Tebriz’de bulunuyordu. Azerbaycan’daki sanayi öncüleri ise ‘Hosrovi’ ve ‘Mümtaz’ (Tebriz’deki) deri fabrikaları idi.[36]

1965/66 yılı sayımı, bu yıllarda Azerbaycan’da dokuma sanayiinin (deri ve konfeksiyon da dahil) üstün konuma sahip olduğunu göstermiştir. Dokuma fabrikaları bütün fabrikaların %45,6’ına denk geliyordu, bütün işçilerin %53,3’ü burada çalışıyor ve şehir sanayiinde üretilen ürünlerin toplam değerinin %49’unu veriyordu.[37] Yaklaşık 10 yıl boyunca dokuma fabrikalarının sayısı bir hayli azaldı. Doğu ve Batı Azerbaycan ostanlarında ‘büyük’ dokuma fabrikalarının sayısı 355 birimden 1974 yılının 21 Mart’ında Azerbaycan için toplam 70’e indi.[38] Ne yazık ki, şehir üretim sanayilerinin dokuma fabrikalarında çalışanların sayısı ve bu alanda üretilen ürünün hacmi hakkında karşılaştırmalı istatistikler mevcut değildir. Ancak önceki karşılaştırmalar Azerbaycan üretim sanayiinin asıl alanlarının buhranlı durumu hakkında yeteri kadar açık bir tablo sergilemektedir.[39]

1970’li yıllarda Tebriz ve bazı şehirlerde devlet tarafından birkaç makina fabrikasının kurulmasıyla sanayiinin bu sektörü ileriye doğru önemli bir adım atmış oldu. Tebriz’de traktör (1970), birkaç makina fabrikası (1971-1975), Sofyan’da çimento fabrikası (1971) faaliyete başladı. Bu fabrikaların kurulması sonucunda 1973/74’te makina fabrikalarının ürünleri Doğu Azerbaycan ostanının ‘büyük’ sanayi fabrikalarının toplan katma değerinin %47,9’unu karşılıyordu.[40] Ancak resmî verilere rağmen, ülkenin makina sanayiinde Azerbaycan’ın ağırlığı pek azdı. Nitekim 1972/73’te Doğu ve Batı Azerbaycan ostanlarının payına, İran’ın ‘büyük’ makina fabrikalarında hazırlanan ürünün %2,78’i düşüyordu.[41]

Yeni sanayi fabrikalarının kurulması Azerbaycan’ın sanayi gelişiminde ilerici bir role sahip olmasını göstermekle birlikte, şu noktayı da kaydetmeliyiz ki; bu makina fabrikalarının üretime geçmesi Azerbaycan’da yapısal değişiklikler sağlamadı.

Bu fabrikalar (makina fabrikalarının dışındaki) montaj fabrikalarıydı, hazır parçalar bütün olarak veya genellikle yurtdışından ithal ediliyordu. Örneğin, dizel motoru fabrikalarından biri, – İngiliz şirketinin (Leyland’ın) yardımıyla açılmış bir fabrika –  hazır parçaları İngiltere’den getiriyordu. İkincisinin (MercedesBenz’in katılımıyla açılmış) Batı Almanya’dan, üçüncüsünün (Wetinhouse Elektric şirketinin yardımıyla açılmış) ABD’den geliyordu. Plana göre montaj fabrikaları kendi donanımları için yavaş yavaş detaylar hazırlamaya başlamalıydı. Ancak planın aksine, Tebriz’deki ortak girişimlerin hiçbiri tamamen üretime geçemedi. Romanya ile anlaşmanın bozulmasından ve Şah’ın doğrudan talimatıyla İngiliz firması Massey Fergussen ile anlaşma imzalandıktan sonra traktör montaj fabrikası hazır parçalar almaya başladı ve bu firmanın markası altında traktör montajlanmaya başlandı. Bu konuda Azerbaycan dergisinin yazdıklarına katılmamak mümkün değildir: “İngiltere’deki Messey Fergussen firmasının ürettiği parçaları montajlamakla meşgul olan Tebriz traktör fabrikası ve İran pazarındaki İngiliz traktörler kelimenin tam anlamıyla millî sanayi değildir.”[42]

İran’ın kapitalist gelişimi, Azerbaycan’ın insan, maliye ve diğer resurslarından yararlanmayı israrla talep ediyordu. Ancak Şah rejimi bu meseleyi kendi siyasetine uygun olarak, Azerbaycan’ın Merkezî İran’la zorunlu sosyalekonomik entegrasyonu yolu ile halletmeye çalışıyordu. Makina fabrikaları için gerekli olan hammadde İsfahan’dan, Ahvaz’dan, Merkezî ve Güney İran’ın diğer bölgelerinden getiriliyordu. Hazır ürünler de ilk etapta yerli pazarın değil, İran’ın genel talebini karşılıyordu. Asıl ürünler (dizel motorları, ağır makinaların çeşitli türleri vs.) ülkenin diğer bölgelerinde olan işletmelere ve dış pazarlara gönderiliyordu. Bu tür bir anklav gelişme işletmelerin sektörlerarası üretim münasebetlerini, en başta da bu işletmelerin rotasyonunu azaltıyordu.

Resmî bilgilere göre, Azerbaycan’da büyük devlet fabrikalarının kurulması, yerli özel sermayeyi ilave ve ara mal üretiminin oluşturulmasına teşvik etmeliydi. Fakat bu gerçekleşmedi. Yerli sermaye yerel pazarın değil, genel İran pazarının dayattığı sektörlere sermaye yatırılmasına ilgi göstermedi. Özel girişimciler için Tahran’da ve merkezî eyaletlerde bulunan üretim talebinin karşılanmasına yönelik üretim yapan fabrikaların kurulması daha itibarlıydı. Bu, onlara daimi satış pazarına sahip olma güvencesi veriyordu. Azerbaycan için daha büyük derecede yerli pazara yönelen diğer bir ‘yapısal’ sektörün oluşması, yerli girişimciliğin canlanmasına imkân sağlayabilirdi.

Sosyal ve üretimsel yapının zayıflığı, Azerbaycan’da kurulan çağdaş fabrikaların normal faaliyetlerine engel oluyordu. İç pazarın darlığı ve dış pazara çıkışın zorluğu bu fabrikalarda üretimin kısıtlanmasını, hatta durdurulmasını gerektiren sebeplerin başında geliyordu.[43]

Devletin inşa ettiği diğer fabrikalar arasında 1978 yılında (İtalya sermayesinin iştirakı ile) açılan Tebriz’de ve Urmiye’de iki petrol rafinerini de kaydetmek gerekir. Bu rafinerileri ham petrolle temin etmek için Ahvaz’dan (Tahran’dan geçerek) Tebriz’e kadar uzunluğu 1348 km olan bir petrol boru hattı çekildi. İlk rafinerinin üretim gücü günde 80 bin varil idi.[44]

Böylece, Azerbaycan’da üretim sanayiinin ozamanki durumunu ortaya koyan karakteristik gelişme, büyük devlet fabrikalarının kurulması ve yeni modern sektörlerin – makina ve petrol sanayiinin oluşması ile mümkün oldu. Ancak Azerbaycan’ın ekonomik hayatında bu olumlu gelişmenin önemini abartmak doğru değildir.

Modern sanayinin Tebriz ‘vaha’sının oluşmasına rağmen, Azerbaycan üretim sanayiinin büyük bölümünü 1970’li yılların ikinci yarısında da küçük geleneksel işletmeler oluşturmaktaydı. Küçük işletmeler, geleneksel fabrikaların ve çalışanların sayıca önemli bir yer tutmasının yanı sıra, bu işletmeler toplam katma değerin hacminde büyük bir ağırlığa da sahiplerdi. Küçük fabrikaların çoğunluğu şehirlerde de, köylerde de halı işletmeleriydi.[45]

Azerbaycan’daki ‘büyük’ devlet fabrikalarının, diğer eyaletlerle karşılaştırıldığında hem işçi sayısına, hem de ürettiği ürünün hacmine göre nispeten küçük fabrikalar olduğunu da belirtmek gerekir. Doğu Azerbaycan’daki sanayi fabrikalarında ortalama 27 kişi, Batı Azerbaycan’da 55 kişi (Merkezi ostanda – 77, Mazandaran’da – 86, İsfahan ve Yezd’de – 110 kişi) çalışıyordu. Üretim hacmi (bir fabrikaya düşen toplam katma değer) 1974/75’de Azerbaycan’da ülke içindeki en düşük oranlardı. Batı Azerbaycan ostanında 19 milyon riyal, Doğu Azerbaycan ostanında 14,6 milyon riyal (Merkezi ostanda – 109,9 Mazandaran’da – 83,3, Huzistan’da – 175,7 milyon riyal vs.) [46]

Fabrikaların küçük olması emek verimliliği oranını düşürüyordu. 1965/66 yılında Doğu ve Batı Azerbaycan şehirlerindeki üretim sanayiinde her bir işçinin payına düşen ürünün hacim oranı orta İran seviyesinden hayli düşüktü, Tahran, İsfahan ve Yezd bölgelerinden ise çok daha geride kalıyordu. Kişi başına düşen ürün, Doğu Azerbaycan’da 43,9 bin riyal, Batı Azerbaycan’da 52,4 bin riyalse, İsfahan ve Yezd’de bu rakam 101,2’ye denk geliyordu.[47] 1973/74 yılı istatistikleri, bu farkın daha da arttığını gösteriyor. Nitekim ülke çapında kişi başına 365 milyon riyallik toplam katma değer düşüyorsa, Doğu Azerbaycan’da bu, 225 milyon riyale, Batı Azerbaycan’da 183, Zencan’da ise 186 milyon riyale tekabül ediyordu.[48]

Maden sanayisi

Ülke sanayiinin bir diğer önemli sahası olan maden sanayii (petrol ve doğalgaz dışında) gelişiminin zayıflığı göze çarpan diğer bir realiteydi. 1970’li yıllarda metalürji sanayiinin oluşması, sanayi ve mülki inşaatın genişlemesi, böylelikle döviz akımının büyümesinde devletin ilgisinin artması bile maden sanayiinin gelişimini teşvik edici biçimde etkileyemedi. Halbuki ülkenin birçok bölgesi gibi Azerbaycan da önemli doğal kaynaklara sahiptir. Bu bölgede jeolojik keşif çalışmaları sınırlı olmasına rağmen, Azerbaycan’da birçok maden çeşitinin zengin kaynakları mevcuttur. Her şeyden önce bol petrol ve doğalgaz yatakları mevcuttur.

7 Haziran 1965 tarihli Ettelaat gazetesi, Tebriz’in merkezinde su kuyusu kazıldığı sırada petrol fışkırdığını haber veriyordu. Azerbaycan’da petrol ve gaz rezervleriyle ilgili bir çok bilgi mevcuttur. Petrol ve doğal gaz yataklarının araştırılması (Pakistan ve Türkiye’nin iştiraki ile) bu bilgileri teyit etmiştir. Muğan Ovası ve çevre bölgelerinde önemli miktarda petrol ve doğal gaz yatakları tespit edildi. Araştırmaların verimli bir şekilde tamamlanmasından sonra Muğan Ovası’ndaki petrol ve gaz yataklarından geniş bir şekilde istifade edilmesi tasarlandı.

16 Mart 1967 tarihli Keyhan gazetesi, ihraç amacıyla Türkiye’den Akdeniz’e kadar uzanacak bir petrol boru hattının çekilmesinin planlandığını yazmıştır. Petrolü oradan da Avrupa’ya taşıma amacı güdülüyordu. Ancak daha sonralar kuyular kapatıldı, Muğan petrolü ve gazından yararlanılamadı.

1966 yılında müzakereler sırasında Sovyet tarafı (her iki taraf için ekonomik çıkarlar temelinde) Güney Azerbaycan yataklarındaki petrol ve gazı çıkarmak ve Sovyet ittifakına ihraç amacıyla işe başlama teklifi verdi. Ancak İran tarafı, aynı yatakların dokunulmaz ihtiyat sayılmasını sebep göstererek bu teklifi kabul etmedi. Huzistan’dan Sovyetler Birliği’ne gaz boru hattının çekilmesi konusunda da İran tarafı aynı tutumu sergiledi. Sonuç olarak, gaz boru hattı en kısa güzergahla Azerbaycan’dan değil, Tahran ve Gilan’dan geçerek Astara’ya çekildi.[49]

Zengin taş kömürü havzaları (Halhal, Astara, Marağa, Zencan’da vb.) ve demir yatakları (Zencan, Eher ve Karadağ’da) bulunmuştur. [50] Eher, Zencan ve Karadağ bölgelerinde bulunan bakır yataklarının İran için büyük önemi vardır. Bu bölgede alüminyum, krom, kobalt, nikel, kıymetli metaller, fosfat vs. mevcuttur. 1970’li yıllarda uranyum cevheri bulundu (yabancı şirketlerle birlikte), Azerbaycan’da uranyumun büyük rezervleri olduğu açıklandı.[51]

Maden suları, özellikle Urmu Gölü’nün sularının büyük miktarda iyot içermesi, ekonomik ve tıbbi açılardan büyük öneme sahiptir. Dolayısıyla Azerbaycan, maden sanayiinin üretim hacmini artırmak ve saha yapısının genişletilmesi için temel olabilecek faydalı minerallerle oldukça zengindir. Bu alanlardan bir çoğu ihracata yönelebiliyordu.

Maden sanayiine bağlı fabrikaların sayısının artmasına rağmen, üretilen ürünler temelde inşaat alanında kullanılmaktaydı. Nitekim Azerbaycan maden sanayiine ait 19 fabrikadan (ülkenin 306 ‘büyük’ fabrikasının %6,2’si) 1963’de yalnız Marağa yakınlarındaki taş kömür madeni, Eher ve Zencan yakınlarındaki bakır yatağı sanayide kullanılıyordu. [52]

Doğu ve Batı Azerbaycan ostanlarındaki madenlerin genel sayısı 68 idi (ülkedeki 1024 madenin %8,6’sı).[53] Resmî verilere göre, 1976/77’de Doğu Azerbaycan ostanında artık 70 maden sanayii işletmesi vardı. Bunlardan %58’i ‘yerüstü’ maden idi. Bu madenlerin ürünlerinin büyük çoğunluğu inşaat işlerinde kullanılıyordu. 1975/76’da Batı Azerbaycan ostanında ise bu rakamlar %24 ve %16 idi. Zencan ostanında ise yalnızca bir maden faaliyetteydi.[54] Karşılaştırmak için belirtelim: 1970/71’de ülkenin tamamında 1102 maden işletmesi vardı, 76 madende taş kömürü çıkartılıyor, 18’inde demir, 101’inde kurşun, 41’inde kurşun ve çinko, 8 madende ise bakır elde ediliyordu.[55]

Böylece, 1940-1970’li yıllarda İran’ın üretim ve maden sanayiinde Azerbaycan’ın payı önemsiz denecek kadar küçük kalmıştır. Bu, İran nüfusunun genel sayısında Azerbaycan’ın payı ile uyuşmuyordu. Azerbaycan’ın özel konumunun zaman geçtikçe azalmaya eğilimli olduğunu gösteriyordu. 1964/65’te Azerbaycan’ın (Zencan hariç) sanayii üretimi İran sanayiinin toplam katma değerinin %5,6 oranında iken, 1968/69 yıllarında bu rakam %5’e indi.[56] Bu eğilim, daha açık bir şekilde modern üretime ilişkin tabloda görünmekteydi.

Resmî rakamlara göre, 1972/73’te İran sanayiinin (petrol dışı) temel sektörlerin üretiminde Doğu ve Batı Azerbaycan’ın payı yalnızca %1,02 idi.[57] Zencan ostanına gelince, burada modern sanayi genellikle mevcut değildi. 1970’li yılların uygun rakamları olmadığı için, istatistiksel karşılaştırma yapmak mümkün değildir. Fakat bu meseleyi araştırmış olan uzmanların vardığı genel sonuca göre, “İran sanayii üretimi 1970’li yıllarda bölgesel problemlerin çözümü istikametinde değil, sorunun derinleştirilmesine yönelikti.”[58]

İran’ın sanayi üretiminde Azerbaycan’ın özel konumunun azalma sebepleri, bize göre aşağıdaki gibi sıralanabilir:

1961/62 sanayi istatistiklerine göre, Azerbaycan sanayiinde devletin payı geleneksel alanlardaki (yiyecek ve çimento) 6 küçük fabrika ile temsil ediliyordu.

Tüm İran’da ise 1959/60’ta sanayide devletin payı %76 idi.[59]Keyhan gazetesinin 24 Ocak 1973 tarihli sayısında yer aldığı gibi, 1962-1972 yılları arasında Azerbaycan’da devlet yatırımı 11,5 milyar riyaldi. Bu sermaye genellikle Tebriz’de makine (4 milyar riyal) ve traktör (5 milyar riyal) fabrikalarının kurulmasına aitti. Bu fabrikaların kurulmasıyla 1970’li yıllarda devlet kendi konumunu bir hayli güçlendirdi. Ancak genel olarak Azerbaycan sahasında devlet payı az miktarda kaldı. Bu, devletin Azerbaycan sanayisi ile ilgili siyasetinin sınırlı oranda olması ile ilişkiliydi. Görüşümüzü şu rakamlar haklı kılmaktadır: 3. ve 4. gelişme planlarının hayata geçirilmesi döneminde (19631973) devletin sanayi sahasına yatırımı 121,2 milyar riyal idi. 5. Plan döneminde ise (1973-1977) yalnızca sanayi üretimi için devlet yatırımı 177,1 milyar riyal hacminde planlaştırılmıştı.[60]

Ülke sanayiinde sermaye aktarımında öncü rol özel sektöre aitti. 1962-1967 yıllarında özel sektörün yatırımı 246,1 milyar riyaldi. Devlet tüm gücüyle özel sermayenin girişimcilik faaliyetlerinin artmasını destekliyordu. Nitekim özel sektörün yatırımlarını teşvik etmek için devlet, 5. Plan döneminde özel sektöre 100 milyar riyal hacminde kredi ayırmayı planlamıştı.  Bu, özel sektörün tüm yatırımlarının beşte birine denk geliyordu.[61] Ancak Azerbaycan sanayiine yatırım, ülkenin birçok bölgesiyle karşılaştırıldığında bir hayli azdı.

1962-1972 yıllarında Doğu ve Batı Azerbaycan ostanlarının ekonomisine toplam 6 milyar riyal yatırım yapılmıştı.[62]Azerbaycan’da özel sermaye 1970’li yıllarda da pasif kaldı. 16 Ocak 1974 tarihli sayısında Keyhan gazetesi bu bağlamda şunları yazmıştır: “Kamuoyundan edinilen izlenime göre, pek az kişinin Tebriz’i özel yatırım için elverişli saydığını ispat ediyor. Tahran’da, İsfahan’da, Ahvaz’da, Meşhed’de ve Şiraz’daki sanayi yatırımları Tebriz’de görülmüyor.”

Azerbaycan’da girişimcilik faaliyetleri türlü engellerle karşılaşıyor

Güney Azerbaycan’ın yerel burjuvazisi bu pasifliği, devletin Azerbaycan’daki ekonomik siyasetiyle açıklıyordu. Azerbaycan burjuvazisine göre, Azerbaycan’da ‘herhangi bir girişimcilik faaliyeti, bin bir türlü engelle karşılaşıyor. [63]Yerel burjuvazi, Azerbaycan’da girişimcilik faaliyetinin genişlemesi yolundaki engelleri (iktisadi sorunların halledilmesinde yerel devlet organlarının yetkisinin olmaması, kredi, lisans ve vergi siyasetinde ayrımcılık) kaldırmayı ve bölgenin ekonomik gelişiminin yerel sermayeye bırakılmasını istemekteydi.

Azerbaycan’daki girişimciler kredi konusunda problemlerle karşılaştıklarını, ayrıca kredinin ayrılmasında ayrımcılık yaşadıklarından şikâyetçiydiler. Ayrı ayrı veriler, Tahran bankaları ve kurumları tarafından girişimcilere verilen kredilerin toplamında Azerbaycan’ın özel konumunun az olduğunu göstermektedir. Örneğin, 1959’da İran Merkez Bankası toplam 5,4 milyar riyal miktarında 288 kredi sağlamıştı. Bundan Azerbaycan’ın (Zencan hariç) payına 79,3 milyon riyal (yaklaşık %1,5) oranında kredi düşmüştür. Azerbaycan bu rakamlara göre Tahran, İsfahan, Horasan, Mazenderan ve Huzistan ostanlarından sonra 6. sırada yeralmıştır.[64] 1959 yılından 1964 yılına kadar Sanayi ve Madenler Bankası 1041,9 milyon riyal miktarında kredi kullandırmıştı. Bunun %69,5’i İsfahan’ın payına düşmüş, Doğu ve Batı Azerbaycan’a ise hiç kredi verilmemişti.[65]

İran basınının haberlerine göre, fabrikaların kurulması için lisans alımı da büyük zorluklarla gerçekleşiyordu. 1960’lı yılların başlarında Tebriz’de 20 milyon riyallik sermaye ile çimento fabrikası inşası için hissedar şirket oluşmuştu. Ancak Ekonomi Bakanlığı bu fabrikanın inşasına lisans vermeyi reddetti.[66]

Aynı dönemde Tebriz’de 10 büyük girişimci, dokuma makinalarının ithal edilmesi ve yeni fabrikaların kurulması için lisans ve kredi verilmesi konusunda resmî kurumlara baş vurmuşlardı. Ancak onların bu taleplerine uzun bir müddet cevap verilmedi. Aradan 6 ay geçip, Ticaret ve Ekonomi bakanlığına, ülkenin başbakanlığına defalarca başvuru yapıldıktan sonra, girişimcilerden biri talebinin uygun karşılanacağı yönünde söz alabilmişti.[67]

Tebriz’in Ticaret-Sanayi Odası yönetim kurulu üyesi, Ekonomi Bakanlığı’nın Tebriz’de küçük fabrika kurmak için lisans verilmesi konusundaki isteğine verilen cevabın 6 aydan çok sürdüğünü Keyhan gazetesi (14 Mayıs 1972) açıklıyordu. Bunca uğraştan sonra girişimci “fabrika kurma isteğinden vazgeçti. Çünkü, vergi ve diğer sorunların halledilmesine bağlı olarak daha ne kadar süre isteneceği bilinmiyordu.” Doğu Azerbaycan ostandarı ise şunları itiraf etmişti: “Yerel girişimciler buraya sermaye aktarsalar da, sermaye aktarımı ile ilgili problemleri Tahran’da halletmenin gerekeceğini görüyor. Bu durumda yatırımı bizzat Tahran’da yapmak daha iyi olmaz mı?”[68]

Bazı kısıtlı önlemlere rağmen (örneğin, idari devrim konusunda ıslahatlar programına 17. maddenin dahil edilmesi), Azerbaycan sanayiinde özel girişimcilik faaliyetinin genişlemesinde dikkat çeken bir gelişme görülmedi. ABD’li Ekonomist Robert Looney, yürütülen ‘merkezsileştirme siyasetinin ümit verici olmadığını’ kaydediyordu. Onun hesaplamalarına göre, 1965-1969 yıllarında Merkezi ostanda yeni fabrikaların kurulması için verilen lisansların miktarı %13,6’dan %43,3’e yükseldi. Diğer bölgelerde ise bu oran %86,4’den %56,7’ye, yani %29,7 inmişti.[69]Sonuncuların büyük bölümü ise Fars nüfusunun ağırlıklı olduğu bölgelerin girişimcileriydi.

Sanayiye hizmet eden altyapı sektörünün 1960-1970’li yıllardaki belirli gelişimine rağmen, yerli sermayenin girişimci faaliyetini frenlemekteydi.[70]Bazı rakamları vermekle yetinelim.

1963 yılında Doğu ve Batı Azerbaycan ostanlarında toplam 16 elektrik üretim merkezi (ülkede 107) vardı. Bu merkezler dizel yakıtla çalışan küçük ısı-elektrik santralleriydi. Zencan’daki elektrik santraliyle birlikte toplamı 19,3 bin kilovat elektrik enerjisi elde ediliyordu. Bu, ülkede üretilen elektrik enerjisinin %3,3’üne denk geliyordu.[71]  1965 yılında İran’da kişi başına saatte 55 kilovat elektrik enerjisi üretiliyorken, Azerbaycan’da bu rakam 19 idi.[72]Yeni enerji santrallerinin kurulması sonucunda 1975/76 yılında Doğu ve Batı Azerbaycan ostanlarında elektrik enerjisi üretimi 282,1 milyon kilovat/saate ulaştı.[73]Ancak 1974/75’de tüm ülkede 14 milyar kilovat/saat elektrik enerjisi üretiliyor olmasını dikkate alırsak,[74]İran’ın elektrik enerjisi üretiminde Azerbaycan’ın payının azlığı açıkça görülür.

1970’li yılların sonlarına doğru Azerbaycan ekonomisinin durumunu özetlerken, şunları kaydetmek gerekir. Ekonominin temel sektörü önceki gibi tarım idi. Bazı sektörlerde ekstensiv gelişme olmasına rağmen, Azerbaycan ekonomisi genelde durgunluk yaşıyordu. İmalat sanayiinde kısmen olumlu gelişmeler yaşandı. Somut olarak yeni sektörler — makine ve petrol üretimi sanayii oluştu. Ancak işletmelerin büyük çoğunluğunu kapsayan geleneksel sektörler, özellikle gıda ve halıcılık çökmeğe yakın durumdaydı. Halıcılıkta bazı yıllarda üretim kesin olarak düştü. Maden sanayisinde fabrikaların sayısının artmasına rağmen, kalite değişikliği görülmedi. Altyapı sektöründe gelişimin hem tarım, hem de sanayinin talebinden geri kalması, Azerbaycan’da üretimi negatif etkiledi. Azerbaycan’ın ekonomik geriliğini dış ticaret dengesi de gösteriyordu. Nitekim 1976/77’de Azerbaycan’a Tebriz gümrük idaresinden ithal edilen ürünlerin tam olmayan listesi üzere 1.396,4 milyon riyal değerinde ev eşyaları, kırtasiye malzemeleri, plastik eşyalar getirilmişti. İhracat için ise (badem, kuru üzüm, halı, kayısı vs.) 930,4 milyon riyal değerinde ürün gönderilmişti.[75] Ülkenin merkezi bölgeleri ile Azerbaycan arasındaki ekonomik gelişme farkı 1970’li yılların ikinci yarısında daha da arttı.

Pehlevi rejiminin Türkleri asimilasyon hedefleri

Pehlevi rejiminin Azerbaycan’a yönelik ayrımcı politikası, ekonomi dışı sahalarda özellikle kültür ve resmî ideoloji alanında daha net görülüyordu. Bu politika açık ırkçı bir karaktere sahipti ve İran’daki Türkleri asimile etmeği hedefliyordu. Bu hedefe ulaşılması için temel rol mevcut eğitim sistemine veriliyordu. 1949’un yazında, İran Eğitim Bakanı Dr. Zengene, Azerbaycan’da eğitim alanında Farsça’nın konumunu güçlendirmek için özel önlemlerin alınması hakkında talimatlar verdi. Bu talimatlar arasında Azerbaycan’ın çeşitli şehirlerinde anaokullarının açılması, bu okullar için öğretmenlerin hazırlanması, Farsçayı öğretmek için 250 eğitimcinin hazırlanması ve Azerbaycan’da yerleştirilmesi, yükseköğretim kurumlarının kurulması yer aldı. Ayrıca bu çalışma için Azerbaycan Eğitim Kurumu’na ilave 20 milyon riyal ayrılmıştı.[76]

1949’un Sonbaharında Tebriz Üniversitesi yeniden açıldı. Törene katılan Millî Eğitim Bakanı, basın toplantısında Şah’ın Azerbaycan’a ‘özel ilgisinden’ bahisle  ‘Azerbaycan’da Fars dilinin eğitimdeki başarısı’, Farsçanın yayılması için sağlanan yeni olanaklar ve halen devam eden sorunlara dikkat çekti.[77] Yılın sonunda  Ettelaat  gazetesi muhabiri Azerbaycan’daki eğitimin durumunu incelemiş ve bu alanda büyük sorunlar olduğunu kaydetmişti. Muhabir özellikle ‘Türk dilinin imha edilmesi ve Fars dilinin Azerbaycan’da yayılması alanında hiçbir çalışmanın görülmediğini’ vurgulamış, ‘bugün de okullarda derslerin Türk dilinde yapılmasından’ rahatsız olduğunu ifade etmişti. Tebriz’e yaptığı ziyarette Şah rejiminin iç politikasını şekillendirmede rol oynayan Prens Eşref Pehlevi, yerel yetkililere ‘Türk dilinin Azerbaycan’daki köklerinin nasıl kazınacağını görelim’ talimatı veriyordu.[78]

Resmî veriler, nüfusun okur-yazar düzeyinin, Azerbaycan’daki eğitim sisteminin durumunu gösteren İran ortalamasından düşük olduğunu göstermektedir. Nitekim 1956 nüfus sayımına göre, Doğu Azerbaycan ostanında nüfusun sadece %10,1’i, Batı Azerbaycan ostanında %10.6’sı okur-yazardı. İran ortalaması ise  %12,7 idi.[79] İlginçtir ki, İran’daki devlete ait anaokullarının  %70’i bu iki ostandaydı. 1962/1963’te Azerbaycan’da devlete ait 61 anaokulu vardı. Bunlar, Şah’ın ‘Azerbaycan’da çocukları üç yaşından itibaren Farsça öğrenmeye zorlamak emriyle’ kurulan eğitim ocaklarıydı.[80]

Ak Devrim reformları çerçevesinde ‘maarif ordusu’nun kurulması hakkında kanun da referandumda (26.01.1962) kabul edildi. Bu projeyle yakın gelecekte ülkedeki kitlesel okur-yazarlığı sağlamak düşünülüyordu. Gerçekten, 1960-70’li yıllarda ‘maarif ordusu’nun kurulmasının yanı sıra, ülkenin eğitim sisteminde reformlar gerçekleştirildi, okul ağı genişledi, teknik-meslek okulları, yeni yüksek okullar açıldı. Resmî verilere göre, 1976/77’de Doğu Azerbaycan ostanında 6 yaşın üstündeki nüfusun 36,2, Batı Azerbaycan ostanında 25,4, Zencan ostanında ise %30,3’ü okur-yazardı. Bu oran İran’da 47,1 idi.[81]

Kültürün diğer alanlarında da durum eğitimden farklı değildi. Şah rejimi millî bilincin oluşmasını sağlayan alanların gelişmesine izin verecek bir konumda değildi. II. Dünya Savaşı sonrası devlet politikası bu alanlarda, Rıza Şah’ın zulüm politikasından farklı değildi. Aşık heykelinin kaderi bu açıdan karakteristiktir. Aşık heykeli gerekli izin alındıktan sonra Tebriz’in kalabalık meydanlarından birine konmuş, şehir nüfusu ona büyük ilgi göstermişti. Anıtın sanatsal nitelikleri basında tekrar tekrar yer almıştı. Uzmanlara göre, Aşık anıtı İran heykeltıraşlığında önemli bir olaydı.[82]Bu heykel Türklük sembolü olduğundan kısa zamanda yerel yetkililer anıtın ‘güvenliğini temin etmek’ iddiasıyla anıtı müzeye nakletti, 1976’da ise yoketti.[83]

Resmî basında Şah rejiminin Azerbaycan’daki kültüre karşı kayıtsız tutumunu gösteren düzinelerce olgu var. Basında bu bağlamda 60’lı yılların ortalarında kültür varlıklarının korunması için ulusal komitenin kurulmasından sonra ülkede 350 tarihî-kültürel anıtın restorasyonu için çalışmalar başladığı yer alıyordu. Azerbaycan’da 270 tarihî anıt bakımsızlıktan yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Basın devletin bu işe yeterince ilgi göstermediğini kaydediyordu.[84] Ettelaat gazetesi Erdebil halkının memnuniyetsizliğini ifade ederek yazıyordu ki; “Pek çok şehirde, özellikle İsfahan’da tarihî yapıların restorasyonu yapılırken resmî görevliler Erdebil’de de tarihî yapıların restorasyonu ve korunması hakkında çalışmalıdırlar.”[85]Doğu Azerbaycan ostanı kültür ve sanat kurumu başkanının sözlerine göre, 1976’da anıtların restorasyon ve korunmasında sadece iki mühendis, bir mimar ve bir teknik işçi görev aldı. Kurumda yeterli kaynak yoktu. Bu durum, ‘Azerbaycan tarihî eserlerinin korunması yönünde gayretin olmadığının bir kanıtıdır.’[86]Azerbaycan’da 1960-1970’li yıllarda yabancı uzmanların katılımıyla bir dizi arkeolojik kazı yapılmıştır.[87] Bu kazılarda çıkarılanlar ve diğer antik eserler Tahran’daki müzelere taşınıyor, bu durum da yerel halk arasında hoşnutsuzluğa neden oluyordu.[88]

Asimilasyon politikasında propaganda faaliyetleri

İran’da, özellikle Azerbaycan’da, Türklüğün köklerini kazımak için pratik işlerin yanı sıra teorik-propaganda faaliyetleri de sürdürülmüştür. 21 Azer Hareketinden ürkmüş olan rejim, bu alana daha fazla ilgi gösterdi. Eski Kesrevicilik ve Kesrevi’nin Azerbaycan’la ilgili tezleri daha da geliştirildi. Ülkenin çeşitli üniversitelerinden tarihçiler, dilbilimciler, sosyologlar ve bilim adamları bu çalışmaya katıldılar.

Yürürlükteki 1906 Anayasası’nda yeralan ‘İran milleti’ kavramı (İran’daki Müslümanların tümü) yeni teorilerle zenginleştirildi. Bu teoriler yeni iddialara dayanmakla birlikte, teorik temelleri zayıftı. Her şeyden önce, bu teorilerin çoğunda deklaratiflik ve inkârcılık kendisini göstermektedir. Örneğin, tanınmış edebiyat ve siyaset adamı Ali Asker Hikmet’in iddiasına göre, “İran nüfusunun %95’i bir dilde – Fars dilinde konuşuyor ve bir alfabe – çağdaş Fars alfabesi ile yazıyor.” Sadece “Azerbaycan’ın, Huzistan’ın belirli bölgelerinde ve diğer sınır bölgelerinde köylüler ve göçebe nüfus Fars dilinin Türk veya Arap sözleri ile karışık lehçesinde konuşuyor.”[89]İran tarihçisi ve edebiyatçısı Cemalettin Fegih’in iddiası diğer bir örnek olabilir: “Azerbaycan nüfusunun İran’ın diğer bölgelerinin nüfusu ile ırk ve din meselelerinde birliği o kadar sarihtir ki, kısa bir açıklama bile gerektirmez.”[90]

İranlı sosyologların çalışmalarından ‘İran milleti’ teriminin özünü anlamak zordur. Bu terimin politik ve bilimsel ortamda çok örnekleri savunuluyorken, yalnız bir kaç eserde ‘İran milleti’ kavramı ispatlanmaya çalışılmaktadır. Örneğin, H. Vehidi şöyle düşünüyor: “Millet bir ruha sahip, ortak kültürlü insan gruplarının topluluğudur.”[91] Doktor H. Behzadi-Mededi etnik topluluğun belirtileri sırasında aşağıdakileri gösteriyor: Dil, ırk, manevi ve kültürel birlik, devlet, ortak vatandaşlık, din.[92]Ancak O, ‘İran milleti’nin varlığının kanıtı olarak sadece M.A. Foruği’nin gösterdiği manevi alem birliği, davranış, gelenek ve kültür alanındaki birlikle [93]yetiniyor. M. Müeyyidi’ye göre, “İran milleti sağlam aile dayanakları, şahınşah sistemi, Farsça ve İran tarihi, İran kültürü üzerinde mevcuttur.”[94]

Bu arada şunu da ilave edelim ki, İran’da Türk millî birliğinin varlığının inkâr edilmesi eğilimi İran şahının Benim Vatana Hizmetim, Ak Devrim, Büyük Uygarlığa Doğru başlıklı kitapları [95] için karakteristik idi. Bu kitaplarda İran ideolojisinin temel hükümleri formüle edilmiştir. Şah rejiminin Roman Ghirshman, Vladimir Minorski, R. Sangvi, H. Nehavendi gibi yurtdışındaki yandaşları da aynı konumda duruyorlardı. Son olarak, iktidar partileri (İraneNovin, Restahiz) gibi, ‘loyal muhalefetin’ (Merdom) programlarında ‘İran milleti’ kavramına açıklama getirilmiyordu. Bu, ülkede ‘İran milleti’ dışında bir diğer milletin varlığının inkâr edilmesi anlamına geliyordu.

‘İran milleti’nin tarihî köklerini kanıtlama amacını taşıyan resmî İran tarihçiliği Türklüğün geçmişini İran halklarının tarihiyle eşitleştirmek, Türkler arasında gerçek bir tarih bilincinin oluşmasını önlemek için İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da çok aktif olmuştur. Bu amaçla, Azerbaycan Türklerinin tarihinin farklı dönemleri ve konuları Pan-İranizm üzerinden açıkça çarpıtılmıştır.

İran platosunda tarihin çeşitli dönemlerinde yerleşen halkların uzun süre aynı devlet yapılarına dahil oldukları olgusunu göstermekle birlikte, önceki bölümlerde de belirtildiği gibi, İran tarihçiliğinin İran’daki halkların ‘tarihî kader birliğinin’ mutlaklaştırılmasının bilimsel dayanağı olmadığı açıktır. İran’daki Türklerin tarihinin, İran halklarının tarihinden farklı olduğu gerçeğine de tanıklık edilmektedir. Özellikle İran’daki çağdaş Türklerin tarihinin eski dönemi (eski  Türk tarihi) ile İran halklarının tarihi arasında birlik işareti kurmaya çalışmak tarihçilik ilkesinin alfabesini kabul etmemektir. Azerbaycan’ın tarihi özelliklerine değinen ABD’li İranşünas Richard Frye konuyu şu sözlerle ifade ediyor: “Eskiden de, şimdi olduğu gibi, bu vilayet … genel olarak ’İran toprağı’ olmamıştır.”[96]

Türklük tarihini inceleyen İran tarihçileri ‘Azerbaycan’ın Türkleşmesi’ denilen meseleden sürekli bahsetmişlerdir. Âdeta çağdaş İran topraklarına M.Ö. 1000’in başlarında İran dilli boyların (Ariyalıların) göçünden, diğer bir deyişle, onların burada autohton olmamalarından bahsettikleri halde, Türk boylarının buraya göç etme hakkı olmadığını iddia etmektedirler. Sarvan Kaviyanpur şu hakareti savunmaya devam etmiştir; “İran’ın başına gelen en büyük bedbahtlıklarından biri vahşi Oğuz boylarının buraya yürüyüşüdür.”[97]

Resmî İran tarihçiliği Azerbaycan halkını ve dilini (Türk ve Türkçe) tahrif etmekte, Kesrevi’den kalan Azeri teorisini tekrarlamaktaydı. Bu bilim dışı teori önceki yıllarda olduğu gibi incelenen dönemde de İran aydınlarının heyecanla savunduğu görüş idi. Murteza Mürtezevi, Rızazade Şafak, Abdüleli Kareng, S. Şüari, Yahya Zöka gibi araştırmacıların eserleri bu teorinin bilimsel çevrelerde yayılması ve kabul edilmesinde önemli rol oynadı. Yukarıda adı geçen Mahmud Afşar-Yezdi bu geleneksel yaklaşımın amacını şöyle  açıklıyordu: “İran’ın bağımsızlığı ve millî birliği için tek ulusal dil [yani Farsça] gerekir. Bu nedenle, bu konuda yapabileceğimiz her şeyi basmalı ve yaymalıyız.”[98]

Bazı İranlı tarihçiler, Azerbaycan’da Türk dilinin yayılma meselesini çarpıtmışlardır. Cemaladdin Fegih bu konuda Kesrevi’den de ileri gitmiştir. Kesrevi Türk dilinin İran coğrafyasına 1135’ten sonra, Selçuklularla gelmeye başladığını yazmaktadır. Fegih, “Türkçeyi Azerbaycan’a Selçukluların getirmediğini” iddia etmektedir. “Çünkü onların resmî dili Farsça idi.”[99]Benzer ifadeler Şefi Cavadi’nin eserinde de vardı.[100]

‘İran milleti’ kavramının ana tezlerinden bahsederken İran sosyologlarının en geniş şekilde üzerinde durdukları konulardan birisi de çağdaş İran’daki halkların çoğunluğunun din birliği meselesidir. İnsanları İran’da birleştiren temel etkenlerden biri elbette, dini birliktir. Üstelik, uzun yüzyıllar boyunca Şiilik İran’daki en çok iki halkı -Türkleri ve Farsları- birleştiren bir faktör olmuştur. Safeviler (Kızılbaşlar) Devleti’nin kurulmasından sonra tek devlet mezhebi olarak Şiiliğin kabul edilmesinde Azerbaycan’ın göçebe ve yerleşik feodallarının önemli rolü olmuştur. İran tarihçiliğinde Safevi Devleti Arap, Türk, Moğol fatihlerinin İran’da asırlar süren hükümranlığını dönüştüren millî İran devleti niteliğinde tanımlanır. A.Tacbehş’in, Rehimzade Safevi’nin, N.M. Şeybani’nin, Muhammed Cevad Meşkur’un, Z. Sabetiyan’ın, A. Nevaî’nin ve diğerlerinin eserlerine göre, Safeviler köken bakımından İran (‘Ari’) hanedanı olmuş, İran’ı birleştirmiş, 7. yy’da Arapların darbeleri ile Sasaniler hâkimiyyetinin devrilmesinden sonra millî Fars (‘İran’) devletini restore etmişler. Safevilerin iktidara gelmesini ‘millî İran devletinin’ kurulması ile bağlayan bazı yazarlara göre, İran’ın ‘millî uyanışı’ uğruna ‘İranlı’, ‘Ariya’ hanedanlarının sürdürdüğü mücadelede Türk boyları pasif rol oynamışlar.

N. Şeybani yazıyor ki; “Aslında İran’ın siyasi birliği adına Şiilik, Şah İsmail’in siyasi amaçlarının gerçekleşmesi için araç olduğu gibi, Türk boyları da İran şahı için aynı alet ve araç idi.”[101]Bazı katı Pan-İranist yazarlar Safevilerin İran (Fars) tarihinde oynadığı önemli role rağmen, onları Türk kökenli görerek sadece bu nedenden dolayı Safevileri kabullenememişlerdir. Safeviler döneminin İran’da en büyük araştırmacılarından biri olan Nesrulla Felsefi, Şah İsmail’in Farsça’nın yanı sıra Arapça, özellikle de Türkçe şiir yazmasından son derece rahatsız olmuştur. O, örneğin yazıyor; Şah İsmail “milletin iki ana direği olan İran kökeni ve dilinden nefret ediyordu. İran’ın yerel nüfusunu Türkmen kökenli Kızılbaş kabilelerine tabi ettirdi. Şirin Fars dili, Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan’da siyaset ve yüksek zümre dili iken, o, Türk dilini İran sarayının resmî dili yaptı. Hatta kendisi istisnasız olarak Türkçe şiirler yazdı ve bu yabancı dilin yayılması Safeviler sarayında öyle geniş vüsat aldı ki, bu hanedanın hâkimiyeti döneminde, hatta ondan sonra da sarayın resmî dili olarak varlığını korudu. Nitekim, kuşkusuz, Türk hâkimiyetlerini [Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletlerini] devirmek ve tek devlet yaratmakta Şah İsmail karşısına İran’ın millî ve siyasi birliğini kurtarmak amacı gütmemiştir.”[102]

Burada Azerbaycan halkı arasında resmî propagandanın önemli bir alanı üzerinde de durulması gerekir. Bir yandan Azerbaycan Türkleri’nin tarihî birliği, dili, kültürü her türlü saldırılara maruz kalıyor, diğer yandan da Azerbaycan İran’a anayasa, demokrasi ve özgürlük bahşeden, İran’ın başı (tacı) ilan ediliyordu. Meşrutiyet hareketi döneminde Azerbaycan’ın rolü, 1920 Tebriz Ayaklanması’nın İngiltere karşıtı hareket olması özellikle vurgulanıyordu.

Pehlevi ailesinin 1970’lerde Azerbaycan’la münasebetinin propagandası özellikle ilginçtir. İran basınında Şah’ın hanımı Farah Pehlevi ve genellikle Şah ailesinin anne tarafından Türk olduğu sıkça dile getirilmiştir. İran Şah’ı Muhammed Rızave hanımı her defasında yeri  geldiğinde Azerbaycan’la akrabalık ilişkilerinden gururla bahsetmişlerdir. [103]

Azerbaycan Türklerinin millî konsolidasyonu için önemli olan faktörlerden bir diğeri ise- Sovyet Azerbaycanı’nın varlığı ile ilgili konular, doğal olarak resmî tarihçiliğin dikkatinden kaçamazdı. Eserlerinin ana özelliği, Sovyet Azerbaycanı ve İran Azerbaycan’ının hem tarihsel hem de şimdi ‘farklı ülkeler’ olduklarını kanıtlama çabasıdır. Azerbaycan’ın kuzeyinin ‘yanlış olarak Azerbaycan adlandırılması’ hakkında Kesrevi’nin tezini devam ettiren ve geliştiren yazarlar (Muhammed Cevad Meşkur, Cemalettin Fegih, Enayetullah Reza ve diğerleri) ‘bilimsel olgularla’ bu tezi gerekçelendirmeye, dolayısıyla Azerbaycan’ın ve Azerbaycan Türkünün coğrafi-etnik birliğini şüphe altına almaya çalışıyorlardı.[104]İran basınında bu alanda doğrudan tahriflere, hatta ‘Azerbaycan’ adlı devlet kurumunun ve coğrafyasının varlığının okurdan gizlenmesine bile rastlamak mümkündür. Örneğin Keyhan gazetesi 7 Aralık 1968 tarihli sayısında İran’la komşu olan Sovyet cumhuriyetlerinin isimlerini sıralarken Sovyet Azerbaycan’ını ‘Kafkas cumhuriyeti’ olarak tanımlıyordu.

1960’lı yılların sonlarında, özellikle İran’da devlet tarihinin 2500. yıllık kutlamaları arefesi ve sonrasında ideoloji alanında bazı değişimler gerçekleşti. Bu, monarşi düşüncelerinin tebliğini güçlendirmek için belirli nesnel olanaklar yaratan ülke ekonomisinin gelişmesi ile ilgiliydi. Propaganda faaliyetinde başlıca yön artık ‘şerefli ve büyük geçmiş’ değil, İran’ın sanayi ve askeri kudretinin övgüsü idi. İran’ın eski ve çağdaş ‘büyüklüğü’ arasında başlıca ‘kanuna uygun’ halka olarak İran ‘değerleri’ – şahınşahlık yapısı ve şah gösteriliyordu. Kitlelere empoze edilen görüşe göre, ekonomik alanda İran’ın elde ettiği başarılar sadece şahınşah yapısının bayrağı altında mümkün olabilirdi.

Ak Devrim doktrininde bu ülkenin tüm tarihî teşekkülünün izahı aslında tek bir basit fikri gerekçelendirmeğe yönelikti: ‘Şahenşah yapısı’ dışına çıkıldığında veya zayıfladığı takdirde ‘İran halkı mutlak düşüş ve gerileme sürecine girecek’ ve şahenşah kuruluşu’nun güçlenmesi ile ‘İran milleti’ni refah bekliyordu. İran tarihi şahenşahlık tarihi olarak kabul edilir, bu tarihin uzunömürlüyü, merkezinde şahenşahlık yapısının yeraldığı değişmez ‘İran değerleri’ne riayetin sonucu olarak algılanıyordu.

Ak Devrim doktrininin bir diğer ayrılmaz bölümü de İran şahının kimliğine görülmemiş, sınırsız hayranlık idi. Ülkenin sosyo-ekonomik ve politik yaşamındaki herhangi bir ilerlemenin sebebi şahtı. Onun için yeni bir epitet Ariyamehr (Arilerin atası) uyduruldu. İran’ın hayatında ve gelişiminde ‘milletatası’nın olağanüstü rolü olduğu ilan edildi. Şaha bu tür bir rol biçen Ak Devrim meddahları gerçekten halkın bağımsızlığını gasp ediyorlardı. Halk, hükümdarın kararlarını yerine getiren itaatkâr uygulayıcı işlevi taşımalıydı. Şah,‘Büyük uygarlığı’ halkla ‘yoğun işbirliğinde’ kuruyor (buradan da ‘şah ve millet devrimi’ mantığı); Ak Devrim propagandasında ‘emek bölümü’, ‘ortak iştirak’, ‘taraftaşlık’,‘birlik’, ‘kavuşma’ vs. gibi sık sık rastlanan demagojik ifadeler yeralıyordu.

Ak Devrim doktrinine göre, ülkede yaratılan ‘büyük uygarlık’ insanlık tarihinde benzersiz bir olaydı ve sadece İran’a aitti. Bunun yanı sıra bu doktrin diğer uygar değerleri benimseme ihtiyacını da kabul ediyordu. Bunların en önemlisi Batı değerleriydi. Ancak Ak Devrim ideologları Batı değerlerinin, örneğin, ‘nermenaziklik’,‘tutuculuk’, demokrasiden ‘tek taraflı istifade’, ‘sapkınlık’ gibi özelliklerine eleştiri yapmayı da kendilerine reva biliyorlardı. Herhalde bu, Batı değerlerinin reddi değil, onların ‘kurtuluşu’ idi, çünkü İran, Batı dünyasına ait bir ülke olarak görülüyordu.[105]

Ak Devrim doktrininin ortaya çıkışı, Pan-İranizmin gelişmesinde yeni bir aşamaydı. Fars şovenizmi ve ırkçılığı bu ideolojinin artık özü haline gelmişti. Hâkim çevreler, Pan-İranizmin ve İran’ın ‘millî büyüklüğünü’ artırmak sloganının zamanla Fars olmayanları da kendine bağlayacağı ümidindeydiler.

İran’ın geçmişinde büyük rol oynayan Azerbaycan’a devlet propagandasında geniş yer verilmekteydi. Bu aşamadan başlayarak ‘vaatler siyaseti’nin güçlendirilmesi gözlemlenmektedir. Basında ülke ekonomisi için Tebriz’de bazı ‘İran ekonomisi devleri’nin (Tebriz makine ve traktör fabrikaları, Aras SES) ve Tebriz Üniversitesi inşaatının önemi özel propaganda unsuruna dönüşmüştü. 1976’da Şah’ın Tebriz’e seyahati münasebetiyle düzenlenen 40 bin kişilik miting karşısında monark yüksek sesle beyan etmişti ki; “Azerbaycan öyle büyük adımlarla ilerliyor ki, bu sadece bizim arzularımıza yanıt vermiyor, bizde gurur yaratıyor.”[106]

Bütün bu söylenenlerden anlaşılıyor ki, Pehlevi rejimi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ‘tek İran milleti’ konusunda bilime dayanmayan teoriyi geniş şekilde yaymış, nüfusun düşünce ve davranışını etkileyerek, Türkler arasında aşağılık kompleksi oluşturarak millî hareket ideolojisinin yayılması zeminini dağıtmaya çalışmıştır. ‘Beyin yıkama’nın ana yöntemi monarşizm, Pan-İranizm ve Fars ırkçılığı fikirlerinin yayılmasıydı. Pehlevi rejimine muhalif şahısların ve grupların çok milletli İran’da Fars olmayanlar meselesine yaklaşımı bu rejimin tutumundan pek de farksızdı. Mihail İvanov’un yazmış olduğu gibi, “İran şovenizminin tezahürüne sadece irticacı çevrelerde rastlanmıyor. İlerici çevrelerin, özellikle aydınların bazı temsilcileri arasında böyle bir görüş yayılmıştı. Güya Fars dilinin zorunlu devlet dili olarak kullanılması dışında, İran’da hiçbir eşitsizlik ve ayrımcılık mevcut değildir, İran’ın tüm nüfusu ekonomik ilişkilerde eşit durumdadır.”[107]

Pehlevi rejimi İran’ın Türk nüfusunu ideolojik etkisi altında tutarak, onların arasında tüm gücüyle Pan-İranizm ve Fars ırkçılığını yayıyordu. Bu propagandanın özü şuydu: Eğer Türkler anadillerini ve kültürlerini unutup, Fars dili ve kültürünü kabul ederlerse, o zaman Azerbaycan İran’ın diğer bölgeleri gibi yakın gelecekte ‘millet atası’nın yönetimi ile ‘uygarlık çağı’na kavuşacak. İran yazarı Ali Rıza Nabdel) bu konuda haklı olarak şunları yazıyordu: “İrtica uzun yıllar sağır edici çığlıkla boş yere kanıtlamaya çalışmaktaydı ki; Azerbaycan’ın halkının dili ve kültürü kendisinin değil ve ona dışarıdan zorla kabul ettirilmiştir. Bu tezi kabul etmekle Azerbaycanlı kendini eksik saymaya mecburdur ve şimdiki esareti, zulmü gönüllü kabul etmelidir. Gerici rejimin yanı sıra, ülkenin şair ve yazarları (Sadık Hidayet ve Pervin Etisami’den, Behazin ve Ehvan Sales’e kadar) suskunluklarıyla millî zulme oy vermiş oluyorlardı. Musaddık’ın tüm taraftarları, Millî Cephe örgütü bir yana, yazarlar ve toplumun ileri gelenleri de kendi sözleri ve işleriyle irticanın zulm ve baskılarında yer aldılar.”[108]

Dipnotlar:

1 Şövkət Tağıyeva, Əkrəm Rəhimli (Bije), Səməd Bayramzadə, Güney Azərbaycan. Məlumat kitabı,s. 239-241.

2 A.g.e., s. 272.

3 Qozareşe moqəddəmatiye cəmaəte İran. Sərşomariye omumiye abanmahe 1345, Tehran, 1345, s.7; Qozareşe xolaseye sərşomariye omumiye keşvər dər sale 1335, celde dovvom, Tehran, 1961, s.5, 9, 10, 165; Qozareşe nətayece moqəddəmati. Sərşomariye omumiye nofus və məskən. Abanmahe 2535. Cəmaəte kolle keşvər, Tehran, 2535, s.7; Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri), Bakı: Ay-Ulduz, 1997, s. 69, 172.

4 Amar dər İran. Nəşriyyeye salaneye amare omumi, Tahran, 1338, s. 100-101.

5 A.g.e., s. 444.

6 Fərhənge coğrafiyaye İran (Abadiha), c. 1-10, Tahran, 1949-54.

7 Mahmud Penahiyan-Tebrizi, Fərhənge coğrafiyaye melliye torkane iranzəmin, c. 4, [Bağdat] , 1972, s. 371-374.

8 Г.М. Петров, ‘Материалы к социально-экономической характеристике астанов Ирана. Второй астан (центр – город Сари)’, Краткие сообщения Института народов Азии, ХХХ. Иран, Турция, Москва, 1961, с. 35.

9 Современный Иран. Справочник, Москва: Из-во АН СССР, 1957, с. 28.

10 Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s.71-72.

11 Keyhan, 28.03.1979.

12 Н.Л. Насибзаде, «Географический словарь Ирана» как источник для определения национального состава населения Южного Азербайджана, Доклады АН Азербайджанской ССР, том XLI, N 2, 1985, c.83-86.

13  Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s. 172.

14 Qozareşe holaseye sərşomariye omumiye keşvər dər sale 1335, celde dovvom,s. 165-168.

15 A.g.e., s. 165, 168.

16 A.g.e., s. 172-190.

17 Bərrəsiye məsaele ensaniye İran, 35, Tehran, 1345, s.247.

18 Революционный процесс на Востоке. История и современность, Москва: Наука, 1982, с. 294.

19 A. Aghajanian, ‘Ethnic Inequality in Iran: An Overview?’ International Journal of Middle East Studies, no 2, vol. 15, 1983, p. 223.

20 1963/64’de Rezaiyye’nin (Urmu’nun) Saatlı köyünde araştırmalar yapan Japon doğubilimcinin verdiği bilgilere göre, köyün bütün yaşlı nüfusu (köyde toplam 314 kişi, 54 aile yaşıyordu) 1950’li yılların sonu, 1960’lı yılların başlarında geçimlerini sağlamak için köyden gidiyorlardı. Onların büyük bir kısmı, özellikle 1960’lı yıllarda göç edenler bir daha geri dönmediler. Doğubilimcinin gösterdiği göç yönlerinden (Kuveyt, Bağdat, Abadan, Tahran vs.) başlıcası Kuveyt idi. (Tayobunka Kenkyudzyo Kiyo, Tokio, no 38, 1965, s. 105-110).

21 Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s. 78.

22 A.g.e., s. 173.

23 Sərvan Kaviyanpur, Tarixe omumiye Azərbaycan, Tehran, 1346, s. 347.

24 Keyhan, 17.02.1973.

25 A.g.e., 06.10.1962.

26 В.В.Трубецкой, ‘Особенности национальной ситуации в Исламской Республике Иран’,    Национальный вопрос в странах Востока, Москва: Наука, 1982, с. 265.

27 Keyhan, 29.08.1965.

28 Bkz: Keyhan, 10.06.1965, 06.03.1967, 30.12.1968, 18.02.1969, 08.07.1969, 16.011972, 14.05.1972, 06.06.1972, 24.01.1973, 16.11.1974, 08.01.1975; Ettelaat, 10.09.1962; Tehrane Ekonomist, 02.11.1971.

29 Keyhan, 22.07.1965.

30 A.g.e.

31 А.З.Арабаджян, ‘Рост экономического потенциала Ирана в 60-70-е годы’, Иран. Проблемы экономического и социального развития, Москва: Наука, 1980, с. 7, 15.

32 Rahnemaye meaden ve kargahhaye bozorge senetiye İran der sale 1342, celde evvəl, Tehran, 1965, s. 17-165.

33 Keyhan, 30.07.1965.

34 Firuz Toufig, Abbas Xegani, Daryuş Behazin, Mentegeyi galibafiye Azerbaycan, Tehran: Sazemane bername, 1969, s. 1-5.

35 Rahnəmaye məaden və karqahhaye bozorge sənətiye İran dər sale 1342, s. 47-66, 92-103.

36 Təlaş (Tehran), 1970, no 27, s. 72.

37 Amare sənətiye sale 1344, Tehran, 1967, s. 1, 29, 36; Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s. 163.

38 Rahnəmaye məaden və karqahhaye bozorge sənətiye İran dər sale 1342, s. 47-66; Amarnameye ostane Azerbaycane Qərbi, Tehran, 1978, s.61;Amarnameye ostane Azerbaycane Şərqi, Tehran, 1979,s.67; Amarnameye ostane Zəncan, Tehran, 1979, s.43.

39 Keyhan, 30.07.1965, 02.10.1974; Ayendegan, 29.08.1977; Azərbaycan (ADP MK-nın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının jurnalı), 1978, no 7, s. 38-39, 1978, no 12, s. 20.

40 Amarnameye ostane Azerbaycane Şərqi,s. 67.

41 Nətayece sərşomari əz karqahhaye bozorge sənətiye 2532, Tehran, 2536, s. 123.

42 Azərbaycan (ADP MK-nın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının jurnalı), 1977, no 8, s. 20.

43 Bkz: Keyhan, 14.05.1972; Ettelaat, 19.06.1977, 17.10.1977.

44 Keyhan İnternational, 29.06.1977; Burs, 17.10.1979; Keyhan, 28.06.1977.

45 Bkz: Amare karqahhaye kuçeke sənətiye şəhriye sale 1355, Tehran, 1980, s.10, 42, 50, 170; Amare karqahhaye kuçeke sənətiye rustaiye sale 1353, Tehran, 1980, s.10, 33, 41; Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s. 40, 165, 166.

46 Нина Мамедова, Концентрация производства и капитала в Иране в 60-70-е годы, Москва: Наука, 1982, с. 35.

47  Amare sənətiye sale 1344, Tehran, 1967, s. “je”; Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s. 40.

48  Nətayece sərşomari əz karqahhaye bozorge sənətiye 2532, s.27.

49 Der Aufstieg des İran sur Wirtsehafttsmacht und die entwicking der Iranisch-Sowjetischen injiehungen, Austenpolitik und Zeitgeschichte, 1975, no 12, s. 1-28.

50 İran Almanac and Book of Facts 1961, Teheran, (n.a.), p.14; Məsud Keyhan,Coğrafiyaye mofəssəle İran, c.3, Tehran, 1311, s. 39; Burs, 30.10.1977, 24.09.1978.

51 Burs, 03.02.1974; Ettelaat, 22.10.1977.

52 Rahnəmaye məaden və karqahhaye bozorge sənətiye İran dər sale 1342, celde əvvəl, Tehran, 1965, s. 1-16.

53 Salnameye amariye keşvəre sale 1347, Tehran, 1968, s. 5.

54 Amarnameye ostane Azerbaycane Qərbi, Tehran, 1978, s.60; Amarnameye ostane Azerbaycane Şərqi, Tehran, 1979, s.66; Amarnameye ostane Zəncan, Tehran, 1978, s. 44.

55 Qozareşe touseeye sənaye və məaden.Pərvanehaye təsis və bəhrebərdarihaye nimeye sale 1350, Tehran, 1351, s. 79.

56 В.П.Цуканов, ‘Территориальные сдвиги в обрабатывающей промышленности Ирана в период ломки колониальной структуры народного хозяйства’, Иран. Проблемы экономического и социального развития, с. 181.

57 Iran Almanac and Book of Facts 1974, Teheran: Plan Organization, (n.a.), p. 247.

58 В.П.Цуканов, ‘Территориальные сдвиги в обрабатывающей промышленности Ирана в период ломки колониальной структуры народного хозяйства’, c. 201.

59 В.П.Цуканов, ‘Территориальные сдвиги в обрабатывающей промышленности Ирана в период ломки колониальной структуры народного хозяйства’, s. 495.

60 Н. Мамедова, Концентрация производства и капитала в Иране в 60-70-е годы, Москва: Наука, 1982, с. 8-9.

61 A.g.e.

62 Keyhan, 24.01.1973.

63 Tehrane Ekonomist,02.10.1971.

64 A.g.e., 20.02.1959.

65 Statistical Handbook of İran, vol. 2, Teheran, 1966, p. 149.

66 Azərbaycan (ADP MK-nın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının jurnalı), 05.11.1965.

67 A.g.e., 24.05.1967.

68 Keyhan, 24.01.1973.

69 R.E.Looney, The Economic Development of İran. A Recent Survey with Projections to 1981, New York etc, 1973, p. 143.

70 Bkz: Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s. 46-48.

71 İran Almanac and Book of Facts 1967, Teheran, (n.a.), p. 314.

72 Keyhan, 13.07.1965.

73 Amarnameye ostane Azərbaycane – Qərbi, Tehran, 1978, s.70; Amarnameye ostane Azərbaycane – Şərqi, Tehran, 1979, s. 75; Amarnameye ostane Zəncan, Tehran, 1978, s. 75.

74 М. Иванов, Иран в 60-70-х годах ХХ века, Москва: Наука, 1977, с. 68.

75 Amarnameye ostane Azərbaycane – Şərqi, Tehran, 1979, s. 78.

76 Ettelaat, 28.08.1949.

77 Səməd Bayramzadə,’İran hâkim dairələrinin Cənubi Azərbaycan maarif və mədəniyyəti sahəsindəki siyasəti (1947-1978-ci illər)’, Şövkət Tağıyeva (məsul redaktor), Cənubi Azərbaycan tarixi məsələləri, Bakı: Elm, 1989, s. 50.

78 Çənlibel, 21.07.1979.

79 Qozareşe xolaseye sərşomariye omumiye keşvər dər sale 1335, c. 2, Tehran, 1961, s. 55-59, 8285; Nəsib Nəsibzadə, İranda Azərbaycan məsələsi (XX əsrin 60-70-ci illəri),s. 98, 174.

80 Azərbaycan (ADP MK-nın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının qəzeti), 05.12.1962.

81 Amarnameye ostane Azərbaycane – Qərbi, Tehran, 1978, s.8; Amarnameye ostane Azərbaycane – Şərqi, Tehran, 1979, s. 13; Amarnameye ostane Zəncan, Tehran, 1978, s. 10, İran dər ayineye amar, Tehran, 1360, s.19.

82 Keyhan, 18.09.1975; Ettelaat, 11.07.1976

83 Azərbaycan (ADP MK-nın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının dərgisi), N 11, 1977, s.31.

84 Keyhan, 12.09.1971, 17.05.1972, 29.05.1976; Azərbaycan (ADP MK-nın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının qəzeti), 03.03.1965.

85 Ettelaat, 19.01.1965.

86 Keyhan, 29.05.1976.

87 Keyhan, 27.09.1962, 28.07.1967, 15.05.1968, 21.07.1969, 07.09.1969; Azərbaycan (ADP MKnın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının qəzeti), 06.09.1967; Azərbaycan (ADP MK-nın – Tudənin Azərbaycandakı yerli təşkilatının dərgisi), N 1, 1961, s. 52-57.

88 Keyhan, 29.05.1976.

89 Alıntı:С.М.Алиев, К национальному вопросу в современном Иране, Краткие сообщения Института народов Азии, Москва, 1964, N 77, c.45.

90 Cəmaləddin Fəqih, Aturpatakan (Azərbaycan) və nehzəte ədəbi, Tehran, 1967, s.9.

91 H. Vəhidi, Pojuxeşi dər məneşe melli və məneşe pasayi, Tehran, 2535, s.10.

92 H.Behzadi-Mədədi, Nasyonalizm, Tehran, 1975.

93 M.A. Foruği, İran ra çera bayəd dust daşt? Ettelaat, 14.05.1975.

94 M.Müəyyedi, Həmbəstegi və yeqanegiye melliye iraniyan, Tehran, 1976, s.41.

95 Mohammed Reza Pahlavi, Mission for My Country, London, 1960; Mohammed Reza Pahlavi, The White  Revolution, Teheran, 1967; Məhəmməd Reza Pəhləvi, Besuye təməddone bozorg, (yersiz), 1977.

96 Ричард Фрай, Наследие Ирана, Москва: Наука, 1972, с. 30.

97 Sərvan Kaviyanpur, Tarixe omumiye Azərbaycan, Tehran, 1346, s.82.

98 Məhmud Əfşar-Yəzdi, Moqəddəme, Mənuçehr Mortəzevi, Zəbane dirine Azərbaycan, Tehran, 1360 (safha gösterilmemiştir).

99 Cəmaləddin Fəqih, Aturpatekan (Azərbaycan) və nehzəte ədəbi,  s.186.

100 Şəfi Cəvadi, Təbriz və piramune an, Təbriz, 1350, s.62.

101 N. Şeybani, Təşkile şahənşahiye Səfəviyye, ehyaye vəhdətə melli, Tehran, 1346, s.246.

102 Nəsrulla Fəlsəfi, Zendegiye Şahe Abbase Əvvəl, c.1, Tehran, 1334. s. “se” və “i”; О.Эфендиев, “К освещению некоторых вопросов истории Сефевидов в современной историографии Ирана”, Против буржуазных фальсификаторов истории и культуры Азербайджана, Баку: Элм, 1978, с.135.

103 Örneğin bkz: Keyhan, 26.08.1976, 28.08.1976; Ettelaat, 28.08.1976.

104 Şövkət Tağıyeva, “Müasir İran burjua tarixşünaslığında Azərbaycan xalqının etnik birliyinin inkar edilməsi haqqında”, Ə. Sumbatzadə (red.), Azərbaycanın tarix və mədəniyyətinin burjua saxtalaşdırıcılarına qarşı, s.114-124.

105 Л.Р.Полонская, А.Х.Вафа, Восток: идеи и идеологии (Критика буржуазных и мелкобуржуазных концепций «третьего пути» развития), Москва: Наука, 1982, с. 73-78.

106 Keyhan, 28.08.1976.

107 М.С.Иванов, Иран, Национальные процессы в странах Ближнего и Среднего Востока, Москва: Наука, 1970, с. 120-121. 160 Əli Reza Nabdel, Azərbaycan və məsəleyi melli, s.38.

108 Əli Reza Nabdel, Azərbaycan və məsəleyi melli, s.38.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları