Süleymaniye Kürsüsü’nden Türk dünyasına bir bakış ve Abdürreşid İbrahim - MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______21.01.2021_______

Süleymaniye Kürsüsü’nden Türk dünyasına bir bakış ve Abdürreşid İbrahim

Mehmet Akif, Türk dünyasının derdiyle hemhâl olmuş bir şairdir. Kendisi gibi milletine ömrünü adayan Abdürreşid’in vaizliğindeki “Süleymaniye Kürsüsünde” bu düşüncenin bir tezahürüdür.

Mahmut Esad Kıraç

Mehmet Akif, kuşkusuz Türk şiirinin en güçlü isimlerindendir. Yalnızca millî marş şairimiz olmasıyla değil Türk düşüncesine katkılarıyla da ciddi bir mütefekkirdir. Marşımızı yazmasaydı dahi yine bizler onu büyük şair ve düşünür olarak anardık çünkü aruzu eşsiz kullanışı ve Safahat’ı Türk şiirine armağan etmesi onun büyüklüğünü göstermek için yeterlidir. Bir de bunların üzerine marşımızı yazması onu Türk milletinin kalbinde ölümsüzleştirmiştir.

Akif, derdi milleti olan bir şairdir. Yaşadığı dönemin sosyal ve politik sorunlarını dert edinmiş, bunları yazıya dökmüş, daima halkı aydınlatmayı amaçlamıştır. Türklük ve İslamiyet’i ele alışı yalnızca Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasını değil bütün Türk dünyasını ilgilendirmiştir. Özellikle Safahat’ın Süleymaniye Kürsüsünde bölümünde Türk dünyasına ilgisi açıkça ortadadır. Süleymaniye Kürsüsünde, kürsüden bizlere seslenen kişi ise Rusya Müslüman Türklerini birleştirme çabalarıyla tanınan ve Rusya’daki Türkleri Türkiye’ye göç etmeye özendiren bu girişimleriyle de büyük ölçüde başarı sağlayan Abdürreşid İbrahim’dir. Yani Akif, Süleymaniye Kürsüsünde eserini bizzat Abdürreşid İbrahim’in ağzından kaleme almıştır. Mehmet Akif, İbrahim’den Süleymaniye Kürsüsünde sadeleştirilmiş haliyle şu şekilde bahsetmektedir:

‘’Kimdi kürsüdeki? Bir bilmediğim ihtiyar ama,
Hiç de yabancı değil kalbe o sevimli sîma.
Bembeyaz temiz sakalıyla beyaz sarığı,
O heybetli alnını, o pek cana yakın olan yüzünü
Ayı saran hâle gibi her taraftan kuşatıp
Ne yiğitlik, ne güzellik veriyor yâ Rabbi!
Hele gözler göklerin odaklandığı iki noktadır ki:
Bir kıvılcımıyla ateşliyor kavrama yeteneğini.
Âh o gözlerden inen nur huzmelerinin
Büyüleyici her teline kuvvetten düşmüş bin ruh bağlı!’’

Abdürreşid İbrahim’in Japonya seyahati

İstanbul’dan Japonya’ya mücadele dolu bir yaşam

Akif’in bu denli övdüğü Abdürreşid İbrahim, hakikaten devrinin en etkin isimlerinden biridir. Aynı zamanda bir Tatar seyyah olan İbrahim’in yolculuğu İstanbul’dan başlar; İdil-Ural bölgesi üzerinden Türkistan’a oradan Doğu Türkistan’a ve en son Hindistan üzerinden dönerek İstanbul’a tekrar gelir. Özellikle Rusya’da verdiği mücadeleyle örnek bir şahsiyettir. Dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca da Osmanlı’ya sığınır. Daha sonraları Japonya’ya seyahat eden İbrahim, burada da evvela Japonca öğrenir. Cumhuriyet döneminde tekrar Anadolu’ya dönerek uzun süre Konya’da yaşar fakat 76 yaşında tekrar Japonya’ya gider. Yapımında büyük emeği olduğu Tokyo Camisi 1937’de ibadete açılır ve caminin ilk imamı olarak görev yapar. 1939’da Japonya’da İslamiyet’in resmî din olarak tanınmasında büyük payı vardır. 1944’de ise 84 yaşındayken hayata gözlerini yumar. İşte Akif’in Süleymaniye Kürsüsünden seslenen kişi bütün ömrünü mücadele ederek geçiren Abdürreşid İbrahim’dir.

Mehmet Akif daha sonra bize İbrahim’in gözünden Rusya’daki Türklerin durumunu ve uğradıkları zulmü aktarır. Biz, bu dizelerden Akif’in de Türk dünyasındaki Türklerin dertleriyle hemhal olduğunu anlamaktayız. Akif’in şu dizeleri bu duruma örnektir:

‘’O zaman Rusya’da yaman bir baskı hâkimdi…
Zulmü sevdirmek için başka bir yol var mı ki?
Düşünen her kafanın mutlak ezilmekti sonu!
Medeni Avrupa, bilmem niye görmez bunu?
Süngü, kurşun gibi kestirme ölümlerle ölen;
Yahut işkenceler altında ecelsiz gömülen:
Ne soluk var, ne ışık var, ne otur var ne durak,
İki üç yüz kulaç altında yerin, çıplak,
Aç, susuz çalıştırılan kanları donmuş canlar,
Size milyonla desem, fazlası yok eksiği var!
Bilmiyorlar ki bu şiddetlerin olmaz hükmü:
Göz yılar önce fakat kanıksar ölümü.
Kafa kesmekle, beyin ezmekle, sanıyorlar
Hürriyet fikri ölür. Hey gidi şaşkın alçaklar!’’

Rusya’da Türklere uygulanan zulme bu dizeleriyle sessiz kalmayan Akif, ‘’Kafa kesmekle, beyin ezmekle Hürriyet fikri ölmez’’ diyerek oradaki Türklerin mücadelelerine ayrı bir ruh katmıştır. Abdürreşid İbrahim ise bu manzarayı gördükten sonra Rusya’da nasıl mücadele etmesi gerektiğine dair hâl çarelere bakmıştır. Çözüm olarak gazete çıkarmayı bulmuş ve mücadeleye buradan başlamıştır. Akif, İbrahim’in sürdürdüğü mücadelesini şu dizeleriyle aktarır:

“Bir gazeteyle hemen vaaza başlayıverdim.
Zaten halkı uyandırmak için başlıca yol budur.
Medeniyetteki insanlar için gazetecilik,
Şimdi kürsülerin en yükseği fakat yazık,
Sizde hiç böyle değil, belki tamamen tersi:
En kötü bir yolu gösteriyor en iyisi.
Müslüman unsuru az çok uyanıktır orada;
Biz de ancak bunu arttırıyorduk arada.
Parasızlıktı başlangıçta işin korkulusu;
Zenginler altını verdi etekler dolusu…
Açtık oldukça güzel medreseler, mektepler;
Okuyup yazmaya çalıştık yer yer.
Tatar’ın bugün yüzde altmışı hakkıyla okur;
Halbuki Rusların okuma yüzdesi gayet düşüktür.”

Abdürreşid İbrahim ve öğrenciler

Hürriyet Adamı Abdürreşid İbrahim

Abdürreşid İbrahim, evvela gazete çıkarmış ardından halktan gördüğü destekle mektepler açabilmiş ve orada adeta bir hürriyet mücadelesi başlatmıştır. Aynı zamanda görüyoruz ki oradaki Tatar halk okuma yazma bilen eğitimli bir kesimdir. Tabii ki yüksek bir şuura sahip olan Akif, İbrahim’in bu mücadelesini dize dize şiirine işlemiştir. Fakat İbrahim, Rusya’daki Türklerin karşı karşıya kaldığı zulmün en acı sonucunu Ruslaşmak olarak görmektedir. Bütün yazılarında Ruslaşmanın sakıncalı olduğunu sık sık vurgulamıştır. Akif bu durumu Süleymaniye Kürsüsü’ne şöyle almıştır:

“Bir kurtuluş yolu varmış… O da neymiş: Mutlak,
Dini kökten kazımak, sonra, evet Ruslaşmak!”

Evet, belki de Türk dünyasında zulme uğrayan Türklerin durumunu anlatan en acı dizeler bunlardır. Tek kurtuluş yolu; dininden, vatanından ve kültüründen vazgeçerek Ruslaşmaktır. Yalnızca Abdürreşid İbrahim döneminde değil bugün dahi Türkler bu tehlikeyle maalesef karşı karşıya yaşamaktadırlar. Özellikle Stalin dönemindeki siyasi baskı ve Repressiya milyonlarca Türk’ün hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. İşte Akif, aslında bütün bunların bilincinde olarak Türk dünyasındaki millettaşlarının derdiyle hemhal olmuştur. Onları şiirine, düşüncesine ve her zerresiyle yaşamına ortak etmiştir.

Abdürreşid İbrahim, Rusya’da geçirdiği yılların sonucunda yaklaşık 70 bin Müslümanın Anadolu’ya göçünü sağlamıştır. Tam bir hürriyet adamı olan İbrahim daha sonra Türkistan’a seyahat etmiştir. Türkistan’da gördüğü manzara onu hiç mutlu etmez. Eğitimsizliğin ve Ruslaşmanın pek fazla olduğunu gören İbrahim büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Onun bu üzüntüsünü Akif şu dizeleriyle aktarır:

“Yolu tuttum yalnız doğruca Türkistan’a
Gece gündüz yürüdüm bulmak için Taşkent’i;
Geçtiğim yerleri saymaya gerek yok şimdi.
Uzanıp sonra Buhara’ya, Semerkant’a kadar;
Eski dünyada bakındım ki ne âlemler var?
Sormayın gördüğüm âlemleri, hiç söylemeyim:
Hatırası metanetimi sarsar da kan ağlar yüreğim.
O Buhara, o mübarek o azametli toprak;
Alçaltan bir hayatın içinde kendinden geçmiş uyuyor!
Yüzlerce İbn-i Sina doğurmuş olan o diyar,
Tek çocuk vermiyor ilmin kucağına ne kadar kısır!
Dünyanın rasathanesi olan Semerkant bile;
O geçmişine rağmen öyle dalmış hurafeler;

Ay tutulmuş, ‘’Kovalım şeytanı kalkın’’ diyerek,
Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!
Bu bölgede cehalet ne kadar çoksa, bölücülük
Daha salgın, daha dehşetli… Bütünüyle ahlâk…
-‘’Pek bozuk’’ az gelecek- sonsuz derecede düşkün!
Öyle murdarını görmekte ki insan fuhşun;
Bırakın söylenemez: Bulunduğumuz yer camidir.”

Anlaşılacağı üzere 20.yüzyılın başlarında Türkistan’da manzara üzüntü vericidir. İbrahim bu manzaradan utanmaktadır fakat kendisini milleti karşısında daima görevli hissetmiştir. O, Türkistan’da da uzun süre kaldıktan sonra oradan Japonya’ya ve ardından Hindistan’a geçerek bütün ömrünü Müslüman Türklerin hizmetine adamıştır.

Süleymaniye Kürsüsü, bir bilincin bir mücadelenin ve önemlisi Türklerin uğradıkları zulmün önemli bir vesikasıdır. Mehmet Akif ve Abdürreşid İbrahim; eğitimin, bilimin son derece önemli olduğuna inanmış ve yüksek şuur için bunların gerekliliğini hep savunarak halkı aydınlatmayı sorumluluk edinmiş şahsiyetlerdir. Sanılanın aksine Mehmet Akif, Türk dünyasını daima önemsemiş hatta Türk dünyasındaki pek çok fikir adamını da etkilemiştir. O hâlde ömrünü milletinin dertlerine adayan, çözüm arayan bu büyük mütefekkiri onun mısralarıyla anarak son sözü söyleyelim:

“Cehennem de olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz,
Bu yol ki hak yoludur dönmek bilmez yürürüz”

Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a ve Abdürreşid İbrahim’e rahmet ve minnetle…

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları