Teşkilat-ı Mahsusa ve Ermeni tehciri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______24.05.2019_______

Teşkilat-ı Mahsusa ve Ermeni tehciri

Umut Berhan Şen

Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, bir çok cephede savaşa girmiş ve elindeki askeri ve istihbarat personeli olduğu gibi cephe hattına sürmüştü. Ayrıca 19. Yüzyılın son  çeyreğinden beri Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük iç meselesi olan Ermeni Taşnak Terörü Sorunu (bir diğer adıyla Şark Meselesi) devletin 1. Dünya Savaşı sürerken dahi, çözüm bulması gereken en önemli konuların başında geliyordu. Dolayısıyla, Türk Devleti, bu sorunu kalıcı olarak çözmek için Tehcir kararı almak zorunda kalmıştı.

1915’te gerçekleşen, bugün tehcir olarak adlandırılan, Ermenilerin sevk ve iskânının belgelerle ortaya konulması hem Türkler için hem de Ermeniler için önemlidir. Ermeniler savaş sırasında yaşanan bu olayları soykırım olarak nitelendirerek Türkler hakkında hem ırkdaşlarının hem de dindaşlarının Türkler ve Müslümanlar aleyhine dönmelerine sebep olmaktadırlar. Halbuki, 1915’te yaşananların bir soykırım olmadığı, soykırımla ilgili somut delillerin ortaya konulamadığı birçok tarafsız tarihçi tarafından ifade edilmektedir. Tarihi kayıtlar ve belgeler yaşananları kesin bir şekilde ortaya koymaktadır.

Tehcir Kanunu veya resmî adıyla ‘Sevk ve İskân Kanunu’, 27 Mayıs 1915’te Osmanlı hükümeti tarafından 1. Dünya Savaşı‘nda Türk ordusu ile karşı karşıya gelebilecek iç unsurların savaş bölgelerinden uzak yerlere devlet eliyle gönderilmesi için çıkarılan göç kanununa verilen isimdir. Tehcir Kanunu 1 Haziran 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amaçlarını ve ana hatlarını belirten ilk iki madde şu şekilde ifade edilmiştir:

1-Vakt-i seferde ordu ve kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ve bunlarin vekilleri ve müstakil mevki kumandanlari ahâli tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükûmete (hükûmetin emirlerine) ve müdafaa-i memlekete (ülkenin savunmasına) ve muhafaza-i asayişe müteallik (ilişkin) icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silâhla tecavüz mukavemet görürlerse, derakap (hemen) kuvve-i askeriye (askerî güçler) ile en şiddetli surette te’dibat yapmaya (akıllarını başlarına getirmeye) ve tecavüz ve mukavemeti (direnmeyi) esasından imha etmeye (yok etmeye) mezun (görevli) ve mecburdurlar. 

2- Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları, icabat-i askeriyeye (askerliğin gerektirdiği kurallara) mebnî (dayanarak) veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kurâ (köyler) ve kasabat (kasabalar) ahâlisini münferiden (tek olarak) veya müctemi’an (toplu olarak) diğer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler .

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın atası sayılan Teşkilat-ı Mahsusa’nın[1], Ermeni Tehciri sırasında bir görev üstlenmediğini ortaya koymadan önce ‘istihbarat’  kavramını tanımlamak ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın ne olduğunu kısaca özetlemek istiyorum.

İstihbarat, günün şartlarına uygun olarak geliştirilen çok yönlü bir konudur. Pek çok kitap ve lûgatlerde, istihbarat, “akıl, zekâ, anlayış, malûmat, haber, bilgi, vukuf, işitilen haberler, muteber olan havadis, duyulan şeyler, toplanan haberler, alınan haberler, bilgi toplama, haber alma” olarak tarif edilmektedir. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana var olan istihbarat faaliyeti, geçmişte olduğu gibi günümüzde de devletlerin geleceğinde rol oynayan önemli ve öncelikli faktörlerden biridir.  Zira bu faaliyet, hedef ve hedef olması muhtemel kişi, grup, örgüt veya devletlerin imkân ve kabiliyetlerini ortaya çıkarmak, muhtemel hareket tarzlarını önceden tespit etmek için yürütülür.

Teşkilat-ı Mahsusa, 1913 yılında Sultan Mehmet Reşat’ın yayınlanmayan ve resmi olmayan bir fermanıyla harbiye nezareti bünyesinde kurulan, Osmanlı devletinin, ilk resmi özel harp ve haber alma kurumuna verilen isimdir. Teşkilatın ilk başkanı Süleyman Askeri Bey, son başkanı Hüsamettin Ertürk’tür. Teşkilatın vazifesi, Arap ayrımcılığı ve Batı emperyalizmine karşı mücadeleydi. Kurulma amacı, Osmanlı Devleti’nin dağılma döneminde Ortadoğu üzerinde odaklanan yabancı haber alma, ayaklanma ve kontr-espiyonaj[2] faaliyetlerinin takip gözetiminin yapılıp karşılık verilebilmesi ve sürdürülen istihbarat ve özel harp çalışmalarının bir merkezden organize biçimde yürütülmesinin sağlanmasıydı. Teşkilatın resmi kuruluş tarihi 1913 yılı olsa da Enver Paşa komutasında 1903 yılına kadar uzanan bir geçmişi olduğu tahmin edilmektedir. Enver Paşa, harbiye olduktan kısa bir süre sonra Teşkilat-ı Mahsusa’yı resmi bir devlet kurumu hüviyetine kavuşturmuş, dönemin yetenekli subaylarını bu kuruma operasyon elemanı olarak almıştır. (Bir nevi bugünkü Özel Kuvvetler Komutanlığı ve M.İ.T.’i aynı çatı altında buluşturmaya benzemektedir.)

Günümüzde Ermeni diasporası ve Taşnak Partisi tarafından sıklıkla tekrarlanan, Teşkilatı Mahsusa Ermenilere karşı kuruldu ve Ermeni tehcirinde başrolde yer aldı, şeklindeki tezin yanlış olduğunu şuradan anlıyoruz: Osmanlı, 1. Dünya Savaş’ında, öncelikle Balkanlar ve Arap bölgelerinde yoğunlaşmış ve bu zorlu ortamda Ermeni meselesinin ikinci planda kalmıştır. Bu meseleyle ilgilenen kurum Dahiliye Nezareti olmuştur. Tehcir kararını alan ve uygulayan ekibin kilit ismi, devrin Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Talat Paşa’nın hatıratından bir anekdota bakmamızda fayda var:[3]

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, tehcir uygulamasını gerçekleştiren kurum ordu veya  istihbarat değildir.

ABD’li tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy’ den de bir anekdota yer verelim:

‘Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu’na ve Müslümanlara tehlike arz ediyordu. Müslümanlar saldırıya uğradı ve öldürüldüler. Resimler ve haritalar temelinde Ermenilerin Osmanlıların kaybetmesini istemesinin mantıklı bir temeli olduğunu göreceksiniz. En önemli husus; Ermeniler, Rus saflarında savaşan askerler gibi toplandı. Ermeniler dediğim zaman Ermeni isyancıları, Ermeni milliyetçileri kastediyorum. Ermenilerin çoğu da Müslüman Türkler gibi kendi başlarına yaşamak isteyen çiftçiler, köylülerdi ama kendi insanları onları rahat bırakmadı ve savaşa zorladılar zira savaşmazlarsa kendi insanları tarafından öldürüleceklerdi. Öyle olunca da Osmanlıların bu kişilere karşı harekete geçmesinin yeterince nedeni vardı. Ermeniler ihanete başvurdular, ihanet ettiler.’

Osmanlı ordusu 1. Dünya Savaş’ının başlarında doğuda Rus ordusu ve Taşnak çeteleriyle savaşırken, bu iki cepheye giden kritik yollardaki telgraf hatlarının Ermeni çetelerince sürekli saldırıya uğradığını ve kesildiğini de unutmamak gerekiyor. İşte Teşkilat-ı Mahsusa bu noktada devreye girmiş ve teşkilatın Kafkas Masası Başkanı Dr. Bahaddin Şakir ve ekibinin gayretleriyle telgraf hatları korunmaya çalışılmıştır. Ermeni çeteleri püskürtülmüş veya imha edilmiştir.  Dolayısıyla, şunu net olarak söyleyebiliriz ki; Teşkilat-ı Mahsusa’nın Ermeni tehciri ile uzaktan yakından alakası yoktur. Teşkilat, Doğu Anadolu bölgesindeki misyonu, Taşnak çetelerinin saldırıları ve sabotaj hareketleriyle mücadele etmek olmuştur.

1 Haziran 1915 tarihli Takvim-i Vekâyi gazetesinde yayınlanan Tehcir Kanunu

Bu kanunun ilk iki maddesinde belirtildiği üzere, tehcir güvenlik ve nizamını sağlamak ordunun görevidir. Ancak devrin savaş şartları göz önünde bulundurulduğunda, neredeyse tüm askeri personelin cephede olması nedeniyle, Osmanlı Devleti, tehcirin güvenlik ve nizamını sivil görevli ve milis güçlerce sağlamaya çalışmıştır. Dolayısıyla, tehcir sırasında, karşılıklı çatışma ve salgın hastalıklar nedeniyle yaşanılan can ve mal kaybından sorumlu olan da bu sivil görevliler ve milis güçlerdir. Devrin Dahiliye Nazırı ( İçişleri Bakanı ) Talat Paşa’nın hatıratının 65. Sayfasında da belirtildiği üzere, tehcirin milis güçlerce güvenlik ve nizamının sağlanmaya çalışılması, pek çok hatanın ve trajik olayların yaşanmasına sebep olmuştur.

Dipnotlar

[1] Mit’in kuruluşunun 75. yılı anısına kendi bastığı kurumsal tarihçede aynen bu ifade geçmektedir: ‘Milli İstihbarat Teşkilatı’nın atası sayılan Teşkilat-ı Mahsusa’nın…’ Kaynak: Dr. Erdal İLTER, Mit’in Tarihçesi, Ankara, 2002, Mit basımevi.

[2] Kontr-Espiyonaj: Kavram olarak, yabancı istihbarat servislerinin espiyonaj (casusluk) faaliyetlerine karşı koyma çalışmalarının tümünü kapsar. Kontrespiyonaj, faaliyetlerinin dört aşamalı olarak (tespit, teşhis, planlama ve sonuçlandırma) ele alındığı yüksek istihbarat ve operasyon eğitimi, bilgi, araç-gereç, teknolojik donanım, yetenek ve planlama gerektiren faaliyettir.

[3] Talat Paşa’nın Hatıratı, s. 65

KAYNAKÇA:

-BARDAKÇI, Murat, Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi, Everest Yayınları, İstanbul, 2009.

-İLTER, Erdal, MİT’in Tarihçesi, MİT Basımevi, Ankara, 2002.

-İYİAT, Bora, Bir Vatanı Karşılıksız Sevmek: Türk İstihbarat Tarihi, Tümer Yayınları, Ankara, 2005.

-KABACALI, Alpay, Talat Paşa’nın Hatıraları, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2018.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları