05.10.2022

Türklük üzerinde suçluluk duygusu yaratma

Unutulmamalıdır ki emperyalizme karşı ‘bağımsızlık savaşı’ vermeyi, bütün insanlığa, Türk milleti göstermişti.  Küreselleşmecilerin dayattığı yozlaşmaya ve olumsuz melezleşmeye karşı da soylu milletlerin uyanışına, Türkler öncülük etmelidir.


Tarihin hiç değişmeyen olgularından biri, milletler mücadelesi, ekonomik ve askeri savaşlar yanında psikolojik savaş hâlinde, bütün şiddetiyle sürmektedir. Psikolojik savaşın amacı, klasik savaşın fiziki güç imkânlarını kullanmadan, etkili iletişim mesajlarıyla karşı tarafın moralinin bozulması, kendilerine güvenlerinin ve saygılarının yıkılması, direnme ve mücadele etme iradelerinin kırılmasıdır. Psikolojik savaş süreci, medya ve bilişim teknolojileri imkânlarıyla verilen çeşitli bilgi, haber ve görüntüler aracılığıyla   toplumun duygu, düşünce ve davranışlarını değiştirmek ya da onları etkisiz hale getirmek işlemleridir. Psikolojik savaşa muhatap olanlar, mesaj içeriğindeki yönlendirmelere bağlı olarak ‘karşı gelme’, ‘itiraz etme’, ‘direnme’ ve ‘mücadele’ yeteneklerini kullanmaktan vazgeçmektedir.  Böylece, psikolojik savaş taktiklerine hedef olan toplum, direncinde ve mücadelesinde ısrar etmezse yenilgiyi ve teslimiyeti, kolayca kabul etmiş olur.

Gücü, gücü yetene

Günümüzde milletler arası ilişkilerde, güçlü toplumlar kendi görüş ve düşüncelerini zayıf toplumlara kabul ettirmek amacıyla çeşitli psikolojik savaş tekniklerini, sıklıkla kullanmaktadır. Aynı zamanda, otoriter toplumlardaki güçlü yönetici sınıflar (yöneticiler, rantçı iş adamları ve yandaş din adamları) da aralarında ittifak yaparak, kendi görüş ve düşüncelerini kabul ettirmek ve uygulamak amacıyla, yönetilen halka karşı çeşitli psikolojik savaş tekniklerini sıklıkla kullanmaktadır. Güçlü toplumlar, diğer toplumlar üzerinde ekonomik, ticari ve siyasi baskılar yanında etkili iletişim tekniklerini ve çeşitli kültürel ögeleri bir ‘yumuşak güç’ olarak kullanır. Otoriter toplumlarda yönetici sınıflar, çoğunlukla mektepler, mabetler ve medya aracılığıyla yürüttükleri ikna ve yönlendirme maksatlı etkinliklerle, özellikle eğitim ve kültür düzeyi düşük alt sınıflar üzerinde etkili olmaktadır. Psikolojik savaşa en fazla muhatap olanlar ise bağımsız gelir kaynaklarından yoksun olanlar, sosyal olaylar ve olguların neden-sonuç ilişkileri hakkında düşünce üretemeyenler ile kendine özgü tercih ve davranışlarını belirleme iradesi gösteremeyen kişi ve topluluklardır.

Suçlama yoluyla kimlikten vazgeçirme

Psikolojik savaş taktiklerinin en fazla kullanılanlarından biri; hedef toplulukların, asılsız ve yersiz bir biçimde, sürekli olarak suçlanması suretiyle, üzerlerinde şiddetli bir suçluluk duygusu yaratmaktır. Hukuki bir kavram olarak suçlama; bir kişi ya da grubun, yürürlükte olan yasal düzenlemelerin öngördüğü ve suç tanımı kapsamında saydığı eylemleri işlediğine ilişkin iddiadır. Bir eylemin hukuken suç sayılması bakımından taşıması gereken temel ögelerin (kanuni, maddi, hukuka aykırılık ve manevi ögeler) gerçekleşmediği hâlde, ısrarla yapılan suçlamalar ise kara çalma ve iftira atmaktır. Suç işlemek, hem hukuki yaptırımı hem de toplumsal kınama ve ayıplamayı gerektiren bir utanç konusudur. Bu bağlamda, suçlu olma psikolojisi, patolojik derecede kişilik bozukluğu olmayan kişilerde, çok ciddi bir iç huzursuzluğu ve vicdan rahatsızlığı yaratır. Ancak, bir kişi ya da topluma, psikolojik savaş taktiği olarak, gerçeklere uymayan ve kanıtlanamayan suçlamada bulunmak ve bunda ısrarcı olmak, o kişi ya da toplumun kişisel ve toplumsal varlığına çok açık bir saldırı ve sindirme çabasıdır. Buradaki temel sorun; neden kişi ya da toplumlara karşı, kanıtlanmamış ve gerçeklere aykırı olduğu hâlde, onları utandıracak ve suçluluk duygusu yaratacak suçlamalarda bulunulur? Böyle bir haksız tutumun oluşumunun ana amacı, karşıdaki kişi ya da toplumu tamamen sindirmek ve etkisiz bir hale getirmek; normal şartlarda kabul etmeyecekleri bir takım çarpık uygulamalara onları razı olmaya hazırlamaktır. Çünkü suçluluk psikolojisi, özellikle gerçeğe dayanmayan kara çalmalar, insanların içe kapanmasına ve mevcut iddiaya karşı direnç göstermeden kabullenmesine neden olmaktadır.

Türklüğe karşı psikolojik savaş

Ülkemizde, içeriden ve dışarıdan, resmi ya da gayri resmi oluşumlardan kaynaklanan çok yönlü psikolojik savaş tekniklerinin başında, ‘Türk kimliği’ ile ilgili ‘suçluluk duygusu’ yaratma çabaları gelmektedir. Bu bağlamda, ‘Türk’üm’ diyenler üzerinde yoğun bir suçluluk duygusu yaratan, etkili iletişim ağı oluşturulmak suretiyle Türklere dayatılacak yeni şartların kabulüne ilişkin psikolojik ortam sağlanmaya çalışılmaktadır. Söz gelimi, İngiltere-Amerika-İsrail çıkarlarının ortak ve egemen ideolojisi olan küreselleşmeciliğe hizmet eden liberal solcular ile Arap milliyetçiliği yapan siyasal İslamcıların, Türk’üm diyen herkese her fırsatta ırkçılık karalamasında bulunması, çok açık bir psikolojik savaş taktiğidir. Türk Kimliği konusunda çok açık ve ağır bir Türk düşmanlığı sergilenirken;  bu aşamada ortaya çıkacak milli refleks (Kuvayı Milliye Ruhu) bastırılmak ve etkisiz hale getirilmek istenmektedir. Bu taktik sayesinde, suçluluk psikolojisine kapılan Türklerin ve Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının, içeriden ve dışarıdan dayatılan, normal şartlarda asla kabul edilemeyecek özellikteki birtakım talepleri, daha kolay kabullenilir bir hale geleceği umulmaktadır. Böylece, Türklerin kendi yurtlarında, kendi milli kimlikleriyle ilgili saldırılara karşı tavır alma ve harekete geçme kapasitelerin düşürülmesi ya da tamamen yok edilmesi hedeflenmektedir.

Dünyada ve Türkiye’de, her milliyet ya da etnik topluluktan olma ve bunu açıkça ifade etme bir insan hakkı olarak görülürken, hem dünyada hem de Türkiye’de ‘Türk’üm’ demek, çok yabansı ve tuhaf bir şeymiş gibi gösterilmek isteniyor. ‘Türk Milleti’, ‘Türkçe’, ‘Türk Bayrağı’, ‘Türk Devleti’ ve ‘Atatürk’ gibi söylemler, küreselci ideolojinin bölgemizdeki tetikçiliğini yapan liberal solcu, siyasal İslamcı ve etnik bölücü çevrelerin, kendilerine bir küfür yapılmışçasına, bütün nefret duygularını ve saldırganlıklarını harekete geçiriyor. Küreselci ideolojinin, bütün dünya halkları üzerindeki milliyetsizleştirme, kimliksizleştirme ve devletsizleştirme stratejisiyle her ülkeyi birer ‘milliyetsizler (kimliksizler) yığını’ haline getirme biçimindeki küresel projesinin bir pilot uygulaması olarak, öncelikle ve ivedilikle Türkiye’yi ‘Türksüzleştirme’ ve karma milletler algısı oluşturma politikalarını izlediği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’de, milliyetsiz ideolojilerin mensuplarınca, her milletten ya da etnisiteden kişilerin ve toplulukların, özgürce etnik kimliklerini söylemeleri savunulurken, çekinerek bile olsa Türk’üm denilmesi bir ırkçılık olarak görülüyor. Sözde birbirlerine karşıymış gibi görüntü üreten iki etkili beynelmilel ideoloji olarak liberal solcuların ve siyasal İslamcıların, ‘Türklük takıntısı’ konusunda birbirleriyle örtüşmesi, her iki akımın da emperyalizmin içerideki tetikçileri olduklarını ortaya koymaktadır. Ayrıca, ‘Türk’üm’ demenin ırkçılık olarak görülmesi ve ‘Türk’üm’ diyenlerin sindirilmeye çalışılması, sadece ait olunan milli kimlikten değil, aynı zamanda devletten ve vatandan da vazgeçirilmeye çalışılması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de, Türk kimliğinden vazgeçmek, Türk devletinden ve Türk vatanından da vazgeçmek demek oluyor.  Bu bağlamda, resmi ya da gayri resmi Türk karşıtlığı o kadar etkili olmaktadır ki çoğu siyasetçiler “Türk Milleti” yerine “Aziz Milletim” diyerek muhatabı belirsiz bir millet anlayışına gönderme yapmaktadır.

Fiili olarak Türkiye’de Türk olmakla ilgili, bazen açıkça bazen de örtülü olan küçümseyici tutumlara bakılırsa ırkçılık gibi ağır bir suçlama ile Türklerin milli kimliklerini dillendirmesi, psikolojik olarak engellenmek isteniyor. Türkler, ırkçılık suçlaması gibi etkili bir psikolojik savaş taktiği doğrultusunda ‘Türk’üm’ demeleri üzerinden psikolojik ve dinsel bir baskıya tâbi tutulurken, Türkiye’de doğan milli kimlik boşluğu da daha sonradan kolayca sönümleneceği umulan köksüz, yapay ve kurgulanmış kimliklerle doldurulmaya çalışılıyor. Çünkü insanlık tarihinin en kadim milli kimliği olan Türklük, bir kültür ve kimlik soykırımına uğratılırsa liberal solcular, siyasal İslamcı ve etnik bölücülerin ayrı kanallardan tetikçiliğini yaptıkları küresel güçler için ‘milliyetsiz bir dünya toplumu’ fantezileri konusunda önemli bir aşamaya gelinmiş olacaktır.

Sonuç olarak, Türk kimliği bilincine yükselmiş olan Türkler, Türk Kimliğine yönelik açık ve örtülü saldırılara karşı, son derece duyarlı ve donanımlı olmak zorundadır. Bu kapsamda her Türk, nitelikli bilgiler ve mevcut hukuki düzenlemeler bakımından, oldukça bilgili ve deneyimli olmak durumundadır. Unutulmasın ki kayıt dışı nüfusun çok olduğu toplumlarda, söz gelimi “Bir Zamanlar Amerika”da olduğu gibi hukuk dışı eylemlerde ve işlemlerde oldukça çoğalma olur. Her Türk, mesleği ne olursa olsun, ayrıca ülkenin hukuki düzenlemelerini de bilmelidir.

Unutulmamalıdır ki emperyalizme karşı ‘bağımsızlık savaşı’ vermeyi, bütün insanlığa, Türk milleti göstermişti.  Küreselleşmecilerin dayattığı yozlaşmaya ve olumsuz melezleşmeye karşı da soylu milletlerin uyanışına, Türkler öncülük etmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

2 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar