Yabancı seyyahların gözünden Türklerde misafirperverlik ve adalet – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______07.02.2020_______

Yabancı seyyahların gözünden Türklerde misafirperverlik ve adalet

Mahmut Esad Kıraç
Bu çalışmada amacımız Türklerin en mühim özelliklerinden kabul edilen misafirperverlik ve adalet kavramlarını seyahatnameler üzerinden incelemektir. Türkleri konu alan seyahatname sayısının yüzlerce olduğunu bildiğimiz için bu makalede Fadlan, Thevenot, Batuta, Tavernier, ve D’aramon’nun seyahatnameleri üzerinden kronolojik bir sıra ile Türk’ün hoşgörü ve adaletine bakmaya çalışacağız.

 

Hoşgörü sözcüğü, Farsça bir sıfat olan güzel, iyi, tatlı, duygu okşayan, zevk veren, ilgi uyandıran, beğenilen ve latif anlamındaki hoş/ hûş sözcüğü ile Türkçe bir fiil olan görmekten görü sözcüğünün bir araya getirilmesiyle oluşan bileşik bir kelimedir. Yüzyıllardır süregelen dönemde bu kavram bir milletin karakteriyle özdeşleşiyorsa artık “hoşgörü” kavramı o milletin kültür ögesidir diyebiliriz.

Çalışma boyunca incelediğim seyyahlar arasında araştırma konuma dair birçok örnek bulmama rağmen birbirinin tekrarına düşmemek amacıyla en detaylı ve seyyahların da en çok şaşırdığı notları toplamaya çalıştım.

Fadlan’ın izlenimleri

X.asırda Türk yurtlarına seyahat eden İbn Fadlan, bize Türk kültürüne dair çok mühim bilgiler vermektedir. Türklerin adaletine ve hoşgörüsüne yer yer vurgu yapan Fadlan, evine misafir olduğu Türklerin davranışlarına değin pek çok örneği bize aktarmıştır.

Seyahatnamesinde Türk adetlerinden bahseden Fadlan, dilencilere dahi gösterilen hoşgörüye oldukça şaşırmıştır: “Onların âdetine göre dilenci evin kapısında beklemez. Eve girer. Bir müddet ateşin karşısında oturur, ısınır. Ekmek?der. Bir şey verirlerse alır, vermezlerse çıkar gider.

Aynı şekilde Türkün yurdundan bilmediği bir insan geçse ona “Ben senin misafirinim. Develerinden, hayvanlarından, malından şu kadar ihtiyacım var dese Türk ona istediğini verir. Tüccar bu yolculuğu sırasında ölür, kafile dönerse Türk kafileye gelir. ‘Misafirim nerde?’ diye sorar. Öldü, derlerse kafileyi indirir. Kafilenin reisi olan tüccara gelir, mallarını gözünün önünde açar, ölen tüccara verdiği mal kadarını alır, bir habbe fazla almaz.”

Yine Fadlan’ın en çok şaşırdığı hususlardan biri de Türk’ün adaletidir. Türklerde “rabb” kavramının büyüklere söylendiğini belirten Fadlan: “Aralarından biri reisine bir şey danışınca ‘Ey Rabbim şu şu konuda nasıl hareket edeyim’ der. İdareleri danışma iledir. Yalnız, bazen bir konuda ittifak edip o işi yapmaya karar verirler. İçlerinden en değersiz biri gelir bu ittifakı bozabilir.” Diyerek ortak karar alındığını ve danışma meclisinde meselelerin tartışıldığını aktarır.

Fadlan, Türk yurtlarını gezerken daha birçok başka konuda da bilgiler verir. Fakat araştırma konumuz hoşgörü ve adalet olduğu için diğer asırlarda da Türklerin hoşgörü ve adaletini aktaran seyyahları belirteceğiz.

İbn Battuta’nın izlenimleri 

XIV. asırda Türklerin hoşgörü ve adaletini aktarırken en mühim kaynaklardan biri kuşkusuz Battuta Seyahatnamesi’ dir. Battuta Anadolu’yu karış karış gezmiş ve pek çok sultan ile de bizzat görüşerek sofralarına oturmuş, hoşgörülerine, misafirperverliklerine ve adaletlerine çok defa tanık olmuştur. Özellikle ahilerin misafirperverliği karşısında “eşine dünyada rastlanmaz” diyerek övgüyle bahsetmiştir: “Şehirlerine gelen yabancıları misafir etme, onlarla ilgilenme, yiyeceklerini ve konaklayacakları yeri sağlama, onları eşkıyanın ve vurguncuların ellerinden kurtarma, şu veya bu sebeple haydutlara katılanları temizleme gibi konularda bunların eşine dünyada rastlanmaz.

Battuta gezdiği şehirlerde sırasıyla Antalya Sultanı Hıdır Bek, Eğirdir Sultanı Ebu İshak Bek, Gölhisar Sultanı Muhammed Çelebi gibi pek çok Sultanı ziyaret etmiştir ve onların konuğu olarak birçok ikramlar almıştır. Her seferinde son derece hoşgörüyle karşılandığını vurgulayan Battuta’nın bu ziyaretleri esnasından en mühim gördüğümüz örnekler şunlardır:

Battuta ve heyetini görünce misafir etmek için birbiriyle tutuşan iki kabileyi şu şekilde aktarmıştır: Her iki taraf da bizim kendi yanlarında konuk olmamızı istiyorlar, bu yüzden çekişiyorlarmış. Gösterdikleri yüksek misafirperverliğe şaşmamak mümkün değil! Sonunda işi kur’a çekmek suretiyle hallettiler, barıştılar. Kim kazanırsa önce o tarafın tekkesine konuk olmamıza karar verildi. Kur’a, Ahı Sinân’ın takımına düştü. Sinân bunu haber alınca kendi yoldaşlarından bir grupla bizi karşıladı. Beraberce onun tekkesine gittik. Hemen yiyecek sundular. Dinlendikten sonra Ahı Sinân bizi hamama götürdü. Benim bütün hizmetimi o görmüştür. Öteki yoldaşlarından üçü-dördü de bir arkadaşımın hizmetini üzerlerine almışlardı. Hamamdan çıkınca tekrar büyük bir sofra kurdular. Çeşitli meyveler, tatlılar, ikram ettiler. Yemekten sonra Kur’an-ı Kerim’den bazı bölümler okuyan hafızları dinledik. Arkasından hepsi “semâ” etmeye başladı. Gelişimizin haberi hükümdara bildirildi. Ertesi akşam bizimle görüşmek istedi; aşağıda anlatacağımız gibi onu ve oğlunu ziyaret amacıyla konağına gittik.

Tekkeye döndüğümüz zaman Ahı Tûmân ile yoldaşlarını karşımızda bulduk, bizi bekliyorlardı. Onlarla birlikte kendi tekkelerine gittik. Ötekiler gibi yemek verdiler, hamama götürdüler, hamamdan çıktığımızda bizlere gülsuyu ikram ettiler! Böylece tekkeye geldik. Yine ötekiler gibi meyve, tatlı ve nefis yiyecekler ikram ettiler. Ziyafetten sonra Kur’an’dan bazı bölümler okundu, raks ve “semâ” edildi. Onların tekkelerinde de bir süre kaldık.’’

Battuta, gittiği her yerde ikramlarla, nezaketle karşılanmış ve yine ikramlarla uğurlanmıştır. Yine en dikkat çekici örneklerden biri Karaman Sultanı Bedreddin ile karşılaşmasıdır: Sultan Bedreddîn’le av dönüşü şehir dışında karşılaştım. Atımdan indim; o da bineğinden indi. Selâm verdim. Selâmımı alıp beni kucakladı. Bu ülkede hükümdarların şöyle bir âdeti var: Uzaktan gelen biri onunla karşılaştığında beriki bineğinden iniyorsa o da iniyor! Gelen yolcunun gösterdiği saygı, bu sultanların da saygılı davranmalarını gerektirecek bir memnuniyete kapı aralar!

Selâmın at üzerinde verilmesi iyi karşılanmaz. Memnuniyetsizliğe, ardından da yolcunun felâketine sebep olur! Yeri gelince anlatacağım gibi onlardan bazıları ile benim aramda bu tür olaylar geçmiştir. Sultan selâm verdikten sonra atına bindi, ardından ben de atıma bindim. Bana nereden geldiğimi sordu. Hâl hatır muhabbetinden sonra şehre birlikte girdik. Benim en güzel şekilde ağırlanmam için çevresindekilere emirler yağdırdı. Gümüş tabaklar içerisinde leziz yemekler, nefis meyveler ve hoş tatlılardan başka; mum, elbise, binek hayvanı ve çeşitli armağanlar gönderdi. Onun yanında fazla kalmadım.” Yine görüldüğü üzere Battuta’nın gittiği her yerde sultanlar tarafından son derece hoşgörülü ve cömert karşılandığını görmekteyiz.

Battuta, Erzurum seyahatinde 2 gün konakladıktan sonra ona gelen tepki ilginçtir: “Eğer böyle yaparsanız bizim itibarımızı yok etmiş olursunuz şehirde! Çünkü konukluk en aşağı üç gün olmalı!”

Anadolu ziyaretine Alanya’dan başlayan Battuta, son durağı olan Sinop’a kadar gitmiş olduğu her şehrin beği ile görüşmüş, ikramlar almış, güzel ağırlanmış ve memnuniyetle ayrılmıştır. XIV.asırda Anadolu Türklüğünün hoşgörü ve misafirperverliğini anlatan bu notlar tabi ki arttırılabilir. Bizler tamamını almak yerine Türk folklorü açısından en çok detay barındıran örnekleri tercih ettik.

D’aramon’un Türklere dair izlenimleri

XVI.asırda Anadolu’ya seyahat ederek Kanuni Sultan Süleyman devrinde Türklere dair mühim bilgiler aktaran D’aramon, özellikle saray ve çevresinde gördükleri, Kanuni’ye dair verdiği bilgileri çok değerlidir. Edirne seyahati esnasında Kanuni’yi görme fırsatı yakalayan D’aramon, Kanuni’den “Büyük Türk” diye bahsetmektedir. Edirne’de Kanuni’nin huzuruna çıktıklarında D’aramon şunları aktarmaktadır:

Götürdüğümüz hediyeler Büyük Türk’e taşınırken, hizmetkârları ve sarayının memurları bize ziyafet vermek istediler ve bulunduğumuz yerde kendi üsluplarınca masalar hazırladılar. Böylelikle ziyafetleriyle kısa sürede doyduk.’’

Kanuni devrinde gündelik yaşama, dine, devlet idaresine ve pek çok özel olaya dair örnekler veren Daramon’u Osmanlı Devletindeki adalet çok etkilemiştir: “Büyük Efendi’nin bütün şehirlerinde, iki yargıç vardır. Birisi medeni hukukla ilgili davalara bakan kadı, diğeriyse adi suçlarla ilgili davalara bakan subaşıdır. Müşavir, avukat ya da savcı yoktur. Herkesin delilini sunması, şahitlerini getirmesi veya yazılı bir belge göstermesi gerekir. Adalet, ivedi biçimde bunlar üzerinden sağlanır.”

Tavernier’de hoşgörü ve adalet

XVII. asırda Osmanlı üzerinden İran’a seyahat eden J.B.Tavernier’in Osmanlı seyahati sırasında Türklere dair gözlemleri yine geçmiş yüzyıllarda belirttiğimiz gibi Türklerin son derece hoşgörülü, misafirperver ve adaletli olduğunu göstermektedir.

Yalnız, ramazan günü içki içtikleri için Türkler tarafından dışlanan Tavernier ve heyetindekiler bu sebeple Kadı’nın huzuruna çıkmışlardır: “Hoşuna gitmediği anlaşılan kadı, yine de Türklerin örf ve adetlerinden olan kahve ikram edilmesini bizden esirgemedi ve bizi, İzmirli tüccarlardan ve heyetlerden ufak tefek hediyeler kabul eden yardımcısının huzuruna gönderdi. Yardımcısı bizi mükemmel karşıladı ve derhal bizim için masayı donattı… Ramazan’da içki içilmesine rağmen Kadı huzuruna çıktıklarında kahve ikram edilerek, masaları donaltılan Tavernier’in, bize aktardıkları ve dönemi göz önüne alındığında son derece güzel bir hoşgörü örneğidir.

Yine Tavernier ve beraberindekiler, Tokat ve Halep yolu üzerindeyken Türklerin insanlıklarına dair bir delilin göze çarptığını belirtir: Irmaklardan uzaklarda bulunan büyük yolların ekserisinde, Türkler sarnıçlar yapmışlardır; yağmur yağmadığı bazı seneler, komşu kasabadan yolcular için bu sarnıçlara su taşınır; sarnıçlar olmasaydı yolcular çok eziyet çekeceklerdi.

Bu denli ince düşünceli olan Türkler, XVII. asırda da okuduğumuz seyyahlara göre hoşgörü ve misafirperverlik hususunda hassasiyet sahibi oldukları açıktır.

Thevenot’ta Türklerin mizacı

XVIII. asırda Türk yurtlarına gelerek özellikle İstanbul’da uzun süre kalan Thevenot’un seyahatnamesini inceleyeceğiz.

Thevenot, Türklerin mizacını aktarırken yazmış olduğu şu not gözümüze çarpıyor: “Doğuştan Türk olanlar dürüst insanlardır ve dürüst insana ister Türk ister Hristiyan isterse Yahudi olsun, saygı duyarlar. Bir Türk’ü olduğu gibi bir Hristiyan’ı da aldatmanın veya soymanın caiz olmadığına inanırlar.”

Yine görüyoruz ki Türkler için mühim olan karşısındaki kişinin ırkı ya da milleti değil şahsiyeti ve kişiliğidir. Karşısındaki kim olursa olsun adil ve eşit davranmaktadır.

Sonuç

Başlangıçta da belirttiğimiz gibi seyahatnameler kendi dönemlerinin canlı vesikaları gibidirler. Dinî, sosyal ve siyasî meseleleri anlamada ve geçmişi okumada en mühim kaynaklardan kabul edilirler. Türk kültürüne dair yapmış olduğumuz araştırmada görüyoruz ki  beş farklı asırda beş farklı seyyah Türklerin misafirperverliği, hoşgörüsü ve adaletinden övgüyle bahsetmiştir.

Bütün bunlar neticesinde Türklerin misafirperver, hoşgörülü ve adaletli olduğuna dair örneklerin çokluğu bize önemli bir dönüt vermektedir. Misafirperverlik, hoşgörü, adalet gibi evrensel değerlerin Türklerde daima bulunduğunu ve bir milleti medeni kılan en mühim unsurlardan olan bu değerlerin Türklerin kültürüne yerleştiğini görüyoruz.

KAYNAKÇA

Şeşen, Ramazan(2010), İbn Fadlan Seyahatnamesi, İstanbul:Yeditepe Yayınevi,

Battuta,İbn, İbn Battuta Seyahatnamesi (Aykut, A.Sait Çev. 2010), İstanbul:Yapı Kredi Yayınları,

Chesneau, Jean(2012), D’aramon Seyahatnamesi (Işıl Erverdi Çev.), İstanbul: Dergah Yayınları,

Tavernier, J.B, 17.Asır Ortalarında Osmanlı Üzerinden İran’a Seyahat (Ertuğrul Gültekin Çev.2019),İstanbul:Köprü Kitapları

Thevenot, Jean, Thevenot Seyahatnamesi (Çev: Ali Berktay-2009), İstanbul: Kitap Yayınevi

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları