Ziya Gökalp’in fikir dünyasına Herder’in etkileri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______11.09.2020_______

Ziya Gökalp’in fikir dünyasına Herder’in etkileri

Gökalp’in düşünce dünyasından bahsedilirken kahir ekseriyetle Durkheim etkisinden söz edilmekte ve Gökalp, Durkheim üzerinden anlaşılmaya çalışılmaktadır. Gökalp’in düşünce dünyasında etkili isimlerden biri de Herder’dir.

Mahmut Esad Kıraç
“Gökalp, yalnız Fatiha okunup geçilecek fanilerden olsaydı, zaten bir millet şuuruna vasıta olamazdı. O ayarda bir insanın hatırasını anmak isteyenler, onun güttüğü davaya sadakat göstermesini de bilmelidir.”

Giriş

“Ziya Gökalp’in siyaset adamı, ilim adamı, sanat adamı gibi şahsiyetlerinden birincisi daima önde gelir. Denebilir ki ilim ve sanat adamı Gökalp, siyaset adamı Gökalp’ı yetiştiren gıdalardır.” (Arık, 2017:134) Yine Arık’ın ifadesiyle “Gökalp, yalnız Fatiha okunup geçilecek fanilerden olsaydı, zaten bir millet şuuruna vasıta olamazdı. O ayarda bir insanın hatırasını anmak isteyenler, onun güttüğü davaya sadakat göstermesini de bilmelidir.” (Arık, 2017:137)

İlim ve sanat adamlığı ile son derece önde olan Gökalp, yalnızca kendi kültürüne odaklanmamış bütün Avrupa’yı takip edecek bir entelektüel birikimle hareket etmiştir. Devrinin zor şartlarına rağmen kendisini Türklüğe ve Türkçülüğe adamış olan Gökalp, pek çok konuda da Batı’nın fikir adamlarından etkilenmiştir. Biz de bu makalede evvela folklor kavramındaki yaklaşımlarından başlayarak Gökalp ile Herder’in fikir dünyasını karşılaştırmalı olarak tespit etmeye çalışacağız.

Türkiye’de folklor “terimi” ilk kez sözlü kültür ortamında 1885 yılında I. Kunoş ile A. Vefik Paşa arasında geçen konuşmada, yazılı kültür ortamında ise F. Köprülü tarafından 1914 yılında İkdam Gazetesi’nin 6091. sayısında yayımlanan “Yeni Bir İlim: Halkiyat: Folk-lore” başlıklı yazıda kullanılır. Ziya Gökalp ile başlayan süreç daha çok derleme faaliyetleriyle ilerler. Bu yaklaşım Avrupa’da J. Macpherson, Herder, Grimm Karderşler  vd. gibi  o dönem Osmanlı topraklarında hissedilen romantik milliyetçi bakışın bir sonucudur.(Gümüş, 2019:126)

İncelediğimizde son dönem Osmanlı aydınlarının çoğu Herder’e referans vermişlerdir. Öztürkmen bu durumu şöyle belirtmektedir: “Özellikle folklor ve ulus arasındaki ilişkinin farklı açılardan da olsa altı hep çiziliyor. Rıza Tevfik’e göre folkloru ulusa mal eden temel nokta ‘anonimlik’ ise, Ziya Gökalp’e göre folklor, ‘Türk ulusunun’ özgün kültürünün bozulmadan biriktiği depodur. Fuad Köprülü folklorun ulus-devlet idaresi için bilgilendirici hatta ‘istihbarat’ verici rolüne dikkat çeker. Selim Sırrı ise ‘Dünyanın en meraklı folkloru Türk ilinde bulunur.’ diyerek folklorun bir ülkeyi başka ülkeler nezdinde temsil etmesi boyutunu vurgular. Bu yazarların çoğu için Avrupa’yla mukayese anahtar bir noktadır. Avrupa’da folklor konusunda fikir üretmiş Herder, Thoms, Grimm Kardeşler ve Van Gennep gibi birçok araştırmacı aydına referans verirler.” (Öztürkmen, 2016:41)

Ziya Gökalp, teorilerinden birçoğunu Fransız toplum bilimi ve felsefesinden almasına rağmen, ulusçuluğu daha çok Orta Avrupa ve özellikle Alman tipidir. Bununla beraber, Alman düşüncesinin Gökalp’i dolaysız şekilde etkilediğini gösteren kanıtlar fazla değildir. Abdülhamit yönetiminin son dönemlerinde ve Birinci Dünya Savaşı sırasında görülen Türk-Alman yaklaşması, savaş döneminde bazı Alman profesörlerin İstanbul Üniversitesi’nde ders vermelerine rağmen daha çok askeri ve siyasal işbirliği ile sınırlı kalmıştır. Bu dönemde de Türk aydınlarının duyarlı olduğu kültürel etki esas bakımından Fransız’dır. Türkçeye çevrilen Alman yapıtları bu nedenle sınırlıdır. Gökalp Almanca bilmiyordu dolayısıyla Herder, Fichte, Hegel, Nietzsche, Tönnies ve Treitschke gibi yazarların Gökalp’in yazılarında yansıyan düşünceleri kendisine Fransız edebiyatı aracılığı ile ulaşmıştır. Almanya’da çalışan Durkheim ve yardımcıları Alman toplum bilimi ve felsefesi üzerine bazı kitap ve raporlar yayımlamışlardı. Gökalp’in, Durkheim tarafından yayımlanan ve Alman bilim adamlarının çok sayıda yazısını ve Almanya’da yapılan toplum bilim çalışmalarının eleştirilerini de kapsayan önemli bir toplum bilimleri dergisi L’anne Sociologique’ı devamlı okuduğu bilinmektedir. (Heyd, 1979: 190)

Bu anlamda Herder’in doğrudan Gökalp’e olan etkilerini tespit etmek oldukça zor bir çalışmadır. Biz, Gökalp’ın ve Herder’in söylemleri üzerinden ortaklıklara dikkat çekeceğiz, bu tespitlerimizi bilimsel anlamda temellendireceğiz. Tabi ki Gökalp ile Herder’in kuşkusuz en çok ortak düşüncesini bulacağımız alan halk bilimidir. Biz, çalışmamızda halk bilimiyle beraber Gökalp ve Herder’in tarih, dil, milliyetçilik anlayışları üzerinden de karşılaştırmalı bir araştırma yapacağız.

Tarih anlayışları

Herder’in tarih felsefesinin temel kavramının “gelenek” (tradition) olduğu görülmektedir. O,”dil”in insanları toplum haline getirdiği kanısındadır. Dolayısıyla dil, “her türlü kültürün temelidir.” “Gelenek zinciri boyunca yürüyen tarih felsefesi, gerçek insan tarihidir. Bu tarih olmazsa, dünyada olup bitenler yalnızca birer bulut, birer ürkütücü çarpık biçim olurlar.” (Gökberk 2019: 153). Herder gibi Gökalp’ın da kolektif (ortak) kimliğin inşası sırasında folklordan yararlanmayı gerekli görmesi, doğru bir davranış tarzıdır.

Herder ve Gökalp’in düşünce sisteminde merkez olan ortak ruh ve mefkûre birliği anlayışı dikkat çekicidir. Her ikisi de folklor alanına yönelik çalışmalarını bu iki kavram üzerine kurmuşlardır. Onun Herder’den ayrılan yanı folklor ürünlerini geçirmiş oldukları medeniyet daireleri üzerinden değerlendirmektir. Gökalp, yukarıda belirtildiği gibi, medeniyetler arası birleşme ve uyumdan doğan yeni değerlerin oluşmasında folklorun önemi üzerinde durur. (Cansız, 2014: 63-64)

Gökalp, her şeyden önce tarihin önemine son derece haiz bir aydındır. 1922 yılında Küçük Mecmua’da yazdığı “Tarih ve Kavmiyat” adlı makalesinde bunu açıkça dile getirmiştir: “Son zamanlarda tarihin asıl vazifesi, milletlere faydasını ahlaki, bedii, iktisadi, hukuki, lisani bütün vakaları tetkik ederek her millete mahsus medeniyetin nasıl tekâmül ettiğini aramak olduğu anlaşıldı” diyen Gökalp, tarihe “milli” istek ve arzuları temel alarak yaklaşmanın ehemmiyetini vurgulamıştır. (Gökalp, 2018:254)

Herder ise Gökalp’ın aksine milli duygulardan yola çıkmaz, salt insandan yola çıkarak bir tarih anlayışı geliştirir. Çünkü Herder hümanist bir düşünceye sahiptir. Barışçıl ve ortak insanlık fikriyle düşünmektedir. Herder için aslolan insanlık iken Gökalp için aslolan milletlerdir. Yine baktığımızda Gökalp’e göre şimdiki milletlerin kökenini teşkil eden “millilik” tarihte eskiden beri vardı. Bu çerçevede Türklerin milli bir oluşuma sahip olduğuna ilişkin de örnekler vermek mümkündür. Örneğin; “Nasıl ki Göktürklerle Türkişler de burada milli enkazlarını bırakarak hakimiyeti başka ellere devrettiler…. Bu mağlubiyet üzere Şimali Oğuzların bir kısmı Avrupa’ya giderek orada Peçeneklerle birleşip “Kuman” milletini vücuda getirdiler”. (Şimşek, 2011) Bu anlamda tarih anlayışları farklılık göstermektedir.

Dil anlayışları

“Herder için her milliyet canlı bir organizma, tanrısal gücün bir ifadesi ve bu yüzden de üzerine titrenmesi gereken kutsal bir şeydi. Her insan sadece milliyeti içinde ve milliyeti sayesinde insanlık görevini yerine getirebilirdi. Bütün milliyetler, hem ileri toplumlar hem de ilkel olanlar, Herder için aynı değerdeydi… Milletler her şeyden önce kültürleri içinde yaşarlardı, en önemli araçları da dilleriydi. Dil yapay bir araç olmayıp Allah vergisiydi. Bu araç milli toplumun bekçisi ve kültürün beslendiği toprak niteliğindeydi. Sonuçta Herder, bir halkın dilinin kutsal bir araç olduğunu ilan etti. İnsan sadece kendi milli dili içinde düşünüp etkili olduğu alanda kendisi olabilirdi. Diğer milletleri saymak, onların dillerine de saygı göstermek anlamına gelirdi. Herder milliyet ve dil haklarının devlet hakkı kadar önemli olduğunu söyleyen ilk kişiydi.” (Sevim, 2008:296)

Gökalp ise kısaca, ulusal bir dile sahip olmak için; Osmanlı dilini hiç yokmuş gibi bir yana atmak, halk edebiyatımızda bulunan Türkçe sözcükleri benimsemek, İstanbul kadınlarının konuştuğu gibi yazmak, Arap ve Fars dillerinin ekleri ve tamlamalarını da dilimize almamak, Türk halkının kullandığı sözcükleri başka köklerden de olsa Türkçeleşmiş Türkçe kabul etmek ilkelerini benimsemek gerektiğini söylemiştir. (Gökalp, 2014: 150-151)

Dilde Türkçülüğün maksadı, Türkçeyi çağın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye ve zenginliğe getirmektir. Dil sabit bir olgu değildir. Zamanla düşüncelerin, toplumların değişmesi ile dil de değişir. Yeni fikirler yeni sözcükleri doğurur. (Acar, 2005; 109)

Görüldüğü üzere Gökalp de Herder de dilin ne kadar önemli olduğunu fark etmiş ve sık sık vurgulamışlardır. Her ikisi de milli devlet için dilin vazgeçilmez bir unsur olduğunu belirtmişlerdir. Buraya kadar benzemekle beraber asıl farkları ise Gökalp, devlet içerisindeki farklı etnik kökene mensup halkların da resmi dil olarak Türkçe konuşmasını savunurken Herder ise her halkın kendi diline saygı duyulması gerektiğini savunmuştur. Hülasası dile verdikleri değer açısından benzer fakat dilin kullanım alanı ve hakları açısından farklılık göstermektedirler.

Milliyetçilik anlayışları

Gökalp ve Herder’in milliyetçilik anlayışları esasen birbirinden çok farklı olmakla birlikte belirli noktalarda benzeyen yönleri de bulunmaktadır. Fakat, bu farklılıklar her ikisinin de birer milliyetçi olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

“Bütün milliyetçilik hareketlerinin ortak özelliklerinden biri ve belki en çok belirgin olanı halkçılıktır. Milliyetçiliğin dayandığı temel prensipler ve bu cereyanın tarih içinde geçirdiği macera göz önünde tutulursa halkçılık ve milliyetçiliğin niçin birbirinden ayrılamayacağı açıkça görülür.” (Güngör, 1995:23) Güngör’ün bu ifadesinden de hareketle açıkça belirtmeliyiz ki Gökalp ve Herder de kuşkusuz halkçıdırlar.

Gökalp’in geleneksel Türk üstünlüklerine ilişkin görüşleri, Herder’in, Almancılığın, vefalılık ve yalınlık, sadakat ve cesaret anlamında olduğuna ilişkin savına çok benzemektedir. Ulusunun soylu kökenine olan bu inanç dışında, Gökalp, birçok ulusçu ideolojiyle ortak olan büyük görev efsanesinden de büyük ölçüde yararlanmıştır. Türk tarihi ona ırkının ahlaki üstünlüğünü kanıtladığı gibi, Türk ulusunun tarihsel görevinin (ahlakın en yüksek faziletlerini fiiliyat sahasına çıkarmak, en gayri mümkün zannolunan fedakârlıkların ve kahramanlıkların mümkün olduğunu ispat etmek…) olduğuna inanır. (Heyd, 1979: 134-135)

Romantizm dönemi yazarlarının hedefi, halkın temel taşlarını oluşturan milli değerleri, rivayet yoluyla günümüze aktarırken, orijinalliğini ve doğallığını korumak ve ebedi yaşatmaktır; bu kültürel akımı gerçekleştirirken de kutsal yeni bir dönem açmaktır. Bu adımı gerekli kılan, yalnızca kültürel değerlerin toplanması değil, bunları halkın kendi geleceği için yeniden kullanılacak hale getirilmesi ve yeniden canlandırılmasıdır. Bu sayede romantizm şairleri Alman halk edebiyatının yaşam varlığını sürdürürken Alman milli birliğinin yeniden oluşturulmasını da sağlamış olacaklardır. Bu arzuyu özellikle o döneme ait genç yazarlar gurubu gütmüş ve halk edebiyatının didaktik yönünü daha çok vurgulamak amacıyla, efsane, destan ve masal gibi edebi türleri yeniden kaleme almış ve üzerinde çalışmaları fiilen yürütmüşlerdir. (Ozan, 2000:42) İşte bu isimlerin en önemlilerinden biri de kuşkusuz Herder’dir. Hem bir halk milliyetçisi hem de romantik milliyetçi olmasından dolayı Herder’in milliyetçilik anlayışı önemlidir.

Herder’e göre gerçek milli büyüklük elini hiç kana bulamamış olmakta, büyüklük ise altın ve servet hırsına kapılmamakta yatar. Çünkü bu yüzden Kızılderililere ve zencilere karşı büyük suçlar işlenmiştir. Görüldüğü gibi Herder’in milliyetçiliği ahlaki ve kültürel bir milliyetçiliktir.

Herder, büyük adamlar çıkarmış ya da sanatta ve bilimde büyük işler başarmış bir millete tesadüfen mensup olanların bundan kendilerine pay çıkarmasını gülünç bulmaktadır. Kanın bir gücü olduğuna ya da yeteneklerin kalıtımla geçerek bazı insanları diğerlerinden üstün kılacağına inanmamaktadır. Herder, “milli gururu” gülünç bulmakta, milletlerin yabani otlarla dolu büyük bir bahçeye benzediğini, bu bahçede bilgelikle erdemin yanında aptallığın ve hataların da bulunabildiğini bildiriyor. Filozofa göre dünyada hiçbir halk Tanrı tarafından seçilmiş tek halk olamazdı. Dolayısıyla hepsi birlikte bulunmalıydı. Bütün milletler ittifak kurmalı idi. Birleşmiş milletler fikri Herder’de eskilerden beri vardır. (Sevim, 2008:330)

Gökalp’in milliyetçilik anlayışı ise Herder’e nazaran daha farklı özellikler barındırmaktadır. Kültür kavramı üzerinden her iki isim de kültürü esas almaktadır. Gökalp de Herder gibi ırkçılığı reddeder. Hatta ırk kavramının yalnızca hayvanlara özgü olduğunu belirten Gökalp, millete hizmet anlamında Türk kökenli olmayan pek çok insanın var olduğunu da belirtir. (Gökalp, 2014: 32-33)

Gökalp’e göre aynı dili ve kültürü teşekkül ettirenler bir milleti meydana getirebilmektedir: “Bazen bir ülkede birçok milletler olduğu gibi, bazen de bir millet birçok ülkelere dağılmış bulunur. Mesela, Oğuz Türkleri’ne bugün Türkiye’de Azerbaycan’da, İran’da, Harezm ülkesinde tesadüf ederiz. Bu zümrelerin lisanları ve harsları müşterek olduğu hâlde, bunları ayrı milletler telakki etmek doğru olabilir mi?” (Gökalp, 2014:35) Sorusunu soran Gökalp, bu bakış açısı ile Herder’den ayrılmaktadır. Çünkü Herder’e göre bir ulus içerisinde bulunan ve farklı dile sahip olan her topluluk bir millettir. Onların dillerini koruma altına almak gerekmektedir. Hâlbuki Gökalp, milli devlet açısından dilin tek bir dil olması gerektiğini, onun da İstanbul Türkçesi olması gerektiğini savunmaktadır.

Yine Gökalp’e göre tüm ırklar eşit oldukları gibi tüm milletler de eşittir. Ayrıca milletler birbirlerinin düşmanı değil dostu olmalıdırlar: “Milletler birbirine tabiaten düşman değildir, bilakis dostturlar. Milletleri birbirine düşman yapan, mutaassıp papazlarla, emperyalist ve kapitalistlerdir. Bunlar ortadan çekilirlerse, milletler birbirlerini kardeş gibi seveceklerdir.” (Gökalp, 1982:57)

Son olarak Gökalp’in milliyetçilik anlayışında esas ideal Turan ülküsüdür. Bütün Türklerin birleşip bir devlet olma gayesine dayanan Gökalp’ın milliyetçiliğine nazaran Herder, milliyetçilik anlayışını, yoğun bir romantizm ve hümanizmle beraber bütün insanlığın birliğine dayandırmaya çalışmaktadır. Bu anlamda değerlendirdiğimiz zaman Herder’in halk milliyetçiliği kavramı Osmanlı Devleti’nin içerisindeki halkların milli bilince kavuşmasını hızlandırarak devletin parçalanmasını hızlandırmış, diğer yandan ise Türk milliyetçiliğini de ateşleyerek Türkçülüğe de yol göstermiştir diyebiliriz.

Herder kendisi her ne kadar politik düşünmese de daha sonraki yıllarda Herder’in fikirleriyle politika yapılmıştır. Her milletin kendine has değeri olduğu fikri yüzünden 19.asırda Avrupa’nın bütün doğusu savaş alanına dönmüştür. Bu fikirlerin etkileri halen dünyanın her köşesinde görülmektedir. Sosyal problemler yanında etnik hareketler de çağımızın mühim problemlerindendir. Herder, devleti değil, ortak bir dili ve kültürü olan halkı esas alan bir milliyetçilik anlayışının kurucusudur. Herder’in tamamen kültürel faktörlere dayalı bir modern milliyetçilik teorisini ortaya koyan ilk kişi olduğu kabul edilmektedir. (Sevim, 2008:418)

Bütün bunlara nazaran Gökalp ise milliyetçiliği ile devleti de güvence altına almaktadır ve milli devleti korumaya yönelik bir milliyetçilik teorisi sunmaktadır. Gökalp milliyetçiliğinde ırkçılık olmamakla beraber milli devlet ve milli kültür söz konusudur. Hülasası Gökalp ve Herder’in milliyetçilik anlayışlarında belirli noktalarda ortaklıklar bulabileceğimiz gibi aslında büyük bir fark olduğu anlaşılmaktadır.

Halka doğru hareketi

Tönnies ile Rousseau ve Herder’den Gustav Le Bon’a kadar gelen romantik akım taraftarları gibi Gökalp de kültür ve ülkülerin kaynağını halkta bulmaktadır. Ancak ona göre halk, ulusu oluşturan hammaddedir. Gökalp’ın makalelerinde sık sık yer alan (Halka Doğru) sloganının 19.yüzyılın ikinci yarısında Rusya’da görülen (Halka Gidiş) adlı hareketten esinlendiği kuşkusuzdur. (Heyd, 1979: 82) Rusya’da görülen bu Halka gidiş hareketinin ise doğrudan Herder’in etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir. Bu anlamda Herder ve Gökalp’ın düşüncelerinde benzerlikler vardır.

Gökalp ile Herder’in halka doğru gitme amacı farklılık gösterir. “Herder’e göre, bir edebiyatın orijinal olması için yabancı etkisinden kurtulması gerekir.” (Çobanoğlu, 2002: 95) Herder’in halka doğru gitmekteki amacı Alman ortak ulusal ruhunu yakalamak ve Yunan, Latin edebiyatlarının kendi kültürleri içinde meydana getirdikleri sentez gibi Alman edebiyatının da başka milletleri taklit yerine kendi içinde sentez meydana getirmektir. (Özyurt, 2008: 78)

Gökalp, Türkçülüğün Esasları’nda Halka yönelme fikrini şu şekilde açıklamaktadır: “Halktan harsı (kültürel) bir terbiye almak için halka doğru gitmek, halka medeniyet götürmek için halka doğru gitmek  gerekmektedir. Filhakika (gerçekten) güzidelerin halka doğru gitmesi bu iki maksat içindir. Güzideler harsı yalnız halkta bulabilirler, başka bir yerde bulamazlar. Demek ki halka doğru gitmek, harsa doğru gitmek mahiyetindedir (niteliğindedir). Çünkü halk, milli harsın canlı müzesidir.” (Gökalp, 2014: 62-63).

Ziya Gökalp’ın halka doğru gitme amacı ise halkın edebiyatı ile yabancı ama yetkin bir edebiyat olarak nitelediği Batı edebiyatının bir sentezini oluşturmaktır (Gökalp, 2014: 66).  Ziya Gökalp’ın yegane amacı “Türk mitolojisinden, Türk halk edebiyatından ve Türk kültüründen aldığı konu ve motiflerle Türkçülük fikrini ve heyecanını” geniş kitlelere telkin etmek (Filizok 2005:131) suretiyle, onlarda Türklük şuurunu ve gururunu uyandırmaktan ibarettir. Buradan da anlaşılıyor ki Herder ile Gökalp halka doğru gitme amaçları bakımından ayrılmaktadır.

Halk edebiyatına bakış

Herder’e göre bir ulusun ortak ruhu en iyi, temiz ve bozulmamış olarak halk edebiyatında bulunur. Bunun için aydınlar halka doğru giderek Almanların türkü, masal, efsane ve epik şiirlerini toplayıp yayımlamalıdır. Ancak bu şekilde halkın değerlerini, duygu ve inanışlarını öğrenebilirler (Özyurt: 2008:79).

Ayrıca Herder’in halk şiirine bakışını Cocchiara şu şekilde belirtmiştir: “Herder, halk şiirinin, halkın karakterini en iyi ifade eden ve şiir olarak onun en yüce ifadesi olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Diğer bir ifadeyle halk şiiri, doğanın kendi sesiydi. İngilizler de benzer bir kavrama içgüdüsel olarak yaklaşmıştı. Fakat Herder’in görüşüne göre halk, ulusun doğal ve bozulmamış parçasını oluşturuyordur ve bu nedenle milli ruhun yeni yorumu için davet ediliyordu.” (Cocchiara, 2017:153)

“Türkçülüğe göre, edebiyatımız yükselebilmek için, iki sanat müzesinde eğitim görmek zorundadır. Bu müzelerden birincisi halk edebiyatıdır.” (Gökalp, 2014:50) “Halk edebiyatı ne gibi şeylerdir? İlkin masallar, fıkralar, efsaneler, yiğitlik öyküleri (menkıbeler), mitler; ikinci olarak atasözleri, bilmeceler; üçüncü olarak maniler, koşmalar, destanlar, ilahiler; dördüncü olarak Dede Korkut Kitabı, Âşık Kerem, Şah İsmail, Köroğlu gibi öykülerle cenknameler; beşinci olarak Yunus Emre, Kaygusuz, Karacaoğlan, Dertli gibi tekke ve saz ozanları; altıncı olarak Karagöz ve Nasrettin Hoca gibi canlı edebiyatlar.” (Gökalp, 2014:157)

“Milli edebiyatımızın kuruluşu hususunda Türk Ocakları’nın da büyük bir rolü vardır. Türk Ocakları, sahnelerinde, halk tiyatrosu olan Karagöz ile Orta Oyununu ara sıra göstererek canlandırmalıdırlar. (…)Halk edebiyatıyla ilgili kitaplarla sözlü gelenekleri toplayıp halk kütüphaneleri vücuda getirmek de Türk Ocakları’nın vazifelerinden biridir.” (Gökalp, 2014: 159)

“Bütünüyle halka doğru gitmiş olmak için, halkın içinde yaşayarak; ondan ulusal kültürü tümüyle almaları gerekir. Bunun için yalnız bir yol vardır ki o da Türkçü gençlerin öğretmenlikle köylere gitmesidir. Yaşlı olanlar da hiç olmazsa Anadolu’nun iç kentlerine gitmelidirler. Osmanlı seçkinleri, ancak bütünüyle halk kültürünü aldıktan sonradır ki, ulusal seçkinler olacaklardır.” (Gökalp, 2014: 66)

Gökalp’ın yazdıklarından da görülüyor ki o da Herder gibi ulusal ruhu oluşturmak amacıyla aydınlara halka ait ürünleri derlemeleri konusunda çağrıda bulunmaktadır. Bu bakımdan Herder’le olan yöntem benzerlikleri dikkat çekicidir.

Musiki ve halk türkülerine yaklaşımları

“Herder, halk türkülerini derler ve iki cilt halinde yayımlar. Yayımladığı türkü koleksiyonuna, Alman türkülerinin yanı sıra başka milletlerden de örnekler alır. Ayrıca halk türkülerinin sözleriyle birlikte müziklerinin de derlenmesi gerektiği fikrini ilk olarak ortaya atar. Böylece halk müziğinin önemi ortaya çıkmış olmaktadır. Herder’e göre türküyü söyleyen, dinleyen ve türkünün toplumsal çevresi arasında bir kültürel uyum vardır. Bu kültürel uyum yüksek zümre edebiyatlarında yoktur.” (Çobanoğlu, 2002: 96)

Herder’in halk türkülerini, halk şarkılarını ve müziklerinin de derlenmesi gerektiğini belirtmesi ile Gökalp’ın bu konudaki düşünceleri yakınlık göstermektedir: “Halk musikimiz, bize birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve Garb musikisi usulüne göre armonize edersek, hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluşur. Bu vazifeyi ifa edecek olanlar arasında Türk Ocakları’nın musiki heyetleri de dahildir.” (Gökalp, 2014: 161)

Herder söylediklerinin nasıl yapılacağını göstermek üzere o güne kadar hiç üzerinde durulmayan halk şarkılarını (volkslied) halka giderek derler ve 2 cilt hâlinde yayımlar; büyük Alman edibi Goethe, Herder’in direktifini takip ederek derlediği efsane ve memoratları işleyerek Alman edebiyatının ölümsüz şaheseri “Faust”u kaleme alır. Bu minval üzere hareket eden bir başka dahi Alman aydını olan Wagner ömrü boyunca sadece Alman mitolojisi konu edinen eserler besteler ve bunlar Franfurt yakınlarındaki Beirut adlı kasabada yüzyıllardır kesintiye uğramaksızın sahnelenip sergilenerek icrasına devam edilmektedir. Herder’in direktifini takip eden ve sıra dışı eserler veren dahi sanatçı ve aydınlar daha önce de işaret edildiği gibi bunlardan ibaret değildir. Bu nedenle de Herder’in halkbilimine Alman milletinin geleceğini inşa etmek bağlamında yüklediği bütün amaçlar gerçekleştirilir gösterdiği “Alman birliği” gibi bütün hedefler elde edilir. (Çobanoğlu, 2014)

Gökalp ise “Fuat Köprülü’ye 8 Ağustos 1922’de Diyarbakır’dan gönderdiği bir mektubunda: ‘Diyârıbekir’in eski şarkılarını terennüm edebilen yaşlı hanendelerinden eski besteleri nota ettiriyoruz. İstanbul’da tab’ı kolay olursa, millî musikimize esas olacak olan bu halk nağmelerinin notalarını göndereyim.” Gökalp’ın halk türkülerinin sözlerini derlediğiyle ilgili herhangi bir kayıt elimizde yoktur ancak Köprülü’ye yazdığı mektupta notaya aldırdığını söylediği halk türküleri çalışması, Herder’in ilk kez türkülerin müziğinin de derlenmesi gerektiği düşüncesini ortaya atması ile aynı doğrultuda görülebilir. (Özyurt: 2008: 78-79)

Sonuç

Türk düşüncesini fikirleriyle derinden etkilemiş ve pek çok konuda ilkleri gerçekleştirerek kendinden sonraki aydınlara yol göstermiş olan Gökalp, yalnızca kendi milletinin değil bütün ulusların ve aydınların bilincinde bir entelektüeldir. Almanca bilmiyor olmasına rağmen Alman düşüncesini de okumuş, takip etmiş ve buradan da kendi düşüncesini kuvvetlendirecek temeller edinmiştir. Kahir ekseriyetle Durkheim’den etkilendiğini bildiğimiz Gökalp’ın ayrıca özellikle folklor kavramı üzerinden Alman düşüncesinden de faydalandığını tespit etmekteyiz. Herder ile pek çok konuda ortak düşünceye sahip olduğunu gördüğümüz Gökalp, özellikle folklor kavramı üzerinden büyük paralellik göstermektedir. Ayrıca bambaşka milliyetçilik anlayışları ve tarih yaklaşımları olmasına karşın aslında bu hususlarda da ortak olduğu noktaları tespit ettik. Gökalp’ın Almanca bilmiyor oluşundan dolayı onun düşünce dünyasında doğrudan bir Herder etkisi vardır demek yanlış bir yorumdur. Bu sebeple Gökalp’ın bu fikirleri gerek Rus düşüncesi üzerinden gerek ise L’anne Sociologique dergisi üzerinden şekillenmektedir. Hülasası Gökalp’ın fikir dünyası üzerinde Herder’in dolaylı yoldan etkileri olduğunu tespitlerimizle de neticelendirdik. Ayrıca belirtmek gerekir ki Gökalp, Avrupalı filozofların çoğunu takip edecek entelektüel düzeye sahip olmasına rağmen pek çoğunun fikirlerini aynen almaktan ziyade Türk kültürüne uyarlayarak almıştır. Bu da Gökalp’ın fikir adamlığı ve derinliğinin ne kadar dikkatli olduğunu bizlere göstermektedir.

Kaynakça

ACAR, İsmail (2005). Türkçülüğün Esasları Üzerine Bir Değerlendirme, İstanbul: Liva Yayınevi.

ARIK, R.Oğuz, Coğrafyadan Vatana Fikrî Yazılar, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2017

BEYHAN, M . (2012). Ziya Gökalp’ın Tarih Anlayışı ve Türk Medeniyeti Tarihi Adlı Eseri. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi , 3 (13) , 47-61 .

CANSIZ, S.Çek, (2014), Ziya Gökalp’ın Düşünce Sistemi ve Folklora Bakışı, Milli Folklor, 26(103),

COCCHIARA, Giuseppe. Avrupa’da Folklor Tarihi, (Çev. Yerke Özer), Ankara: Geleneksel Yayınları, 2017,

ÇOBANOĞLU, Özkul, Halkbilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri Tarihine Giriş, Ankara, Akçağ Yayınları, 2002.

ÇOBANOĞLU,Özkul,(2014), Büyük Türk Düşünürü Ziya Gökalp’ın Türk Halk Bilimi Alanına Hizmetleri, Türk Yurdu, Aralık, Yıl 103, Sayı 328

FİLİZOK, Rıza, Ziya Gökalp’ın Edebî Eserlerinde Halk Edebiyatı Tesiri, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 2005.

GÖKALP, Ziya, Küçük Mecmua Yazıları, İstanbul, Ötüken Yayınları, 2018

GÖKALP, Ziya; Makaleler IX, Yay. Haz. Şevket Beysanoğlu, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1982.

GÖKALP, Ziya, Türkçülüğün Esasları, İstanbul, Ötüken Yayınları,2014

GÖKBERK, Macit (2019) Kant ile Herder’in Tarih Anlayışları, (2. baskı), İstanbul: Yapı Kredi Yay.

GÜMÜŞ, İ . “Süleyman Sûdî’nin Türk Folklor Tarihindeki Yeri”. Milli Folklor 16 (2019 ): 124-133

GÜNGÖR, Erol, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, İstanbul, Ötüken Yayınları, 1995

HEYD,Uriel, Türk Ulusçuluğunun Temelleri, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1979

OZAN,Meral, (2000), Herder’de Volk Kavramı, Milli Folklor, 6(45), 40-42

ÖZTÜRKMEN, Arzu, Türkiye’de Folklor ve Milliyetçilik, İstanbul, İletişim Yayınları, 2016.

ÖZYURT,A.Nazlı, (2008), Ziya Gökalp’ın Halk Bilimi Çalışmalarındaki Yeri, Yüksek Lisans Tezi Gazi Ünivesitesi, Ankara

SEVİM, Acar, Halk Milliyetçiliğinin Öncüsü Herder, İstanbul, Bilge Kültür Sanat, 2008

ŞİMŞEK, Ahmet, (2011), Ziya Gökalp-Mümtaz Turhan-Erol Güngör Çizgisinde Milliyetçi Tarih Görüşü, Türk Yurdu, Yıl, 100 Sayı,284

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları