Moskova görüşmesinin sonuçları – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • İki Gözüm Türkçe (Canlı Yayın)   • Taziye Mesajı: Fatma Halilbeyoğlu

Moskova görüşmesinin sonuçları

İnsanlar yerlerinden edilmeden, yani, sorunu daha çıkmadan veya olduğundan fazla büyümesine müsaade etmeden tutmaya çalışmak en doğrusu olacaktır. Ayrıca, sınırımıza gelmesi beklenenler netice itibarıyla Suriye vatandaşlarıdır. Vatandaş olmayanlar da Suriye’ye savaşmaya gelmiş teröristlerdir.

7 Mart 2020
Hakan Paksoy

5 Mart 2020 Moskova görüşmeleri ile Türkiye’nin, daha doğru ifade ile 18 yıllık AKP yönetiminin başımıza açtığı Suriye meselesi çok farklı bir boyut kazandı. İdlib için yapılan açıklamalar ve varılmış olan mutabakat aslında hem Suriye’nin tamamına hem de Türkiye’ye kelebek etkisi yapacak gibi duruyor. Dolayısıyla bütün coğrafya da etkilenecek. Başından bu yana uygulanan ihvancı ideolojik hedefe yönelik siyaset Türkiye’yi bir açmaza sokmuş durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan altı saate yakın süren toplantı sonrası yaptığı açıklama ile 17 Eylül 2018 Soçi Mutabakatının sonlandığını vurguladı. Bu Astana Sürecinin bittiğini de ortaya koyuyor. Putin’in zayıf da olsa Astana Sürecine atıfta bulunmasına karşın Erdoğan hiç adını bile anmadı.

Yeni mutabakat ile de M 4 karayolunun kuzeyinde ve güneyinde 6’şar km derinlikte ( M4 yolu merkez olmak üzere 12 km) bir güvenlik koridoru oluşturulduğu açıklandı. Yani Türkiye kendi sınırına çekilmişti.  Çatışmalar öncesinde Rusya’nın yaptığı fakat Türkiye’nin kabul etmediği teklif hayata geçti.

Moskova’ya hareket edene kadar “Rejim Soçi Mutabakatı öncesine çekilmelidir. Aksi takdirde…” açıklamaları en üst perdeden yapılmıştı. Hatta iktidarı bütün gücüyle destekleyen MHP Genel Başkanı Bahçeli 3 Mart’daki grup toplantısında “Siyaset ve diplomasi başardı, başardı. Olmazsa Türk ordusu soluğu Şam’da almalı” diyordu. Bu açıklamalar çok kesin üslupla yapılarak kamuoyu çok büyük beklenti içine girdirildi.

Sığınmacılar sadece içeride mi tehlike?

Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada İdlib (aslında Soçi) Mutabakatı ile sağlanan statükonun korunamadığını ve yeni bir statü oluşturulması gerektiğini vurguladı. Dışişleri bakanlarının açıklamasından da yeni bir statünün oluştuğu görülüyor. Ancak bu yeni durum da Türkiye için çok büyük sıkıntıları içinde barındırmakta. Şimdiden sınırlarımıza dayanmış olan 1,5 milyona ek olarak 4 milyona yaklaşacak bir sığınmacı akını tehlikesi vurgulanıyor. M4 kara yolunun 6 km kuzeyinden sınırımıza kadar olan bölgede bu kadar büyük bir kalabalığın -Peşaverleşme tehlikesini de göze alarak- barındırılmasının, beslenmesi ve güvenliğinin sağlanması sorumluluğunun üstlenilmesi gibi bir durum–kesinlikte-  tercih edilmemelidir. Böyle bir hâl hem taşınamaz hem de kendi topraklarımız dışında böyle bir sorumluluk Mehmetçik için savaş kadar ağır bir yük olacaktır.

Ayrıca, sınırımıza gelmesi beklenen sığınmacılar netice itibarıyla Suriye vatandaşlarıdır. Vatandaş olmayanlar da Suriye’ye savaşmaya gelmiş teröristlerdir. Dolayısıyla Suriye devletinin problemidir. Mutabakat metninde vurgulandığı üzere Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütleri yerine getirmek en doğrusu olacaktır.

Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi Soçi Mutabakatının getirdiği statüko korunamamış, yeni bir statü oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bunun içinde tarihi derinliği çok fazla olan iki devlet arasında yeni bir mutabakata varılmıştır. Eski muhtıra için sadece “hatırda tutarak” denmektedir. Hatırda tutmanın bir yaptırımı olmayacağına göre geçerliliğini yitirmiştir. Buna rağmen “Soçi Mutabakatı dâhil bölgedeki inisiyatiflerini sürdürmekte kararlıdır.” şeklindeki açıklama tezat teşkil etmektedir. Ancak “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin sınırlarına kurduğumuz gözlem noktaları sahadaki durumu kontrol etme değil, sadece ateşkesi takip etme, bu vazifeyle yükümlüdür” ifadesiyle birlikte düşünülecek olursa, gözlem noktalarının Soçi Mutabakatına dayanarak rejim ve Rusya kontrolündeki bölgelerde göreve devam edecekleri anlamı çıkmaktadır. Bu macera arayışı demektir. Çok riskli bir durumdur. Her an çatışma riskini de beraberinde taşımaktadır.

Seyahatten birkaç gün önce…

Moskova görüşmelerinin sonuçlarını daha iyi analiz edebilmek için AKP Genel Başkanının 29 Şubat 2020’de yaptığı konuşmaya bakmakta fayda var. Konuşma, 34 yiğidimizin şehadeti ve bir o kadarının da yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıdan iki gün sonra, Dolmabahçe Sarayı’nda ve AKP milletvekillerine hitaben olmuştur.

Bu konuşmada AKP Genel Başkanı yeni bir göç dalgası ile karşı karşıya olduğumuzu, rejimin bize düşman olduğunu, terör tehlikesi ile vatanımızın tehdit altında olduğu çok vurgulu bir şekilde ifade etti. Hatta “Ülkemize düşman rejime boyun mu eğelim? Bunları kullanarak vatanımızın bütünlüğüne ve milletimizin birliğine göz dikenlerin önünde diz mi çökelim?” sorularını sordu. Terörist ve rejimden kastın kimler olduğu bellidir ama onları kullananlar ima edilmekte. Eğer birisi Rusya ise, Moskova mutabakatı sonucu ne anlama geldiği açıklanmalı. Ayrıca toplantının sonunda Dışişleri Bakanına sorulan “Esed’le görüşüldü değil mi?” sorusu da izah edilmelidir. Eğer Rusya’nın yanında ABD de varsa ABD’den hava savunma sistemleri, mühimmat vs talebi nedir, o da izaha muhtaçtır. Eğer göz dikenler onlar değilse bu gibi cümleler artık kurulmamalıdır. Çünkü toplum artık bu gerilimi taşıyamaz hâle gelmiş durumdadır.

Vatanımızı tehdit eden PYD/PKK’lılar Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarından sonra İdlib’e geçmedilerse, İdlib’ten bize yönelecek tek ve en büyük tehdit büyük bir göç dalgasıdır. Dolayısıyla insanlar yerlerinden edilmeden, yani, sorunu daha çıkmadan veya olduğundan fazla büyümesine müsaade etmeden tutmaya çalışmak en doğrusu olacaktır. Görülen o ki 9 yıldır olduğu gibi bugün de olacak olan; yerinden yurdundan edilecek bu kadar büyük bir insan topluluğunun bütün sorumluluğu, yine ve sadece Türk Milleti’nin üzerine kalacak.

29 Şubat konuşması büyük önem taşımaktadır. Video kayıtlarından dikkatle incelenmelidir. Çünkü devletin internet sitelerindeki kayıtlarda sansür ya da değişiklik ve eksik kayıt dikkati çekmektedir. Hâlbuki devlet ve siyaset adamlarının ağızlarından çıkan her kelime, hiçbir değişikliğe uğramadan, olduğu gibi kayıt altına alınması devlet ciddiyeti gereğidir.

Bu konuşmada Türkiye’mizin büyük bir kuşatma altında olduğu, başka gidecek bir yerimizin olmadığı, canımız dâhil her şeyimizi ortaya koymamız gerektiği vurgulandı. Peki, bu kadar büyük tehlikeyi bize yaşatan ve Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde bize verdiği sözleri tutmadığı ifade edilen Rusya ile onun istediği şartlarda mutabık kalmak, ABD ile tekrar ilişkiye girmek nasıl bir politikadır?

Türkiye artık bu kadroyu ve izlediği siyaseti taşıyamaz hâle gelmiştir.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları