Nasıl bir aday?

Cumhurbaşkanı adayı, anayasamızda belirlenmiş olan Türk kimliğini benimsemiş olacak. Bu benimsemenin sonucu olarak da ikide bir “Kürt seçmen, Kürtler” gibi ifadeleri kullanmayacak.


Şu veya bu siyasi parti beni ilgilendirmez. Ben bir Türk vatandaşıyım ve ülkemi temsil edecek kişinin de Türk olmasını isterim. Bir takım kişi ve çevreler “ırkçı, faşist” diye hemen ayağa kalkmasın. Türk kelimesinin “ırk” ile bağlantılı olmadığı anayasamızda çok açıktır: “Madde 66 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Mevcut anayasaya “darbe anayasası” filan diyen varsa onlara da 1924 anayasasını hatırlatayım: “Madde 88 – Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur.” Yani Türk denir.

Demek ki Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşları, dinî ve etnik kökenlerine bakılmaksızın Türk’tür. Bu aynı zamanda şu demektir: Türkiye’de tek bir millet vardır, onun da adı Türk’tür. Peki ya Kürt, Çerkez, Arnavut, Arap?… Onlar etnisiteler ve kökenlerdir; vatandaşlığın belirlediği milliyet bağı onların üstündedir; Türklük hepsini kuşatıcıdır.

Şu anda bir sıkıntı mı var? Evet var. Birçok insan “Türk, Kürt, Çerkez, Boşnak, Laz…” diye söze başlıyor ve anayasanın belirlediği Türk kimliğimizi etnisitelerle bir ve eşit kabul ediyor. Arkasından da etnisiteler için grup hakkı istiyor. “Sen Türk milliyetçiliği yaparsan onlar da Kürt milliyetçiliği yapar.” diyor. Hayır yapamazlar. Eğer vatandaş iseler onlar da Türk’türler ve Türk’ten başka bir grubun milliyetçiliğini yapamazlar. Etnik grupları ayrı bir millet sayıp Türk ile eşitlemek ve o grupların milliyetçiliğini yapmak açıkça bölücülülüktür.

Türk milletinin yanına bir Kürt milleti koyup onun için bir takım haklar istemek bölücülüktür ve anayasaya aykırıdır. Etnik kökenlere mensup insanların kökenleriyle ilgili bireysel hakları vardır ve bunlar zaten sağlanmıştır. Farklı kökendekiler kendi şarkılarını, türkülerini söyleyebilirler, kendi dillerini konuşabilirler. Ancak… Mesela kendi dillerinin resmî dil olmasını, resmî kuruluş ve makamlarda kullanılmasını isteyemezler. Bu, bireysel hak olmaktan çıkar, grup hakkına girer ve anayasayla belirlenmiş “tek millet”in yanına ikinci bir millet konması sonucunu doğurur. Hani Cumhuriyet’le birlikte “çok uluslu” olmaktan kurtulup “ulus millet” olmuştuk ya, grup haklarına evet denilirse tekrar geriye gidilip yeniden “çok uluslu” oluruz.

Öyleyse cumhurbaşkanı adayı, anayasamızda belirlenmiş olan Türk kimliğini benimsemiş olacak. Bu benimsemenin sonucu olarak da ikide bir “Kürt seçmen, Kürtler” gibi ifadeleri kullanmayacak. “Kürt kökenli seçmen, Kürt kökenli vatandaşlarımız” denebilir; “HDP’li seçmen” denebilir. “Kürt seçmen” derseniz daha baştan HDP’nin istediği noktaya yaklaşmış olursunuz.

Yazıda “kimlik sorunu”ndan başka bir soruna yer kalmadı gibi. Bu son derece tabiidir çünkü Türk kimliğinin inkâr edilip ortadan kaldırılmak istenmesi veya Türk kimliğine ortak getirilmek istenmesi bugün ülkemizin en önemli sorunudur.

Yine de “nasıl bir aday?”sorusuna birkaç cevap daha verebiliriz: Laik ve çağdaş. Bu iki kavram zaten birbirinin tamamlayıcısıdır; biri olmazsa diğeri de olmaz.

Atatürkçü… Günümüzde Atatürkçülüğü de ısrarla vurgulamak gerekiyor. Ancak Atatürkçülük zaten “Türk, Türkçü, laik ve çağdaş olmak” demektir.       

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar