Organik tarım hayalleri – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______15 Ağustos 2019_______

Organik tarım hayalleri

Ayşe Göktürk Tunceroğlu
Paylaş:

İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.

Pazarda ürettiği mahsulü satan hanımlar “Organik bunlar organik” diyerek mallarını övüyor. “Kendi bahçemden… Kendim diktim, bu sabah kendim topladım.”

Bu ifadeler elbette ürünün organik olması için yeterli değil. Ama ehven-i şer! Eli öpülesi kadınlar onlar. Bahçesinde, tarlasında yetiştiriyor, toplayıp getiriyor, satabilmek için de dil döküyor. Hayatında toprağa bir fidan sokmamış alıcı bir de pazarlık yapıyor. “Üç kilosuna şu kadar versem olur mu?”

Son yıllarda gelişmiş ülkelerde organik ürünlere ilgi arttı. Çünkü hastalıklar arttı. İnsanlar ürktü ve yediğine içtiğine daha dikkat eder oldu.

Bizde de öyle. Organik pazarlarda, organik sertifikalı -inşaallah doğrudur- ürünler birkaç misli fiyata satılıyor. Ve bol bol “Neydi o eski domatesler, eski elmalar…” muhabbeti yapılıyor.

Ben de bir hayal kuruyorum.

Devletimiz bir proje hayata geçirse… Bir pilot bölge seçse… Meselâ, Ege Bölgesi’nde Küçük Menderes, Büyük Menderes, Gediz havzaları.

Dese ki, “Bu bölgede organik tarım yapılacak.”

Yani, bu bölgeye tarım ilâcı girmesi yasaklanacak, hiç bir kimyasal ilâç satılmayacak, hormon satılmayacak. Ziraatçının kullanıp kullanmadığı denetlenecek. Bu pilot bölgede organik tarım yapıldığı gibi sadece organik ürünler satılacak. Başka yerlerden getirilen ürünler marketlere, manavlara, pazarlara, kısacası bölgeye sokulmayacak. İthalât yapılmayacak. Çiftçi organik domatesini yetiştirip tezgâha çıkardığında devlet filan ülkeden yarı fiyatına domates getirmeyecek! Bu bölgede hayvancılığın da organik usullerle yapılması planlanacak. Et, süt ürünleri, yumurta… Suudi Arabistan’dan organik yumurta ithâli gibi bir garâbet yaşanmayacak.

Böyle geniş bir bölgede organik tarım ve hayvancılık yapılırsa fiyatlar da şimdiki organiklere göre düşecektir. Çünkü şimdi bulunmaz Hint kumaşı durumundalar. Halbuki o pilot bölgede pazara, manava gelen her ürün, tezgâha çıkan herşey organik olacaktır, alıcı organikler arasından istediğini seçecektir; satıcılar etiketleri, oluşan piyasa ortamına göre koymak durumundadır, organik piyasa kendi fiyat dengesini bulur. Organik turizmi bile oluşur! Başka bölgelerden bu pilot bölgeye tarhana, salça, zeytin almaya gelirler, sipariş verirler.

Organik olmayan ürünleri başka bölgelerden kaçak getirip ucuza piyasaya sürenler mi olur? Olur. Olabilir. Her projede sahtekârlar çıkar. Devletimiz bu çeşit sahtekârlıkların denetimini  yapmaya muktedirdir.

Peki ziraatçı buna razı olacak mı? Daha az ürün kaldıracak, yılda bir defa, dolayısıyla kazancı düşecek. Böyle bir projede çiftçiyi desteklemek şarttır. Ziraatla uğraşanlar ilçe tarım müdürlüklerine kaç dönüm toprak işlediklerini ve ne ekeceklerini beyan ediyorlar. Her çiftçinin bir dosyası var. Çiftçinin yapıp ettikleri devletçe malûm. Pilot bölgede ziraatçı ile devlet bir anlaşma yapacak. Buna göre devlet, çiftçinin, organik tarım yaptığı için düşen kazancını tamamlayacak. Meselâ, “Ben şu kadar dönüm  arazi işliyorum, şunları ekiyorum, yılda 50 bin lira kazanıyorum” diyen çiftçiye bu meblâğın yarısı peşinen ödenecek. Çiftçimiz de gönül rahatlığıyla organik tarıma konsantre olacak. Devlet bu desteği sağlarsa böyle bir projeye razı olmamaları mümkün değildir. Çünkü bugün -sözün gelişi- o 50 bin lirayı kazanmak için ilâçlarla, hormonlarla ciğerleri dolup taşarak, ter tırnaklarından akarak, üstelik “Bir kararnâme çıkar da bizim üründen ithal edilir, fiyat düşer mi?” diye korkarak çalışmak zorundalar.

Şu memlekette herkesten önce ve herkesten çok desteklenmesi gereken meslek zümresi çiftçilerdir. Fakat sanki onlar en sona bırakılıyor! Patatesin fiyatı düştü, tüketici memnun, şehir halkı memnun. Haber bültenlerine konu değil artık. Peki üretici memnun mu diye düşünen var mı? Ziraatçı emeğinin, masrafının karşılığını aldı mı diye düşünen? Ben söyleyeyim: Patates üreticisi ürününü tarladan kaldırıp satacağı sırada gümrüksüz patates ithal edildi ve fiyatlar tam yarı yarıya düştü. Çiftçi emeğinin karşılığını alamadı. Ama ne gam?! Ben, karpuz üç kuruş etmediği için ürününü tarlaya gömen, ya da karpuz dolu traktör kasasını -ve alın terini, ve masrafını- dereye yuvarlayıveren ziraatçılar bilirim. Medyayı ve politikacıları pek alâkadar etmez!

Evet, seçilen pilot bölgede organik tarıma geçilecek. Çiftçinin işlediği topraktan şimdiki şartlarda almakta olduğu paranın yarısı devlet tarafından peşin ödenecek, çiftçi para kaygısından yarı yarıya kurtarılacak, kalan yarıyı da ürününden kazanacak. “Nereden kaynak bulunacak bu işe?” diye akla gelebilir. Bulunur bulunur! Hükûmetimiz evvel Allah, kimleri destekliyor, ne kaynaklar bulup kimlere kurtarma operasyonu yapıyor?!

Hem  kimyasal ilâçların, hormonların yol açtığı hastalıklar inanın ki devlete daha pahalıya mal olmaktadır. Tarımda kullanılan kimyasallar denetime tâbi değil, çiftçi gidiyor tarım ilâçları dükkânına alıp kullanıyor. Bu kimyasallar sadece ürüne değil, suya, toprağa, havaya da zarar vermektedir. Dolayısıyla birkaç kişinin “Ben organik ürün bulup alıyorum.” diyerek kendini talihli zannetmesi, evet, bir zandan ibarettir. Çünkü toprak, hava, su ortaktır. Yılda 3-4 ürün almak için zorlanan, ilâçlarla, hormonlarla zorlanan toprak kalitesini kaybetti. Toprak bitti, su bitti. 70 metre derine inmezseniz su çıkmıyor artık. Suyu sadece çeşmeden akarken görenler bunun ne demek olduğunu anlayamaz. Torunlarımıza bir salkım, üzüm gibi üzüm bırakamayacağız.

Toprak ve üzerinde yetişen her türlü sebze meyve ilâçlara bulanmış olarak mutfağımıza ulaşmakta, toprakta biten ilâçlı otlar, ilâçlı yemler hayvanların kursağına gitmekte, daha çok süt, daha çok et diyerek verilen hormonların da ilâvesiyle  onların eti, sütü, yumurtası sofralarımızı donatmakta, soluduğumuz hava kirlenmekte, toprakla koyun koyuna uzayıp giden  dereler, ırmaklar, sular kirlenmekte, o sularda yaşayan balıklar tarım ilâçlarından nasibini almakta, ilâçlanmış balıklar midemize oturmakta. Bu bir devr-i dâim. Hiçbirimizin bir yere kaçma şansı yok!

Benim hayalimdeki projenin anahatları bu! Elbette devletin ilgili bakanlıklarındaki uzmanlar bu projeyi enine boyuna düşünüp geliştirecektir, planlayacaktır.

Neden hayal olsun ki?!

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları