Sadi Somuncuoğlu, bir Türkçünün vasiyeti!

Sevgili Ağabey, erken gittiniz ama ne sizin ne de bizim bu gidişi durdurmaya gücümüz yeterdi. Töre’li ve Devlet’li idiniz.


Sadi Ağabey’le yüz yüze ilk tanışmam Çukurambar’daki bürosundaydı. Sanırım 2003 sonu gibiydi. 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonraki ilk aylarda yaşadığımız süreci konuşmak için gitmiştim. İlişkimiz Türk Ocakları Genel Merkezi’nde Hars Heyeti odasındaki cumartesi sohbetleriyle başladı, her hafta daha da genişledi, daha da derinleşti,

Duydum ki Sadi Ağabey Millî Düşünce Merkezi diye bir dernek kurmuş, hemen gittim. Ve o günden sonra da ayrılmadık. Zaten hars heyeti odası da tadilat için uzun süre kapatılmıştı!

Ağabeyimle beraberliğimiz çok kısa sürdü. İlahî yolculuğuna çıkışına kadar her geçen gün daha da sıkılaşan bir bağla bağlandık. Günbegün yakınlaştık. Artık ben onun o benim için aileden birisi olmuştuk. Bana bu şerefi lütfetmişti. Ağabeyim, dostum, sırdaşımdı.

İkimiz de artık çok konuşmadan, hatta bazen bakışlarımızla anlaşıyor, düşüncemizi bu yolla aktarıyorduk. Hani kalpten kalbe bir yol vardır, görünmez ya, işte tam da öyle.

Onu tanıdıkça yüreğinin Türk dünyası ve Türk Milleti için çarpan bir dava adamıyla karşı karşıya olduğumu daha iyi görüyordum. Irak’tan Türkmen göçü olduğu dönemde, Ankara’nın çok soğuk bir gecesinde, gece yarısı hiçbirimize haber vermeden MDM’ye gelip Türkmenler için getirttiği battaniyeleri onlara ulaştırmıştı. Şahin Ciğerci kardeşimiz Türkmen soydaşlarımızın açıkta kaldığını haber verince hemen koşmuştu. Şahin Hoca’yla birlikte dernekteki battaniyeleri indirmişler, Hoca camiyi açmış ve onları yerleştirmişlerdi. Tevazu ve Türk’e aşkın birleştiği bir asil ruhun sahibiydi.

Türk Milletine hizmet için ne malını ne de canını esirgemedi. Yanında da onun kadar Türk Milletine gönül vermiş evdeşi Mübeccel Abla vardı. 12 Eylül günlerindeki Mübeccel Abla ve rahmetli Mustafa Ağabey’inden bahsederken sevgisi ve saygısı -neredeyse- görünür hâle geliyordu.

Siyaset günlerinde arkadaşlık

Sadi Ağabeyim için liseyi okumaya geldiği Ankara’daki Türk Ocağı günleri çok özeldi. Çok büyük bir zevkle anlatırdı, âdeta o günleri yaşar ve yaşatırdı. Evvelki yıl kaybettiğimiz İbrahim Metin Ağabey’i önce onun anlattıklarından tanıdım. Çok erken kaybettikleri Halil Özyıldız’ı hep hüzünlü bir sesle anardı.

Ve tabi Galip Erdem… Fazilet abidesi, hep doğru yönü gösteren pusula gibi, bir vakıf adam Galip Ağabey (İlişkimizi bu dostluğa çok benzetirim). Onu hiç dilinden düşürmedi. Sadi Ağabey haklıydı. İskender Ağabey de ölümünden 18 yıl sonra “Hâlâ Galip Ağabey’le konuşurum” diye yazıyordu. Bu yazının ara başlıklarından birisi “İnternet yokken arama motoru” idi. Galip Ağabey’in zengin kültür dünyasından çok istifade etmişlerdi.

Dündar Taşer’le dostlukları da çok ilginçti. 1969’da MHP Kongresiyle başlayıp, 1972 Haziran’ında ölümüne kadar süren ama hâlâ anlatacak ve anacak hatıraları olan sağlam bir dostluk. Çok daha kısa süren ama unutulmaz beraberlikler.

Demokrasi tarihinde az görülen bir şekilde bakan olacaklar için yapılan oylamada, bakan olması uygun görülenlerden birisiydi ki o zaman daha 37 yaşındaydı.

Partiye girişi Başbuğ’un davetiyle olmuş, siyasetteki ayrılık da Başbuğ cezaevinden çıktıktan sonraki aylarda konuşarak olmuştu. Tıpkı bozkır medeniyetindeki* obanın lideriyle ilişkinin konuşulduğu kurultay gibiydi ama iki kişilik kurultaydı. İki dostun yol ayrımıydı. Alparslan Türkeş ve MHP onun nezdinde zirveydi. Bu zirvelerden hep saygıyla ve sevgiyle söz etti.

2000’li yıllar…

Akıllarda kalan ve gittiği gün çok öne çıkarılan Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu kolay kolay gündeme getirmedi. O, özellikle gittikçe derinleşen devletin bekası ve Türk Milletinin egemenliği meselesine kilitlenmişti. Hiç geçmişe takılıp hesaplaşma gibi bir düşüncesi olmadı. Kavgayla geçirecek vaktimiz yok diyordu.

Geçmişin hukukuna da hatıralarına da saygılıydı. Uyarılarını veya en ağır tenkidini bile, muhatabını incitmeden zarafet ve saygıyla yapıyordu. Ama gençlere hiç toz kondurmadı. Galip Ağabey’den tevarüs eden bir alışkanlıktı galiba. Onlar Türk Milletinin istikbâli diyerek onları hiç haksız çıkarmazdı. Gençlere yol gösterirken hep okşarcasına konuşuyordu.

Sadi Ağabey Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gündeme geldiğinde, eğer bu sistem geçerse 2023’te işimiz çok ama çok zor hâle gelir. Devletimiz ve Türk Milleti, Allah korusun, çok büyük badirelerle karşı karşıya kalır demişti. Kafası her an AB, Kıbrıs, Ermeni, Suriye ve Irak meseleleriyle, Türk dünyasıyla meşguldü.

Hastanedeki vasiyet

Yoğun bakıma alındığından iki gün önce,  biraz da hastalıktan uzaklaştırmak için bir soru sordum. Çetrefil bir konuydu hem de ve her zamanki gibi onun engin fikirlerine ihtiyacım da vardı. Sizin düşüncenize ihtiyacım var sorabilir miyim deyince ilgisi arttı da.

Soruyu kısa tuttum. Ama her zamanki gibi efradını cami ağyarını mâni bir şekilde anladı. Biraz da zorlanarak, “Geçmişin ihtilaflarını bugüne taşımamak lazım. Türk Milleti çok zorda, bir de bununla vakit kaybetmeyelim” diyordu.

Bunları söylerken de gözyaşları iplik gibi akıyordu. Hayatı boyunca zorluklara tevekkülle göğüs geren, terör örgütlerinin ölüm listelerine, Mamak işkencelerine, 12 Eylül’ün talimatlı mahkemelerine eyvallah etmeyen adam, Türk Milleti için gözyaşı döküyordu.

Türk Milleti ve Türk dünyası derken hem kendisi ağlıyordu hem de beni ağlattı. Kanaatim o ki Ağabey’im vaktin yaklaştığını görüyor ama Türk Milleti için yapılması gereken çok şey olduğunu düşünerek, yapamayacaklarına üzülüyordu.

Sevgili Ağabey, erken gittiniz ama ne sizin ne de bizim bu gidişi durdurmaya gücümüz yeterdi. Töre’li ve Devlet’li idiniz. Yoğun bakıma alınana kadar da böyle yaşadınız. Cenazenize gelmeyerek geçmişin ihtilaflarını çözme imkânını kullanmayanlara da, sizin için yazdıklarında olan biteni aslından farklı aktaranlara da bir şey demeden yolumuza devam edip hatıralarınızı yaşatmak için gayret edeceğiz.

“Uzak uzak ülkelere döndüm seferden / Yaralarım ağır ama mestim zaferden” diyordunuz. Artık dönülmez seferdesiniz ama zaferlerle gidiyorsunuz.

Seferiniz de zaferiniz de kutlu, aziz ruhunuz şad olsun.

* Prof. Dr. Konuralp Ercilasun, Bozkır Medeniyetinin temel Özellikleri Ne İdi?, Türkistan’dan Anadolu’ya Tarihin İzinde – Prof. Dr. Mehmet Alpargu’ya Armağan, Nobel Yayınları, S 441

Yazar

Hakan Paksoy

7 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar