<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>beyin göçü arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/beyin-gocu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/beyin-gocu/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Jul 2023 18:36:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Bilim neden burada değil de orada?</title>
		<link>https://millidusunce.com/bilim-neden-burada-degil-de-orada/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bilim-neden-burada-degil-de-orada/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Furkan Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44154&#038;preview=true&#038;preview_id=44154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aslında doğru soru, “Neden ordalar?” değil. Doğru soru, “Neden oralarda yapılanlar burada yapılmıyor?”. Bu sorunun birden çok cevabı var. Bütün cevapları tek kelimeyle özetleyebilirsiniz: Ortam!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bilim-neden-burada-degil-de-orada/">Bilim neden burada değil de orada?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilim-neden-burada-degil-de-orada%2F&amp;linkname=Bilim%20neden%20burada%20de%C4%9Fil%20de%20orada%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilim-neden-burada-degil-de-orada%2F&amp;linkname=Bilim%20neden%20burada%20de%C4%9Fil%20de%20orada%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilim-neden-burada-degil-de-orada%2F&amp;linkname=Bilim%20neden%20burada%20de%C4%9Fil%20de%20orada%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilim-neden-burada-degil-de-orada%2F&amp;linkname=Bilim%20neden%20burada%20de%C4%9Fil%20de%20orada%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilim-neden-burada-degil-de-orada%2F&#038;title=Bilim%20neden%20burada%20de%C4%9Fil%20de%20orada%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bilim-neden-burada-degil-de-orada/" data-a2a-title="Bilim neden burada değil de orada?"></a></p><p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-44155" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230701-WA0001.jpg" alt="" width="584" height="1009" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230701-WA0001.jpg 584w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230701-WA0001-174x300.jpg 174w" sizes="(max-width: 584px) 100vw, 584px" /></p>
<p>Bayramı geride bıraktık. Yarın hafta başlıyor. Tatile biraz daha tutunabilmek adına bu yazıma bir bilmece ile başlayayım: Ellerinizi bu heykeldeki gibi yapabilir misiniz?</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fotoğrafta gördüğünüz eser, Rodin’in </span><i><span style="font-weight: 400;">Katedral</span></i><span style="font-weight: 400;"> adını verdiği, eller heykelidir. Hani şu </span><i><span style="font-weight: 400;">Düşünen Adam</span></i><span style="font-weight: 400;">’ını Bakırköy’e diktiğimiz Auguste Rodin. 1981’de eşim Işınsu’yla Paris’teki Rodin müzesini gezmiş ve bu elleri pek sevmiştik. Oğlum Murathan da bize heykelin bir reprodüksiyonunu alıp hediye etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir gün heykelin seyrine dalmışken iki elimi ondaki gibi yapayım dedim. Birini sardım, ötekini çözdüm, bir türlü başaramadım. Siz de deneyin bakalım… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dalgın seyirden çıkıp dikkatle bakınca iki elin de sağ el olduğunu fark ettim. İki el homokiral (homo-aynı; kiral-elli). “Furkan Öztürk ne yaptı?” başlıklı geçen Cuma yazımda anlattığım konu. Öztürk, hayatın temel moleküllerinin niçin hep “aynı elli” olduğunu bulmuştu. </span></p>
<h2>Beyinler gidiyor allı yeşilli</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dostum, Gülcan Havva Eraslan, <a href="http://@82snpGlcan" target="_blank" rel="noopener">Gülcan Havva Eraslan,</a></span><span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">Twitter’de o yazımdan bahsederken şöyle demiş: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Türkiye yine yetiştirdiği genç ve parlak bir ‘beynini’ daha ABD&#8217;ye kaptırdı. Millî geleceğimiz olan gençlere Türkiye&#8217;de bilim yaptıramamanın içimde buruk bir hüznüyle…</span></i><span style="font-weight: 400;">” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eraslan şikâyetinde ve duygularında yalnız değil. Sık sık sorduğumuz, dertlendiğimiz bir konu bu. Furkan Öztürk neden Harvard’da? Aziz Sancar niçin Kuzey Karolina’da? Daron Acemoğlu niçin MIT’de? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında doğru soru, “Neden ordalar?” değil. Doğru soru, “Neden oralarda yapılanlar burada yapılmıyor?”. Bu sorunun birden çok cevabı var. Bütün cevapları tek kelimeyle özetleyebilirsiniz: Ortam! Ancak ortam diye cevaplamak, biraz da sorudan kaçmak oluyor? Hangi ortam? Bu ortamı o ortama çevirmek için ne yapmak gerekir? </span></p>
<h2>Bizde neden olmuyor?</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Biraz bakınca yüzeyde dahi bazı sebepler görebilirsiniz. Anadolu Ajansı’nın Furkan Öztürk’le röportajında bir de fotoğraf vardı. Resimde, Öztürk’ün yanında yaşlı bir akademisyen oturuyordu, Matthew Stanley Meselson. Prof. Meselson, Prof. Robert Stahl’la birlikte, DNA’nın kendi kendini kopyalama mekanizmasını açıklayan bilim adamı. Şimdi 93 yaşında ve hâlâ hoca , hâlâ Harvard’da. “</span><i><span style="font-weight: 400;">Bu yaşa kadar yaşadığıma memnunum; bu keşfi görmek nasip oldu.</span></i><span style="font-weight: 400;">” diyor. Mesela bu bizde mümkün mü? Biz onu 67 yaşında, yaş haddinden emekli ederdik. Memur değil mi, memur.  Tamam, o da memurluğunu bilsin, gençlere yer açsın. Öyle ya arkadan binlerce o kalitede bilim adamı geliyor. Türkiye’de bini bir para. “Yok, öyle değil.” diyene “Elitist!” deriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Memleketi idare etmek ne demek? İşte şurada şu kadar “kadro” var. Burada da bu kadar insan. Al o insanları bu kadrolara yerleştir. İktidar sende, seçim hakkı da sende. Zaten niçin iktidar olunur? Bunun için. Ve tabii, bizimkileri yerleştirirsin. 65 yaşındakileri de emekli edersin. (Üniversitede iki yıl torpil geçiyoruz, orada 67.) Yer açılsın. Açılmazsa başka metotlar var: Bir ay içinde emekliliğini isteyenlere, iki kat emeklilik ikramiyesi veriyoruz. İstemeyenleri bir yerlere tayin edeceğiz!.. Epey gördük bu uygulamaları. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim doktora yaptığım Yale’de, Sinanoğlu’nun odasının hemen yanında, 1903 doğumlu Lars Onsager otururdu. 1972’ye kadar da orada oturdu.  Benim doktorayı bitirdiğim yıl, 1968’de, Nobel aldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Furkan Öztürk’e bir başka engel: Bakınız, kendisi fizik mezunu. Çalıştığı alan yaşamın temel moleküllerinin, RNA, DNA’nın niçin “aynı elli” olduğu. Olmaz efendim, olmaz! Böyle doktora falan alamaz! Biyoloji mezunu olması gerekir veya biyokimya. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek ne? Gerçek, bilimlerin aralarında aşılmaz duvarlar bulunmadığı; birçok konuda alanların birbiriyle örtüştüğü. Bu birleşmeye, consilience-uzlaşma deniyor. Yalnız biyoloji, fizik, kimya değil, mesela genetik, psikoloji ve sosyoloji; evet yanlış okumadınız sosyoloji, birlikte bilgi keşfediyor. </span></p>
<h2>Bilimler birleşir biz ayırırız</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha da enteresanı, büyük keşiflerin birkaç bilimin örtüştüğü alanlardan çıkması. Biyokimya ve fizik gibi. Ben, Ankara Kimya Mühendisleri Odası Başkanı da olan bir öğrencime,  kimya mühendislerinin hangi işlerde çalıştığını araştıracağı, bir tez yaptırmaya kalktım. Yönetimden itiraz geldi. Efendim bu istatistiğin konusuymuş. Neyse o engeli aştık ve güzel bir tez oldu. Şimdi o kurallar daha da katılaştı. Bugün olsa yapamazdım. Felsefe okumadığım için Bilim Felsefesi dersi vermem de mümkün olmadı… Bilim felsefesinin büyük isimlerinden Kuhn, felsefe değil fizik mezunu. Harvard’da küçük rütbeli bir öğretim elemanı iken (junior fellow), üç yıl boyunca içinde yaşadığı özgürlük ortamı sayesinde fizikten tarih ve felsefeye açılabildiğini söylüyor. Bunu, devrim yapan kitabı, </span><i><span style="font-weight: 400;">Bilimde Devrimlerin Yapısı</span></i><span style="font-weight: 400;">’nın ikinci baskısının giriş bölümünde yazmış. Yukarıda sözünü ettiğim Meselson’un kabahati daha da büyük. Üniversitede tarih ve edebiyat okumuş, lisansı bunlardan. Nihayet, belki de en beter örnek, Kuantum Teorisi’nin babası Heisenberg; hani belirsizlik-muayyeniyetsizlik ilkesi vardır ya onun Heisenberg’i… O da fizikçi değil kimyacı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sizi gidi sapkınlar sizi. Bizde olsa hiç birine göz açtırmazdık. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Latife latif gerek… Niçin burada olmuyor sorusunun cevabı değil bunlar. Başka her şey yolunda olsa da bir tek bunlar kalsaydı… Bunlar tek başına işi epey bozardı ama herhâlde birileri “Yahu ne yapıyoruz biz!” deyip düzeltirdi. “Neden bizde olmuyor?”un cevabı daha derinlerde. </span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bilim-neden-burada-degil-de-orada/">Bilim neden burada değil de orada?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bilim-neden-burada-degil-de-orada/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetenek Savaşı’nda Türkiye</title>
		<link>https://millidusunce.com/yetenek-savasinda-turkiye/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yetenek-savasinda-turkiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2022 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[gelenekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[yetenek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=40145&#038;preview=true&#038;preview_id=40145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sermaye, üretim içindir, verim içindir. Ülkenin insan sermayesinin verimini gösteren başka ölçüler var. Üniversitelerinizden kaçı dünyada ilk 100’e, ilk 500’e giriyor? Öğretim üyesi başına yüksek etkili bilim dergilerinde makale sayısı, atıf sayısı nedir? </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yetenek-savasinda-turkiye/">Yetenek Savaşı’nda Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyetenek-savasinda-turkiye%2F&amp;linkname=Yetenek%20Sava%C5%9F%C4%B1%E2%80%99nda%20T%C3%BCrkiye" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyetenek-savasinda-turkiye%2F&amp;linkname=Yetenek%20Sava%C5%9F%C4%B1%E2%80%99nda%20T%C3%BCrkiye" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyetenek-savasinda-turkiye%2F&amp;linkname=Yetenek%20Sava%C5%9F%C4%B1%E2%80%99nda%20T%C3%BCrkiye" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyetenek-savasinda-turkiye%2F&amp;linkname=Yetenek%20Sava%C5%9F%C4%B1%E2%80%99nda%20T%C3%BCrkiye" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyetenek-savasinda-turkiye%2F&#038;title=Yetenek%20Sava%C5%9F%C4%B1%E2%80%99nda%20T%C3%BCrkiye" data-a2a-url="https://millidusunce.com/yetenek-savasinda-turkiye/" data-a2a-title="Yetenek Savaşı’nda Türkiye"></a></p><p>Yetenek; ustalık, bilgi ve beceri demek. Bir ülkenin yeteneklerinin toplamına da insan sermayesi deniyor. Bu her türlü maddî sermayeden önemli. İnsan sermayesinden daha önemli varlık, sosyal sermaye ama bu yazıda insan sermayesi üzerinde duracağım.</p>
<p>İnsan sermayesi dışındaki yatırım araçlarını, ham maddeyi, hemen her şeyi satın alabilirsiniz. Yetenek hâriç; onu yetiştirmeniz gerekir. Ham madde fakiri olduğu hâlde refahta en üstlerde yer alan ülkeler var. Japonya ilk akla gelen örnektir. İkinci dünya harbinde maddî sermayeleri yerle bir olmuş, taş üstünde taş kalmamış ülkeler vardır; barıştan kısa süre sonra refah piramidinin üstlerine yükselmiş. Çünkü yeteneklerinin bir kısmı harpte telef olsa bile kalanı yetmiştir.</p>
<h2>İnsan sermayesi</h2>
<p>Yetenek öncelikle bir nitelik işidir. Ülkenin insan sermayesi de nitelikli insanların toplamıdır. Nicelik bu toplamda devreye giriyor. Niteliklerin toplamı, nüfus değil.</p>
<p>İnsan sermayesi nasıl hesaplanıyor? Dünya Bankası’ndan Birleşmiş Milletlere çeşitli hesap yöntemleri var. Okullaşma oranı, iş gücüne katılma oranı bunlardan bazıları.</p>
<p>Diploma önemli, önemli olmasına da insan sermayesi hesaplarında OECD’nin PISA ve PIACC sonuçları da denkleme dâhil ediliyor. PISA 15 yaşındaki öğrencilerin yeteneğini ölçüyor. Açılımı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı. PIACC aynı işi yetişkinler için yapıyor: Uluslararası Yetişkin Yetkinlikleri Değerlendirme ve Çözümleme Programı. Bunlar, değersiz diplomaların hesaba katılmasını önlüyor. Daha önce çok bahsedildi; her ikisinde de Türkiye OECD ülkeleri sıralamasının diplerinde yer alıyor. Ölçümlerde insanların belli işlerde ne kadar zamandan beri çalıştıkları da var. Çalışma süresi uzadıkça, ustalığın artacağı düşünülüyor. Tabii bunun da şartları var. İnsan sermayesi ölçümü başlı başına bir uzmanlık alanı olmuş; verilen önemden ötürü…</p>
<p>Sermaye, üretim içindir, verim içindir. Ülkenin insan sermayesinin verimini gösteren başka ölçüler var. Üniversitelerinizden kaçı dünyada ilk 100’e, ilk 500’e giriyor? Öğretim üyesi başına yüksek etkili bilim dergilerinde makale sayısı, atıf sayısı nedir? Ülkede, bir milyon kişi başına düşen patent sayısı ne?</p>
<h2>Hep mağlup mu olacağız?</h2>
<p>Hangi oyunu oynasak, biz sayı kaybediyoruz. Yetenek Savaşı’nda da kazanan tarafta olacağımızı hiç mi hiç sanmıyorum.</p>
<p>Geçen yazımda bahsettiğim Yetenek Savaşı o hâle geldi ki zengin ülkeler insan sermayesini de ithal etmeye başladı. Hâlbuki biz, bir cins yetenek liberalizmiyle, “Bırakınız geçsinler, bırakınız gitsinler.” lafları ediyoruz. Biz yeni mezunlarla devam edecekmişiz. Dünyayı ne derinden kavrayış, değil mi?</p>
<p>Niçin hangi oyunu oynasak biz kaybediyoruz? Çünkü şartlar her an değişiyor ve her an daha hızlı değişiyor. Biz ise, “cedlerimiz yaptıysa ben de öyle yaparım” akıl yürütmesine sıkı sıkıya bağlıyız. Cedlerimizin yaptığı, cedlerinizin zamanında ve onların şartlarında doğru idi. Yaptıklarının bazıları da hiçbir şartta doğru değildi. Biliyor musunuz, cedlerimiz de tıpkı bizim gibi insandı. Fakat biz, zamana ve zemine bakmadan cedlerimizin yapıp ettiğinden nas çıkarmaya çalışıyoruz. Çıksa da çıkarıyoruz, çıkmasa da çıkarıyoruz ve bir anda değişen suları algılayamıyoruz bile. Nereye gideceğini bilemeyen kaptana hiçbir rüzgârın yararı yok.</p>
<h2>Gelenekçilik ve tedarikçilik</h2>
<p>Aklıma rahmetli Mehmet Genç’in Osmanlı’nın klasik tavrını özetlediği maddeler geliyor. Fiskalizm, tedarikçilik ve gelenekçilik. Fiskalizm, her devirde geçerli muhakkak. Devletin yürümesi için gerekli paranın bulunmasını kastediyor. Diğer ikisi zamanının taşıyıcı sütunları olabilir. Fakat gerileme döneminin yıkım sebebi, belki de gerilemenin asıl sebeplerindendir.</p>
<p>Gelenekçilik bu “Cedlerimiz yaptıysa, biz de yaparız.” anlayışı. Rahmetli Genç, gelenekçilik düşüncesini şöyle özetliyor: Her işte yanlış yapmanın çok yolu vardır. Doğru yol ise tektir. Bir iş eskiden beri belli bir şekilde yapılıyor ve yeterli oluyorsa, demek ki o yol doğruymuş. Sakın başka türlü yapmaya kalkmayın. İcat çıkarmayın: “Kadimden beri yapılagelene aykırı iş yapılmaya.” Kadim nedir diye sorarsanız şu cevabı alıyorsunuz: “Kadim odur ki, ondan öncesini kimse hatırlamaz.“</p>
<p>Tedarikçilik, “Aman ürünleri ihraç etmeyelim, memlekette kıtlık olmasın.” düşüncesi. Emperyalizm çağının merkantilizminin tam zıddı. Düşünün, bir İngiltere, bir Fransa ile ticaret anlaşması konuşmaya oturan Osmanlı, “Aman, bizden çok ürün almasınlar. Onlardan ürün almamızı engellemesinler.” diye düşünürken karşımızdaki, “Onlara nasıl daha çok satış yapabiliriz?” diye düşünecek. Yetenek savaşında tecrübeliler gitsin, biz gençlerle yolumuza devam ederiz politikasına benzemiyor mu? Eğer bu bir politika ise.</p>
<p>Hayır. Yetenekler giderse ülke geriye gider veya elden gider.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yetenek-savasinda-turkiye/">Yetenek Savaşı’nda Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yetenek-savasinda-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötü insan iyi insanı kovar</title>
		<link>https://millidusunce.com/kotu-insan-iyi-insani-kovar/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kotu-insan-iyi-insani-kovar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Apr 2022 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Altın]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[EURO]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39029&#038;preview=true&#038;preview_id=39029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bizim insan sermayesi politikamız yok diyorlar. Bal gibi var. Biz kaliteli insanı, eğitimli insanı iten, kalitesiz ve eğitimsiz insanı kayıran bir insan sermayesi politikası izliyoruz. Biz, okumuş insandan tırsıyoruz. Okumamışın, câhilin cehaletine güveniyoruz ve ona dayanıyoruz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kotu-insan-iyi-insani-kovar/">Kötü insan iyi insanı kovar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkotu-insan-iyi-insani-kovar%2F&amp;linkname=K%C3%B6t%C3%BC%20insan%20iyi%20insan%C4%B1%20kovar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkotu-insan-iyi-insani-kovar%2F&amp;linkname=K%C3%B6t%C3%BC%20insan%20iyi%20insan%C4%B1%20kovar" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkotu-insan-iyi-insani-kovar%2F&amp;linkname=K%C3%B6t%C3%BC%20insan%20iyi%20insan%C4%B1%20kovar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkotu-insan-iyi-insani-kovar%2F&amp;linkname=K%C3%B6t%C3%BC%20insan%20iyi%20insan%C4%B1%20kovar" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkotu-insan-iyi-insani-kovar%2F&#038;title=K%C3%B6t%C3%BC%20insan%20iyi%20insan%C4%B1%20kovar" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kotu-insan-iyi-insani-kovar/" data-a2a-title="Kötü insan iyi insanı kovar"></a></p><p>Geçen yazımda, her şey pahalılaşmıyor, biz fakirleşiyoruz demiştim. Her şey pahalılaşmıyor, biz ucuzluyoruz, insanlarımız ucuzluyor.</p>
<p>Bir ülke ucuzlarsa ne olur? Yabancılar bakar, ülkede satın alıp kullanabilecekleri neler var? Hani konvertibl paralar vardır ya. Doları, euroyu, sterlini, Japon yenini her yerde kullanabilir, her paraya çevirebilirsiniz. Teorik olarak TL de öyledir ya… İşte tıpkı paralar gibi ülkelerin de konvertibl değerleri vardır. Bunlar ucuzlayınca, dışarıdakiler onları satın alır. Bizde böyle ne var? Fiyatları komik seviyelere düşmüş şirketler, işletmeler… Araziler ve o araziler üstünde yükselmiş binalar. Bunlar satın alınır. Borsamız bu sebeple yükseliyor. Bu sebeptendir ki evlerimiz, binalarımız artık Türklerin alabilecekleri seviyelerin çok üstüne çıktı. Fakat bu saydıklarımın olumsuz yönleri de var. Bunlar hep Türkiye içinde, toprağımıza çakılı taşınmazlar. Yabancı bunları alsa da arabasının bagajına koyup götüremez değil mi? Veya tıra yükleyip… O yüzden ucuz olmaya ucuzlar ama tam anlamıyla konvertibl değiller.</p>
<p>Peki, hangi değerimiz menkul, yani nakledilebilir, yani taşınabilir? Petrolümüz yok şükür, boru hattıyla, tankerle alıp götürsünler. Olsaydı, ABD çoktan Irak’taki gibi bize de demokrasi getirirdi. Petrol olmadığından demokrasi getirmeyi ağırdan alıyor ama vaz geçmiyor. Irak’ı üçe, Rusya’nın da işe katılmasıyla Suriye’yi de birkaç parçaya böldü. Bizde de bölme işleri yürüyor ama ağırdan yürüyor.</p>
<h2><strong>Gidenler gider, kalanları tutuklarız</strong></h2>
<p>Fakattt… Öyle bir sermayemiz var ki hem taşınabilir hem de yüzde yüz konvertibl: İnsan. İşte bu sermayemiz de ucuzladı. Uzmanlığından, beyninde taşıdığı bilgi ve becerisinden, deneyiminden yararlanabileceğiniz Türk insanı çok ucuz. Eğer özellikli doktorumuz, mühendisimiz, bilim adamımız burada 1.000 dolar, orada 10.000 dolar alıyorsa, gider. Zeki ve becerikli gencimize dışarısı kucak açarken o, burada aşağılanıyor, fikrini söylediğinde hırpalanıyor, hapis baskısı altında yaşıyorsa… Gider. Siz her diplomayı eşdeğer, kâğıt üstündeki her unvanı birbirinin aynı sanıyor ve öyle davranıyorsanız; hatta mülakattaki başarı meslekteki başarıdan üstündür ahlaksızlığına sıkı sıkı sarılmışsanız, yani siz kötü idareciyseniz ve özde kötü insansanız, gider. Tıpkı “Kötü para, iyi parayı kovar” diyen Gresham kanunundaki gibi, kötü insan, kötü yönetici de iyi insanı, değerli insanı kovar. Hatta üstüne üstlük, onun gidişinden mutlu olur; bıraktığı boşluğa “bizden” adamları yerleştirir. (22-28 Nisan tarihli Oksijen gazetesinde Bekir Ağırdır’ın yazısına da bir göz atın.) İyiler gider, siz ikinci, üçüncü kaliteyle idare edersiniz. Hayırlı olsun.</p>
<h2><strong>İnsan sermayesi politikamız</strong></h2>
<p>AB ile yaptığımız, sığınmacı kaçakların geri kabul anlaşmasını hatırlıyor musunuz? AB ülkeleri, yakaladıkları kaçakları Türkiye’ye iade edecek, Türkiye de bunları “geri kabul” edecekti. Ancak kaçakların yakalandığı AB ülkesi, bize verdiği kaçaklar kadar sığınmacıyı, mesleklerine, becerilerine göre seçip alacaktı. İnsanları atığa, çöpe benzetmek doğru değil ama, teşbihte hata olmaz, bu mekanizma bana Avrupa’nın çöplerini bize yıkmasını hatırlattı.</p>
<p>Ve biz bu aşağılayıcı anlaşmayı, Türkiye’ye hakaret eden anlaşmayı imzaladık! Çünkü bu, bizim insan sermayesi politikamıza bire bir uygundu.</p>
<h2><strong>Okumuşsa tehlikelidir</strong></h2>
<p>Bizim insan sermayesi politikamız yok diyorlar. Bal gibi var. Biz kaliteli insanı, eğitimli insanı iten, kalitesiz ve eğitimsiz insanı kayıran bir insan sermayesi politikası izliyoruz. Biz, okumuş insandan tırsıyoruz. Okumamışın, câhilin cehaletine güveniyoruz ve ona dayanıyoruz. İşte bu, bizim insan sermayesi politikamız. Kamuoyu araştırmalarına bakınız. Seçmenin parti tercihi ile eğitim seviyesini sorgulayan araştırmalara… Ne görüyorsunuz? Eğitim seviyesi ile iktidara destek ters orantılı! Eğitim seviyesi yükseldikçe muhalefetin şansı artıyor.</p>
<h2><strong>Ucuzlayanı satın alırlar</strong></h2>
<p>İnsan ucuzlayınca onu bir başka tarzda kullanmak da kolaylaşıyor. En kalitelileri, en iyi ve en zekileri Türkiye’den çekip almak bir yol. Fakat bir başka yol daha var. O kadar donanımlı olmayanlara da Türkiye içinde kendi millî çıkarlarınıza uygun işler yaptırabilirsiniz. Stiftungların, GONGO’ların, Foundationların piyasası genişleyebildiği kadar genişler…</p>
<p>Bu arada GONGO’nun ne olduğunu bilmeyenlere açıklayayım: Hükümetlerce Organize Edilen Hükümet Dışı Kuruluşlar. Yani hükümetin, hatta gerekirse ordunun emrinde sivil toplum kuruluşları! Yanlış anlaşılmasın, buradaki “hükümet” ve “ordu”, bizim hükümet ve ordu değildir.</p>
<p>Bunların Türkiye’de, döviz cinsinden harcadıkları miktarı arttırmadan arttırdıkları faaliyetleri hakkında yeni bilgiler var… Fakat bu yazı bitti.</p>
<p>Özetle: Ucuzlayanı satın alırlar.</p>
<p>Nedense son cümleyi yazdıktan sonra aklıma geldi. Bizim insan hakları takipçilerinin şu iki konuda bir yorumu oldu da ben mi kaçırdım: 1) Çin zulmünden kaçan Uygurları’ı Çin’e iade eden ülkeler arasında birinci sırada yer almamız- <a href="https://www.karar.com/dunya-haberleri/utanc-haritasi-1663288" target="_blank" rel="noopener">Utanç Haritası </a>ve 2) İngiltere’nin <a href="https://www.karar.com/dunya-haberleri/ingilterede-tartismali-uyruk-ve-sinirlar-yasa-tasarisi-parlamentoda-1663300" target="_blank" rel="noopener">“Uyruk ve sınırlar yasa tasarısı”.</a></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kotu-insan-iyi-insani-kovar/">Kötü insan iyi insanı kovar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kotu-insan-iyi-insani-kovar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İstemem eksik olsun!”</title>
		<link>https://millidusunce.com/istemem-eksik-olsun/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/istemem-eksik-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilal]]></category>
		<category><![CDATA[kavga günleri]]></category>
		<category><![CDATA[kayırmacılık]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[nepotizm]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=38105&#038;preview=true&#038;preview_id=38105</guid>

					<description><![CDATA[<p>Açık konuşmazsak yol bulmakta zorlanırız: Bu memlekette “insan”ı rahat ettirecek bir düzen kalmadı. Herkese eşit işlemeyen, egemenlerin keyfine göre değişen bir sistemsizlik içindeyiz. İnsanlar tedirgin ve önlerini göremiyorlar.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/istemem-eksik-olsun/">“İstemem eksik olsun!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fistemem-eksik-olsun%2F&amp;linkname=%E2%80%9C%C4%B0stemem%20eksik%20olsun%21%E2%80%9D" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fistemem-eksik-olsun%2F&amp;linkname=%E2%80%9C%C4%B0stemem%20eksik%20olsun%21%E2%80%9D" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fistemem-eksik-olsun%2F&amp;linkname=%E2%80%9C%C4%B0stemem%20eksik%20olsun%21%E2%80%9D" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fistemem-eksik-olsun%2F&amp;linkname=%E2%80%9C%C4%B0stemem%20eksik%20olsun%21%E2%80%9D" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fistemem-eksik-olsun%2F&#038;title=%E2%80%9C%C4%B0stemem%20eksik%20olsun%21%E2%80%9D" data-a2a-url="https://millidusunce.com/istemem-eksik-olsun/" data-a2a-title="“İstemem eksik olsun!”"></a></p><p><em>Yeni Türkiye</em> diyenlerin nasıl bir ülke istediklerini yaptıklarından biliyoruz. O hayal uğruna memlekette var olan ölçüleri tahrip ettiler. Yeni ölçüler getiremeyişleri şaşırtıcı bir sonuç değildir. Sağlam bir kültüre dayanmıyorlardı. Dolayısıyla tarihi bilmeden,  sloganı geçmeyen düşünce kurgularına göre bir geçmiş ve gelecek hayal ediyorlardı. Böyle bir kök problemiyle kurucu-yapıcı tarafları olamazdı. Yıktılar ve yapamadılar. Göreceğimiz ve nereden nereye geldiğimizi anlamak isterken bakacağımız budur.</p>
<p>Devlet hayatımızla beraber yaşama kültürümüzün hemen bütün esasları dağıldı.  Birçok değerin kaybıyla boşalan alana kişilerin ve bazı zümrelerin menfaatlerinin gözetildiği bir <em>kayırmacılık</em> geldi. Frenkler buna <em>nepotizm</em> diyorlar. Bizim, Türkçe’de yarattığımız, halk dilinde bütün canlılığıyla yaşayan <em>Ahbap-çavuş ilişkisi</em> deyimi de bunu söyler. Bu sevimsiz tâbir eskidir ama devlet çarkına hâkim olması yenidir. Bunu da göreceğiz.</p>
<h2><strong>Düzensizlik</strong></h2>
<p>Kanunların-kuralların geçerli olduğu yerde, her şeyin tarifi vardır. Ne yapılırsa ne olacağı, ne sonuç alınacağı herkesçe bilinir. Yeni durumda neyin neye yol açacağını bilmiyoruz. Açık konuşmazsak yol bulmakta zorlanırız: Bu memlekette “<em>insan</em>”ı rahat ettirecek bir düzen kalmadı. Herkese eşit işlemeyen, egemenlerin keyfine göre değişen bir sistemsizlik içindeyiz. İnsanlar tedirgin ve önlerini göremiyorlar.</p>
<p>Toplumun güven duygusu aşınmakla kalmadı, paramparça oldu. Bir savrulma yaşıyoruz. Paniğe benzer haller görülüyor. Gençler, nasıl bir başka memlekete giderek gelecek ararım peşinde. Sadece onlar mı? Belli bir seviyenin üstündeki herkes dış memleketler tarafından kapı(şı)lıyor. Türkiye insan ve değer kaybediyor. <em>Yeni Türkiye</em> buysa, <strong>Edmond Rostand</strong>’ın şahane oyunundan <em>Syrano’nun</em> sözünü hatırlar ve hatırlatmak isterim: “<em>İstemem eksik olsun!”</em></p>
<p>Sanırım, <em>belirsizlik</em>,  içinde bulunduğumuz yaşama şartlarını en iyi ifade edecek bir kavram. Kâğıt üstünde kalan ölçüler yaşanan hayatta geçerli değil. Öyle de olabilir, böyle de. Bir merkezin işaretine göre sonuçlar anında değişebiliyor. Burada düzen içinde, güven veren bir toplum hayatından bahsedilebilir mi?</p>
<h2><strong>Bozulma her yerde</strong></h2>
<p>Bozulmanın medya ayağının bir tarafını geçen hafta yazdım. Aslında bütün alanlarda durum aynı. Ele alınacak örnek bürokrasidir. Bürokrasi düzeni temsil ederdi. Şimdi kuralları uygulayan ve titizlikle savunan bir yapı olma vasfını kaybetti. Sebepten hareketle sonuca bakalım: Eskiden bürokratlar açık siyaset yapamazlardı. Bürokratın siyasetçiye karşı söz ve hareketi düşünülemezdi. Siyasetçinin beyanına karşılık, sadece kamuoyuna açık şekilde, görevli olduğu konu hakkında açıklamada bulunur ve bilgilendirebilirdi. İktidar muhalefet ayırmadan seçilmişlere hürmet etmeyen bürokrat, demokrasinin vazgeçilmez ölçüsünü çiğnemiş sayılır ve görevinde tutulmazdı. Siyasi partiler sistemiyle ve <em>Meclis</em> itibarıyla yürüyen bir rejim vardı.</p>
<p><em>Yeni Türkiye</em>’de o da değişti. Şimdi bürokratlar siyasetçinin rakibi gibi çıkıp konuşuyorlar. Muhalefet partilerine demediklerini bırakmıyorlar. Tekrar edeyim, eskiden siyasetin propaganda alanına böyle doğrudan katılan memura sistem izin vermezdi. Bir başka örnek verirsem sanırım demek istediğim o günleri bilmeyen gençlerce daha iyi anlaşılır: Mesela Devlet İstatistik Kurumu Başkanı bırakın ana muhalefet liderini, herhangi bir milletvekilini bile geri çeviremez ve bu tavrını asla savunamazdı.</p>
<p>Şimdi bürokratlar, sanki göreviymiş, partiliden partiliymiş gibi davranıyor. Bütün dikkati kendisini o göreve getirenler olan bir yöneticiler ordusu yaratılmak istendiği açık. Hemen her gün bunun neresini düzelteceksiniz dediğimiz, utandığımız şeyler yaşıyoruz. Cumhurbaşkanlığı yüksek memurlarının kamuoyu önüne çıkanları böyle. Danışmanlar, iletişim Başkanı, Sözcüler.. hemen hepsi yaranma yarışına girişiyorlar.</p>
<h2><strong>Memur “<em>memur gibi”</em> konuşur</strong></h2>
<p>O bürokratlara denecek şudur: Bu milletin hakkını, hukukunu ve şerefini savunmak için oradasınız. Yapacağınız bellidir.  İçerde dışarda bu şerefi gözetmeyen, karşısında önce sizi bulacak. Kimse kuralların yerine geçemez ve sizin millete ait mesainizi kendisine bağlayamaz. Siyaset isteyecek, siz kuralları hatırlatacak ve uymuyorsa kabul etmeyeceksiniz. Demokratik düzende bu böyledir. Biz yeni memurken, demokrasiyi askıya alan 12 Eylül ihtilalcilerine bile kuralları söylerdik. Onlar da memurun kuralları gözetmesi gerektiğini biliyor ve kabul ediyorlardı. <em>Kavga Günleri</em> kitabımda bunun örneklerini de yazdım.</p>
<p>Siz memursunuz, elbette bir partiyi tutabilirsiniz. Öyle ise taraftarlığınız kontrollü olacak. Çünkü siz partinin, hükûmetin değil devletin memurusunuz. Politikacıya siyasetçi gibi saldırırsanız her şey karışır. Hükûmeti tenkit eden muhalefeti, siyasilerden önce, devlet adamı ciddiyetinden fersah fersah uzak bir tavırla siz eleştiriyorsunuz. Hem de en hadsiz tondan. Görülmüş şey midir?</p>
<p>Efendiler! Siyasetçiyi <em>siyasetçi gibi siyasetçi</em> eleştirir. Gazeteciler, aydınlar ve halk da eleştirir. Memur, partili ve şimdi yapılanlara benzer şekilde <em>parti sözcüsü gibi</em> konuşamaz! Memurlar seçilmişleri azarlamaya kalkışıyorsa, parti, sandık, seçim, demokrasi demenin hiç manası yoktur! <em>Yeni Türkiye</em> bu ölçüsüzlük ve pervasızlıksa, “<em>İstemem eksik olsun!”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/istemem-eksik-olsun/">“İstemem eksik olsun!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/istemem-eksik-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizde o ortam yok da, bizim ortam nasıl ortam?</title>
		<link>https://millidusunce.com/bizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Sancar]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Maslow]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Türeci]]></category>
		<category><![CDATA[Türk bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37912&#038;preview=true&#038;preview_id=37912</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şimdi siz, Türkiye’de yatırımcı olsanız, iş insanı olsanız, yenilikçi yatırımı mı tercih edersiniz; büyücek bir hafriyat ihalesi peşinde koşmayı mı? Geçiş garantili köprüler, hasta garantili hastaneleri mi, bağışıklık tedavisini mi tercih edersiniz? Hele garantiler dolar cinsindense!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam/">Bizde o ortam yok da, bizim ortam nasıl ortam?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam%2F&amp;linkname=Bizde%20o%20ortam%20yok%20da%2C%20bizim%20ortam%20nas%C4%B1l%20ortam%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam%2F&amp;linkname=Bizde%20o%20ortam%20yok%20da%2C%20bizim%20ortam%20nas%C4%B1l%20ortam%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam%2F&amp;linkname=Bizde%20o%20ortam%20yok%20da%2C%20bizim%20ortam%20nas%C4%B1l%20ortam%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam%2F&amp;linkname=Bizde%20o%20ortam%20yok%20da%2C%20bizim%20ortam%20nas%C4%B1l%20ortam%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam%2F&#038;title=Bizde%20o%20ortam%20yok%20da%2C%20bizim%20ortam%20nas%C4%B1l%20ortam%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam/" data-a2a-title="Bizde o ortam yok da, bizim ortam nasıl ortam?"></a></p><p>Bizim insanlarımızın, yurt dışındaki başarı hikâyeleriyle gurur duyuyoruz. Aziz Sancar gibi, Özlem Türeci ve Uğur Şahin gibi, rahmetli hocam Oktay Sinanoğlu gibi tanınmışlardan başka, basınımızda adı geçen fakat birinci grup kadar yaygın tanınmayanların isimlerini geçen yazımda vermiştim. Kısa ve rastgele ama göğüs kabartan bir listeydi. Sonra sordum: Niçin burada değiller? Ardından bir yorum yapmıştım: Mülakatta kalırlardı her halde! Bu yorum ne kadar ciddî, ne kadar şaka? Samimiyetle söyleyeyim, emin değilim. Ciddiyeti yarıdan fazla galiba.</p>
<p>Bu noktaya gelindiğinde genellikle, “Burada o ortamı bulamıyorlar.” denir. “Bu ortam” anahtarı bütün kapıları açar. Ortam… Hani doğa bilimlerinde “ekosistem” denilen şey. Öyle ya penguen Kızıl Deniz’de yaşayamaz. Deveyi Finlandiya’ya götürüp üretemezsiniz. Hadi daha kibar örnek olsun, kaktüs, Alaska’da yaşamaz; kardelen, Mısır’da. İşte tıpkı bunun gibi bazı insan tiplerinin hoşlanacağı, bazılarının da tahammül edemeyeceği, yaşayamayacağı ortamlar vardır, ekosistemler vardır demek ki.</p>
<h2><strong>Bizim onlara ihtiyacımız yok ki!</strong></h2>
<p>Bilim adamlarımızın, yenilikçi girişimcilerimizin bulamadıkları ortam ne ola ki? Tek tek sayılır: Laboratuvar yok, maaş az vs., vs., vs.. İşin aslı başkadır. Gerçekten ortam yoktur ama mesele laboratuvardan ibaret değildir. Uçak konmayan havaalanları, geçilmeyen köprüler yapan bir ülke için laboratuvar, bunların zekâtı bile değildir. Öyle hovardaca harcamalarımız var ki, birkaç bilim ve fikir adamına boş harcamalarımızın onda birini versek istediklerinden fazla gelirleri olur. Bulunmayan ortam bu değil.</p>
<p>Ortam gerçekten yok. Çünkü bu ortamın, bu Türkiye’nin, bilim adamlarına, fikir adamlarına ihtiyacı yok! Belki daha doğru ifade şudur: Öyle bir ihtiyacı, ne biz duyuyoruz ne de her kademedeki kamu veya özel sektör duyuyor.</p>
<p>Şimdi üniversiteyi düşünün. Hiç “Şu araştırmaya yeterli fon ayırıyoruz.”, “Hayır ayırmıyoruz!”, “Falan alandaki bilim adamlarına ihtiyacımız var, ne yapıp edip bulalım, yetiştirelim.” gibi bir tartışmaya şahit oldunuz mu? Kulağımıza çarpan, bazen de yüreğimizi yaralayan tartışmalar bambaşka: “Falanca efendi rektör olsun mu? Filanca kişi gerçekten bütün akrabalarını üniversiteye mi almış? Hiç mi atıf almamış? Ne! Yayını da mı yokmuş!” Belli ki bizim üniversiteden beklediğimizle, o “ortamın” bulunduğu ülkelerdeki üniversitelerden beklenenler aynı değil. Bizim ihtiyaçlarımız daha farklı. Belki doğru söz, “daha süflî”. Maslow piramidinin en altında. Biz, “Biraz da biz yiyelim!” diyoruz.</p>
<h2><strong>Biraz da biz yiyelim ekosistemi</strong></h2>
<p>Özel sektör yatırımcısını düşünün. Neyi tercih etsin? Her 5 yeni girişimden 4’ü ilk yıl batıyor. Birinci yıl ayakta kalan her 5 girişimden 4’ü de beşinci yıl sonuna kadar batıyor. Zaten bir teşebbüsün, bir yatırım maliyetini çıkarması için 5 ila 10 yıl gerekir. 5 yılda çıkaranlar istisnadır. Mesela Amazon, onlarca yıl bilançosunda kâr göstermemişti. Çünkü hedefi büyümekti.</p>
<p>Şimdi siz, Türkiye’de yatırımcı olsanız, iş insanı olsanız, yenilikçi yatırımı mı tercih edersiniz; büyücek bir hafriyat (toprağı kazıp taşıma) ihalesi peşinde koşmayı mı? Geçiş garantili köprüler, hasta garantili hastaneleri mi, bağışıklık tedavisini mi tercih edersiniz? Hele garantiler dolar cinsindense! Hatta bir adım daha ileri gidelim: Kendi başınıza iş yapmayı mı, devlete çalışmayı mı tercih edersiniz?</p>
<p>Eğer birinci yolu tercih edenler çoğunluktaysa, bu da dönüp tekrar ortamı etkiler. Derler ki, ceviz ağacı da çam da, altında başka cins bitki yetişmeyecek şekilde toprağı zehirler. Burada da benzer bir mekanizma çalışır. Çünkü piyasada yatırılacak paranın, açılacak kredinin hacmi sonsuz değildir. Kârlı olan kamuya çalışmaksa kamu da kendine çalışanlara verilecek parayı, yine kamudan alır: Vergi alır. Zam yapar. Bunlar yetmezse karşılıksız harcar, bu da enflasyon yapar. Sonuçta, yukarıda saydığım kâr garantili işler, hemen bütün kaynakları emer bitirir. Başka teşebbüslere kaynak kalmaz. Kredi piyasasında devletin, kaynakları tüketmesine “crowding out” diyorlar. Bu İngilizce söz, bir yeri kalabalıklaştırıp, başkalarının girmesine engel olmak anlamına geliyor. Ben işi kredi piyasasından daha geniş tuttum.</p>
<h2><strong>Özel sektör de aslında devlet sektörüdür</strong></h2>
<p>“Biraz da biz yiyelim.” ekonomilerinde, devlet sektörü, devlet sektörüdür, peki… Fakat devletten beslenen özel sektör de aslında devlet sektörüdür. Bu ekonomilerin sözde “iş adamları”, hayatlarında rekabet etmemişlerdir. Verimlilik, yenilik, risk hesabı yapmak gibi sıkıntıları olmamıştır. Yabancı ülkelerde de iş yapalım, mal ve hizmet satalım diye bir dertleri de yoktur.</p>
<p>Sonra bir gün iktidar değişir. Giden iktidar zamanında büyüyüp serpilen, o anlı şanlı firmalar da iktidarla birlikte göçü göçüverir. Çünkü onlar, kuvöze doğup, kuvözde büyümüş, kuvözde ihtiyarlamış, sakallı bebekler gibidir. Kendi başlarına ne beslenebilir, ne de nefes alabilirler. Onların yerini, yeni hafriyat ve inşaat firmaları alacaktır. Yenilikçi yatırım arayanlar, bilimin sınırlarını genişletmeye çalışanlar da uygun ortamlara göçmeye devam eder. Sonra gazetelerde okuruz: Bir Türk harikalar yarattı! “At konuştu!”, “Toplama- çıkarma yapan kedi!” haberlerinin hemen yanındaki sütunda.</p>
<p>Yeme sırası bizde ekonomilerinde, sıranız geçmeye görsün. Aç kalırsınız, çünkü bileğinizin hakkıyla rızkınızı kazanmayı hiç öğrenmediniz ki.</p>
<p>Karamsar bir yazı oldu. Fakat yanlış değil. Tek tük istisnalar var. Basınımızın bu istisnaları vermekle işlediği günah da… Onları başka bir yazıda ele alayım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam/">Bizde o ortam yok da, bizim ortam nasıl ortam?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bizde-o-ortam-yok-da-bizim-ortam-nasil-ortam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülakatta kalırlardı &#8211; Kan kaybediyoruz</title>
		<link>https://millidusunce.com/mulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/mulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Feb 2022 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[ALS]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimadamı]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Unutmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hande Özdinler]]></category>
		<category><![CDATA[Hotamışlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[Müge Çevik]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Tüfekçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37832&#038;preview=true&#038;preview_id=37832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Burada olsalar mülakatı geçebilirler miydi dersiniz? Kazansalardı, onda bir maaşla burada çalışırlar mıydı? Şu an yönettikleri, çalıştıkları kurumları burada bulabilirler miydi?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz/">Mülakatta kalırlardı &#8211; Kan kaybediyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=M%C3%BClakatta%20kal%C4%B1rlard%C4%B1%20%E2%80%93%20Kan%20kaybediyoruz" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=M%C3%BClakatta%20kal%C4%B1rlard%C4%B1%20%E2%80%93%20Kan%20kaybediyoruz" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=M%C3%BClakatta%20kal%C4%B1rlard%C4%B1%20%E2%80%93%20Kan%20kaybediyoruz" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=M%C3%BClakatta%20kal%C4%B1rlard%C4%B1%20%E2%80%93%20Kan%20kaybediyoruz" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz%2F&#038;title=M%C3%BClakatta%20kal%C4%B1rlard%C4%B1%20%E2%80%93%20Kan%20kaybediyoruz" data-a2a-url="https://millidusunce.com/mulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz/" data-a2a-title="Mülakatta kalırlardı – Kan kaybediyoruz"></a></p><p>7 Şubat tarihli The New York Times’da Carlotta Gall imzalı uzun bir yazı var. Gall, gazetenin İstanbul Büro Şefi. Yazısının başlığı şöyle: “<em>Türkiye’nin doktorları gidiyor. Enflasyon sarmalının son zayiatı.</em>”</p>
<p>Beyin göçü, açık ve yakın tehlikedir. Yerimizden fırlayıp “Ne yapmalıyız?” diye sormalı ve çare bulup uygulamalıyız. Bu “Bay falan!”, “Bay filan!” laflarından birkaç mertebe daha önemli bir derttir. İktidar da buna çare aramalı, muhalefet de bu konuda ne yapmayı planladığını açıklamalıdır. Bu komplo teorisi değil; soyuluyoruz. Hem de en değerli kaynağımız, insan kaynağımız; en değerli sermayemiz, insan sermayemiz gidiyor. Geri gelmemek üzere!</p>
<p>Carlotta Gall’ın yazısında verilen rakamları aslında biliyoruz ama kör dövüşünün gürültüsünden, bunlar ön plana çıkamıyor. Bir yılda göçen hekim sayısı binin üstünde. Daha önceki on yılın toplamı 4.000. Bu, hızlanan bir kanamayı gösteriyor. Göç etmek isteyen hekimlere yönelik yabancı dil kursları, bir endüstri hâline gelmiş. Binlerce hekim, yalnız genç değil, tecrübeli hekim de bu niyetle Almanca ve İngilizce öğreniyor. Yakında bazı illerde, belirli ameliyatları yapacak cerrah bulunmayacak deniyor. TÜİK Başkanını değiştirerek tedavi edilecek bir yara değil bu.</p>
<h2><strong>Yalnız hekimler değil</strong></h2>
<p>Hekimler, yabancılar için alçak dallardaki olgun meyveler. Hemen koparıp heybelerine atıveriyorlar. Anketlerde, gençlere sorulduğunda, %80’e yakını, yurt dışına gitmeyi arzu ettiğini söylüyor. Ana-babalara, çocuğunuzun yurt dışına gitmesini, yurt dışında okumasını arzu eder misiniz diye sorulduğunda da benzer yüzdelerle “Evet.” cevabı alıyoruz. Bu “<em>Kahrolsun emperyalistler!</em>” işi değil. Bu, geriye doğru on yıllara uzanan plansızlığın, programsızlığın, öngörüsüzlüğün sonucu. Ülkenin maddî kaynaklarını da, insan kaynağını da haciz fiyatına satışa çıkaran enflasyonun, paranın değerinin sert düşüşünün sonucu. Liyakati, marifeti boşlayıp yandaş kayırmanın sonucu.</p>
<p>Bir video programında Selçuk Şirin şu önemli tespiti yapıyor: “<em>Biz, geri dönmek için giderdik. Şimdikiler kalmak için gidiyor.</em>”</p>
<p>Âdetimizdir, “Bir Türk bilmem ne yaptı!” diye haber yapmaya bayılırız. Benim hiç hoşuma gitmeyen bir haber türüdür. Hani “At konuştu!” gibi beklenmedik, olağanüstü bir iş gibi anlatırız. Maalesef haklıyızdır da. Amerikalı veya Alman böyle haber yapmaz. Çünkü başarıyı kazananın o ülkeden olduğu varsayılan kabuldür. Ancak başarı o ülkelerin dışında gerçekleşmişse milliyet belirtilir.</p>
<h2><strong>Neredeler?</strong></h2>
<p>Şimdi rastgele son birkaç ayın gazete haberlerini size sayayım:</p>
<ol>
<li>Dr. Gökhan Hotamışlıgil, diyabete yol açan bir hormon keşfetti. Şeker hastalığının tedavisinde önemli bir adım olabilir.</li>
<li>Dr. Derya Unutmaz, COVID ve varyantlarına karşı etkili olabilecek bir tedavi türü keşfettiklerini açıkladı.</li>
<li>Doç. Dr. Hande Özdinler, ölü sinir hücrelerini 60 günlük bir tedaviyle canlandırdı. Buluşun başta ALS, birçok sinir ve beyin hastalığının tedavisinde kullanılabileceği ifade edildi.</li>
<li>Canan Dağdeviren, fizik mühendisi. Malzeme bilimi, mühendislik ve biyomedikal mühendisliğinin kesiştiği noktada çalışmakta! Pil istemeyen kalp pilinden mesela Parkinson tedavisinde kullanılabilecek, beyne doğrudan ilaç verebilen enjektöre kadar icatlarda imzası var. Öğretim üyesi ve kendi laboratuvarını yönetiyor.</li>
<li>Zeynep Tüfekçi, tanınmış bir yazar ve dijital teknolojiler, yapay zekâ ve toplum arasındaki etkileşime odaklanmış bir bilim insanı.</li>
<li>Müge Çevik, Zeynep Tüfekçi’nin, pandemi hakkında araştırma yaparken başvurduğu isim. Bulaşıcı hastalıkları ve medikal viroloji konusunda öğretim üyesi. Aynı zamanda, COVID-19’un bulaşma şartları hakkındaki yeni ve önemli bir yayının yazarlarından biri.</li>
</ol>
<p>Şimdi her birinin bulunduğu yeri açıklayayım:</p>
<ol>
<li>Gökhan Hotamışlıgil, Harvard Üniversitesi’nde Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi Başkanı.</li>
<li>Derya Unutmaz, Connecticut’ta, Jackson Laboratuvarı’nda ve Connecticut Üniversitesi’nde.</li>
<li>Hande Özdinler, Northwestern Üniversitesi ALS Araştırma Merkezi’nin yöneticisi.</li>
<li>Canan Dağdeviren, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) kendi kurduğu Medya Laboratuvarı’nın yöneticisi.</li>
<li>Zeynep Tüfekçi, ABD’nin saygın dergisi The Atlantic’te yazıyor ve Kuzey Carolina Üniversitesi’nde öğretim üyesi.</li>
<li>Müge Çevik, St. Andrews Üniversitesi’nde bulaşıcı hastalıklar ve medikal viroloji konularında öğretim elemanı.</li>
</ol>
<p>Sizin de içiniz yanıyor mu? Başarılarından gurur duyuyoruz duymaya da niçin oradalar? Niçin burada değiller?</p>
<p>Sonra kendi kendime soruyorum: Burada olsalar mülakatı geçebilirler miydi dersiniz? Kazansalardı, onda bir maaşla burada çalışırlar mıydı? Şu an yönettikleri, çalıştıkları kurumları burada bulabilirler miydi?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz/">Mülakatta kalırlardı &#8211; Kan kaybediyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/mulakatta-kalirlardi-kan-kaybediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin göçü</title>
		<link>https://millidusunce.com/beyin-gocu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/beyin-gocu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2021 19:58:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Sancar]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[cari açık]]></category>
		<category><![CDATA[cari fazla]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Türeci]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=35842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir ülke için cari dengeden daha önemlisi, insan sermayesi giriş-çıkışıdır. Çünkü her türlü değeri yaratan donanımlı insandır. Ekonomik gücü de sert gücü de yumuşak gücü de... Bugün bu, özellikle böyledir; çünkü bilgi çağında, insandan değerli bir tabiî kaynak yoktur.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/beyin-gocu/">Beyin göçü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbeyin-gocu%2F&amp;linkname=Beyin%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BC" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbeyin-gocu%2F&amp;linkname=Beyin%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BC" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbeyin-gocu%2F&amp;linkname=Beyin%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BC" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbeyin-gocu%2F&amp;linkname=Beyin%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BC" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbeyin-gocu%2F&#038;title=Beyin%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BC" data-a2a-url="https://millidusunce.com/beyin-gocu/" data-a2a-title="Beyin göçü"></a></p><h2><strong>Beyin cari açığı</strong></h2>
<p>Vatandaşlarına güvenlik, refah, hukuk; çocuklarına güzel bir gelecek sağlayan ülkeler, tarih boyunca çekim merkezi olmuş. İnsanlar, bunları sunamayan topraklardan, daha parlak bir gelecek vaat eden memleketlere akmış.</p>
<p>Bir ülke için cari dengeden daha önemlisi, insan sermayesi giriş-çıkışıdır. Çünkü her türlü değeri yaratan donanımlı insandır. Ekonomik gücü de sert gücü de yumuşak gücü de&#8230; Bugün bu, özellikle böyledir; çünkü bilgi çağında, insandan değerli bir tabiî kaynak yoktur. Geçmişte de bir dereceye kadar öyleydi. İmparatorluklara bakınız… Roma, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı…  Onlara, bilinen coğrafyanın her köşesinden, yüksek yetenekli insanlar akar. Sonra bu insanlar hızla yükselir, ülkeyi de yükseltir. Zenginler mi yetenekleri topluyor, yetenekler mi zenginliği yaratıyor? İkisine de evet… Bugün bizden gidenlerin başka ülkelere yerleşip oralarda zirveye tırmanışlarını, Nobel alışlarını veya dünyanın büyük problemlerine çözüm getirişlerini izliyoruz.</p>
<p>İnsan sermayesi için çekim merkezleri… Rahmetli iktisat tarihçimiz Mehmet Genç, Türkiye’nin tarihi boyunca hep göç aldığını yazar. 16. ve 17. asırlardan sonra bu göç alış; sürülen, soykırıma uğrayan Türklerin, bayraklarının hâlâ dalgalandığı topraklara kaçışıdır. Fakat daha önceki göç alış, hukukun üstünlüğünün, tebanın güvenlik içinde yaşamasının cazibesiyleydi.</p>
<h2><strong>Yeni Aziz Sancarlar gidiyor</strong></h2>
<p>Son zamanlarda aldığımız Suriyeli, Afgan göçleri bu konunun dışındadır. Bunlar bizim, çekimimizden değil, Suriye ve Afganistan’ın itişinden kaynaklanan göçler. Kaçaklar, ilk fırsatta Batı’ya gitmeyi hedef alıyor. Türkiye’yi transit salonu gibi görüyorlar. Bir Suriyeli çocuğun elindeki “<em>No Turkey</em>” afişini hatırlayınız.</p>
<p>Yaşayamadıkları toprakları terke zorlandıkları için gelenleri bir yana bırakalım. İnsan sermayesi akışında dengemiz ne yöndedir? Değerli insanlarda cari fazla mı veriyoruz, cari açık mı?</p>
<p>Bu konudaki haberler hiç de iç açıcı değil. Bu yıla ait yoklamalar; gençlerin %80 civarında bir kesiminin yurt dışına gitmek, orada yaşamak istediğine işaret ediyor. Bu vahim bir tablodur. Yarının Aziz Sancar’ı, Uğur Şahin’i, Özlem Türeci’si, Timur Kuran’ı, Daron Acemoğlu’su, rahmetli hocam Oktay Sinanoğlu’su bu gençler arasındadır işte… Hepsini saymağa kalksam telefon rehberi gibi bir cilt olurdu… İşte şimdi gidenler, o ciltlerden daha kalın ciltler oluşturacak. Ekonomi bu göçün bir sebebidir ama tek sebebi değildir. Beyinlere sağlanan ortam, daha da büyük bir cazibe. Kabiliyetler ancak o ortamlarda serpilip o seviyelere erişebiliyor.</p>
<p><strong>Torpil yetenekten önde- hadi bana eyvallah</strong></p>
<p>Karar’da, bir yıl kadar önce, yayımlanan araştırma sonuçlarına göz atınız. Araştırmayı, Yeditepe Üniversitesi ve MAK Danışmanlık birlikte yapmışlar, kapsamlı yapmışlar ve adına, “<em>Gençlik Araştırması”</em>demişler. ( )</p>
<p>18-29 yaş grubu arasını kapsayan ankete göre, gençlerin yüzde 76’sı daha iyi bir gelecek için yurt dışında yaşamak istiyor. Her iki gençten biri, mutlu olmadığını ifade ederken, yüzde 77’si torpilin yetenekten daha etkili olduğuna inanıyor. KONDA, 2017 yılında yaptığı araştırmada daha farklı bir soruyu hem öğrencilere, hem de anne-babaya sormuş: <em>“İmkânınız olsa, kendinizin veya çocuğunuzun eğitim için yurtdışına gitmesini ister misiniz?” </em>Yüzde 74 ‘evet’ demiş<em>.</em> Denekler üniversite mezunu ise “evet”lerin oranı, yüzde 80’in üstüne çıkıyor. (Araştırmayı bana açtığı için Sayın Bekir Ağırdır’a teşekkür borçluyum.)</p>
<p>Ne diyeceksiniz bu gençlere? “<em>Gitme, kal evladım. Ben sana torpil bulmaya çalışayım</em>.” 18-29 yaş grubuna bu izlenimi verdikleri için hicap duyan kimse var mı acaba? Ben rastlamadım.</p>
<p>Haberler iyileşmiyor, kötüleşiyor. Ülkemizin beyin kaybı, araştırmacılar için verimli bir alan hâline gelmiş. Bu konuda bir kitap yazan Evrim Kuran bu araştırmacılardan biri. Kitabı, “<em>Onlar Göçtü Buradan<br />
-Türkiye&#8217;nin Yeni Göç Nesli</em>” (Mundi, 2021) Yazar, AGOS’tan gazeteci Ferda Balancar ile konuşmuş: ( )</p>
<h2><strong>Yetenek ve girişim: Kan kaybediyoruz!</strong></h2>
<p>“<em>Son yıllarda araştırmacı bakışımla gördüğüm bir fotoğraf vardı. Türkiye’den dünyanın dört yanına ciddi bir yetenek göçü eğilimi izliyordum ve bu ülkenin verdiği önceki dönem göçlerine benzemiyordu. Bugünün Türkiye’sinde yeni nesil bir göç hareketi yaşanıyor. Ne yazık ki Türkiye’nin yeni nesil göçmenlerinin yaşları giderek düşmekte ve yine ne yazık ki Türkiye’nin yeni nesil göçmenlerinin yetkinlikleri giderek yükselmekte</em>.”</p>
<p>Manzaramızın fotoğrafı. Eskiden kol gücü giderken şimdi beyin gücü gidiyor. Beyinlerle birlikte varlıklar ve girişimciler de çıkıştadır ki çağımızda, onlar da aslında beyindir. Gidenler sadece gençler değil. Yetişmiş profesyonelleri de kaybediyoruz.</p>
<p>Kuran devam ediyor:</p>
<p><em>“Son üç yılda 10 bin milyoner ile 13 bin girişimci ve iş insanı olmak üzere 23 bin kişi Türkiye’yi terk etti. … 2012 yılında yurtdışına giden doktor sayısı yalnızca 59 iken, 2019’da 1.042’ye ulaştı… Yine, ne yazık ki Türkiye’nin 20 OECD ülkesine beyin göçünden ötürü kaybının en az 220 milyar dolar olduğu öngörülüyor.“</em></p>
<p>Çare ne? Yine Kuran:</p>
<p>“<em>Beyin göçü yaratıcılığı destekleyerek, sadakati değil liyakati alkışlayarak, keşif ve tasarım gücü olan insanlara ihtiyaçları olan özgür ortamı sunarak ve bütün bunların sunulabileceği en temel bağlam olan eğitimi siyasetin gölgesinden kurtararak büyük ölçüde engellenebilir.</em> “</p>
<p>Maşallahımız var, bu tavsiyelerinin tamamının tersini yapıyoruz!!!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/beyin-gocu/">Beyin göçü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/beyin-gocu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugünü parselleyenler ve barınamayanlar</title>
		<link>https://millidusunce.com/bugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Okur]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[barınamayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[teknofest]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=35513&#038;preview=true&#038;preview_id=35513</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atatürk'ün "Bütün ümidim gençliktedir" sözünü hatırlıyor muyuz? Peki ya gençlik nerede, bizim ümidimiz nerede? Yoksa biz ümitsiz miyiz?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar/">Bugünü parselleyenler ve barınamayanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar%2F&amp;linkname=Bug%C3%BCn%C3%BC%20parselleyenler%20ve%20bar%C4%B1namayanlar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar%2F&amp;linkname=Bug%C3%BCn%C3%BC%20parselleyenler%20ve%20bar%C4%B1namayanlar" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar%2F&amp;linkname=Bug%C3%BCn%C3%BC%20parselleyenler%20ve%20bar%C4%B1namayanlar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar%2F&amp;linkname=Bug%C3%BCn%C3%BC%20parselleyenler%20ve%20bar%C4%B1namayanlar" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar%2F&#038;title=Bug%C3%BCn%C3%BC%20parselleyenler%20ve%20bar%C4%B1namayanlar" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar/" data-a2a-title="Bugünü parselleyenler ve barınamayanlar"></a></p><p>Hepimiz geçtiğimiz yollardan bambaşka sınavlar ile sınanarak ilerliyoruz. Kuşaktan kuşağa süregelen sorunlar olsa da her kuşak, farklı sıkıntılardan geçerek bir yerlere varıyor.</p>
<p>Gelin hep beraber tarihte bir yolculuğa çıkalım. Ama çok da uzağa gitmeyelim. Mesela  Çanakkale&#8217;den başlayalım ve günümüze doğru gelerek, sıra ile kuşakların gençliklerinde sınandığı sınavlara kabaca bakalım.</p>
<h2><strong>Zaman yolculuğu</strong></h2>
<p>1914 yılında, 1. Dünya Savaşı patlak verince ülkede eli silah tutan hemen herkes vatan savunması için cepheye koştu. Bir dönemin zeki, eğitimli, ülkü dolu Tıbbiyelileri de öyle. Çanakkale Savaşı’nda 346 Tıbbiyeli şehit oldu. Öyle ki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane 1921 yılında hiç mezun veremedi. Onlar yeni doğacak devletlerinin imarında yer alamadılar. Kanlı bir çatışmanın ortasına doğmuşlardı. Savaşmaktan başka çareleri yoktu. Onların payına, ülkenin tapusuna kanları ile imza atmak düştü.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-35515" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/tibbiyeliler.jpg" alt="" width="864" height="486" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/tibbiyeliler.jpg 864w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/tibbiyeliler-300x169.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/tibbiyeliler-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 864px) 100vw, 864px" /></p>
<p><a href="https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/-prof-dr-erdol-1915li-tibbiyelilerin-tamami-canakkalede-sehit-dustu/1420615" target="_blank" rel="noopener">Kaynak</a></p>
<p>Sonraki kuşak savaştan çıkmış, yorgun, yokluk içinde, devletleri ile birlikte doğdular. Hem kendilerini hem de Cumhuriyet’i büyüttüler. En büyük şansları belki de asrın en büyük liderinin devrinde doğmalarıydı. Okuyup çok güzel işler başardılar.  Yurt dışına “Birer kıvılcım” olarak gönderildiler ve birer alev topu olarak geri döndüler. Böylelikle vatanın her köşesinde bir ışık yaktılar. Yaktıkları ışıklar dalga dalga yayıldı. Genç Türkiye üretimde, teknolojide, eğitimde muasır medeniyetler seviyesine çıkma yolunda büyük adımlar attı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-35516" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/1200px-Ataturk_visits_a_school.jpg" alt="" width="1560" height="1080" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/1200px-Ataturk_visits_a_school.jpg 1560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/1200px-Ataturk_visits_a_school-300x208.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/1200px-Ataturk_visits_a_school-1024x709.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/1200px-Ataturk_visits_a_school-768x532.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/1200px-Ataturk_visits_a_school-1536x1063.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1560px) 100vw, 1560px" /></p>
<h2><strong>Gelişime ara! Yeniden mücadele zamanı!</strong></h2>
<p>Bir sonraki kuşak yeni bir çatışma ortamına doğdu. Bu kez patlayan 2. Dünya Savaşı idi. Savaşa fiilen girmesek de bedelleri bizim için de ağır oldu. Dünya yeniden cepheleşmiş, cepheler arasındaki savaş boyut değiştirmişti. Bu kez göğüs göğüse bir mücadele yoktu. Kitle imha silahları ve ideolojiler vardı. İdeolojiler arasında yaşanan yüksek gerilimde kalan bu kuşağın gençlerinin de sınavları epey ağırdı.</p>
<p>Takip eden kuşağın gençlik yılları, vatan topraklarımız üzerine bitmeyen saldırıların yarattığı karmaşaya denk geldi. Büyük bir propagandayla ülkemizde başlayan Rus saldırısı bilinen bir savaşa benzemiyordu. Topla tüfekle yapamadıklarını bu kez ideolojik kılıf geçirilmiş silahlarla yapmaya çalıştılar. Bir kısım genç bu propagandalara alet olurken, bir kısmı da bu saldırıya karşı duvar gibi durdu, ömrünü bu yola adadı. Saldırıyı önledi önlemesine fakat bu kez de darbeler dönemi başladı. Dönemin genç nüfusu da böylelikle kırıma uğradı.</p>
<div id="attachment_35517" style="width: 718px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-35517" class="wp-image-35517" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/12-eylul.jpg" alt="" width="708" height="485" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/12-eylul.jpg 480w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/12-eylul-300x206.jpg 300w" sizes="(max-width: 708px) 100vw, 708px" /><p id="caption-attachment-35517" class="wp-caption-text"><a href="http://turkboyu.blogspot.com/2012/10/ulkucu-sehitler-4-n-z.html" target="_blank" rel="noopener">Kaynak</a></p></div>
<h2><strong>12 Eylül&#8217;den 15 Temmuz&#8217;a</strong></h2>
<p>Davası uğruna çarpışmış, kurşun yemiş, işkence görmüş, idam sehpasına sürülmüş, gözleri önünde arkadaşlarının öldürüldüğüne şahitlik etmiş nesil, elbette yaşadıklarını kolayca atlatamayacaktı. Bu kargaşadan, bu hengâmeden sağ çıkanlar çocuk sahibi olduklarında endişe seviyeleri de yaşadıkları ile orantılı olarak arttı. Bu yüzden bu neslin çocuklarının birçoğu ebeveynlerinin baskısıyla apolitikleşti. Bu dönemde üniversiteye gidecek gençler sıkı sıkıya tembihlendi &#8220;fikrini belli etme&#8221;, &#8220;Sakın ha sivrilme&#8221;, &#8220;sistemi eleştirme&#8221;,&#8221;asi olma&#8221; &#8220;olaylara karışma&#8221;, “herkes kendini kurtarır, olan sana olur çocuğum”&#8230;</p>
<p>Hatta ve hatta kontrol altında tutulabilsinler diye dönemin cemaat yurtlarına bile emanet edildiler. Boş bırakılsalardı kızlı erkekli, bahçelerde şarkı söyleyebilirler, dış dünyaya açılıp, yoldan çıkarlardı nemelazım(!). Bir kuşak da işte böyle böyle pasifize edildi. Az kalsın unutuyordum. Bu kuşağın gençlerinden zeki(!), istikbal vadeden(!) bir kısmı özel eğitimlerden geçirilerek zaman ayarlı bir bomba gibi toplumun içine salındı. Hem de kalifiye insan gücü olarak! Doktor, hâkim, savcı, profesör, dekan&#8230; Parantez açmaya gerek yok doğrudan yazayım: Tabi ki torpille, hırsızlıkla ve liyakatsiz şekilde. Zamanı geldiğinde ise düğmeye basıldı ve zaman ayarlı bomba patlatılarak maddi manevi büyük hasara yol açtı.</p>
<div id="attachment_35518" style="width: 778px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-35518" class="wp-image-35518 size-medium_large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/feto-768x436.jpg" alt="" width="768" height="436" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/feto-768x436.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/feto-300x170.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/feto.jpg 952w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><p id="caption-attachment-35518" class="wp-caption-text"><a href="https://www.ntv.com.tr/turkiye/15-temmuz-darbe-girisiminin-5-yildonumu,ZfoA8SLNTUmyyW4xk7QtrQ" target="_blank" rel="noopener">Kaynak</a></p></div>
<h2><strong>Barınamayanlar</strong></h2>
<p>Geldik son kuşağa: Namıdiğer Z kuşağı. Birçok yönden gelmiş geçmiş tüm kuşaklardan farklı olduğu artık hepimizce malum. Hayata bakış açıları, fikirleri, yaşayışları çok farklı. Bu günlerde “Barınamayanlar” diyorlar kendilerine. Evet barınamıyorlar. Evde ya da yurtta barınmaktan daha fazlası var bu “Barınamayanlar” tabirinin içinde.</p>
<p>Bitmek bilmeyen terör, siyasi gerilimler, gitgide bozulan ekonomi, zengin ve fakir arasındaki makasın pervasızca açılması, yönetimler değiştikçe yapboza dönen eğitim sistemi, dünyayı saran salgın, salgının vurduğu eğitim hayatları, nitelikli insan gücünün küstürülmesi, işçinin ve çiftçinin belini doğrultamaması, işsizlik rakamlarını düşüren(!) üniversiteler, enflasyonu düşüren TÜİK ve a haber!.. Bir çırpıda aklıma gelenler bunlar. Dilerseniz çoğaltabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: left;">Sanırım onların payına düşen de bunlar oldu.  Eminim bu yazıyı okuyan Z kuşağı fertleri bu sıkıntıları sınav olarak değerlendirmeme kızacaklar. Hakları var. O yüzden açıklamakta fayda var. Sınav dememdeki sebep başa gelen çekilir diyerek kabullenmek değil. Sıraladığım çetin sınavların yegâne ortak sorusuna cevap aramak:</p>
<p><em>&#8220;Vaz mı geçeceğiz, devam mı edeceğiz?&#8221;</em></p>
<h2><strong>Bu memlekette yaşanmaz mı?</strong></h2>
<p>Sosyal medyada sıkça rastladığımız &#8220;Bu memlekette yaşanmaz!&#8221;, &#8220;Bu şartlarda yaşanmaz!&#8221;, &#8220;Ben giderim ülkem kaybeder&#8230;&#8221; minvalindeki sözler her vatanseverin yüreğini yaralar. Fakat artık biraz da söyleyeni rahat bırakıp söyletene bakmalı. Sonuçta kimsenin nerede yaşayacağı konusundaki kararına karışamayız. Biz gençlerimizin, vatandaşlarımızın bu kararı alıp, ülkeyi terk etmelerine yol açan sebepleri aşmaya bakalım.</p>
<p>Atatürk’ün yurtdışına gönderdiği öğrencilerin hikâyelerini, vatanlarına dönünce neler yaptıklarını az çok hepimiz biliriz. Sadi Irmak’a telgraf ile ilettiği ve onun kararsızlığını yenip bilim adamı olması için ilk adımı atmasını sağlayan şu söz hâlâ kulağımızdadır: “Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.”</p>
<p>Ülkeyi terk etmek isteyen çoğunluğun amacı ise bundan çok farklı. Gidip geri dönmek istemiyorlar. Ne diyelim gidenlerin yolu açık olsun, kalanların da sabrına ve sadakatine kuvvet.</p>
<h2><strong>Karanlıkta mum ışığı</strong></h2>
<p>Tüm bu sorunların arasında bir şeyler yapmaya çabalayan, kafa yoran, üreten ve kötü tablonun içinde parıldayan umut ışıkları da var elbette.</p>
<p>Teknofest bunu göstermek için çok güzel bir fırsattı. Ülkenin dört bir yanından lise ve üniversite seviyesinde birçok öğrenci bu festivale katılıp yeteneklerini sergilediler. Robotlar, yapay zeka teknolojisi, elektrikli araçlar, yangın söndürme tertibatları, tıbbi araç gereçler vs. Birçok alanda birçok fikir. Üretmenin, rekabet etmenin zevki, ekip çalışmasının başarısı… Tüm bunlar onları seyredenler için büyük bir umut ve gurur kaynağı. Onlar için de hem çok büyük bir başarı hem de güzel bir anı.</p>
<p>Teknofest’e katılıp derece almış bir ekiple ben de tanıştım. &#8220;Gökbörü&#8221; ve &#8220;Frig&#8221; adlarını verdikleri elektrikli araçları ile Teknofest’ten dönen Afyon Kocatepe Üniversitesi, Afyonkarahisar Kitap Fuarında idi. Elektrikli araç olmasının yanında &#8220;Gökbörü&#8221; ismi de ilgimi çekince biraz sohbet ettik. Üniversitenin imkânları ile ürettikleri araç ile yarışı 15. olarak tamamlamış ve &#8220;Tanıtım ve Yaygınlaştırma Teşvik Ödülü&#8221;ne layık görülmüşler. Genç arkadaşlar heyecanla her gelene araçların teknik özelliklerini anlatıyor, soruları içtenlikle cevaplıyorlar. Bu yılki başarı ile yetinmeyip seneye daha iyisini tasarlayacaklarını anlatıyor konuştuğum arkadaş. Bunu söylerken heyecanı yüzünden okunuyor. Var olsunlar, başarıları daim olsun. Ben kendi adıma tanışmaktan onur duydum.</p>
<div id="attachment_35521" style="width: 778px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-35521" class="wp-image-35521 size-medium_large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/gokboru-768x768.jpg" alt="" width="768" height="768" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/gokboru-768x768.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/gokboru-300x300.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/gokboru-1024x1024.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/gokboru-150x150.jpg 150w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/10/gokboru.jpg 1080w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><p id="caption-attachment-35521" class="wp-caption-text"><a href="https://twitter.com/gokboruevteam" target="_blank" rel="noopener">Afyon Kocatepe Üniversitesi&#8217;nin elektrikli aracı: Gökbörü</a></p></div>
<p>Başka bir örnek daha vereyim. İçleri karartılan gençlerimize birazcık ışık, içlerini karartanlara da gölge etmedikleri müddetçe gençlerin neler başarabileceğine örnek olsun:</p>
<p>Yer Kütahya. 17 yaşındaki lise öğrencisi Recep Görkem Akandere, parçalarını ve yazılımını kendi hazırladığı PCR test cihazını üretti.  Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesinde yapılan karşılaştırmalı testlerde başarılı sonuçlar alındığı da <a href="https://www.trthaber.com/haber/bilim-teknoloji/kutahyada-17-yasindaki-lise-ogrencisi-pcr-cihazi-uretti-607445.html" target="_blank" rel="noopener">haberlerde</a> yer aldı.</p>
<p>Daha birçok örnek genç var çabalayan, üreten, düşünen ve gerçekten gelecek vadeden.</p>
<p>Birinci bölümde saydığım örnekler arasında sadece tek bir örnekte ülkece kalkınabildiğimizi, refah seviyemizi yükseltebildiğimizi görebiliriz. Bu da gençlerin eğitimine, fikirlerine önem verildiği, teşvik edildiği Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarına denk geliyor. Ondan sonraki gelişmeler hep bir şeylere rağmen olmuş ve maalesef topyekûn olamamış. Genç kuşakların kaybının ülkenin gelişimini nasıl etkilediğini, bu yazıda, üzerinde yürüdüğümüz zaman çizgisi bize gösterdi.</p>
<p>Yani demem o ki bugünü yarın yokmuşçasına parselleyenler, rahat bir emeklilik dönemi istiyorlarsa gençleri dinleyip anlasınlar. Neden barınamadıklarını, neden ülkeden kaçmak istediklerini öğrensinler. Ve bence sebepleri üzerinde kafa yorup bir an önce çözüm üretmeye çalışsınlar… Çünkü gelecek gençlerin ellerinde…</p>
<p>Sevgi ile kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar/">Bugünü parselleyenler ve barınamayanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bugunu-parselleyenler-ve-barinamayanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
