<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>diktatörlük arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/diktatorluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/diktatorluk/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Sep 2025 15:29:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Dikta adım adım gelir</title>
		<link>https://millidusunce.com/dikta-adim-adim-gelir/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/dikta-adim-adim-gelir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasal diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Dikta]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[En karanlık saat]]></category>
		<category><![CDATA[Naziler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51172&#038;preview=true&#038;preview_id=51172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mahkeme kararı mı var? Berlin’de hâkimler mi var? İyi de o Berlin’de bizim seçtiğimiz hâkimler de var. Hâkimler denetleyen hâkimler de var ve bize karşı duran kendini anında taşrada bulur. Mahkeme kararı da olsa, bizim mahkemelerden onun tersine karar aldırıveririz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dikta-adim-adim-gelir/">Dikta adım adım gelir</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikta-adim-adim-gelir%2F&amp;linkname=Dikta%20ad%C4%B1m%20ad%C4%B1m%20gelir" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikta-adim-adim-gelir%2F&amp;linkname=Dikta%20ad%C4%B1m%20ad%C4%B1m%20gelir" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikta-adim-adim-gelir%2F&amp;linkname=Dikta%20ad%C4%B1m%20ad%C4%B1m%20gelir" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikta-adim-adim-gelir%2F&amp;linkname=Dikta%20ad%C4%B1m%20ad%C4%B1m%20gelir" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikta-adim-adim-gelir%2F&#038;title=Dikta%20ad%C4%B1m%20ad%C4%B1m%20gelir" data-a2a-url="https://millidusunce.com/dikta-adim-adim-gelir/" data-a2a-title="Dikta adım adım gelir"></a></p><p>Diktatörlük bazen bir gecede gelir gibi görünür. Ancak bu, genellikle olağanüstü şartların—darbe, iç savaş, işgal—ürünüdür. Tarih bize gösteriyor ki, diktalar çoğunlukla alıştıra alıştıra geliyor.</p>
<p>Darbe, iç harp, işgal muhakkak ki diktanın gelişini kolaylaştırır. Onun için diktalar, bunların taklidini, tiyatrosunu, simülasyonunu da yapıyorlar. Hitler’i ele alalım. Seçimle geldi. Birinci partiydi ama çoğunluğu elde edememişti. İki operasyon onu tartışılmaz lider yaptı.</p>
<p>Biri 27 Şubat 1933’teki Reichstag (Alman Parlamentosu) yangınıdır. Naziler bunu Komünist ihtilal teşebbüsü diye tanıttı. Hemen Reichstag Yangını Kararnamesi çıkarıldı. Söz, basın ve toplanma hürriyeti askıya alındı; iktidara muhalifleri kitle hâlinde tutuklama yetkisi verdi. Birkaç hafta içinde Yetki Yasası (Ermächtigungsgesetz) çıkarıldı. Bir bakıma yapılan kanunsuzluklar hukuk kılıfına sokuldu. Kanunun tam adı öğreticidir: <em>“Halk ve Devletin Sıkıntısını Giderme Yasası.”</em> Kelimelerle kandırma ustalığının örneği.</p>
<h2>Yeni Almanya</h2>
<p>Fakat bu da yetmedi. Almanlar Birinci Harp sonunda haksızlığa uğradıklarına inanıyordu ama henüz demokrasiye toptan elveda demeye hazır değillerdi. 1936 Şubat’ında Rheinland’a ordunun girmesi işi bitirdi. Köln Katedrali’nin önünden kaz adımları ile geçen Alman Wehrmacht’ını bütün Almanların görmesi sağlandı. Bir ay sonra Hitler, dış siyaseti konusunda referandum yaptı. Desteği %99’a çıkmıştı. Alman demokrasisi bitmişti.</p>
<p>Son zamanların pek beğendiğim tarihî filmlerinden biri Münih. İstihbarat merkezli bir İkinci Dünya Harbi filmi.  Netflix’te var. Pek güzel işlenmiş. Tavsiye ederim. Filmde, Oxford’dan sınıf arkadaşı bir Alman ve bir İngiliz iki genç diplomat var. Nazilerin iktidara geliş ve orada kalış ortamı anlatılıyor. Dikkatimi çeken bir slogandı: Yeni Almanya. Eski Almanya perdesi kapanıyor, yeni ve güçlü bir Almanya doğuyordu. Gerçekte demokrasinin sonu, İkinci Harp felaketine gidiş, yıkım… Slogan, Yeni Almanya!</p>
<p>Diktatörlüğe adım adım gidildiğini söyledim. Verdiğim örnek o adım adım gidişi çok yavaş bulan ünlü diktatörün süreci nasıl hızlandırdığının hikâyesi.</p>
<h2>Diktalar birbirine benzer</h2>
<p>Diktatörlüğe adım adım gidiş… Senaryo şöyle: Ülkede bir iktidar ve o iktidarın gücünü sınırlayan siyaset ve hukuk kurumları vardır. Siyasette neyin yapılıp neyin yapılamayacağını, yapılacakların hangi şartlarla, hangi sırayla yapılması gerektiğini belirleyen kurallar vardır. Kuvvetler ayrılığı vardır; hukuk ve mahkemeler vardır.</p>
<p>Bu yapıyı bozan adımlar bu kuralları azar azar çiğneyerek başlar. Siyasi usullerin biri atlanır. Kim karşı çıkacak ki? Yapılamayacak şey yapılır. Kim ‘olmaz’ diyebilir ki? Diyen olursa da kulak asmayız. Bu dinlemeyivermeyi geçmiş yıllarda iktidar partisinden biri gayet veciz bir teşbihle ifade etmişti: Kırmızı ışıkta durmayacağız! Kim ceza yazacak ki? Sıkıysa yazsın. Anında sürülür. Çünkü o cezayı yazanın patronunu biz tayin ettik.</p>
<p>Mahkeme kararı mı var? Berlin’de hâkimler mi var? İyi de o Berlin’de bizim seçtiğimiz hâkimler de var. Hâkimler denetleyen hâkimler de var ve bize karşı duran kendini anında taşrada bulur. Mahkeme kararı da olsa, bizim mahkemelerden onun tersine karar aldırıveririz. Öyle karar alınmaz mı? Kim engel olacak? Kırmızı, yeşil, sarı… Trafik lambasının ışığı ezikleri ilgilendirir. Bizi değil.</p>
<p>Sonuçta ihlaller birikir. Yığınlaşır. İhlallerin müeyyidesi uygulanmaz. Fakat müeyyidesiz kalan ihlaller yine de iktidarı bir başka yönden sıkıştırmaya başlar: Ya yarın iktidarı kaybedersek? Ya Berlin’e hâkimler geri gelirse? O hâkimler ya biriken faturaları bizim burnumuza dayayıp “Öde bakalım!” derse.</p>
<h2>Panik paniği doğurur</h2>
<p>İşte o zaman iktidar panikler. Artık prefrontal korteksle değil amigdalayla tepki vermektedir. Hatırlayın. Amigdala, beynin derinliklerinde, badem biçiminde bir organ. Görevi, tehlikeyi hissettiği anda tepki vermek. Normal şartlarda amigdalanın tepkisini beynin düşünen, anlayan bölgesi, prefrontal korteks değerlendirir, süzer ve makul hâle getirir. Eğer korku ve panik hâli yoksa. Korku ve paniğin baskısı altında beyin kısa devre yapıyor ve emrediyor: Geliyorlar. Alın içeri. Geliyorlar. Tutun, yakalayın, yıkın.</p>
<p>Bu bir sarmal. İhlal korkuya yol açıyor. Korku düşünceyi bloke ediyor, amigdala yeni ihlalleler emrediyor. İhlal yığını büyüdükçe korku dağları bekliyor. İhlal- korku- daha çok ihlal- daha çok korku.</p>
<p>Psikolog Daniel Goleman, ünlü Duygusal Zekâ kitabında, amigdalanın beyni rehin alıp kaçırmasının bir örneğini anlatır. Elbise dolabında bir tıkırtıdan işkillenen baba, tabancasını alır, usul usul dolaba yaklaşır, aniden kapağı açar ve içerde gördüğü harekete silahı boşaltır. Saklambaç oynayan beş yaşındaki oğlu kanlar içinde yere düşer.</p>
<p>Mutlak gücü elinde tutanlar, kırmızıda durmaz, yalnız çocuğu değil, cinayete tanıklık edenleri de vurur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dikta-adim-adim-gelir/">Dikta adım adım gelir</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/dikta-adim-adim-gelir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Clinton Rossıter’ın anayasal diktatörlük düşüncesi üzerine</title>
		<link>https://millidusunce.com/clinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/clinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 16:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasal diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Clinton Rossiter]]></category>
		<category><![CDATA[diktatör]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=50669</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Yine de...” der Rossiter, “diktatörlük anayasa gibi popüler bir sıfatla yumuşatılsa da iğrenç bir kelimedir.”</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/clinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine/">Clinton Rossıter’ın anayasal diktatörlük düşüncesi üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fclinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine%2F&amp;linkname=Clinton%20Ross%C4%B1ter%E2%80%99%C4%B1n%20anayasal%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi%20%C3%BCzerine" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fclinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine%2F&amp;linkname=Clinton%20Ross%C4%B1ter%E2%80%99%C4%B1n%20anayasal%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi%20%C3%BCzerine" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fclinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine%2F&amp;linkname=Clinton%20Ross%C4%B1ter%E2%80%99%C4%B1n%20anayasal%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi%20%C3%BCzerine" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fclinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine%2F&amp;linkname=Clinton%20Ross%C4%B1ter%E2%80%99%C4%B1n%20anayasal%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi%20%C3%BCzerine" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fclinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine%2F&#038;title=Clinton%20Ross%C4%B1ter%E2%80%99%C4%B1n%20anayasal%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi%20%C3%BCzerine" data-a2a-url="https://millidusunce.com/clinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine/" data-a2a-title="Clinton Rossıter’ın anayasal diktatörlük düşüncesi üzerine"></a></p><p>Clinton Rossiter, 18 Eylül 1917’de Philadelphia’da doğmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Amerikan ordusuna katılmış ve Pasifik Cephesi’ndeki USS Alabama savaş gemisinde topçu subaylığı yapmıştır. Savaşın ardından kısa bir süre Michigan Üniversitesinde dersler vermiş ve daha sonra Cornell Üniversitesine geçmiştir. Burada sekiz yıllık süre içerisinde profesörlüğe yükselmiştir. 1970’te New York’taki evinde ölü bulunmuştur. Oğlu babasının yıllardır depresyonla mücadele ettiğini ve bu sebeple çokça uyku hapı aldığını bildirmiştir. Bu nedenle ölüm sebebinin intihar olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Rossiter 52 yıllık hayatında pek çok önemli eser kaleme almıştır. 1950’li yıllarda Ford Vakfı tarafından finanse edilen “Cumhuriyet Fonu”nun yayınlamış olduğu “Amerikan Yaşamında Komünizm” adlı eserin editörlüğünü yapmıştır. Bir diğer eseri, 1787: Büyük Kongre kitabı, Amerika’da Kongre’nin kuruluşunu ve Amerikan anayasasının hazırlanmasını en iyi anlatan kitaplardan biri olarak vasıflandırılmaktadır. Bununla birlikte, “Amerikan Başkanlığı”, “Amerika’da Muhafazakarlık”, “Amerika’da Siyasi Partiler ve Politika” adlı eserleri bulunmaktadır. “Cumhuriyetin Tohum Dönemi” adlı kitabıyla hem Bancroft Ödülü’nü hem de Woodrow Wilson Vakfı Ödülü’nü kazanmıştır.</p>
<p>Çalışmamıza konu ettiğimiz “Anayasal Diktatörlük: Modern Demokrasilerde Kriz Hükümetleri” adlı kitabı esasen 1942’de Princeton Üniversitesi’ne sunmuş olduğu doktora tezidir. Bu kitap ilk baskısını 1948 yılında yapmıştır. 1963’te yeni bir ön sözle tekrar basılsa da esasen yaklaşık kırk yıl sonra, 11 Eylül saldırısından sonra, yeniden gündeme gelmiş ve tekrar basılmıştır. Rossiter, bu kitabında anayasal demokrasilerin başa çıkmakla zorlanacakları bir olağanüstü kriz hâlinde hem anayasaya tabi olacakları hem de kanunla öngörülmüş bir zaman sınırlamasına tabi olacakları bir düzen fikrini işlemektedir. Bu düzenin örneği için de Roma diktatörlüğünü işaret etmektedir.</p>
<p>William J. Quirk, kitabın giriş yazısına bir soruyla başlamaktadır: Terörizmle savaşırken nasıl yönetilmeliyiz? Kendisi bu sorunun hemen akabinde cevabı da veriyor: Şüphesiz eski zamanlarda olduğu gibi değil. Esasen Rossiter’in kitabını İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında yazmış olduğu düşünülürse kitabın böyle bir maksat için yazılmış olduğu söylenebilir. Yine aynı dönemlere tekabül eden Carl Schmitt’i de bu noktada hatırlamakta fayda vardır. Schmitt de bu olağanüstü durum kavramı ile ilgili “dert”lerini “Siyasi İlahiyat” kitabında ele almış, hatta olağanüstü durumu iktidara bağlayarak “İktidar, olağanüstü hâle karar verebilendir.” demiştir. Rossiter’in de benzer kaygılarla bu olağanın dışında gelişen ve modern demokrasinin mevcut şekliyle başa çıkamayacağı ya da başa çıkmakta zorlanacağı kriz hâliyle mücadele edebilmek için bir kavramsallaştırma çabasına giriştiğini söylemek mümkündür.</p>
<p>Rossiter, kitabına Abraham Lincoln’ün bir sorusuyla başlamaktadır. Lincoln, cumhuriyetle idare edilen ülkelerdeki bir marazdan bahsetmekte ve şöyle sormaktadır: “Bir hükümet, halkının özgürlüklerini ihlal edecek kadar güçlü mü olmalıdır yoksa ancak kendi varlığını sürdürebilecek kadar zayıf mı olmalıdır?” Lincoln bu soruyu 1861’de sormuştur. Rossiter, eğer Lincoln 1942’de yaşasaydı sorusunu şöyle sorardı demektedir: “Bir demokrasi, topyekûn bir harpte başarılı bir şekilde savaşabilir ve savaş bittiğinde hâlâ demokrasi olarak kalabilir mi?” Rossiter bu demokratik dilemmayı irdelemek için bu kitabı yazdığını söylüyor ve 1919 ile 1933 yılları arasında dünyadaki dört büyük demokratik düzeni, Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya, Fransa ve Almanya Cumhuriyetini ele alarak buralardaki uygulamaları inceliyor.</p>
<p>Söz gelimi Amerika’da İkinci Dünya Savaşı sırasında acı bir hayatta kalma mücadelesinin başarıyla sürdürülmesi için barış zamanında anayasaya aykırı, demokratik olmayan ve düpedüz diktatörlük olarak görülebilecek uygulamalara sürekli başvurulmuştur. Rossiter’e göre, Amerikan halkı bu uygulamaları olumlu görmüş ve desteklemiştir. Burada, diyor Rossiter, normal bir vatandaşın farkına varamayacağı şey, teorik olarak Amerikan hükümetinin anayasal diktatörlük ilkesini uyguladığıdır.</p>
<p>“Diktatörlük” kelimesi Mr. Webster’in sözlüğünde, “bir hükümette özellikle cumhuriyette, mutlak bir yetki kullanmak üzere atanan veya bu yetkiyi kullanan kişi” olarak tanımlanmıştır. Rossiter’in “orijinal diktatörlük” dediği Roma Cumhuriyeti’ndeki diktatörlük, devleti ciddi bir acil durumda, kriz hâlinde veya olağanüstü, olağandışı bir durumda yönetecek, normal zamanları ve eski hükümet düzenini geri getirecek ve bunu başarır başarmaz da almış olduğu gücü yeni idarecilere geri verecek, güvenilir bir adama yasal olarak mutlak bir güç ve yetki verilmesini kapsamaktadır.</p>
<p>Anayasal diktatörlük kavramının temel mantığı şudur: Demokratik anayasal devlet düzeni, normal ve barışçıl koşullar altında işlev görmek üzere tasarlanmıştır. Bu sebeple çoğu zaman büyük ulusal krizlerin varlığı durumunda yetersizdir. Rossiter, bu noktada iki alıntı yapmaktadır: “Demokrasi barışın çocuğudur ve annesinden ayrı yaşayamaz.” “Savaş, demokrasinin içerdiği her şeyin zıddıdır. Savaş demokratik değildir ve olamaz.” Bu alıntılarla demokrasinin varlığının bir barış düzenine bağlı olduğunu vurgulamaktadır.</p>
<p>Herhangi bir kriz döneminde demokratik hükümetin geçirmesi gereken birtakım değişiklikler bulunmaktadır. Demokratik hükümet, mevcut tehlikeyi aşmak ve normal düzeni geri getirebilmek için daha güçlü bir karaktere sahip olmalıdır. Bu durum halkın daha az hakka sahip olması manasına gelir. Bunun en somut örneklerinden olan İkinci Dünya Savaşı, bize iktidar ile hürriyet arasındaki ebedi anlaşmazlıkta, kriz zamanlarının daha fazla iktidar ve daha az hürriyet anlamına geldiğini göstermiştir.</p>
<p>Rossiter, demokratik düzeni tehdit edecek üç temel kriz türünü de saymaktadır. Bunlardan ilki, savaştır. Özellikle düşman işgalinden kurtulmak için yapılan bir savaş. Bu durumda sosyal düzen, bir savaş makinesine dönüştürülmeli ve düşmanın beceri ve etkinliği alt edilmelidir. İkinci kriz hâli, anayasal hükümetin otoritesine ve kanunların uygulanmasına karşı şiddetli bir ayaklanma, hükümetin yasadışı şekilde ele geçirilmesi ve hatta yok edilmesi maksadıyla hareket edilen isyandır. Üçüncü kriz hâli, ekonomik bunalımdır. Özellikle 1930’lu yılların başında dünyanın bütün ülkelerini etkileyen ekonomik kriz, birçok demokratik düzende, diktatörlük niteliğinde uygulamalara sebebiyet vermiştir. Krizler, şüphesiz bu örneklerle sınırlı değildir. Daha birçok olağandışı durum neticesinde diktatörlük sayılabilecek adımların atıldığı görülmüştür. Çünkü genel olarak bakıldığında, savaşlar, tartışan toplumlarla kazanılmaz, isyanlar yargı kararlarıyla bastırılmaz, on iki milyon işsiz vatandaşın yeniden istihdamı, serbest piyasa ilkelerine titizlikle uymakla sağlanmaz ve doğanın getirdiği zorluklar, doğanın akışına bırakmakla hafifletilemez.</p>
<p>Peki bu yeni diktatörlük düzeninin amacı ne olmalıdır? Clinton Rossiter’e göre, bu güçlü hükümetin devletin bağımsızlığını korumaktan, mevcut anayasal düzeni sürdürmekten, halkın siyasi ve sosyal özgürlüklerini savunmaktan başka herhangi bir amacı olamaz. Bununla birlikte tabii bir amaçtan daha bahsedilebilir: Krizi sona erdirmek ve normal zamanları geri getirmek. Bahsedilen diktatörlük idaresi bu amaç için gerekli olmadıkça hiçbir güç üstlenmez ve hiçbir hakkı kısıtlamaz. Bu amaca ulaştıktan sonra bir dakika dahi zaman harcamaz. Kısacası, anayasal diktatörlüğün amacı, status quo ante bellum’un (savaş öncesi durumun) tamamıyla geri getirilmesidir. Dolayısıyla anayasal diktatörlüğün varlığının tek nedeni ciddi bir krizdir, amacı bu krizi ortadan kaldırmaktır. Kriz gittiğinde o da gider, gitmelidir. Rossiter bu konuda diyor ki: Lincoln ile Stalin, Churchill ile Hitler arasındaki ayrım açık olmalıdır.</p>
<p>Son olarak Rossiter, yapmış olduğu çalışmanın ağır ve keskin eleştirilere açık olduğunu ifade etmektedir. Anayasal diktatörlük kavramının iyi bir şey olmadığını ve ancak bir zorunluluktan doğacağını belirtmektedir. Bu noktada Joseph Bartelemy’nin şu sözünü paylaşmaktadır: “Hukuk devlet için yapılır, devlet hukuk için değil. Eğer koşullar ikisinden biri arasında seçim yapmayı gerektiriyorsa, hukuk devlete feda edilmelidir. Salus populi suprema lex esto (Halkın güvenliği en yüksek yasadır).” Bu alıntının ardından Josep Kohler’in “Not kennt kein Gebot” teorisinden bahseder. Yani “Zorunluluk kanun tanımaz.”</p>
<p>“Yine de&#8230;” der Rossiter, “diktatörlük anayasa gibi popüler bir sıfatla yumuşatılsa da iğrenç bir kelimedir.” Webster’in tanımına rağmen, Hitler ve Mussolini’den yeni kurtulmuş halklar, bir idare onları krizden kurtarsa ve özgürlüklerini korusa da bu idareye diktatörlük izafe edilmesine oldukça kızacaklardır. Rossiter, anayasal diktatörlük düzeninin kriz hâlinde yapmış olduğu anormal düzenlemeleri normal zamanlarda da geçerli kılmayacağına dair bir garantinin olmadığını eğer böyle bir izlenim yarattıysa bunun yanlış olduğunu ifade etmektedir. Çünkü böyle bir garanti yoktur.</p>
<p>Esasen anayasal diktatörlük politik ve sosyal bir dinamittir. Hiçbir demokrasi, kalıcı ve olumsuz değişiklikler yaşamadan bir diktatörlük döneminden geçmemiştir. Çoğu zaman anayasal diktatörlük düzeni, savunmak için kurulduğu düzene karşı dönmüştür. Fakat yine de özellikle 20. yüzyılda öneminin zirvesine ulaşmıştır. Ve bu çağda da insanlar tıpkı Roma’da olduğu gibi, özgürlüklerini sonsuza dek korumak için bir süreliğine onlardan vazgeçmeye isteklidirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/clinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine/">Clinton Rossıter’ın anayasal diktatörlük düşüncesi üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/clinton-rossiterin-anayasal-diktatorluk-dusuncesi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Demokrasi güvene, diktatörlük teröre dayanır”</title>
		<link>https://millidusunce.com/demokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/demokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2025 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Harari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=49920&#038;preview=true&#038;preview_id=49920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir diktatörün vatandaşlar arasında güvene ihtiyacı yoktur. Aslında, insanların birbirlerinden korkması ve nefret etmesi bir diktatör için daha iyidir; o zaman diktatörü zorlamak için birleşemezler. Diktatörlük bu anlamda ayrık otu gibidir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/demokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir/">“Demokrasi güvene, diktatörlük teröre dayanır”</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdemokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CDemokrasi%20g%C3%BCvene%2C%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20ter%C3%B6re%20dayan%C4%B1r%E2%80%9D" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdemokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CDemokrasi%20g%C3%BCvene%2C%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20ter%C3%B6re%20dayan%C4%B1r%E2%80%9D" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdemokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CDemokrasi%20g%C3%BCvene%2C%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20ter%C3%B6re%20dayan%C4%B1r%E2%80%9D" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdemokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CDemokrasi%20g%C3%BCvene%2C%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20ter%C3%B6re%20dayan%C4%B1r%E2%80%9D" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdemokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir%2F&#038;title=%E2%80%9CDemokrasi%20g%C3%BCvene%2C%20diktat%C3%B6rl%C3%BCk%20ter%C3%B6re%20dayan%C4%B1r%E2%80%9D" data-a2a-url="https://millidusunce.com/demokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir/" data-a2a-title="“Demokrasi güvene, diktatörlük teröre dayanır”"></a></p><p>Sevgili okuyucum: Bir bakın bakalım bu yazımın Türkiye’nin bugünleri ile bir ilgisi var mı?</p>
<p>Sosyal sermaye o kadar unsura birden etki ediyor ki… Bu hüküm bir “cici cici” nutku, bir “kendinizi iyi hissedin” diskuru değil. Bir dizi araştırma art arda aynı sonucu gösterdi. Bu arada şu notu da ekleyeyim: Bir toplumun sosyal sermayesini ölçmenin birden fazla yöntemi var. Fakat en basiti, insanların birbirine ne kadar güvendiklerini ölçmek. Bir bakıma sosyal sermaye = Güven.</p>
<p>Bildiğim kadarıyla ilk inceleme Robert D. Putnam’ın 1993 tarihli Demokrasiyi Çalıştırmak kitabıydı. Onu 1995’te Fukuyama’nın Güven-Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması izledi. Sonra ekonomi dergilerinde sonucu teyit eden makaleler çıkmaya başladı. (Mesela “Does Culture Affect Economic Outcomes?” Luigi Guiso ve arkadaşları, Journal of Economic Perspectives, 20, 2—Bahar 2006—s. 23–48 ve oradaki atıflar).</p>
<p>Bütün çalışmalar aynı noktayı gösteriyordu. Güven, sosyal sermayeyi, sosyal sermaye ekonomiyi ayağa kaldırıyordu. Bunun tersi de doğruydu, insanların birbirine güvensizliği sosyal sermaye kaybına, sosyal sermayenin düşüşü de fakirliğe götürüyordu. Beşerî bilimler artık deneyle, gözlemle yürüyor. Deneylerden toplanan veri ilgileşim veya regresyon denilen istatistik tekniklerle incelenip matematiğe dayanan sonuçlar hâline geliyor. Bu ne demek? Mesela şu demek: Dünyada iki yüz civarında ülke var. Her birinin güven indeksini ölçüyorsunuz. Kişi başına gayrı safi yurt içi hasıla da belli. Sonra şu soruyu soruyorsunuz: Güvenle refah arasında ilgi var mı? Büyük bir evet çıkıyor.</p>
<h2>Güven, güvensizlik ve dikta</h2>
<p>Bunlar bilinen sonuçlar. Alt Akıl-Aptallar ve Diktatörler kitabımda güven, sosyal sermaye ve ekonomi konularını daha derinlemesine incelemiştim. Kitabın ismi meğer öngörüye dayanıyormuş. Güvenle demokrasi arasında da güçlü bir ilgileşim varmış. Birkaç gün önce Harari’nin iki ayrı konuşmasından aşağıdaki pasajları buldum.</p>
<p>İkisinin de başlığı şu olabilir: Demokrasi güvene, diktatörlük teröre dayanır. Okuyucularım için <a href="https://bit.ly/Harari-Guven-1" target="_blank" rel="noopener">metni çevirdim ve tercüme ettim</a>. Buyurun:</p>
<p>Harari:</p>
<p><em>“Buradaki kilit mesele demokrasinin güvene, diktatörlüğün ise teröre dayanmasıdır. [Alkışlar] Eğer siz, kurumlara olan güveni sistematik olarak yok ederseniz, medyaya, akademiye, mahkemelere ve benzerlerine olan güveni yok ederseniz, bazı insanlar bunun insanları bu kurumlardan özgürleştirmek olduğunu düşünür. Ama öyle değil. Tüm güveni yok ettiğinizde hala işe yarayabilecek tek şey diktatörlüktür. Diktatör olmak isteyenlerin yaptığı da budur: sistematik olarak güveni yok ederler…” </em></p>
<h2>Onlar kötü! Ben iyiyim!</h2>
<p>Kaynak: <a href="https://bit.ly/Harari-Guven-2" target="_blank" rel="noopener">4 News</a></p>
<p>Sunucu: “Peki tarih bize popülistleri neden iktidar mevkilerinde tuttuğumuza dair ne söylüyor?”</p>
<p>Harari:</p>
<p><em>“Bu kitaptaki en eski numaradır. Böl ve yönet. Bir diktatör için iktidara giden yol toplumu bölmek, vatandaşlar arasında güvensizlik yaratmaktır, demokrasinin işleyebilmesi için vatandaşlar arasında güvene ihtiyaç vardır. Diğer partiye, siyasi rakiplerime güvenmeliyim, onlarla aynı fikirde değilim, belki aptal olduklarını bile düşünüyorum ama kötü olduklarını düşünmüyorum. Bana zarar vermek istediklerini düşünmüyorum. Demokrasinin temeli budur. O hâlde seçimi kaybetsem bile, vatandaşların çoğunluğunun kararını kabul etmeye hazırım. Ama eğer diğer partinin benim rakibim değil, düşmanım olduğunu düşünürsem, onlar benim yaşam tarzımı yok etmek istiyorlar. Beni köleleştirmek istiyorlar. Seçimleri kazanmak için yasal ya da yasadışı her şeyi yaparım. Kaybedersem de kararı kabul etmeyeceğim.”</em></p>
<h2>Toplum yok kabile var</h2>
<p><em>“Bu durumda ya iç savaş çıkar ya da diktatör olursunuz. Bir diktatörün vatandaşlar arasında güvene ihtiyacı yoktur. Aslında, insanların birbirlerinden korkması ve nefret etmesi bir diktatör için daha iyidir; o zaman diktatörü zorlamak için birleşemezler. Diktatörlük bu anlamda ayrık otu gibidir. Her yerde yetişebilir ama demokrasi narin bir çiçek gibidir. Başarılı olmak için ön koşullara ihtiyaç duyar. Kilit ön koşullardan biri de toplumun farklı kesimleri arasındaki güvendir. Dünyanın her yerinde popülistlerin yaptığı da aynı numaradır. Toplumda önceden var olan yaraları, insanların anlaşamadığı yerleri bulurlar. Ve yaraları iyileştirmeye çalışmak yerine parmaklarını yaraya sokup büyütmeye ve vatandaşlar arasındaki güveni yok etmek için mümkün olduğunca alevlendirmeye çalışırlar. Sonra da kendilerini bir kabilenin lideri olarak sunarlar. Bu artık bir toplum değildir. Artık savaşan kabilelerdir ve kendilerini bir kabilenin başına geçirerek diğerini yenme sözü verirler. “</em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/demokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir/">“Demokrasi güvene, diktatörlük teröre dayanır”</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/demokrasi-guvene-diktatorluk-terore-dayanir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilgi yükseklere erişemez</title>
		<link>https://millidusunce.com/bilgi-yukseklere-erisemez/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bilgi-yukseklere-erisemez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 May 2024 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Kastro]]></category>
		<category><![CDATA[Küba]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Putin]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=47360&#038;preview=true&#038;preview_id=47360</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bütün otoriter yapılarda, aşağıdan yukarıya bilgi akışı, büyük liderlerini ayakta alkışlamaktan ve “Hakkı âliniz var efendim.” demekten ibarettir. Bu hâlden, alan da satan da memnundur. Ekonomi, iç siyaset, dış siyaset ve bütün bir ülke felakete doğru yuvarlansa bile!  </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bilgi-yukseklere-erisemez/">Bilgi yükseklere erişemez</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilgi-yukseklere-erisemez%2F&amp;linkname=Bilgi%20y%C3%BCkseklere%20eri%C5%9Femez" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilgi-yukseklere-erisemez%2F&amp;linkname=Bilgi%20y%C3%BCkseklere%20eri%C5%9Femez" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilgi-yukseklere-erisemez%2F&amp;linkname=Bilgi%20y%C3%BCkseklere%20eri%C5%9Femez" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilgi-yukseklere-erisemez%2F&amp;linkname=Bilgi%20y%C3%BCkseklere%20eri%C5%9Femez" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbilgi-yukseklere-erisemez%2F&#038;title=Bilgi%20y%C3%BCkseklere%20eri%C5%9Femez" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bilgi-yukseklere-erisemez/" data-a2a-title="Bilgi yükseklere erişemez"></a></p><p><span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">Sovyet generali içinden, ‘Bu kadar palmiye ağacı yetmez.’ diye düşündü. Temmuz 1962 idi, Ukrayna doğumlu Kızıl Ordu füze bölümünün 43 yaşındaki komutanı Igor Statsenko, bir helikopterle orta ve batı Küba üzerinde uçuyordu</span></i><span style="font-weight: 400;">.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçen Pazar, e-posta kutuma bir mesaj düştü. Foreign Affairs dergisi, “Yaz Okumaları” dizisinden bir makaleyi tavsiye ediyordu. Sergey Radchenko ve Vladislav Zubok’un ta bir yıl önce yayımlanan “</span><i><span style="font-weight: 400;">Uçurumun Kenarında Hata Yapmak: Küba Füze Krizinin Gizli Tarihi ve Alınmayan Dersleri</span></i><span style="font-weight: 400;">” makalesini</span><span style="font-weight: 400;">… ABD’nin devlete yakınlığı ile bilinen bu önde gelen</span><span style="font-weight: 400;"> dış siyaset dergisi belki de Rus yetkililerin kendi tarihlerine bir daha bakmalarını sağlamanın peşindeydi. Yukarıdaki cümleleri o makaleden aldım. Makale şöyle devam ediyor: </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">“Altında az sayıda yol ve çok az ağaç bulunan engebeli bir arazi uzanıyordu. Yedi hafta önce, amiri -Sovyet Stratejik Füze Kuvvetleri Komutanı- Sergei Biryuzov tarım uzmanı kılığında Küba&#8217;ya gitmişti. Biryuzov ülkenin başbakanı Fidel Kastro ile görüşmüş ve Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev&#8217;in Küba topraklarına balistik nükleer füzeler yerleştirilmesi yönündeki sıra dışı teklifini onunla paylaşmıştı. Topçu olarak eğitilmiş ve füzeler konusunda pek bilgisi bulunmayan Biryuzov, Kruşçev&#8217;e füzelerin adanın bol palmiye ağaçlarının yaprakları altında güvenle saklanabileceğini söylemek için Sovyetler Birliği&#8217;ne döndü.”</span></i></p>
<h2>Yanıldın de diyebilirsen</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Füzeleri palmiye ağaçlarının altına saklama teklifi, Sovyet füzelerini misafir ederek ABD’ye karşı bir SSCB kalkanı oluşturma arzusundaki Kastro’dan gelmişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">Ancak Statsenko soğukkanlı bir profesyoneldi ve Küba&#8217;daki sahaları havadan incelediğinde bu fikrin saçma olduğunu anladı. O ve keşif ekibindeki diğer Sovyet subayları sorunu derhal üstlerine iletti. Füze üslerinin olması gereken bölgelerde palmiye ağaçlarının 40 ila 50 metre aralıklarla durduğunu ve zeminin yalnızca on altıda birini kapladığını belirttiler. Silahları 90 mil kuzeydeki süper güçten saklamanın hiçbir yolu yoktu</span></i><span style="font-weight: 400;">.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Onlar, liderliğin ilk değerlendirmesinin ve talimatının uygulanamayacağını üstlerine bildirmeye bildirmişlerdi de onlar bu haberi tepeye nasıl ulaştıracaktı? Bu cesaret isteyen bir işti. Çünkü diktatörler, kötü haber getiren elçinin sözünü dinlemektense kafasını vurdurmayı tercih ederler. Teklif </span><i><span style="font-weight: 400;">Kruşçev’ten</span></i><span style="font-weight: 400;">, füzeleri palmiye ağaçlarına saklama fikri de Sovyet Stratejik Füze Kuvvetleri Komutanı- Sergei Biryuzov’dan geliyordu. Hadi, “Sayın Genel Sekreterim, Sayın Komutanım, yanıldınız!” deyin bakalım. </span></p>
<h2>Malinovski&#8217;nin tekmeleri</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Küba’dan getirilen bir uzman bunu söylemeye kalktığında bakın neler oluyor: </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">“Haziran ayında Kruşçev orduyla tekrar bir araya geldiğinde, Moskova&#8217;ya çağrılan Küba&#8217;daki Sovyet askeri danışmanı Aleksei Dementyev tek başına bir ihtiyat uyarısı yapmaya kalktı. Füzeleri Amerikan U-2&#8217;lerinden saklamanın imkânsız olduğunu söylemeye başladığında, [Savunma Bakanı] Malinovsky susması için astını masanın altından tekmeledi. Operasyona çoktan karar verilmişti; artık çok geçti, Kruşçev&#8217;in yüzüne karşı itiraz edilemezdi.”</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi) Foreign Affairs’i bugünkü Rusları ve Putin’i uyarmaya çalışıyor belki de. Fakat otoriterliğin piramit yapısında alandan geri besleme almanın zorluğu yalnız Ruslar’la sınırlı değil. Bütün otoriter yapılarda, aşağıdan yukarıya bilgi akışı, büyük liderlerini ayakta alkışlamaktan ve “Hakkı âliniz var efendim.” demekten ibarettir. Bu hâlden, alan da satan da memnundur. Ekonomi, iç siyaset, dış siyaset ve bütün bir ülke felakete doğru yuvarlansa bile!  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küba’yla, Sovyetler Birliği ile Kruşçev’le, ABD ve başkanı John F. Kennedy ile Türkiye’nin ne ilişkisi vardı? Maalesef vardı, hem de çok vardı. Küba Füze Krizi diye bilinen ve dünyayı nükleer harbin eşiğine getiren bu olaylar zincirinde biz, birinci değilse de ikinci derece oyuncusuyduk ve bombalar Küba’yla aynı anda o günlerde yaşadığım İzmir’e de düşecekti. O günlerde bunu bilmiyordum. Bir gün Kordon’dan Bayraklı yönüne bakıp o birkaç minare yüksekliğindeki füzeyi görünceye kadar.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaldı ki Küba yolundaki mühimmat ve personelin gemileri Sivastopol’dan, yine Karadeniz’deki Nikolayev’den (bugünkü Ukrayna limanı Mykolayiv’den kalkıp boğazlardan geçiyordu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazı bitmedi, yerim bitti. Pazar’a devam edeceğim. </span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bilgi-yukseklere-erisemez/">Bilgi yükseklere erişemez</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bilgi-yukseklere-erisemez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu kuyudan çıkacağız</title>
		<link>https://millidusunce.com/bu-kuyudan-cikacagiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bu-kuyudan-cikacagiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Fetö]]></category>
		<category><![CDATA[hasan sabbah]]></category>
		<category><![CDATA[hitler]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[nazizm]]></category>
		<category><![CDATA[nebati]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal İslam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=38518&#038;preview=true&#038;preview_id=38518</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşin başı tepedekine bağlılıktır. İnsanlar çaresiz kalırmış, olsun! Çaresiz kalsınlar ki tâbi olsunlar. “Sadakat isterim” diyenin sesi kulaklarda çınlarken başka sese gerek yoktur. Sonra olan olur.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-kuyudan-cikacagiz/">Bu kuyudan çıkacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kuyudan-cikacagiz%2F&amp;linkname=Bu%20kuyudan%20%C3%A7%C4%B1kaca%C4%9F%C4%B1z" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kuyudan-cikacagiz%2F&amp;linkname=Bu%20kuyudan%20%C3%A7%C4%B1kaca%C4%9F%C4%B1z" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kuyudan-cikacagiz%2F&amp;linkname=Bu%20kuyudan%20%C3%A7%C4%B1kaca%C4%9F%C4%B1z" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kuyudan-cikacagiz%2F&amp;linkname=Bu%20kuyudan%20%C3%A7%C4%B1kaca%C4%9F%C4%B1z" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kuyudan-cikacagiz%2F&#038;title=Bu%20kuyudan%20%C3%A7%C4%B1kaca%C4%9F%C4%B1z" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bu-kuyudan-cikacagiz/" data-a2a-title="Bu kuyudan çıkacağız"></a></p><p>Son yazılarımda yeni dönemin arızalı alışkanlıklarının <em>kültürleşmesi</em> tehlikesinden bahsediyorum. Parti içi demokrasi meselesi ve milletvekili seçimi de onlardandır. Totaliter eğilimlerin gitgide arttığını görüyor, yaşıyoruz. Şu şartlarda bir kişinin yazıp çizdiği bir listeden iyilik beklenmez. O seçilenler milletin vekili olmaz, sahibinin elemanı olur. Böylelikle, milletvekilliği şerefini geçtik, giderek insan haysiyetine ters bir ortam doğmasına şaşılmaz.</p>
<p>Nitekim geldiğimiz yer orasıdır. Çoğunlukla patronun dediği, yaptığı-ettiği doğrudur diyenler siyasettedir. Parti iktidarda ise bakanlık, vekillik, danışmanlık, yüksek memuriyet, çok maaşlılık ve alabildiğine geniş imkân tarlası onlar içindir. Muhalefet partisinde iseler, vekillikler, yöneticilikler ve öne çıkma imkânları onlar için kullanılır. Bu sistemsiz sistemde baraj sorusu “<em>Ben bilmem Reis bilir”</em> dir.  Ve alınacak karşı tutum da kesindir: Haklı haksız, doğru yanlış demeden Genel Başkanın muhaliflerini topa tutmak.</p>
<h2><strong>Ne yapacağını o bilir</strong></h2>
<p>Böyle böyle kurallar rafa kalkar. <strong>Nebâtî</strong>’nin Fransa’da açık ettiği de bu kuralsızlıktır. İşin başı tepedekine bağlılıktır. İnsanlar çaresiz kalırmış, olsun! Çaresiz kalsınlar ki tâbi olsunlar. “<em>Sadakat isterim”</em> diyenin sesi kulaklarda çınlarken başka sese gerek yoktur. Sonra olan olur. Herkesin bir hayatı ve bu hayatın devamı için işe-aşa ihtiyacı var. Evlâd ü ıyal derdi benim diyene diz çöktürür. Kanun-kural, ölçü-ahlak dağılır, <em>bozulma</em> sosyal <em>bozgun</em>a dönüşür. Sadece yetişkinlerin değil, evde okulda çocukların karşısına bu tepedekinin iki dudağı arasından çıkanın kanun olduğu fikri çıkar. Bu durumda iyi olmaya ve iyi yetişmeye gerek kalmaz. Eğitim öğretim görevlileri de dersi, öğretmeyi bırakır, “<em>Kralın alkışçısı</em>” nesiller için çalışır. Gittiğimiz yol budur.</p>
<p>Efendiler, bilesiniz ki bu çıkmaz yoldur. Tarihte yaşanmış benzerlerine bakınız, hepsi lanetle anılır. Çünkü insan ne kadar kolaycı olursa olsun iyiye ve güzele meyillidir. Değer arar. Bu <em>alkışçılık</em> en yüksek değer kaynağı dini kullanmaya başlasa bile değersiz ve ömürsüzdür. Kofluk, boşluk, tekdüze insan ve davranış bekleyen anlayışın iflası için düşmana ihtiyacı yoktur. Çöküşü kendindendir ve kesindir. Fakat bize düşen bu duruma düşmemektir. Düştüysek yıkımı ağırlaşmadan dönecek-döndürecek akıl ve şuura varmaktır.</p>
<p>Kişiye tapınmaya doğru giden yol, yaratılan illüzyona rağmen 21. asır çocuğuna saçma gelir. Uyaranları bol bir dünyada o tür bir bağlanmanın gereksizliği-geçersizliği kolayca anlaşılır. Doğru fakat buna rağmen aldatma devam ettirilebilir. Bu da daha derin kayıplara yol açar: İnsanlar, önce dine soğuklaşır, sonra topluma, millete… Manasızlaşan hayatın mana kazanması için oraya buraya savrulmalar başlar. Memleket içinde bu savrulmayı önleyecek sağlam bir toplum yapısı da kalmayacağı için önlenemez bir yıkıma düşülür. Sağlam insan yetiştirme merkezleri, kendini koruyabilen insan ve gruplar varsa dönüş mümkündür.</p>
<p>Şu var ki, sosyolojik olaylarda başlayan süreç işler. Sembolle anlatırsak, ekilen yanında ayrık otu, diken, zehirli bitki de toprağa verilen sudan faydalanır. Daha fenası, buğday değil ayrık otu iyidir diyen yeni bir çiftçi tipi çıkmasıdır. O takdirde yanlış ekim fark edilmez. Bilinen her şeyi tersine çevirecek bu illüzyona inanılmışsa o zaman vay halinize! Bizdeki durum biraz böyledir.</p>
<h2><strong>Din alanı karanlık</strong></h2>
<p>Toplumlar Batısıyla Doğusuyla bu durumlara düşerler. <strong>Hasan Sabbah</strong>’ın <em>Haşhaşiliği</em> ile <strong>Hitler </strong><em>Nazizmi</em>nin, <strong>Hülâgû</strong> zulmüyle <strong>Stalin</strong> kıyıcılığının farkı sadece kullandıkları âletlerde ve devirlerinin şartlarındadır. Engizisyon gibi saçmalıklar bizde yaşanmadı, yaşanmaz diyenler yanıldıklarını anlarlar. Bir bakarsınız, <em>El-Kaaide, İşid, Taliban, İhvan</em> ve benzerleri pıtırak gibi biter ve bu çağın öldürücü silahlarını din adına kullanırlar. Doğu ve İslamiyet adına ahkâm kesen dinden geçinenler, bizde din savaşları yaşanmadığı zannıyla övünürler. Yeni dünyanın anarşizmini temsil eder hale gelen din grupları birbirini boğazlarken bunu söylemeleri ayrı bir garabettir.</p>
<p>Türkiye, binlerce yıllık inanış geleneği ve bin yıllık Müslümanlık tecrübesiyle bunları yaşamaya uzak diyebilmek isterdim. Yine de Türkiye’de bu anlayış yerleşemez, kültürleşemez diyebiliyorum.  Ama tehlike de kapıda. Yansımaları can yakıyor.  Ülkemiz, bin yılın tersine bir gidişin uygulama alanı haline geldi. Gün günden kötüye giden bir kabuk dindarlığının ve kendi keyfi için dini kullanmanın varacağı yer <em>İşid</em>’den farklı olmayabilir. Bu durumda, bilenlerin, görenlerin tartışacağı konu belli: Türkiye’de sayılarını bilmediğimiz tarikat görünüşlü yapılar, cemaatler, <em>İşid</em> ve benzerlerinin sadece bir adım gerisindedir.</p>
<p>Bu yolda yürüyen siyasetle durum iyice ciddîleşti. <em>Fetö</em>’den sonra değişen bir şey yok. Yarattıkları illüzyon ve hipnoz kanımızı emiyor. Kolay kolay Türkiye’de bunlar olmaz diyenler de “<em>Acaba?”</em> demeye başlayabilirlerdi. Şükür ki oraya varmayacak.  Bu çıkmaz yolun sonuna geldik. Yalnız, bu duruma düşmenin acısını da unutmuyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-kuyudan-cikacagiz/">Bu kuyudan çıkacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bu-kuyudan-cikacagiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
