<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Diyanet arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/diyanet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/diyanet/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Feb 2026 14:28:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Düşünce dövülmekle kalmaz, kovulur</title>
		<link>https://millidusunce.com/dusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/dusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 19:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[bürokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaatler]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dinin siyasallaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan rejimi]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[kırılmalar]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[laikçilik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçiler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[PKK-Dem çizgisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağ-sol]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulama]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı adına konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[tarafgirlik]]></category>
		<category><![CDATA[üstenci tavır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir merkezden üflenen mesajlar anında bütün memlekete yayılıyor ve koro halinde aynı şeyler anlamadan söyleniyor. Düşünmeye zaten yer yok. Soru sorulmuyor. “Acaba öyle mi?” diyene küfreder gibi bakılıyor. Benim bitmeyen hipnoz dediğim bu.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur/">Düşünce dövülmekle kalmaz, kovulur</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur%2F&amp;linkname=D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20d%C3%B6v%C3%BClmekle%20kalmaz%2C%20kovulur" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur%2F&amp;linkname=D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20d%C3%B6v%C3%BClmekle%20kalmaz%2C%20kovulur" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur%2F&amp;linkname=D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20d%C3%B6v%C3%BClmekle%20kalmaz%2C%20kovulur" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur%2F&amp;linkname=D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20d%C3%B6v%C3%BClmekle%20kalmaz%2C%20kovulur" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur%2F&#038;title=D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20d%C3%B6v%C3%BClmekle%20kalmaz%2C%20kovulur" data-a2a-url="https://millidusunce.com/dusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur/" data-a2a-title="Düşünce dövülmekle kalmaz, kovulur"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Katı bir tarafgirliği söyleyen tavırların kıskacındayız. Oluşan algı kesin ve keskin: <em>Bizden olmayan kötüdür</em>. Karşılaşmalarla anlarsınız ki <em>düşman </em>görüldüğü durumlar da az değildir.</p>
<p>Bu hal, Türkiye için yeni değildir. Yeni olan derecesidir. 12 Eylül’den sonra dövüşen taraflar yumuşamış ve birbirine yaklaşmıştı. <strong>Özal</strong>’ın dört eğilimin partisi olma düşüncesiyle yola çıkması bundan dolayı mümkün olabilmişti. Bir ölçüde başarılı olduğu da söylenebilir. Şimdiki kaskatı ortama rağmen her partide her tip adamın bulunması o zamanın alışkanlığıyla bugüne kadar geldi.</p>
<p>Türkiye, <strong>Erdoğan</strong>’a kadar şu veya bu ölçüde herkesin birbiriyle az çok konuşabildiği bir ülkeydi. Yine kompartımanlar vardı. Çekilmiş kalın duvarlar, en azından o eğilimlerden bazı kesimler arasında aşılabiliyordu. Şimdi kapatılmak istenen bu kapıdır dense yanlış anlamadır denemez.</p>
<h2>İHMAL ETTİĞİMİZ ANLAMA DENEMELERİ</h2>
<p>“<em>İyi de buraya nasıl geldik?”</em> sorusunun hepimiz muhatabıyız. Suçlama kolaydır. Bizim derdimiz anlamak.</p>
<p>Dine dayalı devletler çağının imparatorluğu Osmanlı Türkiyesinde dinden gidenlerin devlette merkeze hâkim olmaları mümkün değildi. Bunu ısrarla hatırlatıyorum. Eğitim öğretimde ve dolayısıyle bürokraside her zaman ağırlıkları vardı. İhtilallerde başı çekerlerdi.  Devlet zayıfladıkça siyaseten de güçlendiler. Cumhuriyet’le merdiven altında kapalılık örtüsüyle başka bir sertliğe büründüler.</p>
<p>Sürece bakarsak, son yetmiş yılın Türkiyesinde en keskin olanlar solcularımızdı. 1964’ten itibaren “<em>ortanın solu</em>”nu takip eden, solun şemsiyesi CHP’de rejimin sahibi görünmenin rahatlığı yer yer tavizsiz ve kırıcı oldu. Hizipler, bölünmeler ve renk farkları durumu değiştirmedi. <strong>Ecevit</strong> gibi geniş düşünen, hemen herkese yakın durabilen bir figürün liderliğine rağmen ana kitle kendini sorgulamadı. Dönüştürmek istedikleri milletin yapısını anlamayı seç(e)medi.</p>
<p>CHP, <em>üstenci davranış</em> yanlışıyla yenildi. Yenilgisini anlamadı. Bu sefer yeni bir yanlışın içine düştü. Kuruluş ilkelerinden uzaklaştı. Şimdi de PKK-Dem çizgisine yakın görünüyor.</p>
<h2>GEÇMİŞ KENDİ ŞARTLARINDA ANLAŞILIR</h2>
<p>Cumhuriyet’in kuruluşu da keskindi diyenler doğru söylüyorlar. Unutulmasın, yakılmış yıkılmış bir memleket, harap bitap düşmüş bir topluluk halindeydik. Sağ kalan bir avuç yetişmiş insanla yeniden kuruluş kolay değildir. Yokluklar, yoksulluklar, hastalıklar ortasında mucize kabîlinden işler görüldü.</p>
<p>Yaşadıklarımıza soğukkanlılıkla bakalım. Özellikle 1960’tan sonra muhalefetteki CHP’den bir kesimin ve ordunun, bu iki öbeğin üstten bakışı Türkiye’nin enerjisini çalmakla kalmadı, kendisinden beter antisini de hazırladı. Etki tepkiyi güçlendirdi. Cemaatler, oy gücüyle sağ partilerden destek aldı. Gizli açık güçlendiler. Tavır açıktı: Osmanlı yenileşmesinin devamı Cumhuriyet değerlerinin karşısındaydılar.</p>
<p>Burada dikkat edilmeyen bir büyük iş var: Türk devletlerinde belki bin yılda olmayan oldu. Şimdi dinden yürüyen fanatiklere kadar her renkten olanlar devletin başında, merkezdeler.</p>
<p>12 Eylül’ün ezdiği sağ ve sol gruplarda da değişmeler oldu. Sol her zaman kaynar. Milliyetçiler bocalamadaydı ve küskündü. Önemli bir bölümü dînî renge katılarak içlerinde saklanan devlete-orduya mesafe koyma fikrini onlar üzerinden tatmin etmeye başladılar ve onlardan oldular. Kırılmalar peş peşe geldi.</p>
<h2>HİPNOZUN HİPNOZU</h2>
<p><em>Erdoğan rejimi</em>, fay hatlarını derinleştirdi. Her zaman kutuplaşmaya oynadı. Yumuşamayı berhava etti.</p>
<p>Geldiğimiz yer dehşettir. Birileri <em>“Biz Müslümanız”</em> diyor. İyi de öteki ne? Bir diğeri “<em>CHP’ye oy verilmez</em>” diyor. Bakıyorsunuz öfkesi duvarlar örmüş.  “<em>Niye?”</em> desen söyleyecek üç cümlesi yok. Müthiş bir ağ kurulmuş görünüyor. Bildiğimiz medya ağlarının ulaşamayacağı etkililikte bir ağ.</p>
<p>Bir merkezden üflenen mesajlar anında bütün memlekete yayılıyor ve koro halinde aynı şeyler anlamadan söyleniyor. Düşünmeye zaten yer yok. Soru sorulmuyor. “<em>Acaba öyle mi?”</em> diyene küfreder gibi bakılıyor. Benim bitmeyen hipnoz dediğim bu.</p>
<h2>FİKİRLER DEĞİL İNANÇLAR KONUŞUYOR</h2>
<p>Ekranlara bakın, gazeteci kılıklı adamlar bile “<em>inanıyorum”</em> diyerek söze başlıyor ve bitiriyorlar. Kardeşim, bu inanç meselesi değil, düşünme meselesi diyen de yok. İnançları kolay tartışamazsınız. Adam birine inanıyor. Onun dediği ve yaptığı her şeyi de inanç meselesi sayıyor veya sanıyor. Gel de karşı çık! Tanrı buyruğu gibi.</p>
<p><em>Tanrı buyruğu</em> senin benim anlamama bağlı diyen yok. Din alanı çok bilen, çok kültürlü olanların elinde değil. Artık siyasetin elinde. Yetişmiş uzmanlar da Diyanet’e, siyasete, temsil alanına yaklaştırılmıyor.  Papağan gibi yüzünden Kur’an oku yeter. İstedikleri gibi anlıyor ve size de <em>din budur</em> diye dayatıyorlar.</p>
<p>Hâsılı, bir uçtan bir uca geçe geçe gidiyoruz. Güzel ülkemde din soslu keskinlik laikçi keskinliği dövüyor. Döver, çünkü din girdiği yerde üste çıkar. Laiklik nasıl laikçilikten başka bir şeyse, din de bu yeni keskinlerin dediğinden başka bir şey.</p>
<p>Siyasette, camide, Meclis’te, meydanda, tekkede, evde, sokakta Tanrı adına konuşanlar ensemizde boza pişirmeye devam ediyorlar. Bakalım Allah Allahlığını kimseye bırakmaz diyenleri ne zaman duyacağız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur/">Düşünce dövülmekle kalmaz, kovulur</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/dusunce-dovulmekle-kalmaz-kovulur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullardaki “manevi (imam) danışman”lar</title>
		<link>https://millidusunce.com/okullardaki-manevi-imam-danismanlar/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/okullardaki-manevi-imam-danismanlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2023 18:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[İmam]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44038</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm dininde ‘manevi danışmanlık’ diye bir görevlendirme yapılmamıştır. Ruhban da yoktur. İmam ya da din görevlisi atamasını örtülemek için yapıldığı anlaşılan böyle bir saçmalığı yaratanlar başta çocuklarımıza, Türk Milleti’ne, Türkiye’ye ve İslâm dinine zarar vermektedir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/okullardaki-manevi-imam-danismanlar/">Okullardaki “manevi (imam) danışman”lar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fokullardaki-manevi-imam-danismanlar%2F&amp;linkname=Okullardaki%20%E2%80%9Cmanevi%20%28imam%29%20dan%C4%B1%C5%9Fman%E2%80%9Dlar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fokullardaki-manevi-imam-danismanlar%2F&amp;linkname=Okullardaki%20%E2%80%9Cmanevi%20%28imam%29%20dan%C4%B1%C5%9Fman%E2%80%9Dlar" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fokullardaki-manevi-imam-danismanlar%2F&amp;linkname=Okullardaki%20%E2%80%9Cmanevi%20%28imam%29%20dan%C4%B1%C5%9Fman%E2%80%9Dlar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fokullardaki-manevi-imam-danismanlar%2F&amp;linkname=Okullardaki%20%E2%80%9Cmanevi%20%28imam%29%20dan%C4%B1%C5%9Fman%E2%80%9Dlar" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fokullardaki-manevi-imam-danismanlar%2F&#038;title=Okullardaki%20%E2%80%9Cmanevi%20%28imam%29%20dan%C4%B1%C5%9Fman%E2%80%9Dlar" data-a2a-url="https://millidusunce.com/okullardaki-manevi-imam-danismanlar/" data-a2a-title="Okullardaki “manevi (imam) danışman”lar"></a></p><p>Arnold Toynbee Hristiyanları, “Garplı ve garplı olmayan” diye tanımlıyor (<em>Dünya ve Garp</em>). Bugün Türkiye’yi yönetenler de Müslümanları, “Bizden olan ve bizden olmayan” diye ayırıyor. Bu ayrım sadece Türkiye’de de değil, bütün Müslümanlar için yapılıyor. Dış ilişkilerde şimdiye kadar takip edilen ama artık dönülmeye çalışılan İhvancı politika bunun göstergesidir. Müslümanların yaşadığı coğrafyada iflas eden bu yaklaşım, Türkiye’de devam ettirilmeye çalışılıyor.</p>
<p>Cumhuriyet kurulurken sosyolojinin ve tarihin hakikatine uygun gelişen Türk kimliğiyle ilişki, Atatürk’ten sonra gerilemeye başladı. Bununla paralel olarak Batı’yla ilişki de farklılaşıyordu. Kimlikten uzaklaşma artarak devam etti.</p>
<p>Bu bozuk bakış açısı 21’inci yüzyılda yerini başka bir yabancı pencereye bıraktı. Bu sefer de Türkiye dışındaki Müslümanlardan bir grubun safına geçenler oldu. Araplara atfedilen asalet (kavm-i necip) üzerinden Türk Milleti’nin Müslümanlığını beğenmediler. Aynı asaleti Türk milletinden esirgediler. Eksikliğin (!) ya da yanlışlığın (!) Türk kimliği yüzünden olduğuna inanıyorlardı. Bunun için hâlen Türk kimliği ile savaşıyorlar.</p>
<p>Kamuoyundaki “Okullara imam atanıyor” haberleri de Türk Milleti hakikatiyle yapılan bu ölüm kalım mücadelesinin bir parçası. Hiç sıradan bir proje değil. 3 Kasım 2002 seçimleriyle başlayan büyük projenin, hiç vazgeçilmeyen <em>menzil yürüyüşünün </em>devamı.</p>
<p><em>Menzilin</em> ne olduğunu hatırlamakta fayda var. 15 Temmuz ihanetinden hemen sonra yapılan Olağanüstü Din Şûrası’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan FETÖ için, <em>“Allah dedikleri için müsamaha gösterdik &#8230; aynı menzile giden farklı yollardan bir yapı…”</em> demişti. İşte FETÖ’nün eski yol arkadaşları bu <em>menzile yürümeye</em> devam ediyorlar. Hedef aynı ancak araç farklı. FETÖ’nün silahla yapmak istediklerini bu projelerle gerçekleştirmeye çalışıyorlar!</p>
<h2><strong>Çok önemli bir ikmâl istasyonu</strong></h2>
<p>Kamuoyunun pek ilgilenmediği, uzmanlarının ele alması gereken bir ara durak var.  25-28 Kasım 2019’da Ankara’da toplanan <em>sosyokültürel değişim ve diyanet hizmetleri başlıklı </em>6. Din Şûrası. Bu toplantıları ve alınan kararları <em>“Ayrılık tohumları eken din <a href="https://millidusunce.com/ayrilik-tohumlari-eken-din-surasi/">şûrası</a>”</em> başlığıyla <a href="https://millidusunce.com/ayrilik-tohumlari-eken-din-surasi-ii/">iki yazıyla</a> değerlendirmiştim.</p>
<p>Şûra’nın açılış konuşmasını Diyanet İşleri başkanı Ali Erbaş, kapanış konuşmasını da Cumhurbaşkanı Erdoğan yapmıştı.</p>
<p>Kapanış konuşmasındaki <em>“… <strong>bununla ilgili oluşturulacak bir heyet, bu 37 maddenin</strong> gerçekten kronolojik olarak takibini yapmalı ve uygulama ne durumda, gerçekten <strong>uygulamaya dikkat ediliyor mu, hassasiyetle bu takip ediliyor mu</strong>, bunun<strong> adım adım takibini yapalım</strong>”</em> ifadeleri çok dikkat çekiciydi. Değerlendirmelerimde <em>“şikâyet edilen ve bugün yaşananların sebeplerinden sayılan 28 Şubat sürecindeki Batı Çalışma Grubunu çağrıştırdı.”</em> demiştim. (Aslında 28 Şubat sürecinde yapılan uyarıların ve 2004 Millî Güvenlik Kurulu toplantısında dile getirilenlerin göz ardı edilmesi, bizi 15 Temmuz ihanetine taşımıştı. Şerefli Türk subaylarının 28 Şubat (ve Balyoz) kumpas(lar)ından cezaevinde yatmaya devam etmeleri de bu projenin ideolojik iflasını önlemek için gayret gibi görünüyor.)</p>
<p>Ali Erbaş, açılış konuşmasında <em>üç asırdır toplumsal yasaların alt üst edilmesine</em> ve <em>diriliş</em>(!)<em> dair</em> “… <em>Birincisi sosyo-kültürel gerçeklikler göz ardı edilmeden kapsamlı bir eğitim … sağlam inanç ve ahlakî değerlerle hayata rehberlik etmek …</em> İkincisi zamanı ve çağı yeniden inşa ederek sosyo-kültürel değişimi doğal mecrasına döndürmek ve … yeni bir dünyanın inşası için çalışmak” diyerek inciler saçmıştı.</p>
<h2><strong>Anlamları kaydırılan kavramlar</strong></h2>
<p>Birkaç inci de sonuç bildirgesinden: <em>“sosyoekonomik ve kültürel değişim … hızlanmış ve dinî inanç, ahlâkî değerler ve millî kültürü tehdit eder hâle gelmiştir … Müslümanların gelecek tasavvurunu gölgelemektedir… değişim, toplumsal yapıyı derinden sarstığı gibi inançları ve dinî pratikleri de ciddi manada etkilemektedir.</em> <em>Bunun neticesi olarak; bireysel dindarlık öne çıkmış</em>(tır)”. Hâlbuki insan Tanrı’yla ilişkisini yalnız kurar. Yani din birey olarak yaşanır. Toplu dindarlık yoktur.</p>
<p>Bu konuşmaları daha iyi anlayabilmek için kavramlara yüklenen anlamalara bakmak gerekiyor. Millî, millete ait olan demek. Peki, bu millet kim, Türk Milleti mi? Bunun için de 16 Haziran 2023 Cuma hutbesine bakıyoruz. En yakın ve en taze bilgi orada çünkü.</p>
<p>Hutbenin konusu “ezan ve kurban”dır. İlk iki cümlesi,  <em>“<strong>Milletler sembolleriyle ayakta durur ve varlıklarını devam ettirirler. İslam ümmetinin de kendine özgü sembolleri vardır ki biz bunlara ‘şiâr’ diyoruz.”</strong> </em>şeklindedir. Görüldüğü gibi burada millet ve ümmet eş anlamlıdır. Millete, dolayısıyla millîliğe &#8216;<em>dinî olan&#8217;</em> anlamı yüklenmektedir. Minber ve hutbe de toplumu kendi düşüncelerine yönlendirmek için araç olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Şûra sonuçlarındaki, “<em>Başkanlığın ilgili bakanlıklar ve kurumlarla yaptığı protokoller çerçevesinde farklı hedef kitlelerine sunulan hizmetler” </em>ile “<em>Dinî gruplar çoğunlukla toplumsal hayatın olağan seyri içerisinde meydana gelen oluşumlardır” </em>ifadeleri tam da bugünle ilgilidir.</p>
<h2><strong>“<em>Yeni bir dünyanın inşası”</em></strong></h2>
<p>“Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” diye bir proje var. Protokolü de MEB, Diyanet ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanmış. Hedefte imam hatip okulları ve ortaokullardaki öğrencilere <em>&#8220;değerler eğitimi&#8221;</em> verilmesi var. Liseler protokolde yok. Bu da ağacın en yaş (!) hâliyle eğilmesinin amaçlandığı anlamına geliyor! Proje kapsamında “manevi danışman” adı altında görevlendirme yapılıyor.</p>
<p><strong>İslâm dininde ‘<em>manevi danışmanlık’</em> diye bir görevlendirme yapılmamıştır. Ruhban da yoktur. İmam ya da din görevlisi atamasını örtülemek için yapıldığı anlaşılan böyle bir saçmalığı yaratanlar başta çocuklarımıza, Türk Milleti’ne, Türkiye’ye ve İslâm dinine zarar vermektedir.</strong></p>
<p>Protokolün <em>Amaç </em>kısmında; “<em>millî, ahlakî, insanî, manevî ve kültürel değerlerimizi kendi yaşantılarında inşa etmiş bireyler” </em>yetiştirilmesi var. Bu değerlerin de neler olduğundan hiç bahsedilmemektedir. Değerlerdir nelerdir derseniz cevapta lastik gibi nereye çekseniz gidecek bir muğlaklık söz konusudur.</p>
<p>İhtiyaç duyulan açıklık 2019 Kasım’ındaki din şûrasıyla geliyor. ÇEDES projesi, 6&#8217;ncı Din Şûrası kararlarının hayata geçirilmesinden başka bir şey değil. Protokoldeki &#8220;<em>Hedef kitlelere yönelik yeni dünya inşa&#8221; </em>çalışmalarından. Ayrıca hedefte <em>imam hatiplilik ruhu</em> (!) da var tabi. Bununla da <em>“21. asrın hedonist idrakine, İslam’ın aydınlık istikametini derc edecek ahlâk-ı hamide sahibi nitelikli nesillerin </em><a href="https://millidusunce.com/misak/tarihi-tekrar-ettirenler-bundan-korkmalidir/"><em>yetiştirilmesi</em></a><a name="_ednref1"></a><em>*” </em>anlaşılıyor(!) <strong>Yapmak istedikleri, menzile ulaşabilmek için insan yetiştirmek.</strong></p>
<p>Sadece bununla da yetinilmiyor. MEB&#8217;in, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ve ENSAR Derneği ile yaptığı protokoller var. Bunlarda da amaç çok farklı değil.<em> “<strong>Resmî ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında millî, manevî, ahlakî, insani ve kültürel değerler kazandırılması</strong>” </em>amacı var. <strong>İlkokul çocukları da vakıf ve derneklerin eline bırakılıyor</strong>. <strong>Görülen o ki ideolojik hedefe ulaşmak için bütün güçler devreye girmiş durumdadır.</strong></p>
<p>Bu çalışmalarda<em> “Gönüllü üniversiteli gençler” </em>de görevlendiriyor. Tam FETÖ usulü bir yöntem. Kamp abisi ve ablası gençler oluşturulmuş.</p>
<h2><strong><em>Geleceğe vurulan darbe</em></strong></h2>
<p>Bu çalışmaların siyasi hedefi sadece Türk Müslümanlığı ve bu açıklananlar değildir. Suriyeli sığınmacılar ve dünyanın her yerinden kaçaklar da hedef içinde görülüyor.</p>
<p>Özellikle Suriyeli sığınmacıların kimliklerini değiştirmek, yasalar çerçevesinde entegre olmak gibi bir düşünceleri yok. “Biz buraya isteyerek gelmedik. Türk olmak da istemiyoruz.” diyorlar. Zaten Türkiye&#8217;yi yönetenlerin Türk kimliğiyle problemleri var. Sığınmacıları Türk yapmak gibi dertleri yok. Görünen, nüfus yapımızı değiştirerek ideolojik hedeflerine mecbur kalınacak bir ortam yaratabilmeye çalıştıları. ÇEDES projesiyle de “Ümmet yapısı”nın oluşmasına destek olunabileceğini düşünüyorlar. Bu aynı zamanda Türk egemenliğinin sonu demektir.</p>
<p>O zaman da büyük Atatürk’ün,<em> <strong>“Türk’ün haysiyet ve izzet-i nefs ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evlâdır! Binaenaleyh…” </strong></em>sözleri devreye girer.</p>
<p><em>Egemenlik de bir haysiyet ve izzet-i nefs meselesidir.</em></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p><em>* Hakan Paksoy, Türkiye’nin Rotası, s. 183, Pankuş Yayınları</em>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/okullardaki-manevi-imam-danismanlar/">Okullardaki “manevi (imam) danışman”lar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/okullardaki-manevi-imam-danismanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Direksiz Direklerde sallanıyoruz</title>
		<link>https://millidusunce.com/direksiz-direklerde-sallaniyoruz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/direksiz-direklerde-sallaniyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[ali bardakoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42314&#038;preview=true&#038;preview_id=42314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şu anda yaşadığımız dinin Müslümanlıkla ilgisi yok. Müslümanlar şeyh veya siyasi liderlerine tapan putperest oldular. Aklı, sevgiyi, barışı, bilgiyi, bilimi, ahlakı, adaleti, özgürlükleri, sanatı, estetiği ve hukukun üstünlüğünü terk ettiler.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/direksiz-direklerde-sallaniyoruz/">Direksiz Direklerde sallanıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdireksiz-direklerde-sallaniyoruz%2F&amp;linkname=Direksiz%20Direklerde%20sallan%C4%B1yoruz" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdireksiz-direklerde-sallaniyoruz%2F&amp;linkname=Direksiz%20Direklerde%20sallan%C4%B1yoruz" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdireksiz-direklerde-sallaniyoruz%2F&amp;linkname=Direksiz%20Direklerde%20sallan%C4%B1yoruz" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdireksiz-direklerde-sallaniyoruz%2F&amp;linkname=Direksiz%20Direklerde%20sallan%C4%B1yoruz" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdireksiz-direklerde-sallaniyoruz%2F&#038;title=Direksiz%20Direklerde%20sallan%C4%B1yoruz" data-a2a-url="https://millidusunce.com/direksiz-direklerde-sallaniyoruz/" data-a2a-title="Direksiz Direklerde sallanıyoruz"></a></p><p>Namazı dinin direği kabul eden bir din anlayışı bütün direkleri yıktı. Giderek dinin merkezine koyduğu namazı -ve dolayısıyla dini- manasından kopardı ve <em>risksiz kazanç şirketleri</em>nin bayrağı haline getirdi. Bunu göreceğiz. Yoksa aldanmaya ve aldatılmaya devam ederiz.</p>
<p><em>Namaz</em> deyince kişinin ne dediğini ve ne yaptığını konuşamıyorsunuz. Nasıl oluyorsa o her kötülüğü örtüyor. Öyle ya, o dinin direğine sarılmış. <em>Namaz </em>diyerek ortada ne din, ne direk bırakıldığını görenlerin sesi çıkamıyor. Bu sahtekârlık alemi(bayrağı-sancağı), siyaset ve ticarete uzanan yolculuklarda “<em>Bana dokunmayın!”</em> levhası haline geldiğinden beri içimiz boşaldıkça boşalıyor. Nasıl edinildiği anlaşılmaz bir dokunulmazlık zırhı değil bu. Cami ve medrese kürsüsünden yüzyıllarca Tanrı adına ahkâm kesenlerin eseri. Kabuk dindarlığının içini boşalttığı, başlardan, evlerden ırak bir din yorumu. Din yorumundan ziyade din üzerinden ticaret. Dinden başka bir dine gidişi hazırlayan otoban. Görüntü güya dinden. Cami ile namaz, karargâh ve ökse. Cehalet kol gezerken, etrafı korkutarak, ürküterek, cennet arsası dağıtarak, cehennem zebanisi salarak adı konmamış bir terör estirmeleri o kadar kolaylaştı ki&#8230;</p>
<p>İş tabii burada kalmıyor. Kaleyi tahkim için, “<em>nass”</em> diyorlar, “<em>O dedi</em>” diyorlar. Yani “<em>Benden konuşan o</em>” tavrına girip dinin esastan reddettiğini getirip dinin direği dedikleri tutamağa asıyorlar. Çarkın nasıl işlediği gayet açık: Hoşlarına gitmeyecek söz ve hareketlerde bulunursanız yandınız. Sizi Tanrı adına mahkûm edişleri gecikmez. Diyelim ki namaz kılmıyorsunuz, yandınız. Gerçi namaz kılıyorsanız da onların şirketinden değilseniz veya onları eleştiriyorsanız sizi yargılayacak yüz çeşit din hükmü uydurmakta gecikmezler. Kalıplar hazırdır.</p>
<h2><strong>Din din olmaktan çıktı</strong></h2>
<p>Bunun ilk örneklerini gördüğümde çok şaşırmıştım. <em>Kavga Günleri</em>’nde yazdım. 1970’lerin ortalarından itibaren din üzerinden politika yapan <em>Millî Nizam</em> ve sonraki adıyla <em>Millî Selâmet Partisi</em>’ne mensup olanlar kendileri dışındakileri Müslüman tanımamaya odaklı parti dininin işaretlerini veriyorlardı. Sonra hep göreceğimiz bu tavrı ilk defa bir tartışmada duymuştum: <em>“..bir Milliyetçi ile bir Müsülmancı gencin konuşmalarına şâhit olmuştum. Milliyetçi genç, yeterince dindar olmamakla suçlanınca, “Her şeyi yapıyoruz. Her vakit câmide de beraberiz. Yine size yaranamıyoruz…”</em> demişti. Burada “<em>yaranamıyoruz</em>”a dikkat çekmek isterim. İlk şoku o fiilde yaşamıştım. (Kavga Günleri, 378. sayfa)</p>
<p>Burada kaç türlü arızanın varlığını erbabına bırakmak isterim. Yalnız şunu söylemeden geçemem: Dini böyle bir siyasi tekele almak, sonra cemaatlerde de açıkça gördüğümüz “<em>Bizdensen Müslümansın, değilse zındıksın..”</em> kafası, dinin din olmaktan çıktığını gösterdi, uyanmadık.</p>
<p>Kırk beş yıl önceki bir şahitlikten bahsettim. O zamanlardan bu işin nereye varacağı belliydi. Ancak dar çevrelerde konuşuldu. Bezirgânlar bağıra çağıra “<em>Din bu!”</em> dediler. “<em>Öyle değil!”</em> diyecekler, sahtelik ve siyaset de olsa din adıyla olunca seslerini yükseltemediler. Klasik dönemlerdeki itirazlar okunmadı, bilinmedi ve duyulmadı. Osmanlı’da bu kadar bağırıp çağırmalarının topluma hâkim olmasına ne devlet erkânı, ne kurulu düzen ve ne de aydınların çoğunluğu fırsat verirdi. Sıkça söylerim; Klasik edebiyatımız, -o zamanda yaşayanlar bunlar gibi sahtekâr olmadıkları halde- <em>ham sofu</em> eleştirileriyle doludur. Karamsar görüntülerle içinizi karartmak istemem; fakat apaçık gerçek budur ve mutlaka konuşulacaktır.</p>
<h2><strong>İyiler var da…</strong></h2>
<p>Bunlar var, şükür ki iyilerimiz de var. Toplumun sigortası iyilerimizdir. Kenarda kalan, hâkim sahteliğin dışında yaşayan, ölçüleri sağlam kimseler, gruplar, anlayışlar iyi ki var. Bizim örneklerimiz onlardır. İyi örneklerin vitrini yoktur. Çünkü “<em>Bey böyleyim</em>” demezler. Çünkü kendini gösterme gayreti inancın safiyetini, samimiyetini bozar. Gösteriş, inanışın büyülü iklimini darmadağın eder.</p>
<p>Bugün yaşadığımız, “<em>Acaba?”</em> dedirtmeyecek kadar açık bir gerçek, bu din tekellerinin sapkın anlayışlarıdır. Yüzyıllara uzanan tarihi seyrini bilenlerden okumak mümkün. Siyaset bunlara alabildiğine alan açtı. Eskiden çok gizli veya gizliydiler. Sessiz ve derinden gidiyorlardı. Merdiven altından kafa göstermekle kalmadılar, artık devletin her yerindeler. Şekil dindarlığının, meyhanedeki insanımıza da, camidekine de benzer şekilde tesir ettiği açıktır. Artık ölçü koyucular camidedir. Onların derdi de kendilerine müşteri toplamak olunca belli bir yere gelindi. Evet, camideki cemaat değil, onlar için müşteridir. Bu hususu her yönüyle analiz edecek sosyologların, psikologların ilim namuslarını ve cesaretlerini toplamalarını bekliyoruz.</p>
<p>Halk, bir zamanlar yaptığını-yaşayışını beğenmediği ham hocaların kullanıldığı şirket ağlarına düşmüştür. Merdiven altındakiler de artık Diyanet’tedir. Bir zamanlar Diyanet’i  “<em>Tâğûtî rejimin aracı”</em> kabul eden cemaatler kendi türlü türlü dinlerini –<em>risksiz kazanç şirket talimatnameleri</em>’ni demeliydim- şimdi Diyanet’le birleştirmiş görünüyorlar. Memlekette bir din politikası kalmadığı için herkes, her yere sızabiliyor, her türlü anlaşma ve birleşme yapılabiliyor. Çünkü kayıt dışılık devlete hem sızdı, hem de açıktan girdi. Bunları bilmez, anlamaz ve konuşmazsak düştüğümüz bataktan çıkamayız.</p>
<h2><strong>“Bir kez gönül kırdın ise..”</strong></h2>
<p>Bunlar şirket. Cübbelerinin uzun kolları altında el ovuşturarak milleti sağacaklar. Ya biz, okumuşlar, güya düşünenler, güya bilenler, güya aldatılamayacak olanlar? Sadece sade insanlar değil, neredeyse bütünüyle bizimkiler, o acaip kılıklarla din diyanet olmaz demiyor. Namaz ve cami merkezli o kılık ve kabuk aldatmacasının sahteliğini söylemiyor. Üstelik çok şeyi de bilmiyor. Mesela,  dinin namaz kılmayana bir ceza öngörmediğini, ancak dosdoğru kılanı iyileştireceğini bilmiyor. Namaz kılmaktan maksadın, iyi insan olmak için, çalmamak, çaldırmamak, öldürmemek, yalan söylememek ve herşeyi içine alacak bir anlayışla <em>hak yememek</em> olduğunu bilmiyor. Namazın <em>amaç</em> değil, <em>araç</em> olduğunu bilmiyor. <em>Amaç</em> derken de en süflî <em>araç</em> gibi, günah çıkarma aleti halinde bir sapkınlıkla anlamanın yarattığı sıkıntıyı düşünmüyor. <strong>Yunus</strong>’un <em>“Bir kez gönül kırdın ise/Bu kıldığın namaz değil”</em> deyişindeki manayı düşünmüyor.</p>
<p>Sözün özü şu: Cami ve namaz üzerinden dinin katledildiğini görecek ve söyleyeceğiz. Bu hususu ilahiyatçılarımızın büyüklerinden çok dinledim ve tanıdıklarımla çok konuştum. Hocaların Hocası <strong>Hüseyin Atay</strong>’dan defalarca duyduğum şuydu: “<em>Namaz dinin 82 farzından biridir</em>, <em>o kadar.” </em> Yine Hocaların hocası <strong>E. Ruhi Fığlalı</strong>’dan öğrendiğim de şu: Yalnız buna odaklanan, cami üzerinden, namaz üzerinden din konuşan dini anlamamıştır<em>. </em>6 yaşındaki kıza tecavüz edeni savunan sözüm ona Şeyh Efendi bu sapkınlığa herhalde bu anlayışla düştü. O olay ve benzerleri bir turnusol kâğıdıydı. Kimlerin takkesi düştü ve kelleri göründü, düşünmedik, konuşmadık.</p>
<p>Ahlakı reddeden bir din olamaz. Ahlakın olmadığı yerde din yoktur ki o gösteriş yatış kalkışı olsun.<em>  </em>Hadi söyleyeyim<em>: </em><strong>Hüseyin Atay </strong>Hoca bununla da kalmıyor ve diyordu ki:<em> “Namaz Müslümanın putu haline getirildi.</em>” Yani bugün o <em>namaz</em> dediğiniz, <em>namaz</em> değildir. Hoca 96 yaşında ve hayatta. İsteyen gerekçelerini ondan da dinleyebilir.</p>
<p>Diyeceğim şu ki namaz üzerinden baskı kuranlar susturulmadıkça gideceğimiz yer kalmamışa benzer. Dini ve hayatı korumanın yolu, <em>namaz</em> ve <em>din</em> dövizini devamlı gözümüze sokanları tedavülden kaldırmakla açılacak. Bu kadar açık konuşulacak bir meseledir. Din ticaretinin organı, camiler, cemaatler, tarikat görünüşlü yapılarsa yapacağınız ilk iş budur.  Bunu daha ağır sözlerle söyleyenleri dinlemek ve anlamak mecburiyetindeyiz.</p>
<h2><strong>İşin özü</strong></h2>
<p>Geçen haftaki yazımdan sonra bir okuyucum <strong>Hazret-i Ömer</strong>’in sözlerini gönderdi. Bunu söyleyen o kadar din hükmü ve büyük sözü var ki… Şöyle diyor: <em>“Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız.</em> <em>Konuştuğunda doğru söylüyor mu? Kendisine bir şey emânet edildiğinde emânete riâyet ediyor mu? Dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu? Ona bakınız.” </em>(Beyhakî, <em>Sünenü’l-Kübrâ</em>, VI, 288; <em>Şuab</em>, IV, 230, 326) Mesele budur. Anladığım şu: Namaz kılan iyi insan değilse hiçbir şey değildir, görünüşüne, gösterişine aldanılmaz. Kılmayan, iyi insansa dinin hedeflediği insan profilindedir. Etiket kimseyi kurtarmaz. Hedef iyi insan olmaktır. Ritüeller bunu sağlayacak psikolojik donanıma yardım etmiyorsa hiçbir kıymeti yoktur.</p>
<p>Objektif olmak zorundayız. İnanç konusunda da hayat içinde ölçülebilir gerçeğe bakılır. Ölçü, ne namaz kılmak, ne camiye gitmek, ne de bir partiye, cemaate bağlılıktır. Ölçü bozulduğu için diyorum ki, namaz ve cami üzerinden konuşmayı bıraktığımız zaman insanı ve hayat içindeki davranış değerlerini görür hale geleceğiz. Laiklik de bunu sağlamak içindir. İnsanlık bu din sahtekârlıklarından bunaldıkça bunaldığı için bu yolu buldu ve dini saf haliyle yaşanabilir hale getirmek istedi. İleri toplumlar laikliği kurallara bağladı ve uyguladı. Klasik Osmanlı devrinde, -adı konmasa da- öz halinde biz de uyguladık. Şimdiki bezirgânlar bırakmıyorsa, bilenler sustuğu veya susturulduğu içindir. Demek ki bugün yaşadığımız, utanç ötesi dehşet manzaralarının sebebi hepimiziz.</p>
<p>Eski Diyanet İşleri başkanımız <strong>Ali Bardakoğlu</strong>, dediklerimizi, demek istediklerimizi daha net ve daha keskin görüşle söylüyor: “<em>Şu anda yaşadığımız dinin Müslümanlıkla ilgisi yok. Müslümanlar şeyh veya siyasi liderlerine tapan </em>putperest<em> oldular. Aklı, sevgiyi, barışı, bilgiyi, bilimi, ahlakı, adaleti, özgürlükleri, sanatı, estetiği ve hukukun üstünlüğünü terk ettiler.”</em></p>
<p>İşin özeti budur.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/direksiz-direklerde-sallaniyoruz/">Direksiz Direklerde sallanıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/direksiz-direklerde-sallaniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi din?</title>
		<link>https://millidusunce.com/hangi-din/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/hangi-din/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2022 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[6 yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK GELİN]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Hiranur vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=41899&#038;preview=true&#038;preview_id=41899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşananlar açıktır ve bir zihniyetin sonucudur. Bunu normal gören bir kafanın sonucudur. Yani münferit örnek değildir. Bunu normal görmeye yakın ve yatkın yüzbinler, milyonlar varsa düşünmek lazımdır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hangi-din/">Hangi din?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhangi-din%2F&amp;linkname=Hangi%20din%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhangi-din%2F&amp;linkname=Hangi%20din%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhangi-din%2F&amp;linkname=Hangi%20din%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhangi-din%2F&amp;linkname=Hangi%20din%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhangi-din%2F&#038;title=Hangi%20din%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/hangi-din/" data-a2a-title="Hangi din?"></a></p><p>&#8220;Dinimize saldırıyorlar&#8221; diyenin hangi dinden olduğu tartışıldığı zaman bu istismar kapıları kapanacaktır. Çünkü o din bildiğimiz din, -hadi öyle diyelim- belki de din değildir. Anlatılır ve anlaşılırsa kimse o dinden olmak istemez.</p>
<p>Eğer hipnoza sokulmamışsa, 6 yaşındaki çocukla &#8220;cinsî temas&#8221;a giren adamla kimse aynı yerde olmak istemez.</p>
<p>6 yaşındaki çocuğa şehvet duyan adam buna dinin cevaz verdiğini iddia ediyor ve sapkın halini dine dayandırıyorsa düşünmek lazımdır. Hiç birimiz, Cumhurbaşkanı da olsak bu işi başka yere taşıyamayız.</p>
<p>Kendimizi aldatmanın artık manası yoktur. Bu din anlayışları, inanış geleneğimize taban tabana zıttır.</p>
<p>Osmanlı, yüzyıllarca bu tür sapmalarla güreşerek altı yüzyıl yaşadı. <em>Tekrar ediyorum, bu din anlayışları, inanış geleneğimize taban tabana zıttır.</em></p>
<p>Ortada din paravanlı mide ve uçkur üzerinden çıkar yapılanmaları vardır. Bunu bu netlikte görecek çok şey yaşadık.</p>
<h2>Uyanmadık, uyanmadık.</h2>
<p>Yaşananlar açıktır ve bir zihniyetin sonucudur. Bunu normal gören bir kafanın sonucudur. Yani tek(münferit) örnek değildir. Bunu normal görmeye yakın ve yatkın yüzbinler, milyonlar varsa düşünmek lazımdır.</p>
<p>O anlayışı konuşursak din dediklerinin ne hale geldiğini anlarız. Anlarsak, onların din diye bize dayattıklarını reddederiz. İşte o zaman dine döneriz. Çünkü hâkim din anlayışı bu ise o dinin istikbali yoktur. Kimse bunların dininden olmak istemez.</p>
<p>Cumhurbaşkanı kusura bakmasın, bu din din değildir. Dine saldıranlar da bunlardır. Yaşananları eleştirenler dine saldıranlara dikkat çekiyorlar.</p>
<p>Diyanet perişan halde diyoruz. Haklı olarak çokça eleştiriyoruz. İşe bakın ki Diyanet bile bunlarla ilgili konuşamıyor.</p>
<p>Günler sonra yapılan cılız açıklama konuşmak değildir. Korkuyorlar. Öyle bir baskı uygulayacak hale geldilerse düşünmek lazımdır.</p>
<p>Fırsat bu fırsattır. Cemaat ve tarikat görünüşlü çıkar merkezlerini mercek altına alma zamanıdır. Bunu yapan kazanır.</p>
<p><em>Türkiye&#8217;ye, Müslümanlığa kazandırır.</em></p>
<p><em>Tarihe şerefle geçer.</em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hangi-din/">Hangi din?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/hangi-din/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi bilen aldanmaz   </title>
		<link>https://millidusunce.com/iyi-bilen-aldanmaz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/iyi-bilen-aldanmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[bektaşilik]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[hayrettin karaman]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39985&#038;preview=true&#038;preview_id=39985</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arab’ın kendi dilinde anladığını başka milletler de kendi dillerinde anlayacaklardır. “Anlamak”tan bahsediyorsak başka türlüsü olamaz. “Bu dediklerin bugüne hiç uymuyor” diyorsanız, doğru iz üzerindesiniz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/iyi-bilen-aldanmaz/">İyi bilen aldanmaz   </a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiyi-bilen-aldanmaz%2F&amp;linkname=%C4%B0yi%20bilen%20aldanmaz%20%20%C2%A0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiyi-bilen-aldanmaz%2F&amp;linkname=%C4%B0yi%20bilen%20aldanmaz%20%20%C2%A0" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiyi-bilen-aldanmaz%2F&amp;linkname=%C4%B0yi%20bilen%20aldanmaz%20%20%C2%A0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiyi-bilen-aldanmaz%2F&amp;linkname=%C4%B0yi%20bilen%20aldanmaz%20%20%C2%A0" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiyi-bilen-aldanmaz%2F&#038;title=%C4%B0yi%20bilen%20aldanmaz%20%20%C2%A0" data-a2a-url="https://millidusunce.com/iyi-bilen-aldanmaz/" data-a2a-title="İyi bilen aldanmaz   "></a></p><p>Türklerin İslam’a giriş sürecini iyi anlamak lazımdır. Devamlı hareket halindeki konar göçer topluluklar için öncelikli iki husus vardır: Karşılaştığı insanı, çevreyi tez anlayacak ve işine yarayanı alacaktır. Aldığını kendine benzetirken kendisi de ona benzeyecektir. <em>Türk inanış geleneği</em>nin Müslümanlıkla tanışma sürecinde girdiği kisve, kendisi kalarak aldığı şekil bu cümlelerin açılmasıyla anlaşılabilir.</p>
<p>Mezhepler tarihinin büyük otoritesi <strong>Prof. Dr.  E.  Ruhi Fığlalı</strong>, <em>Alevîlik Bektâşîlik</em> kitabının giriş bölümünde bu gerçeği net bir cümleyle veriyor:  “<em>Esasen Anadolu Alevîliği veya Kızılbaşlığında görülen unsurların hemen tamamına yakını, Türklerin Batıya yürüyüşleri sırasında içinden geçtikleri coğrafya ve kültürlerden birtakım izler taşımasına rağmen, özü itibariyle Orta Asya gelenek, görenek ve inanışlarının İslâmî bir mahiyet ve manaya büründürülmeye çalışılmış tezahürlerinden başka bir şey değildir</em>(5. baskı, 8. s.). Bu cümleye düştüğü nottan anlıyoruz ki genç yaşta kaybettiğimiz büyük sosyoloğumuz <strong>Doç. Dr. Mehmet Eröz</strong> ve onlara göre genç, yakın zamanın önemli bilginlerinden <strong>Prof. Dr. A. Yaşar Ocak</strong> dostumuz da aynı görüştedir.</p>
<h2><strong>Aklın gördüğü</strong></h2>
<p>Alevî-Bektâşî çizgisine itibar edişimiz doğrudan doğruya bu gerçekliktendir. Türk’ün yaşayışı, hazır kalıplar halinde Arap’tan, Acem’den aktarılan yaşama şekillerine benzemez.  Kendi hayatımız içine dâhil ettiğimiz o şekiller değil, var olan temel prensiplerin devamlılığıyla kaynaşan bir özdür. Geçen hafta bu konuyu yazmıştım. Heyecanla karşılayanlar ve fikirlerime katılanlar çok oldu. İtiraz edenler de vardı. Her birine teşekkür ederim.</p>
<p>İtirazları bilmek gerekiyor. Çoğu, yaygın görüntülerin din sayıldığı, kalıplaşmış kabuller içinden konuşanlar. <em>Din bizim dediğimizdir</em> deyip kestirip atan, hakarete varan sözlerle ayar vermeye, korkutmaya, ürkütmeye, susturmaya çalışanları geçtim.  Dolu-boş, diğer itirazları ciddiye alıyorum. Şu örnek her zaman aklımdadır: <strong>Hazreti Peygamber</strong>, yeni Müslüman olan birine sahabeden birinin Kur’an öğretmesini ister. O zat, “<em>Kim zerre kadar iyilik etmişse onun karşılığını görür. Kim de zerre kadar kötülük işlemişse onun da karşılığını görür</em>.” ayetini duyunca ayağa kalkar. Görevli sahabe “<em>Dur daha bitmedi</em>” deyince, “<em>Ben bunu bir halledeyim</em>” der ve gider.</p>
<p>Kaynaklar, bunu duyan <strong>Peygamber</strong>’in, “<em>O fakih oldu</em>” dediğini naklederler.  Yani en yüksek hukukun felsefesini yakalayan kişi. Yani, hayata yön verecek ölçülere ve özün özüne yol alma bilincine eren kişi. Dikkatinizi çekerim, burada şimdikiler gibi Kur’an’ı yüzünden, anlamadan okumakla yetinmek yoktur. Papağanlık değil, bilmek-anlamak esastır.</p>
<h2><strong>Kitap “Düşün!” der</strong></h2>
<p>Arab’ın kendi dilinde anladığını başka milletler de kendi dillerinde anlayacaklardır. “<em>Anlamak</em>”tan bahsediyorsak başka türlüsü olamaz. “<em>Bu dediklerin bugüne hiç uymuyor</em>” diyorsanız, doğru iz üzerindesiniz. Tam burada yaygın bir aforizmayı değiştirerek kullanmanın yeridir: <em>“Din, ilahiyatçılara, Diyanet’e ve cami adamlarına bırakılamayacak kadar ciddi bir konudur</em>”.  Başta kültürle meşgul olanların, sonra hepimizin bu konularda diyecekleri ilahiyatçılar için de önemlidir.</p>
<p>Bir daha söyleyeyim: Din, birilerinin tekeline verilmiş değildir. O hak kimsede yoktur. <strong>Hayrettin Karaman</strong>’ın, bugünkü Diyanet’in bir yerlerin isteğine bağlı yorumları din oluyorsa orada ayrıca problem vardır. Biz, bunu görür ve söyleriz. Kitabın dediği gibi sorar, sorgular,  anladığımızı ve benimsediğimizi yaşarız. İşin başı ve sonu ahlâktır, ona bakarız. Halkımızın yüzyıllar içinde bulduğu formülü burada birkaç kere yazmıştım: “<em>Hocanın dediğini tut, gittiği yoldan gitme!</em>” Bu atalar sözünün, hoca takımının ahlak durumuna yaptığı vurgu dehşettir.  Ayrıca, o zaman hiç olmazsa dediği doğruymuş, şimdi o da yok.</p>
<p>Biz kendimiz gibi Müslümanız, bu kesindir. <strong>Yahya Kemal</strong>’e göre bu “<em>Türk Müslümanlığı</em>”dır. Burada tereddüt ve karışıklık yoktur. <em>Sosyal anlaşma</em> yüzyıllar öncesinde sağlanmıştı. Biz baştan öyle inanır, öyle yaşardık. Bütün topların, asırlarca <em>Türk Müslümanlığı</em>’nı dövmeleri boşuna değildir.  Tam yıkamadılar ama epeyce yıpratıldı. Din dışı dinciliğin baskısına yenilmiş görünmemiz ondandır. Şimdiki durum, <em>Türk’ün inanma ve yaşama geleneği</em> için sonradan olmadır, yani “<em>bid’at</em>”tir.  Düştüğümüz her bâdire gibi geçicidir.</p>
<h2><strong>O tuzak bozulmalı</strong></h2>
<p>Kur’an, bilmeyi ve anlamayı durmadan tekrar eden bir kitap. Bizimkiler, her mahallede Kur’an Kursu açmakla, cemaatsiz camiler inşa etmekle dindarlık ettiklerini sanıyorlar. Bu durumda, bu göz boyacılığı, dine terstir diyebilenlere ihtiyacımız var. Sahtelik ancak böyle önlenir. Hâkim din görüşünün Türk tasavvuf anlayışından uzaklaşmasıyla yaşadığımız belâlar sıra sıradır. Osmanlı Sarayı, devlet adamları, aydınları apaçık görmüştür. Bu din softalığının sahteliği kırılamamıştır. Başa gelenler saymakla bitmez. En kolay vurulduğumuz alan dindir.</p>
<p><strong>Atatürk</strong> Türkiyesinin din hayatını yeniden tanzim gayreti de Osmanlı anlayışının devamıdır. <em>Birinci Cihan Harbi</em>’nde ve <em>Türk İstiklal Savaşı</em>’nda İngilizlerin, casusların çoğunu kimlerden seçtiklerine bakan çok şey görür.  Konuşurken mangalda kül bırakmayışlarına bakmayınız;  kendini satanların en çok çıktığı topluluk dinden geçinenlerdir. Satkınların arasında klasik tasavvuf anlayışında olanlar yoktur. Hiçbir <em>Alevi-Bektâşî</em> yoktur. Sade <em>halk, temiz müslümanlar</em> ve <em>devlet bağlıları</em> yoktur.</p>
<p>Bunları bu netlikte konuşmazsak olanı biteni anlayamaz ve aldanmaya-aldatılmaya devam ederiz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/iyi-bilen-aldanmaz/">İyi bilen aldanmaz   </a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/iyi-bilen-aldanmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zamanın Frankensteinları geliyor!</title>
		<link>https://millidusunce.com/zamanin-frankensteinlari-geliyor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/zamanin-frankensteinlari-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[selefilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39909&#038;preview=true&#038;preview_id=39909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin ne hâle getirildiğinin farkında mıyız? Romandaki Frankenstein bir taneydi, ama Türkiye’de bugün sayısı belli değildir…</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zamanin-frankensteinlari-geliyor/">Zamanın Frankensteinları geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzamanin-frankensteinlari-geliyor%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1n%20Frankensteinlar%C4%B1%20geliyor%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzamanin-frankensteinlari-geliyor%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1n%20Frankensteinlar%C4%B1%20geliyor%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzamanin-frankensteinlari-geliyor%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1n%20Frankensteinlar%C4%B1%20geliyor%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzamanin-frankensteinlari-geliyor%2F&amp;linkname=Zaman%C4%B1n%20Frankensteinlar%C4%B1%20geliyor%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzamanin-frankensteinlari-geliyor%2F&#038;title=Zaman%C4%B1n%20Frankensteinlar%C4%B1%20geliyor%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/zamanin-frankensteinlari-geliyor/" data-a2a-title="Zamanın Frankensteinları geliyor!"></a></p><p>Bir bilimkurgu hikâyesi Türkiye’de gerçek olmak üzere. Nasıl mı? Hani, şartlar zorlanır, yaratılış zorlanır, hakikat zorlanır ya&#8230; 21’inci yüzyılın başından bu yana ideolojik yaklaşımlarla hepsi de zorlandı. Devletin genleriyle oynandı. Hukuk -neredeyse- askıya alındı. Mütemadiyen fiilî durumlar yaratıldı. Hepsinden de önemlisi anayasanın arkasına dolanarak oluşturulanıydı. Din konusundaki ideolojik yaklaşım yönetim felsefesi olunca, sıkıntı devamlı büyüdü. Sonuçta, yaratanlarını da yok edecek Frankensteinlar ortaya çıkmak üzere.</p>
<p>Kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü de eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek de uyardı. Cübbeli, Vahabi selefi din anlayışının millet bütünlüğüne yönelik tehlikesine işaret etti. Çiçek de “&#8217;<em>kayıt dışı din’le mücadele” </em>dedi<em>.</em> Çözüm için ikisi de Diyanet İşleri Başkanlığı’nı (DİB) gösterdi.</p>
<p>Doğru olanı Diyanet tarafından çözülmesi elbette. Ancak aynı zamanda problemin kaynağı da orası. Yani, zihniyet ve hedef değişmeden başarılması zor görünüyor. Çözüm denetim altına alınması da değildir. Çünkü bu aynı zamanda statü vermek demektir. Ve yarınlarda nerelere kadar gideceği de meçhuldür.</p>
<h2>Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir</h2>
<p>Diyanet İşleri Başkanı göreve başlarken yaptığı konuşmada ilk işareti vermişti. <em>İmam hatiplerle ilahiyat fakültelerinde</em> “<em>21. asrın hedonist idrakine, İslâm’ın aydınlık istikametini derc edecek ahlak-ı hamide sahibi nitelikli nesillerin yetiştirilmesi(nden)” bahsediyordu.</em></p>
<p>DİB tarafından düzenlenen 6. Din Şûrası (25-28 Kasım 2019)<em> da çok önemliydi. 15 Temmuz sonrasındaki Yeni (!) Türkiye’yi işaret ediyordu. Başlığı, “Sosyokültürel Değişim ve Diyanet hizmetleri”. Tam da bugün tehlike olarak tartışılan hususlar. </em></p>
<p><em>Ali Erbaş şûranın açılış konuşmasında, “… zamanı ve çağı yeniden inşa ederek sosyo-kültürel değişimi doğal mecrasına döndürmek ve … yeni bir dünyanın inşası için çalışmak … bu bağlamda fıkıh, kelâm gibi İslamî hayatın kurucu disiplinlerini yeniden inşa etme(k)” demişti.</em></p>
<p><em>Şura kararları çok tartışmalıydı. Mesela, </em><strong>“</strong><em>Dinî gruplar çoğunlukla toplumsal hayatın olağan seyri içerisinde meydana gelen oluşumlardır.” ifadesi bugün üzerinde fırtınalar kopan konuda. Toplumdaki birçok kötü koku da oralardan geliyor. </em></p>
<p><em>En önemlisi de Cumhurbaşkanı Erdoğan kapanış konuşmasında, “Diyanet İşleri Başkanlığımızdan tüm devlet kurumlarına da örnek olacak bir süreç yönetimi bekliyorum … bu 37 maddenin gerçekten kronolojik olarak takibini yapmalı.” diye talimat vermişti. (Bu şûrayı değerlendirdiğim iki yazılarım bağlantılardan okunabilir:  </em><em> ,  </em><em> )</em></p>
<h2><em>Devletin başka kurumları da ateşe odun taşıdı</em></h2>
<p>Devletin genetiğiyle hep oynandı. Gözlerden ırakta oynanmaya da devam edildi.</p>
<p>Mesela Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK), İslâmî Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetim Kuruluşu (AAOIFI) arasında bir anlaşma imzalıyor. Bu kuruluş bazı Müslüman ülkelerin çoğu özel sektör kuruluşlarının bir araya gelerek oluşturduğu devlet dışı bir yapı. Resmî de değil.</p>
<p>KGK bu anlaşmayla, faizsiz finans sektörüne ilişkin AAOIFI’nin hazırladığı standartların mevzuatımıza kazandırılmasını sağlıyor. Bütün bunlar kurul kararlarıyla yapılıyor. Ancak hepsi de egemenliği doğrudan ilgilendiriyor. Ayrıca yasalarla çelişen ya da doğrudan anayasaya aykırı olan hususlar. Dinî fıkhı (hukuku) esas alarak yapılan bu mevzuat doğrudan laiklik ilkesine de aykırıdır.</p>
<p>Bunu yapanların penceresinden baktığımızda da dinî açıdan da sıkıntılı olduğu hemen görülüyor. Çünkü bu standartlar, hazırlayanların anlayışına göre hazırlanmış standartlar. Gariplik de var. KGK faizsiz finans denetimi için etik ilkeleri açıklarken <em>“fıkhın evrenselliğinden”</em> bahsediyor. Ama bu konuda internette arama yaptığınızda farklı fıkhî mezhepler karşımıza çıkıyor. Görünen o ki yaptıkları üzerinde fazla düşünmemişler de. (Bu konudaki yazım okunabilir.)</p>
<h2>Yalnız onlar mı?</h2>
<p>Ateşe odun taşıyan başkaları da var. Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık-KDK)’nun 2019 Ocak’ında bir çalıştay düzenliyor. Gerçi çalıştay öncesinde tavsiye kararını almış ve gerekli yerlere ulaştırmış da. Ama bu sefer din eğitimine de el atmışlar. Çalıştayın adı <strong>“<em>İlahiyat Açık Öğretim Lisans Eğitimi (İLİTAM) ve Din Eğitimi”</em></strong><em>.</em> Konunun KDK’nin ne kadar görevi olduğunu bir yana koyalım. Ve konuşmalardan bazı cümlelere bakalım. İLİTAM, İlahiyat Lisans Tamamlama’nın kısaltması.</p>
<p>Dönemin Din Eğitimi Genel Müdürü <em>açık imam-hatip liselerinde 110 bin öğrencinin </em>olduğunu söylüyor. Bunların bir kısmının ilahiyat ön lisansa devam ettiğini belirtiyor. Açık öğretimdeki bu öğrencilerin çoğunun medrese denen tarikat ve cemaatlerin eğitiminden geçtiğini göz önüne alalım. Şimdi bunların İLİTAM’dan, yani lisans tamamlama programından yararlandıktan sonra okullarda öğretmen, camilerde imam, illerde &#8211; ilçelerde müftü, Diyanet’te yönetici olduklarını bir düşünelim. (Bu arada Türkiye’de İlahiyat Fakültesi sayısının 110, İslamî İlimler Fakültesi sayısının da 58’e ulaştığını da hatırlamak gerekiyor.)</p>
<p>Kamu Denetçiliği Kurumu’nun hangi alana müdâhale ettiği açıkça görülüyor değil mi? KDK’nin hazırladığı Çalıştay Raporu kitabının Giriş’inden başka bir ipucu: “… <strong><em>tüm teknolojik ve yaşam standartlarından yararlanabilecek yolları fıkhi olarak bulmuş ve dünyadaki diğer Müslümanlar ile temel esaslar ve ahlaki değerler noktasında uyumlu olan bir Müslüman kimliği elzemdir.</em>”</strong> (Bu konudaki yazıma  ulaşabilirsiniz.)</p>
<h2>Bunlar kadar önemlisi</h2>
<p>Cumhurbaşkanı, <em>“<strong>Diyanet İşleri Başkanımızın sözleri</strong> sadece <strong>kendini Müslüman</strong> olarak <strong>tanımlayan</strong>, İslâm dairesinde gören kişiler <strong>için bağlayıcıdır</strong>. Kendini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için söz konusu ifadeler sadece bir görüşten ibarettir.” </em>demişti (27 Nisan 2020). Ne için söylendiği çok önemli değil. Müslüman için sadece Allah’ın söylediği bağlayıcıdır. Peygamber’e bile söyledikleriniz vahiy mi diye sorulmuştur. Vahiyse uyulmuş, yoksa insanlar fikirlerini belirtmişlerdir.</p>
<p>Yine aynı konuşmada Cumhurbaşkanı <strong>“<em>Ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığıdır”</em></strong> da demiştir. DİB, İslam adına da konuşamaz. Ancak görüş belirtebilir. Görüşü de bağlayıcı değildir. Görevini yaparken de sadece yasanın verdiği yetkileri kullanır.</p>
<p>Ayrıca sosyal medyada, her gün, ülkedeki tekkelerde, medreselerde, kurslarda tek tip elbiseli icazet töreni videoları görünüyor. İslamî adıyla yurdun birçok yerinde faaliyet gösteriyorlar. Gün geçmiyor ki taciz veya tecavüz haberi duyulmasın.</p>
<p><em>“Bundan önceki birçok iktidar döneminde İslâmî kesimin ayaklarında maddi ve manevi hareketlerini engelleyen bağlar, bukağılar, prangalar vardı. Bu iktidar bunları teker teker çözdü, <strong>şimdi … İnsanların kendi aralarında anlaşarak -ceza alanı hariç- birçok alanda ve ilişkide şeriat kurallarını uygulamalarına da engel yoktur</strong>.” </em>(Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 25 Ekim 2019)</p>
<p>Türkiye’nin ne hâle getirildiğinin farkında mıyız? Romandaki Frankenstein bir taneydi, ama Türkiye’de bugün sayısı belli değildir…</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zamanin-frankensteinlari-geliyor/">Zamanın Frankensteinları geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/zamanin-frankensteinlari-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni zamanın bayramlarını yaratacağız</title>
		<link>https://millidusunce.com/yeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 May 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[nihat hatipoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[türk kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39044&#038;preview=true&#038;preview_id=39044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölçüsüzlükle ne din olur ne hayat. Hız çağında, aletlere bağlı ve aletlerle kolaylaşan hayatımızda azgın iştahların kokuttuğu bir yaşama düzenine itilişimiz bundan. Bütün dünya hayatın görünen yüzüne bakar hale geldi.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz/">Yeni zamanın bayramlarını yaratacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz%2F&amp;linkname=Yeni%20zaman%C4%B1n%20bayramlar%C4%B1n%C4%B1%20yarataca%C4%9F%C4%B1z" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz%2F&amp;linkname=Yeni%20zaman%C4%B1n%20bayramlar%C4%B1n%C4%B1%20yarataca%C4%9F%C4%B1z" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz%2F&amp;linkname=Yeni%20zaman%C4%B1n%20bayramlar%C4%B1n%C4%B1%20yarataca%C4%9F%C4%B1z" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz%2F&amp;linkname=Yeni%20zaman%C4%B1n%20bayramlar%C4%B1n%C4%B1%20yarataca%C4%9F%C4%B1z" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz%2F&#038;title=Yeni%20zaman%C4%B1n%20bayramlar%C4%B1n%C4%B1%20yarataca%C4%9F%C4%B1z" data-a2a-url="https://millidusunce.com/yeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz/" data-a2a-title="Yeni zamanın bayramlarını yaratacağız"></a></p><p>Çocukluk hasretiyle andığımız bayramları istesek de geri getiremeyiz. Dünya değişti, biz değiştik. Gerçi, medenî dünyanın yaptığı gibi, eski hayatımızın değerlerinin özünü olsun koruyup bugüne taşıyamadık. Bu bakımdan kayıplarımız çok olmakla beraber insanlık aynı gemidedir. Sözüm ona ilerlemelerle, yaşadığımız şehirler, evler, çevreler değişti. Kullandığımız aletler bizi idare eder hâle geldi. Yeni hayatta hepimiz bir parça robotuz. Dünya, her on yılda bir köklü yaşama değişmelerine uğrarken insanın kendine ve hayatına hâkimiyeti zorlaştı. İnsanlık,  bu çılgın gidişin hızından durup düşünecek hâlde değil ve bu durum, görünür bir gelecekte değişeceğe de benzemiyor.</p>
<p>İşin garibi dinden-manadan konuşanlar bu robotizme pek yakınlar. Dünya cennetinde keyif sürmenin hazzına en çok onlar düştüler. Düşünmeye gerek yok, madem bin bir aletin kolaylaştırdığı bir çağdayız, bu can daha neler neler ister! Cennet’ten de böyle bahsetmiyor muyuz? İstediğin, istediğin anda elinin altında. Yani, <em>“Cennet cennet dedikleri/Birkaç köşkle birkaç huri” </em>diyen koca <strong>Yunus</strong>’un itibar etmediği cennet algısı. <strong>Yunus</strong>, manadan eser bulunmayan, canlı içgüdülerini besleyen, yeme-içme-sevişme iştihasına dayanan anlayışa iltifat etmeyerek başka bir bayramı işaret eder. İnsan elbette fizik ihtiyaçlarının giderilmesini gözetecek, hazzını ve keyfini yaşayacak. Buna itiraz yaradılışa itirazdır. Yalnız, mesele bunlarla bitmez. Diğer canlılar da benzer-benzemez şekillerde canlı reflekslerini bizim gibi devam ettiriyorlar. Halbuki onlara vadedilen bir cennet yok.</p>
<p>Dindarlığın hedefine konan cennet ödülü, dindarlığı ne kadar anlamlandırıyor ve canlandırıyor düşünmek lazım. Bugüne bakınca tersine bir gidiş var. Bana öyle geliyor ki, dinden geçinenlerin maddeye tapar hâle gelişinde cehennem zebanilerinden çok cennet hurilerinin, kevser şarabının rolü var. Bu paradoksu çözen beri gelsin! İnsanı fiziki ihtiyaçlarının kıskacında kıvrandıran bir din algısı karşısındayız. Âhiret nimetlerinin öncüleri hırsla saldırdığımız dünya nimetleridir. Dikkatinizi çekerim, maddî imkânları nasıl edindiğimize ve nasıl kullandığımıza bakmıyoruz. Hiçbir ölçüye sığmaz hareketlere girişerek onlara erişmek normal karşılanır hâle geldiyse bizimkilerin bahsettiği, herhalde Tanrı’nın vadettiği cennet değildir. O cennete, iyilerin ve doğruların gideceğini söyleyen Yaratıcı’nın sözü bu dünya ihtirasına batmış biz dini darlar arasında bu hâle geldi.</p>
<h2>Ölçülerden boşandık</h2>
<p>Ölçüsüzlükle ne din olur ne hayat. Hız çağında, aletlere bağlı ve aletlerle kolaylaşan hayatımızda azgın iştahların kokuttuğu bir yaşama düzenine itilişimiz bundan. Bütün dünya hayatın görünen yüzüne bakar hale geldi. Bizde durum din sosuyla benzin dökülen ateşin getirdiği yangınla ayrışıyor. Din algımız, apış arası ve mide iştahına hapsedilmiş hâlde dar alanda boğuluyor.</p>
<p>Anlamdan boşalan bir dinî hayat nasıl olduysa tabiileşti, yerleşti. İsim vererek konuşmak istemem ama ne yapayım ki diyeceklerimi en iyi onlar üzerinden anlatabilirim; Ramazan ayının göze batan isimleri arasında yine <strong>Nihat Hatipoğlu</strong> öne çıktı. Düşünün, dindarlık ortalamamızın hocası oydu. Hâlbuki her gece on binlerce lira ile cebi kabaran bu zatın temsil ettiği din anlayışı hiçbir devirde inanışımıza hâkim olmamıştı.</p>
<p>Başta siyaset, üstüne düşmeyen olur olmaz şeylere ses yükselten diyanetimiz bu manasızlığı bilerek besliyorsa vay hâlimize! Siyaseti bir kenara bırakalım, Diyanet, ekranları dolduran din tüccarlığının, vıcık vıcık, seviyesizliğin dibe vurduğu sözler ve görüntüler hakkında hiç konuşmadı. “<em>Din bu değil!”</em> demedi. “<em>Dinimizde böyle şeyler yoktur!</em>” demedi. “<em>İyilik ve ölçü esastır</em>” demedi. Sakız çiğnemekle oruç bozulur mu veya cinsi ilişkiyle oruç açılsa olur mu&#8230; gibi uç örnekler yine havalarda uçuştu.</p>
<h2><strong>Ramazan neşesi</strong></h2>
<p>Eskiden türlü eğlenceler Ramazan neşesinin gereğiydi. Muazzam bir yaşama kültürüydü. Türk yaratıcılığının hayatı güzelleştiren olağanüstü buluşuydu. Şimdi de eğlence var ama konu doğrudan doğruya din. Din üzerinden ve dinle eğlenme hâli bütün acılığıyla yaşanıyor. Bezirgânlar elinde alınıp satılan din, temiz inancı boğdu. Onlarca kişiden duydum: “<em>Din bunlarınki ise ben o dine uzağım.“</em> diyorlar. Samimi dindarların rahatsızlığı da ortada. Diyanet Reisi, “<em>Bize bakıp da Müslümanlıktan soğuma olursa bunun vebalini biz taşıyamayız.&#8221; </em>dedi. Belki ilk defa böyle dosdoğru bir değerlendirme sözü ediyor. Buradan öz eleştiri ve siyaset dilinden uzaklaşarak düzelme çıkar mı bilmem ama edilecek söz budur ve gereği yapılmalıdır.</p>
<p>Bayrama böyle girdik. Ramazan, dinden geçinenlerin el ovuşturduğu bir aydı. Bir aylık zamanın böyle planlandığını gösteren çok şey vardı. Cuma çıkışı kin ve nefret kokan siyaset konuşmaları yanında, iftar sofralarında ekranlardan yayınlanan vıcık vıcık siyasi konuşmaları da gördük. Samimi dindarları rahatsız eden görüntülerdi. Bizim din anlayışımızda ve siyaset geleneğimizde olmayan şeylerdi, oldu, oluyor. Bakacağımız ve düzelteceğimiz manzara budur.</p>
<p>Aziz okuyucularımın bayramları bayram olsun!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz/">Yeni zamanın bayramlarını yaratacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yeni-zamanin-bayramlarini-yaratacagiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2023 menzilinde Diyanet İşleri’nin yeri</title>
		<link>https://millidusunce.com/2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2021 18:31:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[2023 hedefi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[menzil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=35067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti tek hukuklu bir devlettir. 84 milyonun tamamı da Türk yargı sistemi içinde yaşar. Müslüman veya Hristiyan yahut putperest ya da Musevi, Budist ve ateist sorulmadan yargıya sığınırlar. Laiklik, inanç ve yargı ile hakkın, hak sahibi tarafından kullanılabilmesinin en önemli zırhıdır</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri/">2023 menzilinde Diyanet İşleri’nin yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri%2F&amp;linkname=2023%20menzilinde%20Diyanet%20%C4%B0%C5%9Fleri%E2%80%99nin%20yeri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri%2F&amp;linkname=2023%20menzilinde%20Diyanet%20%C4%B0%C5%9Fleri%E2%80%99nin%20yeri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri%2F&amp;linkname=2023%20menzilinde%20Diyanet%20%C4%B0%C5%9Fleri%E2%80%99nin%20yeri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri%2F&amp;linkname=2023%20menzilinde%20Diyanet%20%C4%B0%C5%9Fleri%E2%80%99nin%20yeri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri%2F&#038;title=2023%20menzilinde%20Diyanet%20%C4%B0%C5%9Fleri%E2%80%99nin%20yeri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri/" data-a2a-title="2023 menzilinde Diyanet İşleri’nin yeri"></a></p><p>Diyanet İşleri Başkanı son dönemde çok görünür bir hâlde. Harp okulları mezuniyet törenlerinde, yeni Yargıtay binasının açılışında, MSB Temel Atma Töreni’nde dua ederken çekilen fotoğraflar öne çıktı. Ne var bunda denebilir. Ama bu fotoğrafların hayatın akışı içinde tesadüfen ortaya çıkıp çıkmadığı üzerinde düşünmek gerekir.</p>
<p>Öncelikle, dua insanın boyun eğdiği ilahi kudretle konuşması, onunla ilişki kurmasıdır. Duygularını, arzularını dile getirmesi, kendisi veya başkasının anlık yahut genel ihtiyaçlarını talep etmesidir. Özellikle psikolojik rahatlama sağlayan, üzerindeki yükü hafifleten, huzur veren önemli bir ilişkidir. İnsan Yaradan’ın verdiğine, vereceğine şükran duygularını ifade eder. Topluluk olarak dua olur mu? Elbette olur. Bizim kültürümüzde vardır ve doğrudur da. Büyük felaketler sonrasında gidenlerin arkasından yapılan dualar da terapi gibidir.</p>
<p>Harp ve Jandarma okulları törenlerinde dua, “Ölürsek şehit kalırsak gazi” anlayışı içinde normaldir. Ancak normal olmayan Diyanet İşleri Başkanı’nın artık bir üniforma gibi giydiği ve artık hiç kimsenin farklı bir kıyafetle hatırlamadığı cüppeli ve fesli fotoğrafıdır. Bu cüppe ve fesi cami dışında sadece ve sadece Diyanet İşleri Başkanı giyebilmektedir. Bu fotoğrafla duanın devlet tarafından yapıldığı işaret edilmektedir.</p>
<h2><strong>Devlet sadece Müslümanların mı?</strong></h2>
<p>Dua eden devlet görüntüsü Yargıtay’da yapılan törende olunca fotoğraf daha da farklılaşır. Ortada devletin ve milletin en üst temsilcisi Cumhurbaşkanı, bir yanda cüppesiyle Yargıtay Başkanı diğer yanında yine cüppesiyle Diyanet İşleri Başkanı.</p>
<p>Bu fotoğraf devlet yönetiminin dinle ilişkisini işaret etmektedir. Ancak Türkiye ne bir din devletidir ne de sadece Müslümanların devleti. Nüfusunun büyük bölümünün Müslüman olduğu doğrudur ve bir gerçektir. Ancak nüfusunun tamamı Müslüman değildir. Hâlbuki <strong>bu fotoğrafla, benim inandığım üzere yaşayacaksınız </strong>denmektedir. Uluslararası anlaşmalarla tanınmış dinî azınlıkları vardır. Hiçbir dine inanmayan veya başka dinlere inanan vatandaşları da vardır. Bu insanların hepsi de vatandaşlık haklarını kullanırlar. Anayasa’da yazılı olan hak ve ödevlerin istisnasız hepsi o insanların hakları ve ödevleridir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti tek hukuklu bir devlettir. 84 milyonun tamamı da Türk yargı sistemi içinde yaşar. Müslüman veya Hristiyan yahut putperest ya da Musevi, Budist ve ateist diye sorulmadan yargıya sığınırlar. Yargı da neye inandıklarına değil hak sahipliğine ve haklılığa bakar. Anayasa’nın değiştirilemez ilkesi laiklik, inanç ve yargı ile hakkın, hak sahibi tarafından kullanılabilmesinin en önemli zırhıdır. <strong>Bu zırh delinirse mülkün (devletin) temeli sarsılır</strong><em>.</em></p>
<p>Bu fotoğraf aynı zamanda Yüce İslam Dini’nin emrettiği adalet açısından da çok vahim bir hatadır.</p>
<h2><strong>Yaşananlar tesadüf mü?</strong></h2>
<p>Elbette değil. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde karar yetkisi sadece Cumhurbaşkanı’nda. Bütün başkanlıklar ve kurullar görüş olarak sunuyor ve Cumhurbaşkanı da karar veriyor. Verilen karar da ilgili bakanlıklar ve başkanlıklar tarafından uygulanıyor. Ondan izinsiz veya talimatı olmadan böyle fotoğrafın çekilebilmesi mümkün değil. O zaman asıl sorulması gereken, bu davranışın siyasi hedefi ne?</p>
<p>Kara Harp Okulu Mezuniyet Töreninde bir başka fotoğraf daha öne çıktı. O da türbanlı bir kadın teğmenin diploma almasıydı. Gerek basında gerekse siyasilerin dilindeydi. Bunu yeni bir aşama olarak sundular.</p>
<p>Bu fotoğrafları daha geniş manasıyla değerlendirebilmek için ÖNDER İmam Hatipliler Derneğinin düzenlediği 18. Kurultaya bakmak gerekiyor.</p>
<p>Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş yaptıkları protokol konuşmalarında buna vurgu yaptılar. Bakan güçlü bir <em>vesayetçi anlayış vurgusuyla</em>, <em>“…hangi iktidar gelirse gelsin başörtülüler zulme uğramasın… kılık ve kıyafetinden dolayı ötekileştirilmesin diye yeni anayasa…”</em>  sözlerini sarf etti. Kurtulmuş da <em>başörtülü teğmen kızımız </em>vurgusu yaptı.</p>
<h2><strong>Gözlerden kaçırılan konuşma</strong></h2>
<p>Kurultaydaki en önemli konuşmayı ikinci çalışma gününde Diyanet İşleri Başkanı yaptı. Yine cüppesi ve başlığıyla başkan olarak kürsüdeydi.</p>
<p>Diyanet İşleri’nin Basın Merkezi 58 dakikalık bu konuşmanın sadece 8 dakikalık kısmını yayınlamış. Gönül isterdi ki Başkan kâğıda bakarak yaptığı yani hazırladığı konuşmanın hepsini de Başkanlığın resmî sitesinde yayınlayabilseydi. Malum, kürsüye çıkarken başkan olarak takdim edilmiş ve üzerinde cüppesi ile çıkmıştı.</p>
<p>Konuşmanın hemen hemen tamamında güçlü bir dava vurgusu var. Salona, <strong><em>önderler olarak … </em> <em>Peygamber varisisiniz </em></strong>diyerek neler yapması gerektiğini anlattı. Müslümanların dünyasındaki sorunlardan bahsederek <strong><em>“… tetikleyen en önemli olgu dinin yaşanan hayatla irtibatının bilerek zayıflatılması, bireysel ve sosyal meselelere İslam adına </em>(!) <em>…çözümler getirilememesi …bu durum inancın ikinci planda kalmasına, hayatın dışına itilmesine sebep olmaktadır. … inanç… evine yansımasın, ticaretine yansımasın, adaletine yargısına yansımasın. Görüyorsunuz ya ortalığı ayağa kaldırıyorlar” </em></strong>dedi.</p>
<p>Erbaş <em>mezhebî, meşrebî farklılıkların ortadan kalkması gerektiğini </em>ve birlik olunmasını söyledi. <em>İslam fıkhının özünü ve maksadını gözetmeksizin zahiri boyutu dikte ederek temel inanç konusu hâline getirilmesinden</em> bahsetti. Başkanlığın sosyal medyaya İslam fıkhı yoluyla müdahâle edilebileceğine dair haberlerle birleşen cümleler.</p>
<p>Hayrettin Karaman’ın “<strong><em>Bundan önceki birçok iktidar döneminde</em></strong><em> <strong>İslâmî kesimin ayaklarında maddi ve manevi hareketlerini engelleyen bağlar, bukağılar, prangalar vardı.</strong> <strong>Bu iktidar bunları teker teker çözdü</strong>, şimdi iyi Müslümanlar olabilmek için maddi ve manevî neye ihtiyacımız var ise mevcuttur. <strong>İnsanların kendi aralarında anlaşarak -ceza alanı hariç- birçok alanda ve ilişkide şeriat kurallarını uygulamalarına da engel yoktur</strong>.” </em>(Yeni Şafak Gazetesi, 25 Ekim 2019, Beklentilerde ölçülü olmak) <a href="https://www.veryansintv.com/2020de-bizi-nelerin-bekledigi-2019dan-bellidir">cümleleriyle aynı anlamı içeriyor</a>.</p>
<p><em>“Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Filistin Afrika Kıtası’ndaki coğrafi parçalanmışlık zihinsel dağınıklığı beraberinde getiriyor. Coğrafya kaderdir… parçalanmışlığı kaldırarak birliği beraberliği oluşturmak”tan </em>bahsediyor<em>. </em>Bu cümleler de eski Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve eski Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi emekli General Adnan Tanrıverdi’nin başkanlığını yaptığı ASDER’in <em>İslâm Birliği için İslâm Ülkeleri Konfederasyonu </em>çalışmasını akla getiriyor. Anayasalarını hazırladıkları <em>ASRİKA (ASYA-AFRİKA) İslam Devletleri Birliği</em>’ni hatırlatıyor. <a href="https://www.veryansintv.com/2020de-bizi-nelerin-bekledigi-2019dan-bellidir">O toplantıda da konuşan</a> Erbaş: <strong>“<em>Müslümanların öncelikle fikri ve siyasi birliklerini tesis etmeleri, … uluslararası bir sisteme dönüştürmeleri … yürütme organlarını oluşturmaları ve … güvenlik ve savunma teşkilatlarını kurmaları … zorunluluk”</em></strong> demişti.</p>
<h2><strong>Başka projeler mi devrede?</strong></h2>
<p>Erbaş’ın Dinlerarası Diyalog proje grubu çalışması 15 Temmuz’da sonlanmış gibi. Ancak menzil hedefine yolculukta Türkiye’nin Rotası<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a> uygulayan önemli figürlerden birisi olduğu görülüyor. 25-28 Kasım 2019’da<em> “Sosyokültürel Değişim ve Diyanet Hizmetleri” </em>başlığıyla yapılan <a href="https://millidusunce.com/ayrilik-tohumlari-eken-din-surasi/">6. Din Şûrası</a>’nın<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">*</a>* kararlarının uygulamaya alındığı anlaşılıyor.</p>
<p>Ne yapıldığını anlayabilmek için gayret sarf ederken başka sorular akla geliyor. 2023 hedefleri içinde <a href="https://millidusunce.com/tarih-tekerrur-etmemelidir/">müftülüklerin nikah kıyma yetkisinden</a> sonra, DİB’nın devlet protokolünde 40’ıncı sıradan 12’nci sıraya yükseltilirken, 3 Mart 1924 yılında kaldırılan Şer‘iyye ve Evkaf Vekâleti’nin, Şer’iyye kısmının benzeri bir yapı oluşturma hedefi mi var? Diyanet’in denetimi olmalı diyerek, medrese diye isimlendirilen, tarikatların yasa dışı eğitim kuruluşları Diyanet’in yönetimine mi verilecek? Tevhid-i Tedrisat Yasası da delinerek, Türkiye tekrardan fiilî olarak ikili eğitime mi geçirilmeye çalışılıyor?</p>
<p>Erbaş’ın başkan olarak katıldığı ve Cumhurbaşkanı’nın telefonla bağlanarak katılanlara başarı dilediği Diyarbakır’daki toplantıdaki STK’lar hangileri, kanaat önderleri kimler?</p>
<p>İmam-ı Azam ve Zenbilli Ali Efendi’nin fetva makamını bırakarak kazaya (yürütme) dâhil olmayı reddetmesi ile dîvana girmeyi kabul eden Ebussuud’dan sonra, günlük siyasetin içinde türlü rekabete giren şeyhülislamların ayaklanma ve padişah hâl edilmelerindeki rolleri akıldan çıkarılmamalıdır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eğitim yılı açılış konuşmasında <strong>lise öğrencilerine, Türk kimliği ile değil de <em>“Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin vatandaşı olmaktan daima iftihar edin</em>.” </strong>tavsiyesinde bulunması da anahtar cümlelerden birisi.</p>
<p>2023’e yaklaştıkça yeni anayasanın basında görünmeye başlayan işaretleri bütün bunlarla birleştiğinde projenin gerçekleşmesinde bir hareketlilik görünüyor. Bakalım doğum nasıl olacak?</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> Bu yolculuğun daha geniş hikâyesini Pankuş Yayınlarından çıkan Türkiye’nin Rotası kitabımda ele aldım. Yirmi yıllık yolculuğun kilometre taşlarını merak edenler için önemli bilgileri içeriyor.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">*</a>* Şura’yı iki yazıyla değerlendirmiştim. İkinci yazıyı okumak isteyenler <a href="https://millidusunce.com/ayrilik-tohumlari-eken-din-surasi-ii/">https://millidusunce.com/ayrilik-tohumlari-eken-din-surasi-ii/</a> adresinden ulaşabilirler.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri/">2023 menzilinde Diyanet İşleri’nin yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/2023-menzilinde-diyanet-islerinin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
