<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>memleket arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/memleket/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/memleket/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Mar 2026 12:39:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Bu ruh ölmez!</title>
		<link>https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 19:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Camii]]></category>
		<category><![CDATA[gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[İlber Ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53054</guid>

					<description><![CDATA[<p>O, kabına sığmaz bir ruhtu. Önce onu görmek gerekir. O ruh yaramaz bir çocuk gibi huysuzdur.  Yerinde duramaz. Merakına hudut olmamasından daha ileri bir derdi, dertleri vardır. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/">Bu ruh ölmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&#038;title=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/" data-a2a-title="Bu ruh ölmez!"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlber Hoca</strong> yaşarken bize ayna tutardı. Şimdi gidişinin aynasında kendimizi seyrediyoruz.</p>
<p>Gidişinin ardından birkaç gün içinde yüzlerce yazı ve binlerce yorum geldi. Ben de gazete gibi kullandığım sosyal medya hesaplarımda üç ayrı yazıyla kervana katıldım. Mübalağa etmiyorum, yazılarımın onlarca sitede, grupta, sitede, hesapta tekrar yayınlandığını haber verdiler. Diğer yazılar ve yorumlar da eminim çokça yayılmıştır. <strong>İlber Hoca</strong>’nın bereketini böyle de gördük.</p>
<p>Bu daha başlangıç. Yazılanların çokluğu ve çeşitliliği bakımından rekor göreceğimiz anlaşılıyor. Şimdiden birkaç cilt edecek yazılar, bildiklerimize-düşündüklerimize ek dikkatler getirdi.</p>
<p><strong>Hoca</strong>’nın neleri sevdiğini topluca duymamız, görmemiz önemliydi. Her biri örneklik edecek sevmeleri nasıl yaşadığı-yaşattığı hususunda tezler yapılacağını umuyorum. Çok yönlü anlaşılacak bir meseledir. Çünkü merakına sınır yoktur. Merkezde insan vardır. Her bilginin, her dikkatin varacağı yer insandır. <strong>Hoca</strong>’nın insan tanıma merakı ilk karşılaşmada fark edilirdi.</p>
<h2>GÖÇEBE RUHLU YERLEŞİK AYDIN</h2>
<p>Açılacak bir meseledir. Göçebe ruhlu bir bilgin, her gittiği yerde insanı görür ve insana döner. Bunun hayatı merkeze koymak olacağını bilmek lazımdır. Gezerek görerek anlayanlar ilmi de yaşanır hale getirirler.  Gezginci ruhların şu veya bu merakı bilinir. Onunki dağcıların dağı, avcıların avı cinsinden lokal bir zevk değildi. Her yeri, insanı, eşyayı geçmişiyle, yani bütün yaşanmışlıklarıyla bilmek isterdi.</p>
<p>Görerek yaşayan bir insandı. İlim hayatı da görmekle derinleşirdi. İki hafta önce hastaneden çıkınca artık gezemeyeceğini söylediğinde eklediği cümle tam da buydu: “<em>Artık böyle çalışacağız.</em> <em>Görmeden gezmeden nasıl çalışılırsa..”</em></p>
<p>Yakından tanıyanların da, beraber çalıştığı bazı isimlerin de düşüncelerini bu sözün süzgecinden geçirmeden söylediklerini düşündüm. Hâlbuki kendini can alıcı özelliğiyle veren bir cümleydi.  Değerlendirmelerde merkezî bir bakış edinmemizi sağlayacaktı. O dikkat olmayınca söylenen fikirler ve yorumlar yerine tam oturmadı. Birilerine ders verme, ahkâm kesme, rol biçme alışkanlığımızın ucuz örneklerine benzediğini de düşündürdü.</p>
<p>O yazılarda, konuşmalarda sıkça tekrar edilen, dizini büküp büyük eserler için çalışmadığına dair eleştirilerdi. Kütüphaneye, arşive dalarak yazdıklarına ekleyeceği daha büyük eserler yazabileceğini söyleyenlerin üzüntüsü elbette değerlidir. Fakat <strong>Hoca</strong>’yı tanıyorsanız burada küçük sanılan temel bir problem olduğunu görürsünüz. Bu görüş, yaşanana, gerçeğe, <strong>Hoca</strong>’ya uymuyor. <strong>Hoca</strong>’nın nasıl bir insan ve bilim adamı olduğuna bakmadan hüküm verilemez. Karakterinin şekillenmesi önemlidir. Entelektüel hayatına bakmak önemlidir. Unutmamak gerekir ki o bu şekilde hareket etmeyi tercih etmiştir. Şuurlu bir seçimdir ve daha önemlisi şimdi tam biliyoruz ki ona çok uymuştur.</p>
<h2>KENDİSİ OLMAYI BAŞARMIŞ ADAM</h2>
<p>Bilelim ki<strong> Hoca</strong> kendisi gibi yaşadı. Ciddî ilmî eserler de verdi; her okumuşa hitap edecek kitaplar, yazılar da yazdı. Daha çok da konuştu. Bunlardan popülerleştirilenlerin diğerlerinden daha az değerli olduğu söylenemez. Başta <strong>İlber Hoca</strong>’nın kendisi bu fikre katılmazdı. İlim âleminde kabul görmeden de, lise yıllarından itibaren çok bilmek ve bunu herkese ulaştırabilmek istediği açıktır. Taşan merakının ve geniş kültürünün daha geniş bir çevreye ulaşmasını istedi. Bunun için çok çalıştı. Bir tarz inşa etti. Yeni bir yol açtı. Frenklerin “<em>public entelektüel”</em> dedikleri cinsten her kesime ulaşabilen bir aydın oldu.</p>
<h2>HER ALANDAN KONUŞAN VE TAŞAN ADAM</h2>
<p>En ağır görünen konuları herkesin anlayacağı hale getirmesi üzerinde durmak lazımdır. İmkânsız görünen sade anlatışlar edebiyatın <em>sehl-i mümtenî</em>si gibidir. Usta sanatkâr işidir. Bildiklerini hazmetmekten öteye geçmek ve filozofisine varmaktır. Kolay elde edilmez.</p>
<p>Hoca her zaman derindi. Tembel denemez, çok çalıştı. Her zaman çalıştı. O neşe kaynağı görünen insanın derin endişeleri vardı. Derdi tasası memleket olanın rahat bir uyku uyuması zaten düşünülemez.</p>
<p>Memleket, <strong>İlber Hoca</strong>’nın aşılmaz hudududur. Taviz kabul etmez sevdasıdır. Türk vatanına sımsıkı sarılmasında son asırlarda yaşanan toprak kayıplarımızın ve bitmeyen göçlerin sarsıcı etkisini unutmamak lazımdır. Hükûmetleri eleştirir, devletin üzerine titrer. Açılımlar gibi hesapsız işlere karşı hassasiyetinde de bu etki vardır. <em>“Türk! Türk! Türk!”</em> demesi boşuna değildir. Onu Türklük söz konusu olunca kükrer görürsünüz. Batı ülkelerinde Türklüğüyle daha keskin davrandığını ve anlı şanlı batılı ilim ve siyaset adamlarını nasıl mat ettiğini bilenlerden dinlemek lazımdır.</p>
<p>Söylenenlere bakalım da olanı da görelim. <em>İlim adamı şöyle olur, böyle yapmalıdır</em> dediğimiz elbise bazılarına uymaz. <strong>İlber Hoca</strong>’ya uymuyor. O, kabına sığmaz bir ruhtu. Önce onu görmek gerekir. O ruh yaramaz bir çocuk gibi huysuzdur.  Yerinde duramaz. Merakına hudut olmamasından daha ileri bir derdi, dertleri vardır. <strong>Taşansu Türker</strong>’in Galatasaray’daki törende dediği de odur. <strong>Hoca</strong>, klasik manada bir <em>ilmiye</em> mensubunun örneği gibi davranırdı. Çok sevdiği <strong>Ahmed Cevdet Paşa</strong> gibi, <em>ilim, idare</em> ve <em>siyaset</em>i bünyesinde taşıyan bir aydın profili. Bir düşünce adamı. Bir entelektüel.</p>
<p>Konuşacaklarımızı bu tespitten sonra yerine oturtabiliyorsak manası vardır. Yoksa onu anlamış ve anlatmış olmayacağımızı düşünürüm.</p>
<h2>HOCANIN KALABALIK YALNIZLIĞI</h2>
<p><strong>İlber Hoca</strong> hayatının son 26 yılını yalnız yaşadı. Kalabalık bir yalnızlıktı. Hocalığında öğrenciyle yetinmedi. Bürokratlığında ona dünyayı ağırlamak da yetmedi. Hepsinden zevk aldı ama yetmedi. Durmadan başka ufuklar arayan bir ruhun insan ve çevreyle beslenmesi kolay olmuyor, olmaz.</p>
<p>Dünyayı dolaştı. Her gittiği yerde verimli görüşmeler ve çalışmalar geçirdi. Her yerden Türkçe duymayı ve memleket insanını, yemeklerini, havasını, suyunu, özleyerek döndü. Nerede ne vardır bilirdi. Sıkça söylemekte sakınca görmem, tarihi de o ayrıntılarıyla bilirdi. Yaşayanla gidenin onun için bu bakımdan farkı olmadığını her zaman hisseder, anlar ve görürdünüz. <strong>Yahya Kemal</strong>’in Türkiye’nin nüfusunu soran Batılı dostlarına “<em>yüz milyon”</em> dediğinde şaşıranlara “<em>Biz ölülerimizle beraber yaşarız..”</em> demesiyle aynıdır.</p>
<p>Tarihi yaşayan ve yaşatan bu büyük ruhların dünyası dünyadan ibaret değildir. Fakat merkez bellidir. <strong>İlber Hoca</strong>, derdi tasası memleket olanlardandı. Memleketi karış karış dolaşmasında başka bir ruh gezinir. Ulaştığı insanlar her kesimdendir. Köylüsü, kentlisi, okumuşu, okumamışı, şu veya bu düşüncede oluşu pek fark etmez. Yoluna çıkan herkesle bir türlü temas kurar.  Herkesin ona bir tarafından baktığına şaşırmamıza şaşılmaz. İşte o bakışlar uzun yılların memleket gezilerinden, konuşmalarındandır. Bu kadar insan ve bakış çeşitliliğinin <strong>İlber Hoca</strong> sevgisinde buluşması türünden bir başarı pek görülür şey değildir.</p>
<p>Hakkında bu kadar net hüküm vererek konuşabileceğimiz kimseler bu dünyaya ender gelir. İnsanlığı bir konuda aydınlatacak büyük ilim adamı gelir.  Şu veya bu sanatın el üstünde tutulacak yüksek yaratıcısı gelir. Dünyaya fayda sağlayacak buluş sahibi gelir. Yönlendiricisi, siyasetçisi, kurtarıcısı gelir. Az gelir ama gelir. Onlar içinde, bilimden sanata ve hayata uzanan dikkatleriyle yaşayan bir <em>fenomen</em> tipi daha da az gelir. <strong>İlber Hoca</strong>’nın ayırıcı özelliği budur ve kişiliğine, hatırasına buradan bakılacaktır.</p>
<h2>FATİH CAMİİ HAZÎRESİ</h2>
<p><strong>İlber Hoca</strong>’nın gezip konduğu yer ona çok yakıştı. Taziye için arayanlar bana da sordular. Soranlar çok olunca yazdım da.  “<em>Gelibolu’ya gömülmek istemiş, neden Fatih Camii Haziresi’ne defnedilecek?”</em> dediler. “<em>Düşünenler iyi düşünmüş.</em> <em>Hoca Fatih’in ayakucunda yatmaya niçin itiraz etsin? Lütûf kabul ederdi..</em>” dedim.</p>
<p>Gelibolu’yu niçin istediğini de ayrıca yazmak lazım. Çanakkale, bizim dünyada benzeri az olan zaferimizdir. İngiliz’in, Alman’ın, İtalyan’ın yok. Türk’ün var. Yabancıların şahitliğini de hatırlatarak hep bunu söylerdi. Bazen söylerken dayanamaz ağlardı. <strong>Âkif</strong><em>, Necid Çölü</em>’nde <strong>Kuşçubaşı</strong> ile görevdeyken zafer haberini almış ve <em>Çanakkale Şehidleri</em>’ne ithafen o şiiri söylemişti. Memleket dalgalanmıştı. İstanbul’da o şiir ruh olup esmişti. Şiiri okuyan <strong>Süleyman Nazif</strong> heyecanla o meşhur sözü haykırmıştı: “<em>Allah&#8217;ın şairleri var!”.</em></p>
<p>İşte <strong>İlber Hoca</strong>’yı ağlatan bu zaferi söyleyen şiirden önce o muazzam ölüm kalım mücadelesiydi. “<em>O boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi/ En kesif orduların yükleniyor dördü beşi</em>” mısralarıyla başlayan şiir. “Gömelim gel seni târîhe desem sığmazsın” mısraıyla kanatlanan şiir. Şairinin çoğu şiirlerini didaktik söylediğine takılarak konuşanları estetiğiyle, duygusuyla dilsiz edecek şiir. <strong>Âkif</strong>’in sanatını taçlandıran şahane söyleyiş. Ve <strong>Süleyman Nazif</strong>’in şiirden damıtılmış cümlesi.</p>
<p><strong>İlber Hoca</strong>’nın, destanın yazıldığı mekânda, şehitlerle beraber son uykusuna varmak istemesi de beni hep ağlatırdı. O tarihin çocuklarıyız. Bu ruh ölmez!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/">Bu ruh ölmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memleket Yangın Yeri</title>
		<link>https://millidusunce.com/memleket-yangin-yeri/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/memleket-yangin-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jul 2025 19:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[bizim adam]]></category>
		<category><![CDATA[bozulma]]></category>
		<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>
		<category><![CDATA[negatif seleksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=50899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memleket yangın yeri. Ekonomik kriz, sosyal krize dönüştü. İnsan kalitesi yerlerde. Asıl manasında ahlak yerlerde. Kalite istenmeyen bir toplum haline geldik.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/memleket-yangin-yeri/">Memleket Yangın Yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmemleket-yangin-yeri%2F&amp;linkname=Memleket%20Yang%C4%B1n%20Yeri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmemleket-yangin-yeri%2F&amp;linkname=Memleket%20Yang%C4%B1n%20Yeri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmemleket-yangin-yeri%2F&amp;linkname=Memleket%20Yang%C4%B1n%20Yeri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmemleket-yangin-yeri%2F&amp;linkname=Memleket%20Yang%C4%B1n%20Yeri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmemleket-yangin-yeri%2F&#038;title=Memleket%20Yang%C4%B1n%20Yeri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/memleket-yangin-yeri/" data-a2a-title="Memleket Yangın Yeri"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>İçine düştüğümüz durumu anlatacak atasözü ve deyim bakımından sıkıntı yaşamayız. Dilimiz zengindir. Kitaplar dolduracak manayı bir söze sığdırırız. Çok yaşamış, yükselişleri ve düşüşleri görmüş bir milletin tecrübeleri dilinden de duyulur.</p>
<p>Buradan giderek başımıza gelenleri anlamaya çalışmak da doğru bir yoldur. Biz Türkler başa bakarız: “<em>Balık baştan kokar</em>”. Burada kalırsak yaşadıklarımızı tam anlayamayabiliriz. Balık baştan kokar ama o başın yönettiklerine de bakarız: “<em>Baş başa, baş da ayağa bağlı” </em>dır. Bunun<em> “Baş başa baş da padişaha bağlı” </em>şeklinde söylenişi sıralı düzenli bir toplumun hânı, hâkânı tarafından çekip çevrildiğini gösterir. Bunu “<em>Baş başa baş da şeriata bağlı”</em> şeklinde dine ve daha çok adalete vurgu yaparak söylediğimiz de olmuştur.</p>
<p>“<em>Böyle başa böyle tarak</em>” da doğru sözümüzdür. Sen nasılsan senin gibiler başa gelir. Bu kanundur. Şikâyet edeceğin her şeyin sebebi sensin. Kendine bakacaksın. Sen düzeleceksin ve memleket düzelecek. Beğenmiyorsan söyleyecek ve gerekeni yapacaksın. Saltanat dönemlerinde bile halk bunu yapardı. Şimdi yapamıyorsak kendi bozulmamıza bakacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>TOPYEKÛN BOZULMA</h2>
<p>Evet, “<em>memleket yangın yeri”</em>.  Türkçe bilenler bu tabirin ağırlığını hissederler. Taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak meydan savaşları bu sözün ifade ettiği manaya, çizdiği manzaraya göre daha hafiftir. Bahsi geçen sadece yanmış yıkılmış ormanlar, kelleşen dağlar, yağmalanan ovalar, yok olan bağlar bahçeler değildir. Yaşadığımız topyekûn bozulmadır. Bunun için,  koro halinde yıkıma bomba üreten ve daha fecisi onları seyreden insan tipleri, kesimler, merkezler oluşması gerekir.</p>
<p>Oradayız. Zor görünür, kuralsızlıkla kolaylaşır. Kanserli hücre her insanda, her toplumda vardır. Güç kazanması ve vücudu esir alacak duruma gelmesi yıkar.</p>
<p>Demek istediğim acı, ağır ve açık: Biz kanserli hücresi devamlı beslenen bir toplumuz. “<em>Bizim adam</em>” arayışını normalleştirirseniz orada iş bilme, iyiyi seçme düşünülmez olur. Bu kötülük bütün orduları teslim alacak kadar semirir. Tekrar edeyim, iyiye yer kalmaz. Frenklerin <em>negatif seleksiyon</em> dedikleri kötüyü seçmenin yolu ardına kadar açılır. Adalet duygusu gider. O gidince de aşağı gidiş hızlanır.</p>
<p>Çöküşün sebebi “<em>bizim adam</em>” seçimidir. Son yıllarda yaşadıklarımıza böyle bakarsak olanı biteni doğruya en yakın yerde anlarız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>NEYİ NASIL ANLAYACAĞIZ?</h2>
<p>Anlamak, hipnozdan, tarafgirliğin tapınma derecesinden kurtulanlar için vardır.  Yetmez. Kişiye ve duruma bağlı hareket etmeye uzak olanlardan korkak ve ürkek olanlar anlasalar da konuşamazlar. Bizde şimdi okumuşlar arasında ve halkta hâkim olan bu türden bir nemelâzımcılıktır. Aydın ve namuslu insan tavrı değildir. Yıkıma hizmetin en kuvvetli ayağıdır. Tabii bir vicdan uyanışı geldiğinde her şey değişir.</p>
<p>O silkiniş gelir de zamanı önemlidir. Bizim gibi büyük milletlerde kötünün, kötülüğün hâkimiyeti uzun sürecek sanılır, sürmez. Evet, iki yüzyılı aşan bir süredir bu konuda bocalıyoruz. Arada yaptığımız şahane işler var. Ölüm kalım mücadelesi verdiğimiz İstiklâl Harbi ve sonrasında kurduğumuz devlet onlardandır. Mucize gibidir.</p>
<p>İşte o mucizeler devrini bitirecek aklı hâkim kılmamız gereken yerdeyiz. Tünelin sonundaki ışığı işaret edenler ölüm kalım sancısına düşmeden sonuç alabilmeliler. Bunun yolu da beklentisiz, şimdi çok kullanılan tabirle adanmış nesiller yetiştirecek öncülere, kanaat önderlerine sahip olabilmektir. Bunların sayısı azdır, etkileri bütün çıkarcı grupları ezip geçecek seviyededir.</p>
<p>Kurtuluş, bütün zamanlarda o bir avuç insan eliyledir. Hedefe düz giderler. Bildikleri, gördükleri doğruyu hatırlatırlar. İyiliğin sönmüş ateşini üflerler. Şu veya bu siyasi grubun emrinde değillerdir. Memleket derdiyle çözüm arayışını ateşlerler.</p>
<p>Zaman zaman bizim eksiğimiz budur dediklerimiz var. Yanlış değilse de eksiktir. Çünkü o şikâyet diline girenler çaresizlik aşılar ve yıkım ekibine yardım ederler. İyi niyetle yapanlar elbette vardır. O ruh halinden çıkarlarsa yol açıcılardan olurlar. Bunlar soyut sözler değildir. Tamamen yaşadıklarımıza göre, düşünce ve yorum halinde söylüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>YANGININ BÜYÜĞÜ</h2>
<p>“<em>Yaşadıklarımıza göre”</em> diyorsam, herkesin bildiği yerden gidelim. Sorular sorarak gidelim ki rahat düşünülsün! Evet, “<em>memleket yangın yeri</em>”. Yangını düz manasında anlarsak yangın var. Yeterince eleman ve ekipman yok. Gece görüşlü helikopter yok. Niye yok? Bakanın biri Meclis soru önergesine cevabında beş helikopterimiz var diyor, diğeri on tane şu tarihte gelecek diyor. Yangın oluyor, ortada öyle beş değil bir gece görüşlü helikopter yok. On tane de dört yıldır gelmemiş.</p>
<p>Geriye doğru üç tarım bakanın yalan yanlış bilgiler verdiği anlaşılıyor. Şimdiki bakanın halleri de evlere şenlik. <strong>Zeydan Öncü</strong> adında bir Türk’ün Almanya’da şirketi var. Askerî kargo uçaklarını orman yangınlarında da kullanılmak üzere 20 ton su atar hale getirmiş. İki saatte hazır ediyor. Bizimkiler ne uçak, helikopter alıyorlar ne de mevcut 10 büyük kargo uçağını böyle kullanmayı düşünüyorlar.</p>
<p>İşte asıl yangın bu ve her yeri sarmış durumda. Geçim sıkıntısı had safhada. Her şey güllük gülistanlık gibi gösterilmeye çalışılıyor. Yönetenler kendilerine toz kondurmuyorlar. Geldiğimiz yeri görüyor musunuz?</p>
<p>Biz anlamaya ve anlatmaya çalışanlarız. Bilesiniz ki bu iyi bir psikolojiyi göstermiyor. Sorumluluk üstlenmeyenler, suçu başkasına atanlar; iyiyi, doğruyu, güzeli unuturlar. Çünkü yalnız kendileri vardır. İnsanı kendine kapanması çürütür. Kendisiyle sınırlı hale gelenler başkalarını düşünemezler. O duruma düştük.</p>
<p>Memleket yangın yeri. Ekonomik kriz, sosyal krize dönüştü. İnsan kalitesi yerlerde. Asıl manasında ahlak yerlerde. Kalite istenmeyen bir toplum haline geldik.</p>
<p>Bakalım ve görelim, devletlilere yanaşanlar onlara benziyor. Bozuyorlar. Bozuluyorlar. Tarafgirlikle düşünemiyorlar. Kör gözle bakıyorlar. Üstelik bir de yanlışa ortak oluyorlar. Yanlışları görmemişlikle örtüyorlar. Bazıları orada da kalmıyor, yanlışı yanlış demeden övüyorlar. Bu kadar mı? Evet, bu kadar!</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>MAZUR GÖRÜLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜĞÜM ÖRNEK</h2>
<p>Birçok örnek sayabiliriz. Biri benim için bir mazereti açıklamaya da imkân vereceği için ayrıca önemli. Son günlerde Telekom yönetim kurulu üyeliğine atanması konuşulan bizim <strong>İskender Pala</strong>&#8216;nın durumu da maalesef bu çerçevede değerlendirilmeli. Yıllardır görüşemiyoruz. Etrafımdakiler, hakkında hep konuşurlar. Ben sadece “<em>Arkadaşımdı</em>” der susarım. Çok eski arkadaşım olduğu için onu usûlüne göre tenkitten kaçar, susarım. Konuştuğum çok dar bir çevre de var tabii.</p>
<p>Neden böyle davrandığımı açıklamak isterim: Biz dostlarımızı, arkadaşlarımızı düştüklerinde ararız. İkbaldeyken mesafeli kalmak olağandır. Mesela ben <strong>İskender</strong>’i yirmi yılda ancak karşılaştığımızda gördüm. Bir kere Ankara’da dört arkadaşla beraber olduk, o kadar.</p>
<p>Dost bildiklerimizin haklarında herkese açık yerlerde kötü konuşmayız. Savunamasak da susarız. Kural budur. Dikkat edenler olmuştur, benim hakkımda ileri geri, şu veya bu dürtülerle yalan yanlış değerlendirmelerde bulunan, düpedüz haksızlık eden eski dostlarım hakkında da kamuoyu önünde tek cümle etmedim. Bu kadarı da fazla deneceğini biliyorum.  Evet, fazla ve yanlış. <strong>Yılmaz Öztuna</strong>’dan öğrendiğimiz tam bu değildi. O, meclisine bir kere gelen kişi hakkında da kalabalık önünde kötü söze izin vermezdi.</p>
<p><em>Mazeret</em> dedim ya, mazeretim budur. Evet, farkındayım: Burada bir iyi, bir kötü var. Arkadaşlık ve dostluk duygusu, çok şey değişse de insanın elini kolunu bağlar. Kötü olan tarafı, benim gibi düz gittiğini düşünen bir adamın hakikatten bahsederken dostları, arkadaşlarının yanlışları söz konusu olunca hakikate göre konuşmak yerine, açıktan savunmasa da sessiz kalmasıdır. Bugüne kadar <strong>İskender</strong> ve bazı başka arkadaşlarım hakkında konuşmamak ve yazmamakla bu hataya düştüğümü söyleyenlere yanlış düşünüyorsunuz diyemedim, diyemiyorum, diyemem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>“BİZİM ADAM SEÇİMİ”   İLKE OLAMAZ</h2>
<p>Madem açıldı, hiç olmazsa son meselede düşündüğümü söyleyeyim: <strong>İskender Pala</strong>, bu Telekom yönetim kurulu üyeliğini kabul etmemeliydi. Kötü örneklerden bir kötü örnek olmadığı bellidir. İnsanlar onun iktidarın yanlışlarını açıktan söylemesini beklemeyebilirler. Tabii, içerde konuşmuyorsa olacak iş değildir. Fakat bu yönetim kurulu üyeliğinden vazgeçmek suretiyle bir düzeltme çıkışını beklemekte haklıdırlar. Gerçi şimdi vazgeçmesi de durumu düzeltmez. İş iyice zorlaştı. Eleştirilerden sonra geri çekilmesi zaten zordur. O istese de iktidar gücü buna müsaade etmez.</p>
<p>İyi tarafını da düşünmek lazım: <strong>İskender</strong>’in Telekom Yönetim Kurulu üyeliğine tayiniyle “<em>Bizim adam</em>” seçimlerinden iyi zannedilenin bile ne kadar yanlış olabileceği anlaşıldı. Problem <em>“bizim adam</em>” seçimini ilke edinmektir. Oradan her tür yangın çıkar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/memleket-yangin-yeri/">Memleket Yangın Yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/memleket-yangin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
