<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nas arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/nas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/nas/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Jan 2024 16:16:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Üretmek veya üretmemek, işte asıl mesele bu!</title>
		<link>https://millidusunce.com/uretmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/uretmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jan 2024 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<category><![CDATA[Nas]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=46300&#038;preview=true&#038;preview_id=46300</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başarı denize düşmemektir. Asıl başarı, tükettiğimizden çok üretmektir. Daha da somutlaştırayım: Asıl başarı cari fazla vermektir. Yani harcadığımızdan çok kazanmaktır asıl mesele.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uretmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu/">Üretmek veya üretmemek, işte asıl mesele bu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Furetmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu%2F&amp;linkname=%C3%9Cretmek%20veya%20%C3%BCretmemek%2C%20i%C5%9Fte%20as%C4%B1l%20mesele%20bu%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Furetmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu%2F&amp;linkname=%C3%9Cretmek%20veya%20%C3%BCretmemek%2C%20i%C5%9Fte%20as%C4%B1l%20mesele%20bu%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Furetmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu%2F&amp;linkname=%C3%9Cretmek%20veya%20%C3%BCretmemek%2C%20i%C5%9Fte%20as%C4%B1l%20mesele%20bu%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Furetmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu%2F&amp;linkname=%C3%9Cretmek%20veya%20%C3%BCretmemek%2C%20i%C5%9Fte%20as%C4%B1l%20mesele%20bu%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Furetmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu%2F&#038;title=%C3%9Cretmek%20veya%20%C3%BCretmemek%2C%20i%C5%9Fte%20as%C4%B1l%20mesele%20bu%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/uretmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu/" data-a2a-title="Üretmek veya üretmemek, işte asıl mesele bu!"></a></p><p>Borç bulur muyuz, bulamaz mıyız? Bulursak kaça buluruz? Sıcak para gelir mi? Sıcak para gelsin diye faizleri ne kadar yükseltmeliyiz? Yaklaşan ödemeleri nasıl döndüreceğiz?</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Televizyonlarda, gazetelerde bunlar konuşulur. Bunlardan da önemlisi, asgari ücret zammı. Emekli maaşları  zammı. Ne kadar, yüzde kaç, seyyaneni de var mı, cumhurbaşkanı hepsinin üstüne bir şeyler daha koyar mı? Sonra emeklilikte yaşa takılanlar. Galiba artık takılmıyorlar. Yoksa hâlâ takılanlar mı var? Biraz daha erken emekli olsalar. Biraz daha az pirim ödeseler&#8230; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sık sık tekrarladığım bir anayasa değişikliği teklifim var. Hani torba anayasa değişikliği yapacağız ya, cumhurbaşkanı istediği kadar çok seçilebilir, vs… Bir de bunu ekleyiversek: “Her Türk vatandaşına,doğumunda, kimlik kartı ile birlikte bir emekli cüzdanı ve ana-babasının seçeceği bir üniversite diploması verilir.” Böylelikle biz dünyanın en eğitimli ulusu oluveririz. </span></p>
<h2>Para sayan eller dert görmesin</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek dünyaya dönersek: Bu televizyon “haber”lerinin ve yorumlarının en hoşuma giden tarafı, emekli maaşından enflasyon rakamlarına kadar ortasından, kıyısından, köşesinden ekonomiyi ilgilendiren her haberde ekranda hep aynı görüntüler dönüyor: Hızlı hızlı banknot sayan eller. Herhâlde eller yeterince çarpıcı değil diye para sayma makinaları. Takır takır para sayıyorlar. Bir de banknot matbaasından para basma manzaraları. Ebat kâğıtların üstünde yüzlerce banknot basılmış, herhâlde giyotine gidiyor. (Telaşlanmayın. Matbaacılıkta ebat kâğıt veya kitap kenarlarını kesen bıçaklara giyotin denir. Bu giyotinlerin Fransız ihtilalindekilerle ilişkisi yok.) Sonra başka bir kanalda başka bir ekonomi haberi ve yine paralar sayılıyor. Ne yaratıcılık değil mi? Yıllardır bu hızlı para sayan elleri seyrediyoruz ve galiba bıkmıyoruz; gece araba farına takılan tavşan gibi hipnotize oluyor, dalıp gidiyoruz. Acaba, itiraf etmesek de o paralar bizim ve biz sayıyoruz hayaline mi kapılıyoruz ?   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye ekonomisi dendiğinde, bizim problemlerimiz bunlardan ibaret mi? Diyelim borç bulduk. Diyelim uygun faizle bulduk, diyelim sıcak para geldi… Başarılı mıyız? İç siyasetin propaganda bombardımanına bir an kulağımızı tıkarsak, dünyanın bizi kıskandığı veya yakında aya gideceğimiz hikâyelerini bir an duymazdan gelirsek şu gerçek karşımızda: Kişi başına gayrisafi yurtiçi hasılada dünyada 64. sıradayız! </span></p>
<h2>Asıl başarı</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda saydığım borç, sıcak para, faiz işleri denize düşmüş adamın boğulmamak için tutunmaya çalıştığı enkaz parçaları gibidir. Onlara tutunmak başarı değildir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başarı denize düşmemektir. Asıl başarı, tükettiğimizden çok üretmektir. Daha da somutlaştırayım: Asıl başarı cari fazla vermektir. Yani harcadığımızdan çok kazanmaktır asıl mesele. Bu bir şahsın, bir evin ekonomisi için de doğrudur, bir şirketin de bir ülkenin de. Ne yazık ki on yıllardır bunu beceremiyoruz. Üretemiyoruz. Ürettiklerimiz de yükte ağır, pahada hafif şeyler. Düşük teknoloji, orta teknoloji ürünleri. İşte bu çıkmazı aşamazsak hep çırpınacağız, hep borç, hep sıcak para arayacağız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erbakan’dan, Necip Fazıl’dan miras, akıl almaz bir “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” vecizesi ile ekonomimizi kayalıklara oturttuk. Fakirleştik. Nesilleri harcadık. Geleceğimizi borçlandırdık. Şimdi, ilk hedefimiz dezenflasyondur, diyoruz. Yani fiyat artışlarının sınırlandırılması. Çok anormal bir hâlden daha az anormal bir hâle dönüşü, ideal edinmişiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dezenflasyon acı reçetedir. Piyasada dönüp dolaşan parayı sıkarsınız. Kredi muslukları kapanır. Yatırımlar yavaşlar veya durur. Paranın bol olduğu ve kolay bulunduğu ortamlarda yeşeren teşebbüsler batar. İşten çıkarmalar olur, işsizlik artar. Acı ilaçtır ama enflasyona göre ehveni şerdir. Aslında iktidara bir ipucu vereyim. Böyle zamanlarda IMF’nin, borç vermekten başka bir yararı da vardır. Vatandaşın canı yandıkça, “Kahrolsun IMF!” propagandası yaparsınız. Siz aradan sıyrılırsınız. IMF’nin ille de İhale Kanunu isterim diye tutturacağına da takmayın. Sonunda IMF gider ve siz ihale kanununu tekrar bugünkü gibi “cancağazımın istediğine veririm, istemediğime vermem” hâline döndürürsünüz. </span></p>
<h2>Üretmeye mecbursunuz</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyelim başardık. Fiyat artışları durdu veya yavaşladı. Ya cari denge? Ya tükettiğimizden fazla üretmemiz? Ya ürettiklerimizin içinde yüksek teknolojinin, yeniliğin payı? Asıl hedef fiyat artışlarının frenlenmesiyken bunlara bakamazsınız. Parayı sıkılaştırır, yatırımları durdururken üretim artışına zor gidersiniz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama eninde sonunda tükettiğinizden çok üretmeye, iyi üretmeye, başkalarının üretemediklerini üretmeye veya onların ürettiğini onlardan kaliteli ve/veya ucuza üretmeye mecbursunuz. Mecbursunuz! Asıl uçma kaçma, yabancıları kıskandırma böyle olur. Gerisi yalandır, palavradır, göz boyamadır.</span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uretmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu/">Üretmek veya üretmemek, işte asıl mesele bu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/uretmek-veya-uretmemek-iste-asil-mesele-bu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerimiz, on yıllarımız, geleceğimiz</title>
		<link>https://millidusunce.com/genclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/genclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jul 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[daren acemoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Nas]]></category>
		<category><![CDATA[nebati]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[Şimşek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44295&#038;preview=true&#038;preview_id=44295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keşke insan sermayemiz yetersiz olsaydı. Dışardan uzman getirirdik. Sonra da yerli uzmanlarımızı yetiştirirdik; on yılda, yirmi yılda… Biz var olan, yetişmiş uzmanlarımızdan yararlanmama sıkıntısı çekiyoruz. İşte bunun çözümü yok. Bu hastalık ölümcül. Nas da Sayın Nebati de hiç komik değil. Acı ve vahim!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/genclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz/">Gençlerimiz, on yıllarımız, geleceğimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgenclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz%2F&amp;linkname=Gen%C3%A7lerimiz%2C%20on%20y%C4%B1llar%C4%B1m%C4%B1z%2C%20gelece%C4%9Fimiz" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgenclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz%2F&amp;linkname=Gen%C3%A7lerimiz%2C%20on%20y%C4%B1llar%C4%B1m%C4%B1z%2C%20gelece%C4%9Fimiz" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgenclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz%2F&amp;linkname=Gen%C3%A7lerimiz%2C%20on%20y%C4%B1llar%C4%B1m%C4%B1z%2C%20gelece%C4%9Fimiz" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgenclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz%2F&amp;linkname=Gen%C3%A7lerimiz%2C%20on%20y%C4%B1llar%C4%B1m%C4%B1z%2C%20gelece%C4%9Fimiz" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgenclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz%2F&#038;title=Gen%C3%A7lerimiz%2C%20on%20y%C4%B1llar%C4%B1m%C4%B1z%2C%20gelece%C4%9Fimiz" data-a2a-url="https://millidusunce.com/genclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz/" data-a2a-title="Gençlerimiz, on yıllarımız, geleceğimiz"></a></p><p>İki darbe arası, 1960-1980, ilginçti. Hani Çinlilerin bedduası varmış, “İlginç zamanlarda yaşa!” diye; işte öyle zamanlardı. O dönemin başında 15 yaşında bir gençtim; sonunda, 35 yaşında bir profesör… Zaman karışıktı, kavgalıydı. Fakat bizim nesil hep ümitliydi. Geri kalmış bir ülkeydik ama bu geçiciydi. Hızla büyüyecek, ileri ülkelere yetişip onları geçecektik. Bundan şüphemiz yoktu. ABD’de Yale’de, Oktay Sinanoğlu’nun yanında, Sterling Kimya Laboratuvarı’nda çalışırken, karşıdaki Fizik binasında da Feza Gürsey vardı. Erdal İnönü bizi ziyarete geliyordu. Sonra her üçünü ODTÜ’de bir arada gördüm. Bilim tarihçisi Derek Price, <i>Küçük Bilim, Büyük Bilim</i> kitabında, bilim, ülkelerin zenginliğiyle orantılıdır diye yazıyor fakat Türkiye’nin istisnadır diyordu. O da Yale’deydi ve Yale’deki havayı o da soluyordu: Öğrencilere göre de hocalara göre de Türkiye, bugünün tabiriyle, tek boynuzlu attı, “unicorn”du. Eşsiz bir yıldızdı.</p>
<h2>Nerede bütün umutlar?</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">1969 falan olmalı, Urla’da, </span><i><span style="font-weight: 400;">Atom Fiziğinde Yeni Yönler</span></i><span style="font-weight: 400;"> başlıklı, uluslararası bir toplantı düzenledik. 70 küsur yaşındaki Nobelli fizikçi, nükleer manyetik rezonansın kâşifi, Amerikan I. I. Rabi de davetliydi ve şöyle konuşuyordu: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Asrın başına Avrupa’ya ellerimiz ve dizlerimiz üstünde gittik. Fakat harpten sonra, bilim açısından Avrupa bizim için artık taşraydı!”</span></i><span style="font-weight: 400;"> Bu hikâyedeki mesaj açıktı: Türkiye de büyük bir sıçramanın eşiğindeydi! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Umutluyduk. Menderes dönemini “görülmemiş kalkınma” diye kapatmıştık. Görmedik ama olsundu… Şimdi planlı dönemdi ve artık Rostow’un “Take off- kalkış” hikâyelerini anlatıyorduk. Gelecekten emindik. O kadar emindik ki ülke yönetiminden ümitsiz bir ses çıkınca ruhumuz isyan ediyordu. 1960 darbesinin prenslerinden Atila Karaosmanoğlu, İtalya’yı yakalamamız için birkaç bin yıla ihtiyacımız olduğunu söyleyince ayağa kalkmıştık. Yalnız entelektüeller değil. Bir taksi şoförünün bana, isyan tonunda, “Yahu biz Etilerden de mi geriyiz?” dediğini hatırlıyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık o umut ve “kötüsünüz” dendiğindeki isyan yok. Tersine, yönetim, Türkiye Yüzyılı falan diyor ve bizden tısss… Pek inanmıyoruz. Bırakın umudu; gençlerin yüzde yetmişi dışarı çıkmaya çalışıyor!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçen hafta beni iki yayın etkiledi. Biri Daron Acemoğlu Hoca’nın, Euronews’a verdiği 5 Temmuz tarihli röportaj. Diğeri de Özgür Demirtaş Hoca’nın, “Bunu mutlaka izleyin, mutlaka paylaşın!” diye çırpındığı videosuydu. Demirtaş Hoca’yı gelecek yazıda ele alacağım. </span></p>
<h2>Yolda liyakate çarpsak tanır mıyız?</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Acemoğlu’nun da Demirtaş’ın da sözleri, gelecekten umut &#8211; umutsuzluk ikilemiyle ilgili. Aslında ikilem yok artık. Umut gitmiş, bize yalnız umutsuzluk kalmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk bakışta, Acemoğlu röportajının daha başlığında iş bitiyor gibi: </span><i><span style="font-weight: 400;">Ekonomide sonuç getirecek, politikalar geliştirecek kadro şu an yok.</span></i><span style="font-weight: 400;"> Nasıl olur!? Türkiye büyük ülke. Uzman yokluğu çekmeyiz, diye itiraz edecek oldum. Sonra Acemoğlu’nu dikkatli okuyunca bunu kast etmediğini anladım. Bakın tam ne diyor: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Buradaki belirsizliğin bir nedeni de aslında Sayın Mehmet Şimşek&#8217;in elinde ne kadar güç olduğu  kesin değil. Çünkü Türkiye&#8217;nin ekonomisinin, şu anki ciddi durumuyla gerçekten sonuç çare getiren politikalar geliştirecek bir kadroya gerek var. Bu kadro da şu anda Türkiye&#8217;de yok.</span></i><span style="font-weight: 400;">”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Acemoğlu insan sermayesi yokluğundan, “kaht-ı ricâl”den bahsetmiyor. Şu andaki ekonomi yönetiminin elinde gerekli kadro yok diyor! Hani aydınları kolonizatör ülkeye göçmüş ve insan sermayesiz kalmış sömürge değiliz şükür. Gerçi adım adım o noktaya doğru yol alıyoruz… Sıkıntı, elimizdeki değerleri görmezden gelip “bizim adamlar”a mevki, makam dağıtmamız. Acaba hangisi daha kötü? İnsan sermayesi yokluğu mu, liyakate sırt çevirmek mi? Yolda liyakate çarpsak tanır mıyız? </span></p>
<h2>Komik değil</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekonomiyi “nas”la, Sayın Nebati ile yürütmeye çalıştık! Bu son cümlem okuyucumun yüzünde bir tebessüm yaratacak. Bu acı. Tam “güleriz ağlanacak hâlimize” hâli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakınız, bu mesele, şu koltuğa şu otursun, yok öteki otursun işi değil. Nas’dı, semantik bilmem neydi işi de değil. Şaka değil, eğlencelik değil. Yılları kaybediyoruz. On yıllar ellerimizden kayıp gidiyor; nesiller gidiyor. Bu, bizim, çocuklarımızın, torunlarımızın, Türkiye’nin geleceği meselesi. Daha on yıllarca geri kalmış ülke; politik olarak doğru söyleyişiyle, “kalkınmakta olan ülke” yaftasını taşımak veya taşımamak meselesi. O aşağılık hâlden kurtulmak veya ona mahkûm olmak meselesi. Acemoğlu’nun röportajını </span><span style="font-weight: 400;"> bulabilirsiniz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Keşke insan sermayemiz yetersiz olsaydı. Dışardan uzman getirirdik. Sonra da yerli uzmanlarımızı yetiştirirdik; on yılda, yirmi yılda… Biz var olan, yetişmiş uzmanlarımızdan yararlanmama sıkıntısı çekiyoruz. İşte bunun çözümü yok. Bu hastalık ölümcül. Nas da Sayın Nebati de hiç komik değil. Acı ve vahim!</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/genclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz/">Gençlerimiz, on yıllarımız, geleceğimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/genclerimiz-on-yillarimiz-gelecegimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taha Akyol laf dinletmeye çalışıyor</title>
		<link>https://millidusunce.com/taha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/taha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jun 2022 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Nas]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Akyol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39473&#038;preview=true&#038;preview_id=39473</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eskinin sonuçları ortadayken tekrar tekrar aynı hatayı yapmak ve aynı çukura düşmek! Hani karasinekler camı görmez ve gidip çarpar… Sonra bir daha, sonra bir daha… Ölünceye kadar çarpar durur.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/taha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor/">Taha Akyol laf dinletmeye çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftaha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor%2F&amp;linkname=Taha%20Akyol%20laf%20dinletmeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftaha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor%2F&amp;linkname=Taha%20Akyol%20laf%20dinletmeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftaha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor%2F&amp;linkname=Taha%20Akyol%20laf%20dinletmeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftaha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor%2F&amp;linkname=Taha%20Akyol%20laf%20dinletmeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftaha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor%2F&#038;title=Taha%20Akyol%20laf%20dinletmeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor" data-a2a-url="https://millidusunce.com/taha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor/" data-a2a-title="Taha Akyol laf dinletmeye çalışıyor"></a></p><p>Taha Akyol, son iki kitabıyla hem gazetecilik hem tarihçilik yapıyor. Gazetecilik yapıyor çünkü kitapları bugünün siyasi hataları, hatta aptallıkları üzerine yazıyor. Tarihçilik yapıyor, çünkü ele aldığı siyasi kurumun, neredeyse bir asırlık gelişmesini ve tarihini de araştırıyor, bugünle karşılaştırıyor, bugünkülere benzer hataları gösteriyor. <em>Kuvvetler Ayrılığı Olmayınca- Otoriter Demokrasi: 1946-1960</em> böyleydi. Son kitabı da öyle: <em>‘Laf Dinlemedi’ Merkez Bankası Nereden Nereye?</em></p>
<p>Tarih bazen tıpkı bugünkü gibi yanlış, bazen “Neydi o günler!” dedirtecek kadar bugünden ileri ve güzel. Bakınız, 53 yıl önce TBMM’de Merkez Bankası Kanunu görüşülüyor: <em>“Tasarı komisyonlarda bazı değişikliklere uğradı, 12 Mayıs 1960 günü Meclis’te görüşülmeye başlandı. Hiç kavga çıkmadı, kimse kimseye hain demedi. Muhalefetin haklı eleştirilerini iktidar kabul etti. İktidar ve muhalefet konuşmacılarının bilgi seviyesi ve medeni üslubu her türlü takdirin üstündedir; hele de bugünkü Meclis’e bakarak!”</em></p>
<h2>Karasinek cama çarpar, çarpar, çarpar…</h2>
<p>Böyle, bakıp ah çekeceğimiz günler var. Fakat tekrar eden hatalar da… Bu da asıl bazı siyasi liderlerimizin yakın tarih cahili olduğunu, laf dinlemediğini, laf anlamadığını gösteriyor. Eskinin sonuçları ortadayken tekrar tekrar aynı hatayı yapmak ve aynı çukura düşmek! Hani karasinekler camı görmez ve gidip çarpar… Sonra bir daha, sonra bir daha… Ölünceye kadar çarpar durur. Onun gibi. Bakınız:</p>
<p><em>“Çiller hükümeti Merkez Bankası başkanı olarak Prof. Bülent Gültekin’i atamıştı. İktidar 1993 sonlarında muslukları iyice açacaktı. 1993 Aralık ayının bütününde Hazine’nin (iktidarın) Merkez Bankası’ndan kullandığı avans 11 trilyon lira iken 1994 Ocak ayının 20. gününde bu rakam 29 trilyon lirayı aşmıştı! Piyasa likiditeye boğuluyordu. Ama iktidar faizi düşürme saplantısı ile hareket ediyor, Merkez Bankası’nın piyasadaki bu aşırı likiditeyi yüksek faizle çekmesini engelliyordu. Deniz Gökçe 1994’te “Faiz genelde sebep değil, sonuçtur” diye yazıyordu; faizi indirmek için faizi yükselten sebepleri kaldırmak gerektiğini belirtiyordu.</em>.</p>
<p>“<em>Trilyon, biraz sonra katrilyon! O zamanki enflasyonun rakamları böyleydi! İktidar piyasadaki aşırı likidite bolluğunun faizi düşüreceğini, paranın borsaya gideceğini düşünüyor, Merkez Bankası’nın piyasadan para çekmesini sağlayacak Hazine kâğıtlarını Merkez Bankası’na vermiyor ya da çok kısıtlı veriyordu. Hâlbuki likidite bolluğu faizi indirmeyecek, likidite borsaya değil dolara gidecek, enflasyonu ve krizi körükleyecekti.</em>”</p>
<p>“<em>Nitekim 1990 yılında yüzde 40 olan enflasyon 1994’te yüzde 100’ü aştı…”</em></p>
<h2><strong>Yerli ve millî rant</strong></h2>
<p>Otuz yıl sonra sinek yine cama çarpıyor. Akyol, bu çarpışı Prof. Celasun’un bir tespitiyle anlatıyor: “<em>Prof. Celasun, ‘2000’li yıllara girerken Türkiye, kronik ve yüksek enflasyon sorununu çözememiş pek az ülkeden biridir’ diye yazmıştı. Bu çok hazin bir tespitti. Elinizdeki kitap yazılırken de Türkiye 2022 yılına ‘yüksek enflasyon sorununu çözememiş pek az ülkeden biri’ olarak girmiş bulunuyor.</em>”</p>
<p>Merkez Bankası’nı emir kumanda altına alma ve yüksek faizin sebeplerini ortadan kaldırmadan faizi düşürme inadı… Sebep bu. Peki, bu sebebin sebebi ne? Bir defa “Niçin?” diye sormak yetmiyordu ya. 21. asrın başındaki krizden çıkmamızın mimarı Kemal Derviş, ikinci sebebi, rant ve siyaset diye açıklıyor. Akyol özetliyor:</p>
<p><em>“Rant ve siyaset: Devlet borçlarının böylesine dayanılmaz boyutlara çıkmasının sorumlusu iktidar-toplum ilişkileridir. Bir- çok reform denemesine rağmen ekonomide ve toplumsal hayatta rant çekişmesi devam etmiştir. Siyaset kanun koyma, denetleme, dış politika, adalet ve savunma, dar gelirlileri koruma gibi doğal işlevlerin ötesinde rant oluşturma ve dağıtma, özel sektör de politikadan rant kazanma alışkanlığını sürdürmüştür. Derviş önsözde şöyle diyordu: Bankacılık sektöründe olsun, enerji sektöründe olsun, birçok başka sektörde olsun, yaşanan olumsuzlukların kaynağı hep bu rant elde etme çabasına odaklanmış düzendir. Bir türlü yenemediğimiz yüksek enflasyonun da temel kaynağı budur. Çok daha hızlı büyümemizi ve daha yüksek refah düzeyine hızla ulaşmamızı engelleyen de budur.” </em></p>
<p><em>… “Bu siyaset-ticaret çarkını yürütmek için bankaların başına “bizden” isimler getiriliyordu.” </em></p>
<h2>Üretime, verimliliğe sıra gelmiyor</h2>
<p>İktidarlar <em>bizden’</em>lere rant sağlamaya odaklanınca, sanayileşme, yatırım, verimliliği arttırma gibi konular göz ardı ediliyor. Üretimde gelir artışı olmayınca ne yaparız? Yabancılardan borç alır, bizdenlere veririz.</p>
<p>Akyol, bunu da Daron Acemoğlu’ndan aktarıp anlatıyor:</p>
<p><em>“Verimlilik ve sanayileşme eksikliği: Dünyaca saygın iktisatçı Daron Acemoğlu, Kasım 2016’da şöyle diyordu:</em></p>
<p><em>“Verimlilik artışı sıfır ya da eksi. Bu şekilde Türkiye’nin kendi zenginliğini artırması mümkün değil. Büyüme, tüketime giderek hız verilmesinden geliyor. Yatırımda, verimlilikte artış yok. Ne oluyor, cari açık ortaya çıkıyor. Böyle bir büyüme uzun süre devam edemiyor. Eşitsizlik çok yüksek. Büyüme herkese aynı yararı getirmiyor. Enflasyon da cari açık da düşmüyor&#8230;”</em></p>
<p><em>“Acemoğlu aynı açıklamasında basına baskıların, kurumlardaki kalite azalmasının da ekonomiyi olumsuz etkileyeceğini söylüyordu.”</em></p>
<h2>Dış güçler değil, iç güçler</h2>
<p>İktidar, yüzde yüz yerli kendi hatalarıyla Türkiye’yi bu hâle getirip ülkeyi fakirleştirince yapıp ettiğini nasıl açıklayacak? Kendisinden- hâşâ – hata sâdır olmayacağına göre… Şöyle:</p>
<p>&#8211; Dış güçler.</p>
<p>&#8211; Batı da sıkıntıda.</p>
<p>Hayır efendim! Tamamıyla iç güçler ve batıdaki sıkıntı bizimkinin onda biri bile değil. Onlar yıllık %7-8 enflasyonda alarma geçerken biz bir ayda bu sayıları aşıyoruz! Çözüm? Çözüm, böyle şeyler yazanları 1 ilâ 3 yıl hapsetmek!</p>
<p>Acaba siyasete soyunanlara ön şart olarak Taha Akyol okutup sınava mı çeksek?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/taha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor/">Taha Akyol laf dinletmeye çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/taha-akyol-laf-dinletmeye-calisiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı niçin hükmetmiş?</title>
		<link>https://millidusunce.com/bati-nicin-hukmetmis/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bati-nicin-hukmetmis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2022 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Nas]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39278&#038;preview=true&#038;preview_id=39278</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enflasyon mu? Nas var ya! Faiz sebep, enflasyon neticedir. Peki, bu dinde var mı? Hayır, ama birileri dinden bunu istidlal eylemiş. Kim birileri? Büyük otoriteler: Necip Fazıl ve Necmettin Erbakan.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bati-nicin-hukmetmis/">Batı niçin hükmetmiş?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbati-nicin-hukmetmis%2F&amp;linkname=Bat%C4%B1%20ni%C3%A7in%20h%C3%BCkmetmi%C5%9F%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbati-nicin-hukmetmis%2F&amp;linkname=Bat%C4%B1%20ni%C3%A7in%20h%C3%BCkmetmi%C5%9F%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbati-nicin-hukmetmis%2F&amp;linkname=Bat%C4%B1%20ni%C3%A7in%20h%C3%BCkmetmi%C5%9F%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbati-nicin-hukmetmis%2F&amp;linkname=Bat%C4%B1%20ni%C3%A7in%20h%C3%BCkmetmi%C5%9F%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbati-nicin-hukmetmis%2F&#038;title=Bat%C4%B1%20ni%C3%A7in%20h%C3%BCkmetmi%C5%9F%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bati-nicin-hukmetmis/" data-a2a-title="Batı niçin hükmetmiş?"></a></p><p>“Niçin geri kaldık?” sorusuna birçok yönden baktım ve birden fazla cevap buldum. Tabii asıl bulan ben değilim. Bilim adamlarının analizlerini buldum ve onları toparlayıp anlattım. Burada saymayayım, bulduklarımı “<i>Niçin Geri Kaldık?</i>”ta uzunca özetlemiştim.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">O kitabı yayımladıktan da sonra, kök sebebi, belki kök olmasa da en önemli sebebi kavrar gibi oldum. Kök sebep; bilginin, çözümlerin, nereden beklendiği, nerede arandığıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öyle anlaşılıyor ki Bilim Devrimi denilen çağa kadar, bütün dünyada, bir problemle karşılaşıldığında veya bir şey başarılmak, bir şeye ulaşılmak, varılmak istendiğinde, otoritelerden medet umuluyordu. Otoritelerden ve o otoriteler adına teşkilatlanmış, onlardan aldıkları meşruiyetle hüküm süren egemenlerden. </span></p>
<h2>Ben bilmem, otoritem bilir</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Hemen örnek vereyim: Avrupa’da, bilim devrimi başlamadan önce anlattığım otorite Katolik Kilisesidir. Krallar, imparatorlar kilisenin kutsamasıyla tahta çıkar, onun öngördüğü şekilde yönetirler. Fukuyama, “Katolik Kilisesi devlet olmuştu.” der. Osmanlı için de, “Devlet kiliseleşmişti.” hükmünü verir. Çin’de otorite Konfüçyüs, Japonya’da Şintoizm, Hindistan’da Buda’dır. Komünist dünyanın da “dini” vardır. Adı diyalektik Materyalizm’dir; Marksizm’dir. Adına kurulan yapılarda, dinin veya felsefelerin bir sorumluluğu yoktur. Sorumlular, kendileri düşünmeye, araştırmaya üşenip günlük problemleri, hukuku, devletin işleyişini, hatta tarımı, eğitimi, velhasıl her şeyi o kutsal otoriteden istihraç etmeye, ondan çıkarsamaya çalışanlardır. Dinde veya otoritede o konu bulunsa da bulunmasa da. Çözüm otoritede yoksa bile, ne yapıp yapılır, keşfedilir. Sonra bu keşif nas olur. Bu kadar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Otoritenin veya dinin yanına, gelenekle gelen de eklenmiş, yapışmıştır. Gelenek de din gibi algılanmış, din yerine geçmiştir. Geçmiş asırlarda çıkarsanan sonuçlar da mahallî töre de. Rahmetli Fazlulrahman, “Kur’an bir hukuk kitabı değildir!” diye kendini paralar. Ancak uygulamada hukuk dinden çıkarılır. Çıkmasa da çıktığı iddia edilir. Tabiî, mümkünse İslam’ın doğduğu devirdeki ve o coğrafyadaki gelenekten, töreden çıkar. Şeriat töre demektir. İslam’la ilgili tarafı da vardır, olmayan tarafı da. Rahmetli Prof. Dr. Hasan Onat Hoca’nın dediği gibi: Şeriat, din değildir.  </span></p>
<h2>Çözüm geçmişte, bulup çıkarın!</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Harari, Sapiens’te, bu anlayışı, “köy papazı- şehirdeki papaz- piskopos- papalık” hiyerarşisi, her soruya cevap verir. Eğer bunlarda sorunun cevabı yoksa o soru önemsizdi. diye özetliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rahmetli Mehmet Genç de Osmanlıdaki zihniyeti, şöyle anlatır: “Kadimden beri gelene aykırı iş yapılmaya.” “Kadim nedir?” sorusunun cevabı da şudur: “Kadim odur ki ondan öncesini kimse hatırlamaz.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Japonya’dan Roma’ya, bütün bu saydıklarım, bir yere varmak istediklerinde, bir problemi çözmek istediklerinde geçmişe, otoriteye, kadim otoriteyi temsil eden yaşayan otoritelere başvuruyorlar. Geçmişe soruyorlar. Geçmişte mutlaka bir cevap vardır. Dünya böyle işliyor. Zaten güneşin altında yeni bir şey yoktur ve bin yıl önce dünya ne idiyse bugün de odur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu hâl, bir kere, büyük bir rahatlık getiriyor. Her şeyin cevabı geçmişte zaten verilmişse sizin sorulara, sıkıntılara çözüm bulacağım diye çırpınmanıza gerek yoktur. Enflasyon mu? Nas var ya! Faiz sebep, enflasyon neticedir. Peki, bu dinde var mı? Hayır, ama birileri dinden bunu istidlal eylemiş. Kim birileri? Büyük otoriteler: Necip Fazıl ve Necmettin Erbakan. Bitti! Yok, ekonomiymiş, yok Viyana ekolüymüş, yok Chicago ekolüymüş, para teorisiymiş, daha da ötesinde çift paralı ekonomiymiş. Yormayın kendinizi. İşte nas budur, kadimde enflasyonun merhemi vardır. Beyhude uğraşıyorsunuz. </span></p>
<h2>Hem rahat hem güvenli</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Düşünce ve problem çözme rahatlığı bu yapının birinci getirisi. Bu, ikincisi kadar önemli değil. Nihayet teorik bir rahatlık. Asıl ikinci getiri; bu düşünce tarzı sayesinde siyasî otoritenin, ilahî otorite hâline gelmesi. Dolayısıyla siyasî otoritenin tenkitlerden, muhalefetten asude olması. “Nas var!” dediğinizde ne cevap verilebilir, değil mi? Ancak alkışla cevap verilir. Sonra da kemali afiyetle ekonomiyi bugünkü hâline getirirsiniz. Kimsenin gıkı çıkmaz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa’da krallar Tanrı’nın lütfu ile hüküm sürerdi. Daha yakın zamanda “demokrasi İslam’a aykırıdır” diye yazan bir taze otorite, fikrini şöyle destekliyordu: Ya halk zaman içinde halifeden sıkılır da gitmesini isterse… Öyle ya. Halkın ne istediğiyle halife hazretlerinin ne ilişkisi var? Halife, halife olmuşsa ömrünün sonuna kadar halifedir. Kim demiş? “İslam” demiş. Tabii, İslamiyet’te böyle bir şey yok ama olsun, Müslümanlarda var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her şey zaten biliniyor anlayışının rahatlığı… Hayır, insana böyle bir rahatlık verilmemiştir. İnsan karşılaştığı problemleri akıl yoluyla, bilim yoluyla, kendi gayretiyle keşfetmek ve çözmek zorundadır. İşi zordur. Dünyadaki meselelerimizin çözüm yolları, armut piş, ağzıma düş diye bize hazır sunulmuyor. Din, hazır çözümleri vermez, ahlâki ilkeleri belirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hazıra konmak yok. Ne diyor Necm Suresi’nin 39. ayeti: “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” İşte Batı, bu gerçeği keşfettiği günden itibaren hükmetmeye başlamış. Biz, papaza sormaya devam etmişiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">___________________________________________</span></p>
<p><em><span style="font-weight: 400;">Not:</span></em></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir önceki yazımda Ziya Paşa’nın </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât,</span></i><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><i><span style="font-weight: 400;">Elfâz ile terfîh-i ra’iyyet yeni çıktı.</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">beytinin günümüz Türkçesiyle anlamını, “Bütün düzenlemeler yazılı sayfalarla [belgelerle] ilan olunur/ Söz ile maiyetindekilerin terfi ettirilmesi yeni çıktı.” şeklinde vermiştim. </span><i><span style="font-weight: 400;">Falan Filan</span></i><span style="font-weight: 400;"> rumuzu ile yorum yapan bir okuyucum şöyle demiş: </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">“Terfi ile terfihi karıştırmışsınız. Beytin anlamı şöyle: Bütün düzenlemeler evrakla ilan edilir. Sözlerle (nutuklarla da diyebiliriz) halkın refaha kavuşturulması yeni çıktı. Bu anlamıyla günümüzdeki durumu tam karşılıyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yorumcum haklı. Şiirparkı sitesinden aktarırken dikkat etmeliydim. Okuyucularımdan ve hassaten Ziya Paşa rahmetliden özür dilerim. Falan Filan’a teşekkürler. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bati-nicin-hukmetmis/">Batı niçin hükmetmiş?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bati-nicin-hukmetmis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir sebep bir düşman</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-sebep-bir-dusman/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-sebep-bir-dusman/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2022 18:30:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<category><![CDATA[Nas]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=38639</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beş defa ‘niçin’ diye sorun.” Bir deneyelim mi? Ayçiçeği yağı niçin bu kadar pahalı? Çünkü ithal ediyoruz… Niçin ithal ediyoruz? Çünkü yerli üretim yok gibi. Yerli üretim niçin yok? Çünkü mazot ve gübre pahalı. Mazot ve gübre niçin pahalı? Çünkü ithal ediyoruz? İthal ettiklerimiz niçin pahalı? Çünkü döviz pahalandı.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-sebep-bir-dusman/">Bir sebep bir düşman</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-sebep-bir-dusman%2F&amp;linkname=Bir%20sebep%20bir%20d%C3%BC%C5%9Fman" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-sebep-bir-dusman%2F&amp;linkname=Bir%20sebep%20bir%20d%C3%BC%C5%9Fman" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-sebep-bir-dusman%2F&amp;linkname=Bir%20sebep%20bir%20d%C3%BC%C5%9Fman" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-sebep-bir-dusman%2F&amp;linkname=Bir%20sebep%20bir%20d%C3%BC%C5%9Fman" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-sebep-bir-dusman%2F&#038;title=Bir%20sebep%20bir%20d%C3%BC%C5%9Fman" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-sebep-bir-dusman/" data-a2a-title="Bir sebep bir düşman"></a></p><p>Basit sebep, basit çözüm. Ve mutlaka bir de düşman.</p>
<p>Bunlar siyasette başarının ilkeleri. Pahalılığın sebepleri diye başlayıp yedi sekiz sebep sayar, sonra da o sebeplerin de sebeplerini anlatmaya kalkarsanız, seçmeniniz sizi ikinci cümleden sonra bırakıp gider.</p>
<p>Ama, “Pahalılığın sebebi faizdir!” dersiniz, işi bitirirsiniz. Nas da var. Rahmetli Erbakan da öyle söylemiş, o da büyük ekonomist Necip Fazıl’dan almış. Daha ne istersiniz?</p>
<h2><strong>Ekonomik bağımsızlık savaşı</strong></h2>
<p>Farkındayım, düşman eksik kaldı. Bir zamanların “faiz lobisi” vardı ama bu günlerde pek sözü edilmiyor. Faiz lobisine muhtaç olduk galiba. Dünyada doların faizi yüzde bir civarındayken dolar üzerinden yüzde sekizlerle borçlanıyoruz. O hâlde başka bir düşman bulmalı. Ekonomik Bağımsızlık Savaşı! Bu iyi işte. Hem de çok iyi. Savaş olduğuna göre en az bir düşman da vardır. Belki daha çoktur. Böylece düşman eksiğimizi hallediyoruz. Ekonomik Bağımsızlık Savaşı’nın en iyi tarafı da kimseyi kızdırma riskine girmememiz. Eskiden “Eyyy…” deyip sayardık. Ama bu taktiğin pek yarar sağlamadığını gördük sanırım. Eyyyler’in de bize eyyy çekme ihtimali doğdu. Artık bu riske giremeyiz. Hem yakın zamanda bütün eyylerle dost olduk. O hâlde “Ekonomik Bağımsızlık Savaşı!”. Kime karşı? O kadar derine gitme. Savaş işte.</p>
<p>Yine de sorar insanlar. Kime karşı? Aslında, “Ekonomik Bağımsızlık Savaşı.” fazla soyut kalıyor. İnsanlar sıkıntılarına daha elle tutulur cevaplar arıyor: Ayçiçeği yağı niçin bu kadar pahalı? Et neden bu kadar pahalı? Ekonomi uçuyorsa ben neden sıkıntıdayım?</p>
<h2><strong>Bağımsızlık savaşı değilse stokçulardır</strong></h2>
<p>Bunlar somut, elle tutulur sıkıntılar, “Bağımsızlık Savaşı” bu sıkıntıya düşenleri kesmez. Daha somut bir düşman lâzım: Ayçiçek yağını satanlar, stokçuluk yapıyor da ondan! Tamam, bu olur işte! Ne Amerika’yı, ne Rusya’yı, ne de Ukrayna’yı kızdırmaz bu izah. Düşman hemen oracıkta, dükkânında oturup çay içiyor işte. Gidip basar, yağ tenekelerini piyasaya sürersiniz. Yanınızda da televizyon ekibi bulundurursanız, tadından yenmez. Sebep belli, çözüm belli, düşman belli!</p>
<p>Yalnız ayçiçeği yağı mı… Ortaya ne stokçular çıktı son bir yılda. Galiba ilkinde otomobil galerileriydi. Sonra kudretli maliye bakanımız, bankaların kredi vermeyip para stokçuluğu yaptığını söylemişti. Geçen sene soğan stokçuluğu yapıyordu namussuzlar. Tonlarca soğan yakalanmıştı. Problem çözmek kadar keyifli şey var mı? Otomobil fiyatları düştü. Kapıcıların bile arabası var. İşte patates – soğanı çözdük, ucuzladı. Kredi vermeyen bankaların canına okuduk, şimdi takır takır kredi veriyorlar. Gidin, alın bakın. Faizleri de düşürdük. Ortalık ucuz kredi dolu. Ayçiçeği yağı stokçularının ensesindeyiz; o da ucuzladı. Her şey gibi. Asıl, faizi düşürdüğümüz için enflasyon düştü. Düşmedi mi yoksa? Düşmediyse ona da sebep olan bir düşman vardır. Mesela TÜİK, mesela Merkez Bankası başkanı, mesela maliye bakanı. Onları zaten değiştirmiştik diyeceksiniz. Olsun, yeniden değiştiririz.</p>
<p>Pek sevdiğim Popper’in pek sevdiğim bir sözünü tekrarlayayım: “Her karmaşık problemin basit bir çözümü vardır ve o çözüm yanlıştır.” Popper, düşmanı akledememiş. Popper’e ilave yapalım: “Her karmaşık problemin arkasında bir de düşmanımız vardır.” Bunu ilke edinince, komplo teorilerinin ne kadar doğru olduğu da hemen ortaya çıkıyor. Düşman varsa ve gizliyse… Bir hayat felsefesi bu. İşte bu kadar!</p>
<h2><strong>Beş defa “Niçin?”</strong></h2>
<p>Toyota otomobil firmasının efsane kurucusu Toyoda’ya atfedilen bir söz vardır: “Beş defa ‘niçin’ diye sorun.” Bir deneyelim mi? Ayçiçeği yağı <strong>niçin</strong> bu kadar pahalı? Çünkü ithal ediyoruz… <strong>Niçin</strong> ithal ediyoruz? Çünkü yerli üretim yok gibi. Yerli üretim <strong>niçin</strong> yok? Çünkü mazot ve gübre pahalı. Mazot ve gübre <strong>niçin</strong> pahalı? Çünkü ithal ediyoruz? İthal ettiklerimiz <strong>niçin</strong> pahalı? Çünkü döviz pahalandı. Döviz <strong>niçin</strong> pahalandı? Çünkü… Zülfü-yâre dokunmamıza az kaldı. Onun için tatlıya bağlayalım: Dış güçler! Ekonomik bağımsızlık savaşı! Böylece gönlümüzce hiddetlenebiliriz. Hem de dış gücün ismini söylemediğimiz için kimseyi darıltmayız. Bir şahsı-meçhule küfretmek kadar rahatlatıcı ve güvenli bir strateji var mıdır? Birisi edepsizlik eder de “Kim?” diye sorarsa, “Onlar bilir kendilerini!” deriz. Böylece hikmetimiz de büsbütün ortaya çıkar.</p>
<p>Neymiş, beş kere “Niçin?” diye soracakmışız. Daha ikincide dinleyicimizin canı sıkılır, dördüncüden sonra ortalıkta kimse kalmaz.</p>
<p>Karmaşık problemlere basit çözümler. Ve mutlaka bir de düşman. İnsanların kafasını gerçeklerle karıştırmayın. Bu kadar düşünmeye alışık değiller. Başları ağrıyıverir sonra.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-sebep-bir-dusman/">Bir sebep bir düşman</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-sebep-bir-dusman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
