<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şair arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/sair/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/sair/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:35:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında</title>
		<link>https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 19:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kabaklı]]></category>
		<category><![CDATA[aruz]]></category>
		<category><![CDATA[Attila İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[Cinuçen Tanrıkorur]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsrev Hâtemî]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci yeni]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Musiki]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[Nev Gazel]]></category>
		<category><![CDATA[Şair]]></category>
		<category><![CDATA[Salah Birsel]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatı Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüsrev Hâtemî hiç şüphesiz iyi şairdi, iyi yazardı. Güzel insandı. Hakkında yazılacaktır. Yazılmayı hak edecek derecede dikkati yüksek bir kültür ve sanat adamıydı. Rûhu şâd olsun!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/">Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&#038;title=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" data-a2a-url="https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/" data-a2a-title="Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong>, güzellerden bir güzel insandı. İpek yumuşaklığında bir ruhu vardı. Bu bize görünen ve besleyen tarafıdır. Asıl o <em>güzellik</em> dediğimiz değer hazinesinin nasıl elde edildiğine bakmak lazımdır. O yetenekle doğulur. İşlemek ve cevheri parlatarak o sıfatı kazanmak ağır çilelerden sonra gelir.</p>
<p>Çile aile hikâyesinden başlar.<strong> Hüsrev Hâtemî</strong>’nin ailesi, Güney Azerbaycan’dan göçmüştür. Yüz elli yılın göç hikâyeleri içinde bir hikâyedir. Yeni yere, yeni hayata tam alışmak belki nesiller ister. Bizim o nesillerimiz, yeni Türkiye’yi oluşturmak derdiyle böyle bir alışma dönemi geçirme lüksüne de sahip değillerdi. Çalkantılar içinde bir Türkiye’ye geldiler, yeniden kuruluşa kendilerini kattılar.</p>
<p>Göçenler, hem yaşadıkları, hem de geldikleri yerlerin çocuğu olarak yaşadılar ve öyle gittiler.</p>
<h2>DOĞUŞTAN İSTANBULLU</h2>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong> İstanbul’da doğmuş ve İstanbullu olmuştur. Bilgisi-görgüsü İstanbulludur.  Bu kozmopolitliği içinde iliklerine kadar Türk şehre, &#8211;<strong>Yahya Kemal</strong>’in tabiriyle <em>Türk İstanbul</em>’a- Türkçesiyle gelen ailenin getirdikleriyle de beraberdir.</p>
<p>Baba, <strong>Hâfız</strong> hayranıdır. Dünya şiirinin belki en büyük isminin divanının okunduğu eve doğmak büyük talihtir. <strong>Hüsrev</strong> ve <strong>Hüseyin Hâtemî</strong>’ler o edebiyat çevresini, o edebiyatı-tarihi tadarak büyürler. Türkiye ve özellikle İstanbul merkezli yüksek kültürün, büyük edebiyatın zaten içindedirler.</p>
<p>İçe dönük bir çocuğun iç âlemini terbiye eden en başta vurgunu olduğu bu İstanbul hayatıdır. Yaratıcılığı da buradan kurgulanır. Edebiyat tarihçilerince açılacak bir meseledir.</p>
<h2>ÇOK YÖNLÜ BİR AYDININ RUH PORTRESİ</h2>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong>, bu kültürün şairi, hekimi ve hocası oldu. Zarif bir insandı. Kırmaktan çekinir ruhla düzenlenmiş iç dünya programı hissedilir ve görünürdü. Tersi de doğruydu, kırılmaktan da çok çekindiği belliydi. Kırılganlık hassas ruhun zor tamir edilir tarafıdır. “<em>Ne incin, ne incit!”</em> diyen mistik çevrelerde bulunarak bu tarafını terbiye etmeye çalışanlar da kırmaktan-kırılmaktan kolay kurtulamazlar. Sanırım o da öyleydi.</p>
<p>Bu hassasiyet verimli hale getirilirse sanat doğar. Yaman bir çileye soyunmaktır. O çilenin de çilelisiydi. Şiirde ustaydı. Denemede ustaydı. Çünkü derin düşünen, filozofisi olan insandı. Sanat, hayat gibi zıtlıklarla yürür; karşıtlarla duyar-düşündürür. O zekâyı mizah ve espride parlar görürüz. Anlayan ve anlatanlar da bu ruhun komşusudurlar.</p>
<p><strong>Hüsrev Bey</strong>, Frenk tabiriyle <em>humor</em>unu çuvaldız halinde kullanmaz. En ağır dokundurmaları bile hafif hissettiren, içine girdikçe derinleşen ve ağırlaşan nükteli bir söyleyişin sahibidir. Belki en sanatlısı değilse de en can yakıcısı şuna benzer söyleyişleridir: “<em>Kalbler sırçadan yaratılmış bir kere,/İmkân yok sağlam yürekle ölmeye.”</em></p>
<h2>O RUHUN YANSIMALARI</h2>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî </strong>tane tane ve düzgün konuşurdu. Sesinin yükseldiği nadirdi. Şiiri de konuşur gibi söylerdi. Konuşma deyince sözün sohbet edası ve kıvamında dökülüşü anlaşılır. Buradan yaşanana, gelenekli olana, şifahî kültüre yol açılır. Son yetmiş yılımıza hâkim görünen <em>İkinci Yeni</em>’de bu kökle bağa soğukluk vardır. <strong>Salah Birsel</strong> gibi bir örnek o sürü renginden bütünüyle farklıdır. <strong>Attila İlhan</strong> da geleneğe sıcaklıkla ayrılır, <strong>Hüsrev Hâtemî</strong> ve benzer duyuştakilerin yakınlaşacağı isimlerden olur.</p>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong>’nin dili hayatın içinden gelir. Bu dil müziklidir, şiirlidir. İnsanın içinden insana döner.  Şiirde de sır söyler gibi yalnız muhatabını arar. Fısıldar gibi. Sade söyleyişleri tercih eden bir şair ama derinden yakalayan söyleyişlerle konuşan bir şair. Klasikleri bilen, seven ve yaşayan bir şair. Yeni söyleyişlerde yaşatan bir şair. Eskiyle yeninin harmanını karan şair. Şair.</p>
<h2>“NEV GAZEL”DE GÖRÜNEN RUH YAKINLIĞI</h2>
<p>Şu anlatacağım, onun inceliğini duyuracak örneklerden bir örnektir: Türk Edebiyatı Vakfı&#8217;nda <strong>Necdet Yaşar</strong> ve <strong>İhsan Özgen</strong> müzikli sohbetine davetliydim. <strong>Ahmet</strong> <strong>Kabaklı Hoca</strong>&#8216;nın odasında <strong>y</strong>an yana oturuyorduk. Bir şiiri değerlendirirken daldık gittik. O bana okuduğu mısraların, beyitlerin vezinlerini anlattı. Ben zaman zaman söze katılmakla beraber dinledim. Bir zaman sonra karşılaştık ve <em>&#8220;Sizden nasıl özür dilemeliyim?&#8221;</em> diyerek söze başladı. <em>&#8220;Est., hayırdır Üstadım?..&#8221;</em> demeye kalmadı, &#8220;<em>Ben size aruz ukalalığı ettim. Siz de beni uyarmadınız. Türk Edebiyatı&#8217;nın son sayısında Nev Gazel&#8217;inizi görünce çok mahcup oldum.. &#8220;</em> dedi.</p>
<p>Burada bitmedi. Bir süre sonra <strong>Cinuçen Tanrıkorur</strong> aradı, &#8220;<em>Ben senin şiirlerini başkalarından mı duyacaktım?&#8221;</em> diyerek beni bir güzel payladı. Meğer <strong>Hüsrev Hâtemî</strong>&#8216;den de aruzla yazılmış şiirler sormuş. O da benim <em>Nev Gazel</em>&#8216;i söylemiş. Gönderdim ve <em>Sûzidil</em>’den besteledi.</p>
<p>Temiz insanların, hele şair cinsinden olanların hali böyledir. Siz hiç üzerinde durmasanız da bir mahcubiyetin sızısını yaşarlar. O yarayı kapatma fırsatı saflaşan ruhların önüne gelir. Hesaplar öteye kalmaz.</p>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong> hiç şüphesiz iyi şairdi, iyi yazardı. Güzel insandı. Hakkında yazılacaktır. Yazılmayı hak edecek derecede dikkati yüksek bir kültür ve sanat adamıydı. Rûhu şâd olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/">Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz Bülent öyle de ya biz?</title>
		<link>https://millidusunce.com/yavuz-bulent-oyle-de-ya-biz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yavuz-bulent-oyle-de-ya-biz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 19:00:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[hatip]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Şair]]></category>
		<category><![CDATA[Vefat]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bülent Bâkiler]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yavuz Bülent Bâkiler, şairdi, yazardı, hatipti. Karabağ'dan göçen bir ailenin çocuğu olarak Türklüğün ve Türkçenin sevdalısıydı. İyi söyler ve iyi yazardı. Büyük şair değilse de iyilerden bir şair ve nâsirdi. Her zaman okunacaktır. Edebiyat tarihinin hükmü de buna yakın olacaktır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yavuz-bulent-oyle-de-ya-biz/">Yavuz Bülent öyle de ya biz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyavuz-bulent-oyle-de-ya-biz%2F&amp;linkname=Yavuz%20B%C3%BClent%20%C3%B6yle%20de%20ya%20biz%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyavuz-bulent-oyle-de-ya-biz%2F&amp;linkname=Yavuz%20B%C3%BClent%20%C3%B6yle%20de%20ya%20biz%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyavuz-bulent-oyle-de-ya-biz%2F&amp;linkname=Yavuz%20B%C3%BClent%20%C3%B6yle%20de%20ya%20biz%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyavuz-bulent-oyle-de-ya-biz%2F&amp;linkname=Yavuz%20B%C3%BClent%20%C3%B6yle%20de%20ya%20biz%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyavuz-bulent-oyle-de-ya-biz%2F&#038;title=Yavuz%20B%C3%BClent%20%C3%B6yle%20de%20ya%20biz%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/yavuz-bulent-oyle-de-ya-biz/" data-a2a-title="Yavuz Bülent öyle de ya biz?"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>İnsan ve toplum bütünüyle önümüzdedir. Hayat akar ve biz yaşar geçeriz. Bazı anlarda durur ve orada kalabiliriz. Bütüne bakamaz hale geleceğimiz bir körlük yerleşir. Toplumlarda bu tür darlıklar kavga getirir. Kamplaşma kaçınılmaz olur. Bizde olan budur.</p>
<p>İnsanın insanla ilgili bu türden bir takıntısı olağandır. Marifet, orada kalmamak ve bütünü görmeye çalışmaktır. Yazarların, düşünürlerin, aydınların -bir yönüyle- işi bu olmalı. Tabii herkes kendi penceresinden bakar. Aynı manzarayı her biri kendi gözlüğünün merceğiyle görür. Yakın ve uzak görüş ârızaları yanında dereceler de görüşü etkiler ve değiştirir. Bunun daha neleri var: Türlü renklerde camları var, kataraktı var, sarı noktası var, var oğlu var.</p>
<h2>ŞİMDİ OBJEKTİF BAKAN AZDAN AZ</h2>
<p>İnsanlara ve olaylara bakışımız bu değişkenlerle beraber düşünülmeli. Elbette objektif ölçüler var. Fakat insan kendince seçicidir. Kuş bakışı, geriye çekilerek, ilim adamı soğukkanlılığıyla bakarak değerlendirmek yiğitlik ister. Buna Tanrı bakışını insanca anlayan bir objektivite diyebiliriz. Aydın eleştirisi olacaksa böyle olur. İnsana bakış da buna yakınlığıyla değerlidir. Yoksa her birimizin neleri var. Eskiler, “<em>İnsan dâhil-i necâsettir</em>” derlerdi. Düz bakışla bağırsakları kasteder, ona benzer ruh hallerini de düşündürmek isterlerdi.</p>
<p>Kitaplardan çok insanı ve hayatı gözlemleyerek düşünen bir kimse sıfatıyla burada fikirler söylüyorum. Biyografik yazılarımda duygular devreye girdiği halde olabildiğince objektif kalmaya çalışırım. Vefat halinde birçok kimse topluma mâl olmuş kişiler hakkında yazar. Rahmet dileyenler çoğunluktadır. Dilemediğini söyleyenler de çıkar. Eleştirenler olur. Ağır sözler edenler olur. Bunlar oluyor ve buradan da bir memleket fotoğrafı çıkıyor.</p>
<h2>KESKİNLİKLER ÖLÜM DİNLEMEDİ</h2>
<p><strong>Yavuz Bülent Bâkiler</strong>’in vefatı bu keskinliklerin en fazla görüldüğü bir gidiş oldu. Hakkında yazanlar ya çok övenler, ya da gömülmeden gömen sövücülerdi. İkisini birleştirerek yazanlar da vardı. Şu şu büyük yanlışları yanında değerli bir isimdi diyenler az da olsa vardı. Son yıllarda ölümünün hemen ardından hakkında bu kadar çok kötü yazılan bir kişi olmadığını tespit etmek epeyce fikir verir.</p>
<p>Saldırılar iki hususta toplanıyordu. Biri <strong>Fetö</strong> övgüsü, diğeri <strong>Atatürk</strong> sövgüsü. Hemen söyleyeyim, bu iki konuda da kendisiyle çok konuşmuş biriyim. Yer yer ses yükselterek konuştuk. Bunlar için aradığı çoktur. “<em>Yağmur Can, sen de beni Atatürk düşmanı gören dostlarımdan mısın?” </em>diyerek söze başladığı uzun telefon görüşmelerimiz oldu. Ben de yumuşak tonda “<em>Evet Abi, öyle bir görüntü veriyorsun!”</em> dedim.</p>
<p>Diyeceğim o ki, ben de <strong>Yavuz Abi</strong>’yi eleştirenlerdenim. Bu iki temel konuda ve o saldıranların bilmediği meselelerde de eleştirenlerdenim. Bütün bunlar benim onun değerini sıfırlamamı gerektirmedi. <strong>Fetö</strong> ve <strong>Atatürk</strong> konusunda en fazla yaptığım kırmamak ve kırılmamak için onu aramamak olabilirdi, öyle yaptım. O arayınca da söylediğim şekilde görüştüm.</p>
<p>50 yıllık dostluğun hatırına bunları hiçbir yerde yazmadım. Vefatından birkaç saat sonra sosyal medya hesaplarıma koyduğum uzunca yazıda da haliyle yoktu. O paylaşımların altına yazılanları görmelisiniz. “<em>Biz ne hâle gelmişiz</em>” dedirten yorumlar yağdı.</p>
<h2>EVET, “BİZ NE HÂLE GELMİŞİZ?”</h2>
<p><strong>Yavuz Bülent Bâkiler</strong>, şairdi, yazardı, hatipti. Karabağ&#8217;dan göçen bir ailenin çocuğu olarak Türklüğün ve Türkçenin sevdalısıydı. İyi söyler ve iyi yazardı. Büyük şair değilse de iyilerden bir şair ve nâsirdi. Her zaman okunacaktır. Edebiyat tarihinin hükmü de buna yakın olacaktır.<br />
Hayatının ana çizgileri içinde edebi renkler hâkimdir. Siyasetçiliğine ve bürokratik görevlerine de bu çizgiler eşlik eder. Ben merkezlidir. Öne çıkmayı ve önde olmayı sever. Kalabalıklara hitap edişi bu psikolojik itişledir. Sanatta bu tercihin ne demek olduğunu bilen bilir. Okunmayı herkes ister, o başka. Çok okuyucu-dinleyici hedeflemek sanattan tavizi getirir. Abartırsanız, magazin dünyasının şair şöhretleri müteşair(şairlik taslayan)lere dönersiniz.</p>
<p><strong>Yavuz Bülent Bâkiler</strong>, bir seviyeden kürsü ve meydan adamıdır. Dikkat çekmek için sözü keskin söyler. Retoriğe düşkündür. <strong>Fetö</strong> ve <strong>Atatürk</strong> meselesinde dediklerini de bu dikkatle görmek lazımdır.</p>
<p>Tenkit diyorsanız işte size çok yönlü biyografik unsurlar. Kıyasıya eleştiri haktır. Sövmek hak olamaz.</p>
<h2>SÖZÜN ÖZÜ ŞU</h2>
<p>Bir değer yaratanlarınızı kaldırıp atamazsınız. Hatalara, hatta temel yanlış sayacaklarınıza bakarsanız o zaman büyükler de kalmaz. <strong>Fuzuli</strong>’den <strong>Yahya Kemal</strong>’e kimse kalmaz. <strong>Pir Sultan</strong> kalmaz, hele <strong>Nâzım</strong> hiç kalmaz. Birçok yanlışını bildiğimiz <strong>Sabahaddin Âlî</strong> kalmaz. Karakter ve mizaç ârızalarıyla <strong>Necip Fâzıl</strong> kalmaz. Türkçeyi en güzel yazanların başında sayılacak <strong>Refik Halid Karay</strong> kalmaz. <strong>Atatürk, </strong><em>Gurbet Hikâyeleri</em>’ni okuduktan sonra onun affedilmesini sağlamıştır. Önemli örnektir. Milleti kültürle anlayan, dünyayı bilen, Türkçe gören, memleketi düşünen adam insan kaybetmeyi seçemez.</p>
<p>Bu durumda toplum fotoğrafı nedir diyorsanız <strong>Gemuhluoğlu</strong>’nun dediği bugün için daha çok geçerlidir: &#8220;<em>Bu memleket, kendi yavrularını yiyen bir kedi gibi öz çocuklarını yiyor.&#8221;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yavuz-bulent-oyle-de-ya-biz/">Yavuz Bülent öyle de ya biz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yavuz-bulent-oyle-de-ya-biz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaptan&#8217;a selamlar</title>
		<link>https://millidusunce.com/kaptana-selamlar/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kaptana-selamlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M. Hayati Özkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2022 16:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Attila İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Şair]]></category>
		<category><![CDATA[senaryo]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39438&#038;preview=true&#038;preview_id=39438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şair mademki kalabalık yaşıyor, mademki herkestir; zulmün, haksızlığın ve kör diktanın krallık ettiği o karanlık günlerde elbette hürriyetin, hakkın ve demokrasinin şarkılarını söylemeğe savaşacaktır…</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kaptana-selamlar/">Kaptan&#8217;a selamlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaptana-selamlar%2F&amp;linkname=Kaptan%E2%80%99a%20selamlar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaptana-selamlar%2F&amp;linkname=Kaptan%E2%80%99a%20selamlar" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaptana-selamlar%2F&amp;linkname=Kaptan%E2%80%99a%20selamlar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaptana-selamlar%2F&amp;linkname=Kaptan%E2%80%99a%20selamlar" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaptana-selamlar%2F&#038;title=Kaptan%E2%80%99a%20selamlar" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kaptana-selamlar/" data-a2a-title="Kaptan’a selamlar"></a></p><p>Şair bu, an gelir dertlenir, kederlenir, sevinir, çılgına döner; neler neler düşünür bilinmez. Bazen kendini anlatır yorgun argın, kırık dökük kelimelerle; bazen aşka gelir dizi dizi sıralar mısraları: Kâh birilerini anlatır kâh bizi. Ve bir gün gelir bir yarışmada ödüle layık görülür şiiri.</p>
<p>İşte o günlerden biridir.  Sene 1946, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği şiir yarışması sonuçları açıklanır:</p>
<p>“Yaş otuz beş yolun yarısı eder” diyerek birinciliği kazanan Cahit Sıtkı Tarancı’nın ardından, “Gâvur Dağlarından Rivayet, Cebbaroğlu Mehemmed” şiiriyle ikinciliğe layık görülür Attilâ İlhan. Yarışmanın üçüncüsü ise “Çakır’ın Destanı’ndan” şiiriyle, Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.</p>
<p>Evet, çoktan unutulduğunu zannettiğimiz bu ödül sıralamasını hatırlatmaktaki maksadımız, “yıllar yılı dost bildiğimiz aynalar”ın edebî dünyamızı nasıl ve ne şekilde yansıttığını yarışmanın ikincisi olan Attila İlhan’ın dilinden ya da bakış açısından anlatmaya hazırlık içindir. Rivayet odur ki Attilâ İlhan lise son sınıftayken amcası, kendisinden habersiz, bu yarışmaya onu dâhil etmiştir.</p>
<p>Hâl böyle olunca vira bismillah deyip edebiyatın deryasına yavaş yavaş açılalım ama önce “Kaptan” lakabıyla tanınan Attilâ İlhan’a kısaca bir gidelim:</p>
<p>15 Haziran 1925&#8217;te, Menemen&#8217;de doğar. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza, mektubunda, Nâzım Hikmet’in bir şiirini yazar. Mektup ele geçince de tabiî ki hapı yutar. 1941 Şubat&#8217;ında, 16 yaşındayken tutuklanır ve okuldan uzaklaştırılır. Gözetim altında tutulur. İki ay hapis yatar.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince eline, eğitim hayatına ara vermek zorunda kalır. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazanır ve İstanbul Işık Lisesi&#8217;ne yazılır. 1946&#8217;ta mezun olur. İstanbul Hukuk Fakültesi&#8217;ne kaydolur. 1948&#8217;de ilk şiir kitabı, Duvar&#8217;ı yayınlar.</p>
<p>Fakültenin ikinci sınıfındayken yeni bir maceraya atılır. Nazım Hikmet’i hapisten çıkarma sevdasıyla Paris’e gider.</p>
<p>O günleri, Türk Edebiyat dergisinde<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>, kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle anlatır:</p>
<p>“Biz Nâzım Hikmet&#8217;i hapisten kurtarma komisyonu kurduk Paris&#8217;te ve Nâzım Hikmet&#8217;i kurtarmaya çalıştık. Fransız Komünist Partisi’ne gittiğimiz zaman bize verdikleri cevap: &#8220;Biz böyle bir adam tanımıyoruz.&#8221; oldu. Biz, hapiste anası ağlıyor, ölecek diye yırtınıyoruz… Neden sonra Moskova&#8217;dan cevap geldi. Nâzım için &#8220;Bu herif Trockist&#8221; dediler.</p>
<p>Ama daha sonra&#8230; Sartre ilgilendi. Jean Paul Sartre&#8217;a, Nâzım&#8217;ın şiir tercümeleri götürüldü. <em> </em>Ona denmiş ki “Böyle bir şair var hapiste. Belki uluslararası bir destek olursa adam kurtulacak, ona yardımcı olun.” demişler. “Şair mi?” demiş, sadece bunu sormuş.  &#8220;Bir şair hapiste olur mu?&#8221; demiş. Hemen benimsedi, şiirlerini bastı Nâzım&#8217;ın. 0 zamanlar beyannameler filân dağıtıldı. Toplantılar yapıldı. Toplantılarda ben de görev aldım. Çıktım şiir okudum filân. Bunlar yapıldıktan sonra yavaş yavaş kamuoyunda Nâzım Hikmet sempatisi olunca, komünistler sahip çıktılar…”</p>
<p>Altı yıl boyunca Paris- İstanbul- İzmir arasında gider gelir. Çeşitli gazete ve dergilerde çalışır. Babasının ölümü üzerine İzmir’e döner. Demokrat İzmir gazetesinin genel yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını yapmaya başlar. Aynı zamanda Bilgi Yayınevi’nin de danışmanlığını üstlenir. Şiirler, romanlar, denemeler yazar çeviriler yapar; senaryolar kaleme alır… Denemelerini “Hangi” soru sözcüğünün emrine verir:  <em>Hangi Sağ, Hangi Sol, Hangi Batı, Hangi Seks, Hangi Atatürk, Hani Edebiyat, Hangi Laiklik…   </em></p>
<p>Romanları “Aynanın İçindekiler” genel başlığını taşıyan bir dizi romandan meydana gelir. Eserlerinden bazıları:  <em>Bıçağın Ucu</em>, <em>Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet’te Sabah Ezanları</em>… <em>Malraux’tan, Aragon’dan</em> gibi yaptığı çeviriler raflarda yerini alır.</p>
<p>Senaryoları, televizyon dizileri… Kısacası on parmağında on marifet, denilen çapta bir adamdır Attilâ İlhan. 1960’larda, Ali Kaptanoğlu takma adıyla, birçok senaryoya imza atar. <em>Yalnızlar Rıhtımı</em>, <em>Şoför Nebahat</em> gibi dönemin beğenilen filmlerinde o vardır.  80’li yıllara geldiğimizde artık Attilâ İlhan’ın adını, TV dizilerinin senaryolarında görürüz: <em>Kartallar Yüksek Uçar</em> (1984), <em>Yarın Artık Bugündür</em> (1986) gibi. Çok güzel dizilerdi onlar, seyredenler bilir seyretmeyenler ise dünyaya geç gelmenin bahtsızlığını yaşar.</p>
<p>Şiirlerine gelince. İşte burada duruyor ve ilk ödüllü şiiri olan Gâvur Dağlarından Rivayet, Cebbaroğlu Mehemmed şirinden biraz bahsetmek istiyoruz. Babasının Adana-Bahçe Kaymakamlığı’na atanması dolayısıyla Bahçe’de kaldığı dönemde, Gavur Dağları’na ait izlenimlerden yararlanarak yazdığı bu şiir, ona kısa zamanda büyük bir şöhret kazandırır. Gelin bu ödüllü şiirden küçük bir bölüm okuyalım:</p>
<p>…</p>
<p>başınızdan duman eksilmesin gâvurdağları</p>
<p>siz hikâyet eylediniz bana</p>
<p>bahçe kazasının kaman köyünden</p>
<p>cebbar oğlu mehemmed&#8217;in hikâyesini…</p>
<p>…</p>
<p>demek diz üstü düşmüş mehemmed</p>
<p>kirvesi durdu&#8217;nun yanıbaşına</p>
<p>kanlar akar yarasından</p>
<p>al al olmuş çevresinden</p>
<p>köpük köpük gözlerini doldurur</p>
<p>bir başına mehemmed yedi düşman öldürür</p>
<p>mavzerinin namlusu hâlâ sıcak</p>
<p>tutulmaz</p>
<p>ölümün derdi büyük yiğenim</p>
<p>çâre bulunmaz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>aynı akşam doğurmuş karısı döne</p>
<p>mavi gözlü bir çocuk sarışın</p>
<p>bir avuç toprak sarmışlar altına</p>
<p>ve kemal koymuşlar adını</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Millî mücadele dönemini anlatan bu şiir, yediden yetmişe Anadolu Türkünün vermiş olduğu istiklâl kavgasını dile getir,  o yalın, o sade, o güzelim Türkçeyle.  Ve final sahnesinde, yanmış yıkılmış memleketin içinde yeni doğmuş mavi gözlü, sarışın bir çocuğa Kemal adı verilir… Herhalde “Ya istiklâl ya ölüm!” desin, diye. Çünkü kurtuluş bu tılsımlı sözdedir.</p>
<p>Türk edebiyatının önde gelen şairlerinden Attilâ İlhan, modern Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi şiir anlayışının önemli temsilcisidir. Nâzım Hikmet’ten sonra toplumcu gerçekçi sanat görüşüne uygun şiirler meydana getiren şairin, sosyal gerçekçi şiir görüşüne ulaşmasının arkasında birçok kuram mevcuttur.</p>
<p>Hegel’in idealist diyalektiğini, Marx’ın tarihsel diyalektiğiyle harmanlayarak diyalektik materyalizmi, sanatının merkezine koymuştur. Attilâ İlhan’ın sanat anlayışını etkileyen en önemli fikir adamı, Rus Marksistlerinden Georgi Plehanov’dur. Sanatkâr, Plehanov estetiğini neden tercih ettiğini şu sözlerle ifade eder:</p>
<p>“Biri öznel, biri nesnel, iki nedenden Plehanov estetiğini seçiyorum; nesnel neden, 40’lar Türkiye’sinde benim de (tıpkı 20’ler Türkiye’sinde Nâzım’ın olduğu gibi) ‘ Sosyalizm’e, ‘ en çok insana, en büyük hürriyet’ şiarıyla gelişim; öznel nedense aklımın yatmadığı bir şeye buyrukla muyrukla öyle kolay kolay baş eğmeyen yaradılışım!”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Şiir anlayışını, Batı felsefesiyle sentezlenmiş ulusal bir temel üzerinden kurgular. Türk şiirinin, geleneksel şiir anlayışını terk etmeden modernize olmasını, bir başka ifadeyle, halk edebiyatımızı ve divan edebiyatımızı terk etmeden, o zeminden beslenerek Batılılaşmasını savunan Attilâ İlhan, ulusal şiir anlayışını benimser…</p>
<p>“Halk şiiri, halk kaynağından fışkıran şiirdir, öyle olunca elbet ekmek gibi öper başımıza koyarız. Bu şiirde, Türk halkının yüzyıllardır söyleye söyleye bilediği, nice türkü sergileniyor. Türk dilinde en arı, en duru işleniş ondadır.” diyen şair, Cebbaroğlu Mehemmed şiirinde de bu düşüncesini pekiştirir. Benzer bakış açısı ile Divan şiirine sırtını dönenlere de karşı çıkar ve  “Türk şiiri, her ikisini de kapsayan geçmişiyle, çağdaş ozanın gönlünce yararlanacağı engin bir hazinedir.” der.</p>
<p>Haklı olarak İleri sürdüğü bu görüşü 1970 yılların başında divan şiirinden aldığı ilhamla nasıl hayata geçirdiğini “Bulut Günleri” şiirininde sergiler.  İlk ve son beyitlere dikkat!</p>
<p>bulut günleridir / akar uykular dumanlı sular gibi</p>
<p>kuytu göllerde salınır rüyalar kuğular gibi</p>
<p>…</p>
<p>ölümdür bekleriz hükmü dünya bir duruşmadır sürer</p>
<p>ellerimizde yüreklerimiz vurulmuş kumrular gibi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sanatını toplumcu bir duruşla açıklarken hem Garip şiir anlayışına hem İkinci Yeni şiir anlayışa karşı çıkar. Engin “Mavi”liklere açılıp “ulusal bileşim” peşinde koşar. Bu koşuda yalnız değildir. Ahmet Oktay, Ferit Edgü, Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda gibi sanatkârların da dâhil olduğu Mavi dergisinin(1952) çatısının altında buluşup yeni bir şiir halkası oluştururlar.</p>
<p>Garipçiler’in şiiri vezinden-sesten soyutlamalarına, İkinci Yeniciler’in ise şiiri anlamsız söz yığınlarına dönüştürmesine karşı çıkarak Türk şiirinin yapıyı-ses-vezin-kafiye- temel alarak toplumcu bir perspektifte ilerlemesi gerektiği üstünde dururlar.</p>
<p>Attilâ İlhan, ilk şiir kitabı Duvar’ın ikinci baskısının (1959)sunuş kısmında, uzunca bir yazı yazar ve özet olarak der ki:</p>
<p>“Şair mademki kalabalık yaşıyor, mademki herkestir; zulmün, haksızlığın ve kör diktanın krallık ettiği o karanlık günlerde elbette hürriyetin, hakkın ve demokrasinin şarkılarını söylemeğe savaşacaktır…”</p>
<p>Ve der ki:</p>
<p>“Duvar’daki şiirlerin hemen hemen yarısı, bir köşesinden Köroğlu, Dadaloğlu, Kul Mustafa; bir köşesinden Dertli, Gevherî, Zihnî; bir köşesinden de Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Bayramî, Kaygusuz ve benzerlerine yaslanan bir üçgen üzerinde kurulmuşlardır. Bu bizim Garip’in, tatlı su frengi alafrangalığına ve snopça tekerlemeciliğine karşı milli, yeni ve halka ait ve yerleşik olanı bulabilmek; dakikalık alaya, anlamsız tekerlemeye doğru hızla yozlaşan şiire, beşeri ve sosyal derinliğini verebilmek çabamızdı.”</p>
<p>Ve yine der ki:</p>
<p>“Yenilerin bir bölümü aynı özcü ve image’ci (imge- görüntü) yoldan giderek harbertesi kuşağının bunalımını vermek isteyedursunlar; bir başka bölümü de yöntemi saçmaya (absurde) indirgeyerek ‘ikinci yeni’ tuhaflığına bulaştı.”</p>
<p>Bu alıntılar da gösteriyor ki Maviciler, toplumcu gerçekçiliğin rehberliğinde, Türk şiirinde yeni bir ses, yeni bir nefes olma sevdasındaydılar, fakat ömürleri yetmedi. Bu durumu Attilâ İlhan  “<em>Böyle Bir Sevmek”</em> şiir kitabının sonuna eklediği, bir çeşit itirafnamelerle çekinmeden açıklar. Buyurun, noktasına, virgülüne dokunmadan Attilâ İlhan’a yakışan tıpkıbasım gibi birkaç alıntı size:</p>
<p>“O tarihlerde, ben de diyalektik bir estetik geçerli bir sloganın kuyruğuna yapışmak; şiirde, romanda ha bre onu işlemek sanırdım. Safmışım desem, saf değilimdir pek, tanıyanlar bilir daha çok bilgisizliktendi bizimkisi… Ne kitap vardı okuyacak, ne dergi neden sonra dilim Fransızcaya dönmeye başlayıp da kefere memleketinde kitapları okuyunca öğrenir gibi oluyorum”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>“Toplumsal bir sanat yapmaya mı hevesleniyorsun, aman dikkat, ağzından beylik sosyalistlik lafları düşmediği gibi feodal âsileri, kasaba kabadayılarını, gece kulübü azılılarını kahraman saymayacaksın.</p>
<p>Türk toplumculuğunda otuz yıldır devrimciyle âsi karıştırılmıştır. Ben, 40 yıllarında “tevekkeltü teallallah” diye bir tekke ezgisinin devrimci türkü sayıldığını hatırlarım. Köroğlu, Dadaloğlu (Kozanoğlu) çok alışverişleri varmış gibi, oldum olası toplumcuların gözdeleri olmuşlardır. Niye, düpedüz âsidirler de ondan.(…) İşçi sınıfı öğretisi, Sosyalizm bilimi diye cart cart atıp tutmamıza bakmayın siz, bunlar hep cahillikten, bir de proleteryasızlıktan!</p>
<p>Şimdi eleştiriyorum ya, öyle miydi zamanında bütün bu yanılgılara ben de düştüm. Hem de nasıl, Paris metrolarının labirentlerinde, gece yarıları Pir Sultan’dan türküler söyleyen ben değil miydim?”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Neyse lafı fazla uzatmadan, biz de üstadın <em>Hangi Batı</em>’da dediği gibi “özet mözet” diyelim ve onun yazacaklarına temel olsun diye sakladığı özel notlarına bir göz atalım:</p>
<p>“      1.Batılılaşma sorunu, laçka: Atatürkçü ulusal sanat tezi yerine Tanzimatçılarınkine benzer bir komprador batıcılığını savunuyorlar… Öykünmenin doğal sonucu ulusal bilincin çözülmesi.</p>
<p>2.Şiirde ikinci yeni skandalı: İki bakımdan skandal. a)Biçimciliğin en aşırı uçlarına götürülüşü: “Şiirin amacı hiçbir zaman belirli bir şey anlatmak değildir. İlhan Berk” b) Fakat asıl ayıbı ve                  önemlisi bu aşırı biçimci şiirin toplumcu geçinen bazılarınca (Fethi Naci, Rauf Mutluay) toplumcu bir şiirmiş gibi inatla okurun önüne sürülmesi. Tehlikeli sonuç: şiirin okurdan kopması.</p>
<p>3.Toplumcu gerçekçiliğin su koyuvermesi: Toplumcu gerçek bir yöntemdir, bir reçete değil. Bu bakımdan schématique (şematik) köy gerçekçileri esthétique (estetik) ağırlığı olmayan romanlar             yazıyorlar (Fakir Baykurt) Üstelik toplumculuğu köycülük, köylücülük gibi anlama ve değerlendirme yanlışı.</p>
<p>4.İşporta duyguculuğu: …Duygusalla duygucu arasında farka dikkat! Duygucu duygusala oranla, toplumcunun toplumsala oranla yaptığını yapıyor: Esnaflık. İkinci yeninin işi aşırı biçimciliğe            dökmesi, başkalarının (Oğuzcan, Belli vs…) yanlış bir tepki olarak işi duyguculuğa dökmesine yol açtı… Duygusala evet, çünkü zorunlu; duygucuya hayır, çünkü zorlama!”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>İşte böyle Attilâ İlhan,  Cumhuriyet dönemin söyleyecek sözü olan bir yazarı, bir şairidir. Hatta lafı hiç eğip bükmeden söyleyebiliriz ki Attilâ İlhan, bizi birilerini düpedüz taklit etmeye değil, kendi öz kaynaklarımıza davet eden bir düşünce adamıdır. Ona göre münevverin memleket ve dünya meselelerine nereden, hangi yönden bakması önemli değil, nasıl baktığı ve neler söylediği önemlidir.</p>
<p>Evet, yazının sonunda şairin dillerden düşmeyen ve o çok sevilen şiirlerinden birer mısra alarak size takdim ederken sözü yine şaire bırakacak ve hep birlikte “An Gelir” diyeceğiz…</p>
<p>“Aysel git başımdan seni seviyorum”</p>
<p>“Gözlerin gözlerime değince…”</p>
<p>“O mahur beste çalar Müjgân’la ben ağlaşırız…”</p>
<p>“Ne kadınlar sevdim zaten yoktular…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>An Gelir</p>
<p>…</p>
<p>görünmez bir mezarlıktır zaman</p>
<p>şairler dolaşır saf saf</p>
<p>tenhalarında şiir söyleyerek</p>
<p>kim duysa / korkudan ölür</p>
<p>-tahrip gücü yüksek-</p>
<p>saatli bir bombadır patlar</p>
<p>an gelir</p>
<p>attilâ ilhan ölür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaptan’a selamlar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Türk Edebiyatı dergisi, Mart 2002, s. 341</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Onur Tınkır, Pamukkale Ü. Yüksek Lisans Tezi,2017,  s. 24</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Attila İlhan, Böyle Bir Sevmek, Bilgi Yay. İst. 1976 s.136</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Attila İlhan, age. s.144</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Attila İlhan, Hangi Batı, Bilgi Yay. İst. 1976 s.138</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kaptana-selamlar/">Kaptan&#8217;a selamlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kaptana-selamlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şairane Bir Hikâyeyi Kelime Atlası ile Yeniden Okumak</title>
		<link>https://millidusunce.com/sairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/sairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülçin Durman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Nov 2021 14:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Şair]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=36421&#038;preview=true&#038;preview_id=36421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağdaş Türk şiirinin önde gelen isimlerinden Sezai Karakoç, geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı. Karakoç, kültür dünyamızda daha çok şiirleri ve düşünce yazılarıyla tanınır. Gülçin Durman ise bu yazısında, Sezai Karakoç’un bir hikâyesinden yola çıkarak, pek bilinmeyen hikâyelerine değiniyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak/">Şairane Bir Hikâyeyi Kelime Atlası ile Yeniden Okumak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak%2F&amp;linkname=%C5%9Eairane%20Bir%20Hik%C3%A2yeyi%20Kelime%20Atlas%C4%B1%20ile%20Yeniden%20Okumak" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak%2F&amp;linkname=%C5%9Eairane%20Bir%20Hik%C3%A2yeyi%20Kelime%20Atlas%C4%B1%20ile%20Yeniden%20Okumak" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak%2F&amp;linkname=%C5%9Eairane%20Bir%20Hik%C3%A2yeyi%20Kelime%20Atlas%C4%B1%20ile%20Yeniden%20Okumak" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak%2F&amp;linkname=%C5%9Eairane%20Bir%20Hik%C3%A2yeyi%20Kelime%20Atlas%C4%B1%20ile%20Yeniden%20Okumak" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak%2F&#038;title=%C5%9Eairane%20Bir%20Hik%C3%A2yeyi%20Kelime%20Atlas%C4%B1%20ile%20Yeniden%20Okumak" data-a2a-url="https://millidusunce.com/sairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak/" data-a2a-title="Şairane Bir Hikâyeyi Kelime Atlası ile Yeniden Okumak"></a></p><div id="attachment_36414" style="width: 538px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-36414" class="wp-image-36414 size-1536x1536" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/WhatsApp-Image-2021-11-28-at-11.01.12-1-528x1536.jpeg" alt="" width="528" height="1536" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/WhatsApp-Image-2021-11-28-at-11.01.12-1-528x1536.jpeg 528w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/WhatsApp-Image-2021-11-28-at-11.01.12-1-103x300.jpeg 103w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/WhatsApp-Image-2021-11-28-at-11.01.12-1-352x1024.jpeg 352w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/WhatsApp-Image-2021-11-28-at-11.01.12-1.jpeg 550w" sizes="(max-width: 528px) 100vw, 528px" /><p id="caption-attachment-36414" class="wp-caption-text"><a href="https://www.behance.net/ZehraGumus" target="_blank" rel="noopener">Görsel: Zehra GÜMÜŞ BİLİR</a></p></div>
<p>Utanarak ve pişmanlıkla itiraf etmeliyim ki Türk şiirinin büyük ismi Sezai Karakoç’un hikâyeleriyle geç bir zamanda karşılaştım. Bu gecikmenin üzüntüsünü, hiç bilmemekten iyidir diye düşünerek telafi etmeye çalışıyorum.</p>
<p>Yahya Kemal’den sonra şairane hikâyeleriyle beni şaşırtan ikinci şair oldu Sezai Karakoç. Meşrebim itibariyle, hikâyeyi roman ve şiirden çok daha sevdim hep.  İyi hikâyeyi arayıp durdum çocukluğumdan beri. Bu denli hikâye düşkünü olmama rağmen, hikâyenin eksiklik ve zaaflarının da farkındayım elbette. Bir hikâyeyi, şiir gibi onlarca kez tekrar tekrar okuyamazsınız mesela. Fakat ilginçtir Yahya Kemal de Sezai Karakoç da hikâyenin bu zayıf noktasını avantajlı bir hâle dönüştürmüşler bence. İkisinin de hikâyeleri yeniden yeniden okunur. Bıktırmazlar okuyucuyu. Her defasında, insana okuma heyecanını yeniden yaşatan bir tazeliğe sahiptirler. Şahsen ben, iki şairin hikâyelerini her okuyuşumda yeni bir şeyler keşfediyorum.</p>
<p>Bilindiği üzere, Üstat Sezai Karakoç’un iki hikâye kitabı var. Keşke daha da yazsaymış demekten kendimi alamıyorum doğrusu. 1978 yılında yayımlanan Hikâyeler I (Meydan Ortaya Çıktığında) 75 sayfa ve beş hikâyeden oluşuyor. Kitaba adını veren &#8220;Meydan Ortaya Çıktığında&#8221;, uzun hikâye formunda bir metin. 1982’de çıkan &#8220;Hikâyeler II (Portreler)&#8221; ise, 138 sayfa ve on iki hikâyeden meydana geliyor.</p>
<h2>Tuzak ya da son günler</h2>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-36422" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/portreler-hikayeler-2-sezai-karakoc-dirilis-yayinlari-kc7028281-1-20fa14c80b254681840d5b6826675695.jpg" alt="" width="1300" height="1430" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/portreler-hikayeler-2-sezai-karakoc-dirilis-yayinlari-kc7028281-1-20fa14c80b254681840d5b6826675695.jpg 1300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/portreler-hikayeler-2-sezai-karakoc-dirilis-yayinlari-kc7028281-1-20fa14c80b254681840d5b6826675695-273x300.jpg 273w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/portreler-hikayeler-2-sezai-karakoc-dirilis-yayinlari-kc7028281-1-20fa14c80b254681840d5b6826675695-931x1024.jpg 931w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/portreler-hikayeler-2-sezai-karakoc-dirilis-yayinlari-kc7028281-1-20fa14c80b254681840d5b6826675695-768x845.jpg 768w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /></p>
<p>Hikâyeler II’nin dördüncü hikâyesi olan &#8220;Tuzak ya da Son Günler&#8221; bildiğim ve bilemediğim bazı hususlarıyla en çok dikkatimi çeken hikâyelerden biri oldu. Bir görüşe göre, otobiyografik unsurlar da barındıran ‘Tuzak Ya Da Son Günler’ on beş sayfa uzunluğunda.</p>
<p>Hikâye ‘<em>Halil Bey, tek odalık evinin penceresini a</em><em>ç</em><em>tı</em>’ cümlesiyle başlıyor. Daha çok bilinç akışı tekniğiyle ilerleyen &#8220;Meydan Ortaya Çıktığında&#8221;nın aksine geleneksel bir giriş değil mi? Ya da öyle görünüyor mu demeliyiz acaba? Elimizde iki isim var Halil Bey ve ev!  Hikâyemizin iki kahramanı bu iki sözcük olmasın, sakın?</p>
<h2>Halil Bey ve evi</h2>
<p>Hikâyede ilerliyoruz ve Halil Bey’den ziyade evi tanımaya başlıyoruz. Halil Bey bizim için hâlâ meçhul. Ev ise dışarıdan doluşan tozları görmemesini sağladığı ve Halil Bey’e &#8220;<em>İyi ki güneş vurmuyor evime</em>&#8221; diye şükrettirdiğine göre iyice karanlık, muhtemelen de kasvetli bir yapı. Bilindiği üzere şehir/kent/kasaba ve medeniyet kavramı Sezai Bey’in eserlerinin baskın kavramları. Hemen girişte olduğu gibi &#8220;Tuzak Ya Da Son Günler&#8221; in pek çok yerinde şehirden bahis açıyor şair. <em>Neredeyse bir </em><em>ö</em><em>mür</em> süresince kaldığı büyük şehirde <em>doğrudan güneşe açılan ve sabahları gü</em><em>n do</em><em>ğuşunu g</em><em>ö</em><em>rmeğe imkân veren bir evde</em> oturmamıştır. Çocukluğunu geçirdiği kasaba ise tek katlı, bahçeli evlerin olduğu, sabahları kuşların ötüşlerinin dinlendiği, <em>güneş</em><em>in da</em><em>ğın ucundan d</em><em>ö</em><em>ne d</em><em>ö</em><em>ne, adeta yaramaz bir </em><em>ç</em><em>ocu</em><em>ğ</em><em>un ne</em><em>şesiyle çıktığı </em>bahçeli bir yerdir. Bir nevi masal şehridir çocukluğunun kasabası. Şehir/kent ise pencereyi açar açmaz siyah, kömür tozlu yüzünü gösteriverir. Tabii değildir. İnsan bir kere olsun, günün doğuşuna ve batışına şahit olamaz burada.</p>
<p>Halil Bey, neredeyse bir ömür süresince şehirde bulunuyor olmasına rağmen halen şehrin acemisidir. Bunu nereden mi anlıyoruz? Sayısız derecede ev değiştirmiş olmasına rağmen, bir türlü iyi bir ev tutamamış olmasından ve sürekli aldanmasından. Güneş görür diye kiraladığı bu kötü evlerin <em>kışları çok soğuk yazları ise havasızlıktan cehennem gibi sıcak</em> olmasından. Halil Bey’in tuttuğu evler bir nevi hastalıklı, sakat bir insanı andırmaktadır.</p>
<p>Bunca tafsilattan yanılmadığımızı söyleyebiliriz galiba. Ev, hikâyenin önemli bir kahramanıdır gerçekten de.</p>
<p>Hikâyeden anladığımıza göre, pencereyi açtıktan sonra ikinci hareketi sigara içmek oluyor Halil Bey’in. Güne sigarayla başlamanın <em>nice k</em><em>ö</em><em>tü bir şey olduğunu bilmesine </em>rağmen çaresiz olduğunu da şu cümleyle ifade ediyor Sezai Bey:<em>  &#8220;Fakat yapacak  bir şey de yoktu. Daha doğrusu </em><em>ç</em><em>ok ge</em><em>ç</em><em>ti. Bu konuda iradesi felce uğramıştı sanki.&#8221; </em>Çünkü sigara artık sigara olmaktan çıkmış, Halil Bey için bir nevi bir hayat arkadaşı/ can yoldaşı mesabesine gelmiştir.</p>
<p><em>Ev zeminle bodrum arası bir şey</em>dir. Bu karanlık, köhne ve kasvetli yapı tıpkı Dostoyevski’nin fukara kahramanlarının yaşadığı dolaba benzeyen odacıkları da hatırlatır insana. Daracık, karanlık ve iç bunaltan bu evin sakinleri de tıpkı Rus romancının kitaplarındaki gibi düşük gelirli, cahil ve gariban insanlardır. Halil Bey, bu insanlardan uzak durur, yüz göz olmamaya çalışır, mümkün olan en az temastan da öte, göze görünmemeye, kendini göstermemeye de çaba sarf eder. Aslında bu uzak duruş bir tezatı da içinde barındırır. Çünkü gençliğinde bağlandığı öğretiler gereği aslında hep bu insanları düşünmüş, onların kurtuluşunu ülkü edinmiştir kahramanımız. Fakat <em>ne yapsa o bir yabancı</em>dır. Bir türlü yaşadığı yere, insanlara uyum sağlayamamaktadır. Yıllarca okumuş yazmış bir sınıfın içinde yer aldıktan sonra, şimdi hayatın bir cilvesi neticesinde bu insanların arasına <em>düşüvermiştir. </em>Bu insanlar, Halil Bey’e <em> &#8220;Usta&#8221; </em>diye hitap ederler. Bu usta tabirini Halil Bey, üstünü başını ihmal etmesine yorar ve bu hitabı bir uyarı olarak kabul eder. Ne acıdır, bu insanların arasında bir yabancı, sıra dışı bir insan olan Halil Bey, memur sınıfının içinde de mutlu olamayacağını çok iyi bilir.</p>
<p>İşte bu kısımdan Halil Bey’in bir memur olduğunu öğreniyoruz. Ancak aşina olduğumuz memurlardan biri değildir o. <em>Ne kamu kesiminde, ne </em><em>ö</em><em>zel kesimde sürekli bir iş tutabilmiş</em><em>tir</em>. Bu yüzden emekli olma imkânını da kaçırmıştır. Âdeti olduğu üzere müdavimi olduğu kahvede, iş bulmasında yardımcı olacak bir arkadaşıyla buluşacaktır. Bu arkadaş, <em>ge</em><em>ç</em><em>mişten ilişkisini hâlen sürdürdüğü nadir arkadaşlardan biridir</em>. Az çok Halil Bey gözümüzün önünde canlanır gibi oldu değil mi? Fukara, üst başı pek de iyi olmayan ve biraz da münzevi…</p>
<p>Halil Bey’in Ev’den sonra bulunduğu ikinci mekândır kahvehaneler. Kahvede <em>gazeteleri karıştırırken, g</em><em>ö</em><em>zü Sarayla ilişkili bir habere takılır. Saray, evet işte onun yaşayacağı yer orasıdır. </em>Halil Bey’in Sarayı, <em>her </em><em>şeyin saf anlamıyla yaşanacağı yerdir. Orada, güneşin deniz sularıyla yıkanmış ışıklarıyla karşılaşılır, </em><em>ç</em><em>irkinliğin </em><em>kovulduğu</em><em>, düzen ve geometri şiirinin son ucuna vardığı bir </em><em>ç</em><em>izgide </em><em>ö</em><em>zgürlüğün sonsuzluğu tadılır. </em></p>
<p>Bu bölümde Halil Bey, yaratıcı ile ilişkisini, özgürlük, evlilik ve kadın-erkek kavramlarını yeniden düşünür, sorgular. Hatta burada bir itirafta da bulunur kendisi hakkında. Halil Bey “<em>davranış </em><em>tipi</em>” değil bir “<em>düşünce tipi</em>”dir.  Hayatın derin anlamlarını sorgulamakta pek mahir olan Halil Bey ne acıdır ki yakaladığı bilgileri, <em>bütün hayatına yaymaya güç yetirememektedir</em>. <em>Ruh</em><em>ç</em><em>a kazandığı özgürlük</em> ve zenginliği <em>odas</em><em>ından dışarıya, gece yarılarından gündüz saatlerine taşıyamaz. </em>Bu olağandışı zihin maalesef<em> davranış planına gelince adeta </em>silinmekte<em>; bu yüzden i</em><em>ç</em><em>te kazanılan büyük zafer, dışta taklarını kuramamaktadır.</em></p>
<p>İşte,<em> düşünme hastalığına yakalanmış Halil Bey </em>gazeteleri karıştırıp<em>, </em>kendisine iş bulmakta yardımcı olacak arkadaşını beklerken<em> soyut düşünceler uzayında dolaşmaktan </em>kendini alıkoyamaz.<em> Hatta bir ara k</em><em>ö</em><em>tülük düşüncesi ve “İnsan, k</em><em>ö</em><em>tülük yaparak </em><em>ö</em><em>zgür olur” </em>inancını bile irdeler.</p>
<p>Bu tek kişilik beyin fırtınası öylesine yoğun ve alışılmadıktır ki, bir anda karşımıza Anotele France gibi bir Fransız romancı ile onun Antik Mısır’da geçen romanının kahramanları fahişe <em>Tha</em><em>üs (Thais) ile onu kurtarayım derken kendi girdabına </em><em>yuvarlanan </em><em>Pafnüs</em> (Keşiş Paphnuce) bile çıkar. Anlatıcı Halil Bey’in bir dönem Pafnüs’ün durumuna düştüğünü söyler. Bazen de Fransız yazar Duhamel’in (<a href="https://eksisozluk.com/georges-duhamel--1005176" target="_blank" rel="noopener">Georges Duhamel</a>) antikahramanı Salavin gibi gülünç olmuştur.</p>
<p>Ertesi sabah yeniden kentte dolaşmaya çıkar. Bu sefer de köprü altındaki kahvede oturacaktır. Burada da <em>yoğun hayatı </em>gözlemlemeye devam eder. <em>Uzakta Saray, karşı yaka, gelip birden g</em><em>ö</em><em>rüntüyü kapayan gemiler, </em><em>ç</em><em>ekilince birden yepyeni sahneyi açıveren gemiler, sandallar, üstteki merdivenden inen çıkan insanların ayak sesleri, K</em><em>ö</em><em>prü’nün üstü</em><em>nden ge</em><em>ç</em><em>en otomobillerin demirlere </em><em>ç</em><em>arparken çıkardıkları gürültüler. Kahvenin ve K</em><em>ö</em><em>prüaltı’nın durmadan değişen gelip gidenleri, </em><em>hamal</em><em>, kayıkçı, memur, işsiz güçsüz, kadınlar…</em></p>
<h2>Bu köprü Galata Köprüsü olabilir mi acaba?</h2>
<p>Park etmiş bir otomobilin dikkatsiz sürücüsünün çiğnediği kedi ile ağlarda çırpınan küçük balıkların halini dehşetle izler Halil Bey. Kalabalığın bu acıklı sahnelere karşı duyarsızlığına da bir o kadar şaşırır. Duyarlı, hassas oluşunu yalnızlığına bağlar. Hatta biraz rahatsızlık bile hisseder böylesine duyarlı oluşundan. <em>Kimsenin umurunda olmadığı halde bu tablo neden onu rahatsız ediyor</em>dur ki? <em>Ağın ucunda çırpınarak yukarı d</em><em>ö</em><em>ne d</em><em>ö</em><em>ne çıkan her balık, onun kalbini tırmalayan bir acı doğuruyordur i</em><em>ç</em><em>inde.</em></p>
<p><em>Sonraki günler de hava daha sıcaklar ve Halil Bey’de bir ormana dalar gibi sokaklara dalar, kimi zaman kendini kaybeder, sonra yeniden bulur, olmamış serüvenler başından ge</em><em>ç</em><em>er…</em></p>
<p><em>Hayaller ve g</em><em>ö</em><em>rüntülerde cami, imam ve cenazesi kaldırılan bir kadın g</em><em>ö</em><em>rünür. </em>Hatta bir gün uyku ile uyanıklık arasında başucunda iki kişinin tartıştığını duyar. Bu kişileri görememekte sadece seslerini duymaktadır. Biri “<em>Omzuna tarih mirası çökmüş</em>.” der. Öbürü “<em>Kolay mı? Bir milletin kader yükünü taşı</em><em>mak</em>” diye sorar. Sonra diğeri yeniden konuşur “<em>Hayır! Ölüm bu, </em><em>ö</em><em>lüm!”</em> Diğeri hemen karşı çıkar” <em>Hayır, hayır, Hayat!</em>” der.</p>
<p>Hikâyenin sonlarına doğru bir kâbus görür Halil Bey. Güreşen iki dev vardır bu kâbusta. Bu devler güreşirken bir yandan da tartışmaktadırlar. O tartışmadan bir tek şu cümle kalır hafızasında “ <em>Özgürlüğün bedeli, </em><em>ö</em><em>zgürlüğü yitirmeyi g</em><em>ö</em><em>ze almaktır.</em>”</p>
<p>Derken <em>bir gün, yine sokakta dalgın dalgın yürürken kavga eden iki kişinin tam ortasında bulur kendini</em> Halil Bey. Tıpkı kâbusundaki gibi!</p>
<p><em>Bu yüzleri bir yerden tanıyordur. Hep ve her yerde aslında karşısına çıkan bu yüzler değil miydi</em> sözleriyle, nihayete erer ‘Tuzak Ya Da Son Günler’.</p>
<p><em>Bunları ger</em><em>ç</em><em>ekten de yaşadınız mı, </em>sorusu her yazarın karşılaştığı, bildik ve bence pek de parlak olmayan bir sorudur. Onun yerine, yazar nelerden etkilenmiş, nelerden beslenmiş gibi cümleler daha mantıklı ve makul görünüyor bana. Kuşkusuz yazarlar, hayattan nasiplendiklerini eserlerine taşıyabilirler. Mutlaka yaşadıklarından da etkileniyorlardır.</p>
<p>Hikâyeler II yayımlandığında takvimler 1982’yi göstermektedir.  Yani Sezai Karakoç, ellisine merdiven dayamıştır. Malum bu yaşlar bir hesaplaşma, yoğun bir sorgulama dönemidir de. Bunu da düşünerek hikâyeyi yeniden okuduğumuzda, farklı ve ilginç başka ayrıntıları da fark edebiliriz belki. Her şeyden öte, bu hikaye büyük bir şairin söylediği ve okundukça gizlerini açan güçlü ve şairane bir hikâyedir.</p>
<p>Not: İtalik kısımlar ‘Tuzak Ya Da Son Günler’ hikâyesinden alınmıştır. Kelime Atlası görselinde yer alan kelimeler, aynı hikâyeden seçilmiş sözcüklerdir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak/">Şairane Bir Hikâyeyi Kelime Atlası ile Yeniden Okumak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/sairane-bir-hikayeyi-kelime-atlasi-ile-yeniden-okumak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sezai: Namuslu Aydın</title>
		<link>https://millidusunce.com/sezai-namuslu-aydin/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/sezai-namuslu-aydin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Nov 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Akif]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[ey sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci yeni]]></category>
		<category><![CDATA[mona rosa]]></category>
		<category><![CDATA[Şair]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=36282&#038;preview=true&#038;preview_id=36282</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölçü belli: Dinlisine dinsizine bakılmaz, ne dediğine bakılır. Âkif ve Fikret örneğindeki gibi hepsi bizimdir. Ne iyi ki edebiyat derslerinde ikisini de okutuyoruz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sezai-namuslu-aydin/">Sezai: Namuslu Aydın</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsezai-namuslu-aydin%2F&amp;linkname=Sezai%3A%20Namuslu%20Ayd%C4%B1n" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsezai-namuslu-aydin%2F&amp;linkname=Sezai%3A%20Namuslu%20Ayd%C4%B1n" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsezai-namuslu-aydin%2F&amp;linkname=Sezai%3A%20Namuslu%20Ayd%C4%B1n" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsezai-namuslu-aydin%2F&amp;linkname=Sezai%3A%20Namuslu%20Ayd%C4%B1n" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsezai-namuslu-aydin%2F&#038;title=Sezai%3A%20Namuslu%20Ayd%C4%B1n" data-a2a-url="https://millidusunce.com/sezai-namuslu-aydin/" data-a2a-title="Sezai: Namuslu Aydın"></a></p><p>Şairdi, düşünürdü, siyasetçiydi. Karakteri sağlamdı. Sadeliğiyle büyüktü. Menfaatsiz-isteksiz-ihtirassız oluşuyla bilindi ve sevildi. Düz görünen dalgalı hayatında ıstırabı derindi. Bu derinliğin ağır sonuçlarını yaşayacak, gösterecek ve anlatacaktı.</p>
<p>Onu aydın yalnızlığı içinde yalnız gördük. Hâlbuki akıp giden hayatın içindeydi ve oradan konuşurdu. Kendince bir gerçekliği yakalar, söyler ve yaşardı. Hayatın her alanına girmek isteyişinin hududu yoktu. Parti kurmasını böyle anlamak lazım. Derdini siyasî etiket altında da söylemek isteyen sancılı bir ruhun giriştiği iştir. Üç yıl içindeki birkaç siyasi konuşmasını okudum, dinledim. Her biri bir entelektüel bildiri gibiydi. <em>“İslâm dünyasında idareciler fena, bizdekiler en fenası&#8230;”</em> diyecek kadar net cümleleri bugünü söylüyordu. İslamcı görünen bir idare var deyip susmuyor, dini tutamak edinmelerinden rahatsızlığını da açıklıyordu. Tıpkı <em>Diriliş</em> dergilerinde ve kitaplarında yaptığı gibi, tıpkı şiirleri ve fikir yazıları gibi bu siyasi konuşmaları da, düşündüğünü söyleyen namuslu aydın tavrının örnekleriydi.</p>
<h2><strong>Aydın böyle olur</strong></h2>
<p>Aydın dediğin düşündüğünü söyler. Anladığınız kadarıyla değerlendirir, katılır veya katılmazsınız. Yok sayamazsınız. Etiketi önemlidir ama düşünceleri kadar söyleyişlerine, diline ve üslubuna bakarsınız. Mesela ben, Sezai Karakoç’un insan ve toplum tasavvurunu anlarım ama katılmam. Dolayısıyla din görüşüne de mesafeliyim. Ondan alacaklarımı alırım.  Zaman en iyi ölçücüdür.  Ölçü belli: Dinlisine dinsizine bakılmaz, ne dediğine bakılır. Âkif ve Fikret örneğindeki gibi hepsi bizimdir. Ne iyi ki edebiyat derslerinde ikisini de okutuyoruz.</p>
<p>Sezai Karakoç, yolunda değilse de izinde yetiştiği Necip Fazıl’ın <em>İdeolocya Örgüsü</em>’nden büsbütün farklı bir fikir kurgusu içinde görünür. İkisinin benzerliği aransa zor bulunur. Üslup şehvetiyle güzel söyleyen-bağıran bir Necip Fazıl’la, kendince anladığı dinin mesajlarını üslubunca söyleyen Sezai arasında ruh benzerliği yoktur. Onu bu tarafıyla Âkif’e yakın görürüz. Sağlam inanışla, dünyaya, makama-mevkiye, kadına-paraya iltifat etmeyen bu ikisidir. Aynı şekilde düşünmeyenlerin de saygı duyacakları şahsiyetlerdir. Fikirleri tartışılır ama neredeyse defosuz yaşamışlardır. Beni Sezai Bey’e çeken, şiiri ve düşünüşü yanında Mehmet Âkif’i hatırlatan bu yüksek karakteridir.</p>
<h2><strong>Kökü bu toprakta</strong></h2>
<p>Sezai Bey iyi şairdir. <em>Yedi Güzel Adam</em> vitrinlemesi onun için bir değer ifade etmez. Diğerleri vasata yakın, en fazla vasata kadar çıkabilen isimlerdir. Sezai Bey, vasatın üstündedir ve dikkatle inceleyince bugünün dünyasında zor yetişebilecek değerdir. <em>Ergani’</em>den, kale dizdarlarının torunudur. Bereketli Diyarbakır toprağının, Türklüğü temsil kudretindeki Ziya Gökalp, Süleyman Nazif, Ali Emîrî, Câhit Sıtkı Tarancı gibi büyükleri silsilesinde yeri olacak adamdır.</p>
<p>Şiirde tuttuğu yol bellidir. Tatsız tuzsuz, köksüzlüğüyle eskiyi görmeyen, bilmeyen, üstelik bu cehaleti meziyet sayan <em>İkinci Yeni</em> akımındandır. Yalnız, şiiri ve düşünüşü <em>İkinci Yeni</em> içinde ayrışır.  Farkı, Fransız Edebiyatı üzerinden Batı yanında Türk edebiyatını bilmesidir. Türk şiirini tanımayan, özellikle aruz bilmeyen ve Divan şiirinin zevkine varmayan Türk şairi olamaz. Evet olamaz. Sezai Karakoç’un şiirinde ses ve istif özellikleri şiirimizin-edebiyatımızın geçmiş dönemlerini bilmesinden gelir. Attila İlhan gibi o kaynaktan da beslenir. Gelenekten kopuk bir yeni değildir.</p>
<h2><strong>Ondan kalacaklar</strong></h2>
<p>Kültürde, dilde<em> devam fikri</em> milletler için önemlidir. Sezai Bey’in, bu <em>devam fikri</em>ni baltalayan, üstelik Arapça, Farsça derken dinî kavramlara da savaş açan <em>Arı Türkçecilik</em> taraftarı olmasına şaşanlar haklıdırlar. Bu tavrından ve <em>İkinci Yeni</em> mensubiyetinden dolayı sol kesim tarafından yok sayılmamış hatta benimsenmiş bir şair ve yazardır. Pakdil ve diğer İslamcı görünen takipçileri de öyledir. Bu tür paradoksları da zaman çözer.</p>
<p>Sezai karakoç’un çok sevildiği vefatından sonra herkesçe görüldü. Bu sevginin belki bir yarısı <em>Mona Roza</em> ve <em>Ey Sevgili</em> şiirleri üzerindendir. Niçin güzelim Türkçesiyle <em>Gülüm</em> demek varken <em>Mona Roza</em> dediği benim için önemli bir ipucudur. Konuşulacak bir meseledir. Bir dikkatimi daha söylemezsem olmaz: Dilinde <em>İkinci Yeni</em> kekreliği vardır. Düşünce yoğunluğuyla birleşen nesirlerinin dili böyledir. Güzel ve akıcı bir Türkçe’yle yazdığı da olur.</p>
<p>Kültürü geniştir. <em>Diriliş</em> dediği aydın hareketidir, kalabalıklarla uğraşmaz, seçkinler yetiştirmek ister. Şairliği yanında öne çıkarılacak tarafı budur. Her idealist gibi bugünden çok geleceğe konuşur. <em>İslâm Milleti</em> gibi ütopik bir kurgu üzerinden yürümesinin uygulanacak bir model olmayacağı açık.</p>
<p>Dediğim şudur: Neye inandıysa sağlam inanan, neyi söylediyse içten söyleyen bu çok yönlü şahsiyete ben karakteri itibariyle saygı duyarım. Bundan sonra onu yaşama prensipleriyle anlayacak derinliği göreceğimizi ümid edebiliriz.  Tabii, içi boş, cehalette yüzen, maddeye düşkün, uçkuru ile midesi arasına sıkışan, ahlak tanımayan İslamcılığın ideolojik darlığına onu da kurban vermezsek.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sezai-namuslu-aydin/">Sezai: Namuslu Aydın</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/sezai-namuslu-aydin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
