<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sendika.org arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/sendika-org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/sendika-org/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Mar 2026 20:20:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Sendika.org sitesinin Arif Keskin söyleyişi</title>
		<link>https://millidusunce.com/sendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/sendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[MDM]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 20:20:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Keskin]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[rejim]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sendika.org]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Tebriz]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53178</guid>

					<description><![CDATA[<p>İran rejim muhaliflerinin hepsi savaşı destekliyor demek de doğru değil. İran rejim muhaliflerinin hepsi savaşa karşıdır demek de doğru değil. Destekleyenler de var, karşı çıkanlar da var. Ama rejim muhalifleri içerisinde destekleyenlerin oranı daha yüksek. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi/">Sendika.org sitesinin Arif Keskin söyleyişi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi%2F&amp;linkname=Sendika.org%20sitesinin%20Arif%20Keskin%20s%C3%B6yleyi%C5%9Fi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi%2F&amp;linkname=Sendika.org%20sitesinin%20Arif%20Keskin%20s%C3%B6yleyi%C5%9Fi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi%2F&amp;linkname=Sendika.org%20sitesinin%20Arif%20Keskin%20s%C3%B6yleyi%C5%9Fi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi%2F&amp;linkname=Sendika.org%20sitesinin%20Arif%20Keskin%20s%C3%B6yleyi%C5%9Fi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi%2F&#038;title=Sendika.org%20sitesinin%20Arif%20Keskin%20s%C3%B6yleyi%C5%9Fi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/sendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi/" data-a2a-title="Sendika.org sitesinin Arif Keskin söyleyişi"></a></p><header>
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-4 col-12">
<div class="col-12 d-flex justify-content-center align-items-center">
<h4 style="text-align: right;"><em>Sendika.org sitesinin yazarlarımızdan <a href="https://sendika.org/2026/03/arif-keskinle-iran-cephesi-uzerine-rejim-rejim-ici-klikler-ve-muhalifler-savasi-nasil-goruyor-744860" target="_blank" rel="noopener">Arif Keskin ile yaptığı söyleşi</a></em></h4>
<p><b><i><span data-contrast="auto">Savaşın gidişatı rejim açısından nasıl yorumlanıyor? Hazırlıkları, beklentileri ve planları açısından ne söyleyebilirsiniz?</span></i></b></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</header>
<div class="pageContainer">
<section>
<div class="container">
<div class="row">
<div class="col-md-8 col-12 postContent">
<div id="news">
<p><span data-contrast="auto">Savaş rejim ve onu destekleyenler açısından bir konsolidasyon sürecine dönüştü. İran’da rejim içinde çok farklı siyasal gruplar ve ayrışımlar vardı. Reformcular var, ılımlılar var, muhafazakârlar var. Ama bu süreçte hepsinin bütünleştiğini gördük.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Hatta rejim yani bu reformculara yakın olup yurtdışına çıkmış kişiler bile bazıları bu savaş sürecinde yönetimi desteklediler. Ve bu aslında savaş sürecinde bir çözülme, bir kopma, bir ayrılma olmadı İran yönetiminden. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Tabii ki İran’daki savaş ayrıca İran devlet aygıtını da dönüştürüyor yavaş yavaş. Bu dönüştürme birçok alanda kendisini gösteriyor. Çünkü İsrail ve Amerika İran’daki devlet binaları ve kurumları vuruyorlar. Ayrıca bütün askerî birimleri, karakolları vuruyorlar. Ve doğal olarak daha farklı bir örgütlenme modeline ihtiyaç var. O nedenle farklı bir örgütlenme modeline doğru da gidiyorlar. İran’ın her yerinde özellikle de halk, tabandan bir örgütlenme modeline doğru gidiyor.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bunun yanı sıra Hamaney’in ölümünden sonra sokağa çıktı yönetimi destekleyenler. Ve o gün bugündür hâlâ devam ediyor. Ve aslında sokağı ele geçirmek istiyorlar. Sokağın kontrolünü ele geçirmek istiyorlar. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Çünkü İsrail belli bir süredir kontrol noktalarını bile vuruyor. Polis karakollarını vuruyor. Bir yönüyle de İran yönetiminin sokağa hakimiyetini yok etmek istiyor. O nedenle yönetim kendi destekçilerine sokakta olmalarını söylüyor. Akşam saatlerinden başlayarak Tahran ve İran’ın bazı kentlerinde mitingler düzenleniyor. Bu toplantılar aslında bir yönüyle de halkı seferber etme niyeti taşıyor.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bunun yanı sıra savaş yavaş yavaş etkilerini göstermeye başlıyor. Gelen haberlere göre 3 milyondan daha fazla kişi İran içerisinde yerinden edilmiş. Tahran boşalıyor. Özellikle de Tahran’dan daha fazla göç var başka yerlere.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ve tabii ki bir tedirginlik ve endişe var. Hâlâ gıda tedarik zincirinde çok büyük bir aksama yok ama ciddi bir hayat pahalılığı başlamış. Fiyatlar bayağı yükselmiş. Bunu rahatlıkla söylememiz mümkün. Özellikle de gıda ve diğer ürünlerin dışında pek fazla satış yapılmıyor. Yani insanlar daha çok temel ihtiyaçlarına yöneliyor.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">İnternet hâlâ kesik. Dolayısıyla internete bağlantılı tüm işyerleri iş yapamaz hâle geldi. Birbirinden uzak olan insanlar kolayca da irtibat kuramıyorlar. Telefon ve mesaj servisleri açık. Yurtdışından telefon açılabiliyor ama birkaç saniyeden sonra telefon kesiliyor. Dolayısıyla Türkiye’den İran basınını net olarak izleyemiyoruz.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">İran yönetimi 500’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Protestolara yönelik türlü tehditler de var. “Sokağa çıkmayın, çıkarsanız ağır bedelleri olur.” şeklinde tehditler. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">1980-1988 arasındaki İran-Irak savaşı dönemindeki psikoloji de yavaş yavaş hâkim olmaya başlıyor. Yani savaş hâleti ruhiyesi.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span data-contrast="auto">İsrail ve ABD, İran altyapısını yok ediyor. İran’ın sanayisi önemli oranda zarar görmüş vaziyette. Devlet kurumları ve askerî tesisleri hiç söylemiyorum bile. Havaalanlarına yöneldiler, neredeyse uçak filolarını yok edecekler.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Savaşın gidişatına dair İran içinden görülen kaba manzara böyle özetlenebilir. </span></p>
<h3>Kim reformist, kim muhafazakâr?</h3>
<p><b><i><span data-contrast="auto">Rejimden bahsederken muhafazakâr ve reformist kanattan söz ediliyor. Kim bunlar, temsilcileri, siyasi ağırlıkları, savaşa yaklaşım veya genel olarak siyasi farklılıkları konusunda ne söyleyebilirsiniz?</span></i></b></p>
<p><span data-contrast="auto">Aslında Türkiye’de bazen reformcu denildiğinde rejim karşıtları, rejim muhalifi olarak algılanıyor. Doğru değil. Şöyle özetlenebilir.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">1979 İran Devrimi olduktan sonra bir İslam devleti kurmak istiyorlar. Ama İslam devletinin ekonomisi nasıl olacak? Devlet toplum ilişkisi nasıl olacak? Veya bir İslam devletinin dış politikası nasıl olacak? Mesela ABD, İsrail, Batı karşıtlığının bir İslami temeli var mıdır? Bunun gibi tartışmalar başlıyor. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">İhtilafın temeli ekonomiden başlıyor. Bazıları diyorlar ki İslam’da özel mülkiyet sınırlı bir biçimde saygılıdır. Aslında İslam tam anlamıyla kolektif mülkiyeti kabul ediyor. O nedenle devlet ekonomisi olmalı. İran ekonomisi toplumu önceleyen bir ekonomiye doğru gitmeli. Burjuvazi karşıtlığı olarak sunuyorlar bunu da. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bir grup ise buna karşı olarak diyor ki İslam’da özel mülkiyet saygındır. Helal yolla istediğiniz kadar para kazanabilirsiniz. Bu nedenle devlet insanların parasına, mülküne el koyamaz. Devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerekiyor.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu ayrışmada birinci  yani devlet ekonomisini savunanlara sol denildi. Diğer kesime de sağ. Bu solun sosyalist solla bir ilgisi yok tabii. İslamcı bunlar ve Humeyni etrafında olan kesimler. Humeyni, yani devrimin ilk lideri de ilk gruba dahil. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu kesim 1989’a kadar yönetiyorlar. Humeyni 1989’da ölünce Hamaney lider oluyor. Hamaney lider olduktan sonra solu tasfiye ediyor. Sağ olarak bilinen gruplar iktidarın her alanını ele geçiriyor. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">1997 seçimlerinde 89’a kadar sol olarak bilinen grup, 97’de reformcu kimliğiyle iktidara geliyor. Yani reformcu olarak adlandırdığımız kişiler aslında 1989’a kadar iktidarı elinde bulunduran, daha çok devletçi ekonomiyi savunan kişilerdir. Devrim ihracını savunan, aşırı Batı/ABD karşıtı ve Filistin davasına sahip çıkan bir grup. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ama 97’de reformcu kimliğiyle Cumhurbaşkanlığını ele geçirdiğinde daha o sola hiç benzemiyorlar. Yani neredeyse bir ideolojik dönüşüm geçirmişler. Batıyla uyumlu olmak istiyorlar. İran dış politikasında, Ortadoğu’da daha farklı bir yol, bir politika izlenmesini istiyorlar. Batı’yla daha uyumlu bir dış politika istiyorlar.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Sağcılara ise muhafazakâr, daha sonra da “usulgera” denmeye başlıyor. Yani “ilkeyi savunan” anlamında. Bunlar ise ABD karşıtlığını savunan, ülke içerisinde her tür kültürel, toplumsal ve siyasal  reddeden ve ona karşı çıkan grup olarak biliniyor muhafazakârlar. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Hamaney de muhafazakâr çizgiye yakın. O nedenle reformcuları engelliyor. Zamanla da reformcular iktidar alanından dışlanıyor. Birçok reformcu tutuklanıyor, içeri giriyor vs. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Muhafazakârlar silahlanmayı, İsrail karşıtlığını, Filistin davasını önceliyorlar. Direniş Ekseni olarak bilinen Irak’tan Yemen’e kadar uzanan vekil güçlerinin desteklenmesini istiyorlar. Hatta her türlü müzakereye, geri adım atmaya karşılar. Nükleerde müzakere taraftarı değiller. Muhafazakârların bu bölümü iktidarın kendisi haline geliyor. Devrim Muhafızları tarafından da destekleniyorlar. Devletin birçok kurumunda zaten bunlar en etkin pozisyondalar.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Reformcular ise tabii ki belli noktalarda görevde bulunsalar da etkin bir siyaset üretecek noktada değiller. Örnek veriyorum, Mesut Pezeşkiyan bir reformcu ve reformcuların cumhurbaşkanı. Ama pratikte reformcuları memnun edecek bir politika üretemedi. Çünkü İran’daki rejim içi dengeler çok fazla reform yapmaya da izin vermiyor. </span></p>
<h3>Mücteba Hamaney hangi boşluğu doldurdu?</h3>
<p><b><i><span data-contrast="auto">Pezeşkiyan ve Devrim Muhafızlarının savaş sürecinde zaman zaman çelişen açıklamaları bundan dolayı mı?</span></i></b></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu ikilemi aşmaları pek mümkün değil. Mesud Pezeşkiyan ve o kadro dış politikada daha farklı bir yol izlemek istiyor. Türkiye, Azerbaycan veya Araplara yönelik saldırıları doğru bulmuyorlar. Kabul etmiyorlar zaten. Kabul etmediklerini de belli ettiler. Ama Mesud Pezeşkiyan ve diğerlerinin savaş sürecinde pek fazla bir etkisi yok. Yani savaşı zaten onlar yürütmüyorlar. Savaşı Devrim Muhafızları yürüttüğü için kararı onlar veriyor. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bunu da şu şekilde meşrulaştırıyorlar. Diyorlar ki aslında savaşın bölgeselleştirme fikri, savaşın bölgeye yayma fikri, Hürmüz’ü kapatmak veya Arap ülkelerinin toprağındaki üsleri veya Arap ülkelerini vurma kararları Hameney döneminde alındı. Zaten o zaman bildirmişler ki bu kez savaş olursa savaşı bölgeselleştireceğiz. O nedenle Mesud Pezeşkiyan’ı Hameney’in sözünü uygulamamakla da suçladılar. Hatta öyle bir tepki verdiler ki, dikkat ederseniz yeni lider Mücteba Hameney’i Mesud Pezeşkiyan’ın özür dilemesinden 24 saat sonra seçtiler. Şöyle dediler: Yeni lider seçilmediği takdirde bu ikilemler, bu çelişkiler bir yönüyle de bir güç boşluğu, iktidar boşluğu yaratır. Ve bu iktidar boşluğu özellikle de savaş sürecinde ciddi şekilde zarar verir.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">O nedenden Mesut Pezeşkiyan özür diledikten sonra muhafazakârların önemli bir bölümü lideri hemen seçin diye bastırdı. Mücteba da böyle bir ortamda seçildi. Çünkü Mesud Pezeşkiyan geçici liderlik konseyinin üyesiydi anayasa gereği. Ve lider seçildikten sonra doğal olarak geçici liderlik konseyi zaten işlevsiz hale geldi. O çatlağı da Mücteba Hameney’i seçerek kapattılar. Ve Pezeşkiyan daha sonraki açıklamaları da değişti. Açıklamaları daha çok Devrim Muhafızları’nın açıklamalarına yakın oldu.</span></p>
<h3>“Protestolarda binlerce kişi öldürülmeseydi daha büyük kalabalıklara tanıklık edebilirdik”</h3>
<p><b><i><span data-contrast="auto">ABD ve İsrail saldırıları başlamadan hemen önce çok sayıda can kaybının yaşandığı kitlesel eylemler de vardı. Bu isyanın veya isyana sebep olan gelişmelerin şu anki atmosferde nasıl bir etkisinin olduğunu düşünüyorsunuz?</span></i></b></p>
<p><span data-contrast="auto">Savaş aslında protestoların hemen ardından geldi ve protestoların savaşta halkın tepkisini etkilediğini rahatlıkla söylememiz mümkün. Ama bu protestolar 8 ve 9 Ocak’ta öldürülenlerle ilgilidir. 8 ve 9 Ocak’ta İran yönetimine göre 3.117 kişiyi öldürüldü, öyle bir resmi rakam verildi. Binlerce kişinin öldürülmesi İran içinde farklı bir psikolojiyi hakim kıldı.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bunun akabinde savaşın gelmesi özellikle de yönetimden hoşnut olmayanları yönetime daha fazla yabancılaştırdı. Birçok İranlı rejim muhalifi, İran’a askeri müdahale olması gerektiğini bile savundular.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Mesela hepimizin bildiği isimler; Muhsin Mahmelbaf, Cafer Panahi, Behmen Kubadi, Muhammed Rasulov, bunlar İran’ın en ünlü yönetmenleri. Ama bir askeri müdahale istediler veya Şirin Ebâdi gibi insan hakları bağlamında Nobel ödülü almış kişiler bile buna yöneldi. Yani bu yönüyle de aslında o binlerce insanın öldürülmesi, özellikle de askeri müdahale isteyenlerin sayısını biraz daha artırdı.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Eğer o olmasaydı, yani o binlerce kişi öldürülmeseydi, belki bugünden daha farklı kalabalıklara tanıklık edebilirdik. Veya yönetim bu denli protesto bağlamında tetikte olmazdı. Sürekli protestoları uyarmazdı. Bu nedenle toplumsal protestoların süreci etkilediğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz.</span></p>
<h3>Rejim karşıtı muhalefet: Çoğunluk ama örgütsüz ve parçalı</h3>
<p><b><i><span data-contrast="auto">Bugün İran rejimine karşı konumlanan siyasi ve silahlı muhalif hareketlerin genel etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu grupların toplumsal/sınıfsal tabanı, ülke içindeki örgütlenme kapasitesi, savaş karşısındaki tutumları, beklentileri ve uluslararası aktörlerle ilişkileri konusunda nasıl bir tablo var?</span></i></b></p>
<p><span data-contrast="auto">İran’da rejim muhalifleri politik hareketlilik olarak söylersek zaten çok güçlü değiller. </span><span data-contrast="auto">İran yönetimi zaten güçlenmelerine herhangi bir şekilde de fırsat da vermiyor. Ama son yıllarda özellikle de 5-6 yıldır rejim muhaliflerinin önceki dönemlere göre daha fazla taban buldukları görülüyor. Ama rejim muhalifleri denildiği zaman parçalı, ideolojik, etnik, dilsel, mezhepsel farklılıkları çok olan kesimlerden bahsediliyor. Aynı zamanda örgütsüzler.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yani herkesi kapsayacak bir rejim muhalifi yok. Bir liderleri de yok. Biraz Pehlevi görünüyor. Rıza Pehlevi de sadece monarşi yanlılarını temsil edebilir. İran’daki diğer grupları temsil edemez.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ama eğer İran yönetiminin kabul edip edilmemesi anlamında konuşacaksak, toplumun büyük çoğunluğu İran yönetiminin değişimini istiyor. Yani İran’da bugünkü İran İslam Cumhuriyeti olarak bilinen bu dinsel kimlikli yönetimin yerine daha ufak bir yönetim isteyen kesim İran toplumunun büyük çoğunluğunu oluşturuyor.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ama tabii ki onlar politik bir aktivist sayılmadıkları nedeniyle rejim muhalifleri kategorisine girmiyorlar. Ama İran rejimine muhalefetin, toplumsal muhalefetin tabanı çok geniş. Ama rejim muhalifleri politik hareket olarak zayıf. Böyle bir çelişki var ortada. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Hem rejim muhalif olup hem de savaş karşısında olan gruplar ve insanlar var. Yani onlar diyorlar ki evet biz İran İslam Cumhuriyeti’ne karşıyız ama bu savaş sadece rejime yönelik değil. Doğrudan İran’a yöneliktir. Bu savaşı herhangi bir ahlaki olarak siyasi olarak kabul etmek mümkün değil. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bunu emperyalist savaş çerçevesinde tanımlayanlar var. Bazıları bu kavramı kullanmasalar da İran’ın bağımsızlığına, devlet olma özelliğine karşı yürütülen bir savaş olduğu nedeniyle bunu reddediyorlar. Bunu doğru bulmuyorlar. Onlar diyorlar ki, evet rejim değişikliğini istiyoruz ama rejimin değişikliğini yapacak olan yabancı güçler değil. Halkın kendisinin olması gerekiyor.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ama bunun yanı sıra askeri müdahaleyi savunanlar var. Bugün de böyle savunuyorlar. Özellikle de Pehlevi yanlıları, monarşi yanlıları çok açık şekilde bunu savunuyorlar.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Mesela İran’a yayın yapan Iran International televizyonu var. Bu kanal doğrudan savaşı destekliyor. Hatta bazı rejim muhalifleri “Burada toplanmışlar”, “Şurada varlar” gibi adres bile veriyorlar. Hatta İsrail ve Amerika, İran yönetimini zayıflatsın, devreye girelim şeklinde düşünenler de var.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Zannediyorum Pehleviler diyor, Gardı Cavidan diye bir ordumuz var. O önümüzdeki süreçte harekete geçecek diyorlar. Halkın Mücahitleri aynı zamanda silahlı mücadele yürüten bir örgüttür. Onun harekete geçme ihtimali var veya diğer silahlı grupların. Bunlar da İran yönetiminin güvenlik ve askeri zayıflığını görüyorlar.  O nedenle bu fırsattan yararlanmak istiyorlar. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yani İran rejim muhaliflerinin hepsi savaşı destekliyor demek de doğru değil. İran rejim muhaliflerinin hepsi savaşa karşıdır demek de doğru değil. Destekleyenler de var, karşı çıkanlar da var. Ama rejim muhalifleri içerisinde destekleyenlerin oranı daha yüksek. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">İran siyasetinin en ilginç olan yönü de burası. Monarşi yanlıları, yani Rıza Pehlevi yanlıları İran’da Fars milliyetçiliğinin en radikal savunucuları.  Ama ona rağmen İsrail’in ve Amerika’nın saldırısını meşru buluyorlar, destekliyorlar. Tabii ki belli koşulları var. Yani altyapıyı vurma, petrolü vurma, sivilleri vurma gibi şerhleri de var ama onun dışında bunu destekliyorlar. İran yönetimi bunları hain, ajan ve çok daha ağır şekilde “İrani” olmamakla suçluyor. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">O nedenle ben hep şunu söylüyorum: “İran halkı” diye bir ifade o kadar doğru değil. Maalesef İran toplumu kutuplaştı ve bölündü. Ve öyle bölündüler ki birbirlerini öldürmek istiyorlar, birbirlerini yok etmek istiyorlar.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Mesela Tahran Havaalanı’nı vurdular. Çok seviniyorlar çünkü daha kaçacak uçak bulamayacaklar ve biz de onların hepsini öldüreceğiz diye mutlu olan bir kesim de var. Bunların oranı ne kadardır, bunu bilemiyoruz. </span></p>
<h3>“İran’daki Kürtler fazla büyütülüyor”</h3>
<p><b><i><span data-contrast="auto">Türkiye’de de çok konuşulan bir Kürtlerin İran rejimine olan bakışı ya da alacakları pozisyon da çok tartışılıyor. Kürtler, Azeriler, Beluciler, Arapların bu savaşta alacakları ya da alabildikleri pozisyonlar ne sizce?  </span></i></b></p>
<p><span data-contrast="auto">Kürtlerden başlayayım. İran’daki Kürtler Türkiye’de de dünyada da fazla büyütülüyor. İran’daki Kürtlerin nüfusu 5 ila 7 milyon arasında. İran nüfusu 90 milyonun üzerinde. Kürtlerin siyasi hareketliliği İran’ın genelinde belirleyici olabilecek bir ağırlıkta değil. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Kürtler harekete geçtikleri takdirde var olduğu bölgelerde etkili olabilirler. O da sınır bölgelerinde. Merkeze doğru gidemezler. Belki orada etkili olduğu zaman merkezin üzerine bir baskı oluşturabilirler. Ama merkezde yani Tahran’da siyasal süreci belirleyici bir pozisyona gelemezler. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">2022’de öldürülen Mahsa Amini bir Kürt’tü. Mahsa Amini öldürüldükten sonra ortaya çıkan sürecin belirleyici olması, merkezdeki Farslar ve diğer kesimlerin kabullenmesiyle mümkün oldu. Yani Kürtlerin siyasal hareketliği İran’daki diğer gruplarla birlikte olduğu takdirde, etki üretebilir. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ama tek başlarına o etkiyi üretemezler. Hatta ters etki de yaratabilir. Amerika ve İsrail’in niyeti bölünme olarak algılanırsa durum çok daha farklılaşabilir. Biraz önce bahsettiğimiz rejim muhaliflerinin önemli bir bölümü ya karşı tarafa geçer ya da sessizleşir. İran yönetiminin yanında yer alanların sayısı bugünden olduğundan çok daha fazla artabilir.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ayrıca Kürtlerin muhtemel hareketliliği İran’daki Türklerin siyasal davranışını da etkileyebilir. İran’daki Kürtler Rojhilat için bir harita sunuyorlar. Doğu Kürdistan haritasına bakın. Azerbaycan-Ermenistan sınırından Körfez’e kadar bir harita çizmişler. Bunun içerisinde Azerbaycanlılara sadece Tebriz’i bırakıp, Tebriz’in dışında kalan bütün kentleri, özellikle de Türkiye sınırındaki bütün kentleri Rojhilat’a dahil etmişler. Yani Urmiye, Hoy, Meraga Mahabad, Bazergan, Maku, hepsini katmışlar. Lorları ve o bölgeyi, Kaşkay Türklerinin bölgelerini, Zagros Dağları… Körfez’e kadar. Sadece orada biraz Araplara küçücük bir Ahvaz diye alan vermişler. Diğerlerini ise tam anlamıyla Rojhilat olarak nitelendirmişler. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu başlı başına hem Türkler açısından hem o bölgede yaşayanlar açısından sorun teşkil edebilir. Yönetime destek olmasalar da pasifleşebilirler. Hatta gelecekte etnik çatışmanın temelini oluşturabilirler veya biri orada etnik çatışma oluşturabilir. Onu kışkırtabilir. Çünkü şu an itibariyle mesela İran yönetimi oralarda silah dağıtıyor. Çok farklı birimler kuruluyor. O alan çok riskli bir alan. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Diğer taraftan Beluciler küçük bir grup, 1,5-2 milyon. İran sınır bölgesinde. Pakistan-Afganistan bölgesinde de varlar. Onlar da yine Merkezi etkileyemezler. Zaten Sünniler. İran zaten mezhebi Şii olduğu için orada da bir kopukluk var. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Türkmenler var. Onlar da sınırda. Lorlar var. Kürtler Lorları Kürt olarak adlandırıyorlar. Zagros halkları olarak onları da kendilerinden sayıyorlar. Azerbaycan Türkleri var. 25-30 milyona yakın bir nüfusları var. Çok büyük bir Türk nüfusu yaşıyor İran’da.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Tabii ki devlet aygıtı çöktüğü takdirde buralarda etnik hareketleri, merkezkaç eğilimleri beklemek mümkün. Tarihte de olmuştur. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Şimdi Kürtler daha fazla bilindiği için ben Türklerden örnek vereyim. Azerbaycan Türklerinin entegre olduğunu söylüyorlar. Azerbaycan Türkleri Tebriz’de 1920’de Şeyh Muhammed Hiyabani liderliğinde Azadistan devletini kuruyorlar. 1945-46 Tebriz’de Seyit Şafak Pişeveli liderliğinde Azerbaycan Millî Hükümeti kuruluyor. 1979’dan sonra Tebriz yine kendisine belli bir derecede farklı bir yol çizmek istiyor. Yani şudur önemli olan. Merkezî devlet sarsıldığı takdirde Araplar, Beluciler, Türkmenler, Kürtler ve Azerbaycan Türkleri genelde kısa ömürlü olsalar da kendilerine farklı bir yol çiziyorlar. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Şu an itibariyle İran’da milliyetçilik önemli bir ideolojik bir güç hem Farslıların hem de Fars olmayanların içerisinde. Yani Türklerin de Arapların da Belucilerin de Kürtlerin de içerisinde milliyetçilik çok güçlü bir ideoloji. Bunu da düşündüğümüz takdirde merkezi devletin çökmesi durumunda merkezkaç eğilimler doğabilir.</span></p>
<h3>Rejimin iktidar dinamikleri</h3>
<p><b><i><span data-contrast="auto">2025 Haziran’daki 12 gün savaşı ve bugünkü saldırı dalgasında ağır darbelere ve kayıplara rağmen rejim kontrolü hızlı sağlayabildi. Bu sürekliliği sağlayan mekanizma hakkında ne söyleyebilirsiniz?</span></i></b></p>
<p><span data-contrast="auto">İran devleti olarak güçlü bir devlet aygıtıdır. Rejimi de çok güçlü bir rejimdir. Rejimin kolayca çökeceğini düşünmek doğru değil. Yani biz orada sadece çökerse diyoruz. Çökmüştür. Tarihte de çöktüğü dönemler olmuştur. Tabii daha sonra toparlanmış. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ama şu an itibariyle İran yönetimi güçlü bir direnç gösteriyor. Bu güçlülüğü hem İran devlet geleneğinin verdiği bir güç. Bunun yanı sıra sahip olduğu ideolojik yönetim modelinden de fazla güç alabiliyorlar. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">İran İslam Cumhuriyeti çok farklı örgütlenme modeline sahip. Bu farklı örgütlenme modeli sayesinde İran’ın en kılcal damarlarına kadar örgütlenebilmiş bir devlet aygıtıdır. Bu bağlamda dünyada benzersizdir.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Mesela Muharrem ayı oluyor. Tüm İran’da bu taziye sürecini örgütleyen yapılar var. Bunlar toplumun en kılcal damarlarına kadar girmişler. Buna benzer mesela Besiçler var, gönüllü milis olarak bilinir. Buna bağlı olarak farklı direniş birimleri var. Bütün devlet dairelerinde de aynı bu biçimde örgütlenmişler. O nedenle dolayı hem ideolojik olarak daha dayanıklılar hem de örgütlenme biçimi olarak da daha dayanıklılar. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">1979 İran devriminin heyecanı, ardından İran-Irak savaşının heyecanı ve Şiiliğin, özellikle de Kerbela ve Aşura’nın ve o şehadet ve şehitlik motivasyonu önemli bir güç olarak işlev görüyor. Şu anda da mesela İran caddelerinde dikkat ederseniz sürekli Haydar Haydar diye slogan atıyorlar. Hamaney veya diğerleri İmam Hüseyin’i örnek veriyorlar. Biz zillet kabul etmeyeceğiz diyorlar. Yani bu anlamda o mezhebi belli bir noktada ideolojikleştirip ve bunu özellikle de 1979’dan sonraki süreçte hem devrimin kendisinde hem İran-Irak savaşında hem de bunu Direniş Ekseni’yle Ortadoğu’ya yayarak farklı bir direniş ideolojisi oluşturmuşlar. Ve bu direniş ideolojisi ayrıca İran’ın kılcal damarlarına kadar yayılmış bir örgütlenme modeline de sahip.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Mesela Devrim Muhafızları bir ordudur. Ama bizim bildiğimiz bir ordu değil. Devrim Muhafızları aynı zamanda bir propaganda makinesidir. Aynı zamanda bir ideoloji makinesidir. Aynı zamanda bir politik süreci belirleyen bir unsurdur. Aynı zamanda bir ekonomik güçtür. Devrim Muhafızları başlı başına İran’ın her yerinde örgütlenmiş durumda. Sadece askeri anlamda değil. Sinemadan tutun ekonomiye kadar tüm alanlara girmiş durumda.</span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bu yönetimin ağları onları toplumun en derin katına kadar taşımış. 1979 devriminin de bir halkçı özelliği vardı. Bazıları ona ayaktakımı devrimi diyorlardı. O devrimin halkçı özelliği de buna katkı sağlamış. Çünkü halkçı özelliğiyle halkın hep içinde oldular. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Mollalık kurumu en önemli direnç noktalarından biridir. Mollalar toplumun her döneminde varlar. Orada şunu söylerler: Yasta da molla var, düğünde de molla var. </span><span data-contrast="auto">Camide de molla var, mezarlıkta da molla var. Evinde de molla var, dışarı çıktığında da molla var. </span></p>
<p><span data-contrast="auto">O nedenle dirençlidir, güçlüdür.  </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Karasal anlamda egemenliklerini şu an itibariyle koruyabilecek güçteler. </span><span data-contrast="auto">Dağılmıyor, çözülmüyor, bileniyorlar. O nedenle sürekli sokak çağrılarının yapılması da bu mobilizasyonun, direncin bir parçasıdır. Çünkü o sokağa gelen sadece sokakta kalmıyor, onlar farklı bir örgütlenme biçimlerinde de devam ediyor. </span><span data-contrast="auto">Bu nedenle direniyorlar ve dirençleri kırılması da kolay görünmüyor.</span></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>
</div>
<p><a href="https://millidusunce.com/sendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi/">Sendika.org sitesinin Arif Keskin söyleyişi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/sendika-org-sitesinin-arif-keskin-soyleyisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
