<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seyahat arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/seyahat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/seyahat/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Mar 2026 12:39:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Bu ruh ölmez!</title>
		<link>https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 19:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Camii]]></category>
		<category><![CDATA[gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[İlber Ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53054</guid>

					<description><![CDATA[<p>O, kabına sığmaz bir ruhtu. Önce onu görmek gerekir. O ruh yaramaz bir çocuk gibi huysuzdur.  Yerinde duramaz. Merakına hudut olmamasından daha ileri bir derdi, dertleri vardır. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/">Bu ruh ölmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&amp;linkname=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-ruh-olmez%2F&#038;title=Bu%20ruh%20%C3%B6lmez%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/" data-a2a-title="Bu ruh ölmez!"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlber Hoca</strong> yaşarken bize ayna tutardı. Şimdi gidişinin aynasında kendimizi seyrediyoruz.</p>
<p>Gidişinin ardından birkaç gün içinde yüzlerce yazı ve binlerce yorum geldi. Ben de gazete gibi kullandığım sosyal medya hesaplarımda üç ayrı yazıyla kervana katıldım. Mübalağa etmiyorum, yazılarımın onlarca sitede, grupta, sitede, hesapta tekrar yayınlandığını haber verdiler. Diğer yazılar ve yorumlar da eminim çokça yayılmıştır. <strong>İlber Hoca</strong>’nın bereketini böyle de gördük.</p>
<p>Bu daha başlangıç. Yazılanların çokluğu ve çeşitliliği bakımından rekor göreceğimiz anlaşılıyor. Şimdiden birkaç cilt edecek yazılar, bildiklerimize-düşündüklerimize ek dikkatler getirdi.</p>
<p><strong>Hoca</strong>’nın neleri sevdiğini topluca duymamız, görmemiz önemliydi. Her biri örneklik edecek sevmeleri nasıl yaşadığı-yaşattığı hususunda tezler yapılacağını umuyorum. Çok yönlü anlaşılacak bir meseledir. Çünkü merakına sınır yoktur. Merkezde insan vardır. Her bilginin, her dikkatin varacağı yer insandır. <strong>Hoca</strong>’nın insan tanıma merakı ilk karşılaşmada fark edilirdi.</p>
<h2>GÖÇEBE RUHLU YERLEŞİK AYDIN</h2>
<p>Açılacak bir meseledir. Göçebe ruhlu bir bilgin, her gittiği yerde insanı görür ve insana döner. Bunun hayatı merkeze koymak olacağını bilmek lazımdır. Gezerek görerek anlayanlar ilmi de yaşanır hale getirirler.  Gezginci ruhların şu veya bu merakı bilinir. Onunki dağcıların dağı, avcıların avı cinsinden lokal bir zevk değildi. Her yeri, insanı, eşyayı geçmişiyle, yani bütün yaşanmışlıklarıyla bilmek isterdi.</p>
<p>Görerek yaşayan bir insandı. İlim hayatı da görmekle derinleşirdi. İki hafta önce hastaneden çıkınca artık gezemeyeceğini söylediğinde eklediği cümle tam da buydu: “<em>Artık böyle çalışacağız.</em> <em>Görmeden gezmeden nasıl çalışılırsa..”</em></p>
<p>Yakından tanıyanların da, beraber çalıştığı bazı isimlerin de düşüncelerini bu sözün süzgecinden geçirmeden söylediklerini düşündüm. Hâlbuki kendini can alıcı özelliğiyle veren bir cümleydi.  Değerlendirmelerde merkezî bir bakış edinmemizi sağlayacaktı. O dikkat olmayınca söylenen fikirler ve yorumlar yerine tam oturmadı. Birilerine ders verme, ahkâm kesme, rol biçme alışkanlığımızın ucuz örneklerine benzediğini de düşündürdü.</p>
<p>O yazılarda, konuşmalarda sıkça tekrar edilen, dizini büküp büyük eserler için çalışmadığına dair eleştirilerdi. Kütüphaneye, arşive dalarak yazdıklarına ekleyeceği daha büyük eserler yazabileceğini söyleyenlerin üzüntüsü elbette değerlidir. Fakat <strong>Hoca</strong>’yı tanıyorsanız burada küçük sanılan temel bir problem olduğunu görürsünüz. Bu görüş, yaşanana, gerçeğe, <strong>Hoca</strong>’ya uymuyor. <strong>Hoca</strong>’nın nasıl bir insan ve bilim adamı olduğuna bakmadan hüküm verilemez. Karakterinin şekillenmesi önemlidir. Entelektüel hayatına bakmak önemlidir. Unutmamak gerekir ki o bu şekilde hareket etmeyi tercih etmiştir. Şuurlu bir seçimdir ve daha önemlisi şimdi tam biliyoruz ki ona çok uymuştur.</p>
<h2>KENDİSİ OLMAYI BAŞARMIŞ ADAM</h2>
<p>Bilelim ki<strong> Hoca</strong> kendisi gibi yaşadı. Ciddî ilmî eserler de verdi; her okumuşa hitap edecek kitaplar, yazılar da yazdı. Daha çok da konuştu. Bunlardan popülerleştirilenlerin diğerlerinden daha az değerli olduğu söylenemez. Başta <strong>İlber Hoca</strong>’nın kendisi bu fikre katılmazdı. İlim âleminde kabul görmeden de, lise yıllarından itibaren çok bilmek ve bunu herkese ulaştırabilmek istediği açıktır. Taşan merakının ve geniş kültürünün daha geniş bir çevreye ulaşmasını istedi. Bunun için çok çalıştı. Bir tarz inşa etti. Yeni bir yol açtı. Frenklerin “<em>public entelektüel”</em> dedikleri cinsten her kesime ulaşabilen bir aydın oldu.</p>
<h2>HER ALANDAN KONUŞAN VE TAŞAN ADAM</h2>
<p>En ağır görünen konuları herkesin anlayacağı hale getirmesi üzerinde durmak lazımdır. İmkânsız görünen sade anlatışlar edebiyatın <em>sehl-i mümtenî</em>si gibidir. Usta sanatkâr işidir. Bildiklerini hazmetmekten öteye geçmek ve filozofisine varmaktır. Kolay elde edilmez.</p>
<p>Hoca her zaman derindi. Tembel denemez, çok çalıştı. Her zaman çalıştı. O neşe kaynağı görünen insanın derin endişeleri vardı. Derdi tasası memleket olanın rahat bir uyku uyuması zaten düşünülemez.</p>
<p>Memleket, <strong>İlber Hoca</strong>’nın aşılmaz hudududur. Taviz kabul etmez sevdasıdır. Türk vatanına sımsıkı sarılmasında son asırlarda yaşanan toprak kayıplarımızın ve bitmeyen göçlerin sarsıcı etkisini unutmamak lazımdır. Hükûmetleri eleştirir, devletin üzerine titrer. Açılımlar gibi hesapsız işlere karşı hassasiyetinde de bu etki vardır. <em>“Türk! Türk! Türk!”</em> demesi boşuna değildir. Onu Türklük söz konusu olunca kükrer görürsünüz. Batı ülkelerinde Türklüğüyle daha keskin davrandığını ve anlı şanlı batılı ilim ve siyaset adamlarını nasıl mat ettiğini bilenlerden dinlemek lazımdır.</p>
<p>Söylenenlere bakalım da olanı da görelim. <em>İlim adamı şöyle olur, böyle yapmalıdır</em> dediğimiz elbise bazılarına uymaz. <strong>İlber Hoca</strong>’ya uymuyor. O, kabına sığmaz bir ruhtu. Önce onu görmek gerekir. O ruh yaramaz bir çocuk gibi huysuzdur.  Yerinde duramaz. Merakına hudut olmamasından daha ileri bir derdi, dertleri vardır. <strong>Taşansu Türker</strong>’in Galatasaray’daki törende dediği de odur. <strong>Hoca</strong>, klasik manada bir <em>ilmiye</em> mensubunun örneği gibi davranırdı. Çok sevdiği <strong>Ahmed Cevdet Paşa</strong> gibi, <em>ilim, idare</em> ve <em>siyaset</em>i bünyesinde taşıyan bir aydın profili. Bir düşünce adamı. Bir entelektüel.</p>
<p>Konuşacaklarımızı bu tespitten sonra yerine oturtabiliyorsak manası vardır. Yoksa onu anlamış ve anlatmış olmayacağımızı düşünürüm.</p>
<h2>HOCANIN KALABALIK YALNIZLIĞI</h2>
<p><strong>İlber Hoca</strong> hayatının son 26 yılını yalnız yaşadı. Kalabalık bir yalnızlıktı. Hocalığında öğrenciyle yetinmedi. Bürokratlığında ona dünyayı ağırlamak da yetmedi. Hepsinden zevk aldı ama yetmedi. Durmadan başka ufuklar arayan bir ruhun insan ve çevreyle beslenmesi kolay olmuyor, olmaz.</p>
<p>Dünyayı dolaştı. Her gittiği yerde verimli görüşmeler ve çalışmalar geçirdi. Her yerden Türkçe duymayı ve memleket insanını, yemeklerini, havasını, suyunu, özleyerek döndü. Nerede ne vardır bilirdi. Sıkça söylemekte sakınca görmem, tarihi de o ayrıntılarıyla bilirdi. Yaşayanla gidenin onun için bu bakımdan farkı olmadığını her zaman hisseder, anlar ve görürdünüz. <strong>Yahya Kemal</strong>’in Türkiye’nin nüfusunu soran Batılı dostlarına “<em>yüz milyon”</em> dediğinde şaşıranlara “<em>Biz ölülerimizle beraber yaşarız..”</em> demesiyle aynıdır.</p>
<p>Tarihi yaşayan ve yaşatan bu büyük ruhların dünyası dünyadan ibaret değildir. Fakat merkez bellidir. <strong>İlber Hoca</strong>, derdi tasası memleket olanlardandı. Memleketi karış karış dolaşmasında başka bir ruh gezinir. Ulaştığı insanlar her kesimdendir. Köylüsü, kentlisi, okumuşu, okumamışı, şu veya bu düşüncede oluşu pek fark etmez. Yoluna çıkan herkesle bir türlü temas kurar.  Herkesin ona bir tarafından baktığına şaşırmamıza şaşılmaz. İşte o bakışlar uzun yılların memleket gezilerinden, konuşmalarındandır. Bu kadar insan ve bakış çeşitliliğinin <strong>İlber Hoca</strong> sevgisinde buluşması türünden bir başarı pek görülür şey değildir.</p>
<p>Hakkında bu kadar net hüküm vererek konuşabileceğimiz kimseler bu dünyaya ender gelir. İnsanlığı bir konuda aydınlatacak büyük ilim adamı gelir.  Şu veya bu sanatın el üstünde tutulacak yüksek yaratıcısı gelir. Dünyaya fayda sağlayacak buluş sahibi gelir. Yönlendiricisi, siyasetçisi, kurtarıcısı gelir. Az gelir ama gelir. Onlar içinde, bilimden sanata ve hayata uzanan dikkatleriyle yaşayan bir <em>fenomen</em> tipi daha da az gelir. <strong>İlber Hoca</strong>’nın ayırıcı özelliği budur ve kişiliğine, hatırasına buradan bakılacaktır.</p>
<h2>FATİH CAMİİ HAZÎRESİ</h2>
<p><strong>İlber Hoca</strong>’nın gezip konduğu yer ona çok yakıştı. Taziye için arayanlar bana da sordular. Soranlar çok olunca yazdım da.  “<em>Gelibolu’ya gömülmek istemiş, neden Fatih Camii Haziresi’ne defnedilecek?”</em> dediler. “<em>Düşünenler iyi düşünmüş.</em> <em>Hoca Fatih’in ayakucunda yatmaya niçin itiraz etsin? Lütûf kabul ederdi..</em>” dedim.</p>
<p>Gelibolu’yu niçin istediğini de ayrıca yazmak lazım. Çanakkale, bizim dünyada benzeri az olan zaferimizdir. İngiliz’in, Alman’ın, İtalyan’ın yok. Türk’ün var. Yabancıların şahitliğini de hatırlatarak hep bunu söylerdi. Bazen söylerken dayanamaz ağlardı. <strong>Âkif</strong><em>, Necid Çölü</em>’nde <strong>Kuşçubaşı</strong> ile görevdeyken zafer haberini almış ve <em>Çanakkale Şehidleri</em>’ne ithafen o şiiri söylemişti. Memleket dalgalanmıştı. İstanbul’da o şiir ruh olup esmişti. Şiiri okuyan <strong>Süleyman Nazif</strong> heyecanla o meşhur sözü haykırmıştı: “<em>Allah&#8217;ın şairleri var!”.</em></p>
<p>İşte <strong>İlber Hoca</strong>’yı ağlatan bu zaferi söyleyen şiirden önce o muazzam ölüm kalım mücadelesiydi. “<em>O boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi/ En kesif orduların yükleniyor dördü beşi</em>” mısralarıyla başlayan şiir. “Gömelim gel seni târîhe desem sığmazsın” mısraıyla kanatlanan şiir. Şairinin çoğu şiirlerini didaktik söylediğine takılarak konuşanları estetiğiyle, duygusuyla dilsiz edecek şiir. <strong>Âkif</strong>’in sanatını taçlandıran şahane söyleyiş. Ve <strong>Süleyman Nazif</strong>’in şiirden damıtılmış cümlesi.</p>
<p><strong>İlber Hoca</strong>’nın, destanın yazıldığı mekânda, şehitlerle beraber son uykusuna varmak istemesi de beni hep ağlatırdı. O tarihin çocuklarıyız. Bu ruh ölmez!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/">Bu ruh ölmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bu-ruh-olmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zigetvar’da İlk Gün</title>
		<link>https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 19:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Paşa / Müezzinzade Ali Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Paşa Camisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[budapeste]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[İnebahtı Deniz Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel miras]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Mescit (Mecset)]]></category>
		<category><![CDATA[Miklos Zirinyi]]></category>
		<category><![CDATA[Neoklasik mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Turbek]]></category>
		<category><![CDATA[Zigetvar]]></category>
		<category><![CDATA[Zigetvar Kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Zirinyi Meydanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu kadar biliriz! İnebahtı’nın bir de Ali Paşa’sı varmış! Müezzinzade Ali Paşa.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/">Zigetvar’da İlk Gün</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&#038;title=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" data-a2a-url="https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/" data-a2a-title="Zigetvar’da İlk Gün"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Zigetvar 10-12 bin nüfuslu bir küçük kasaba.</p>
<p>Aylar önce bu küçük kasabada bir otel rezarvasyonu yaptım. Zaten şehirde otel adı altında iki yer görünüyordu. Onların dışında günlük kiralanan evler filan vardı. İki otelden, fotoğrafları gözüme güzel görünenden odamızı ayırttım.</p>
<p>Turbek’i keşfetmenin heyecanı ve garip duygularıyla Zigetvar kasabasına hava kararmaya yüz tutmuşken girdik. Navigasyona otelimizin adresini yazmıştık. Dar bir sokağa getirip bıraktı bizi. İki kapının önüne. Bir garaj kapısı, bir yaya kapısı, ikisi de kapalı. Alıştığımız gibi bir otel girişi değil bu. Duvarda otelin adı yazılı. Adres doğru! Duvarlar yüksek, içeriyi görmek mümkün değil. Kapılara önce kibarca, sonra sertçe vuruyoruz. Kapılar bir bahçeye açılıyor, bahçenin bir tarafında tek katlı bir ev var. Ağaçların tepesi, evin çatısı… Dışarıdan gördüğümüz bu. Evin etrafını fırdolayı dönüyoruz, başka kapı var mı? Yok! Binanın yola bakan tarafında pencereler kolumuzun uzanabildiği yükseklikte. Camları tıklatıyoruz. Gülelim mi ağlayalım mı? Otel camı tıklatıyoruz! Nafile! İn cin top oynamakta! Bir şey sormak için etrafta da hiç kimse yok. Otelin adının yazılı olduğu levhada bir telefon numarası var. Ama bizde telefon yok! Budapeşte Havalimanı’nda alıp cep telefonuna taktırdığımız sim kart sadece internet haberleşmesine açık. E-posta gönderiyorum, geldik, nerdesiniz diye, işe yaramayacağını bile bile. Şaşkın ve üzgün bekliyoruz. Yarım saat geçti, kırk dakika geçti… Şaşkınlık ve üzgünlük kızgınlık olmaya başladı. O sırada karşı apartmanlardan birinden bir adam çıktı, eşim koştu yanına. Mucize gibi bir şey ama adam biraz İngilizce biliyormuş! Derdimizi anladı ve hemen kendi telefonundan duvardaki numarayı çevirdi, durumu anlattı. Telefon henüz kapanmıştı ki karşı köşeden tombulca bir hanım koşa koşa geliyor. Belki telefon etmesek de geliyordu, orası anlaşılmadı. Özür dileye dileye geldi, kapıları açtı. Çok şükür! Hemen odamızı gösterdi, elimizi yüzümüzü yıkadık, kendimize geldik.</p>
<p>O sırada bir hanım daha göründü. Neden otelde değildiniz filan diye hesap sormayı düşünmedik artık. Olan oldu! Hanımlar hem İngilizce bilmiyor, hem otelcilik bilmiyor. Odamıza girdik ama otele kayıt yapılacak haliyle. Normal otellerde bu iş iki dakikada biter. Pasaportunuza, kimliğinize bakarlar, rezervasyonunuzu kontrol ederler, oda anahtarınızı verirler elinize, bitti, gitti. Bizim iki hanım küçük bir odada bilgisayarın başına geçtiler, kaydımızı yapacaklar. Ama yapamıyorlar! İkisi de bilgisayar kullanmaya yabancı, otel işletmeye yabancı. Bir türlü işin içinden çıkamıyor, arada daha iyi bilen birini -herhalde otelin asıl yöneticisi o- arayıp danışıyorlar. Bilgisayar sayfasında sorular var, Macarca. Bizim yardımcı olmamız mümkün değil. O soruları Google marifetiyle İngilizce’ye çevirip bize soruyorlar. Şimdiye kadar hiç bir otelde karşılaşmadığımız sorular. Bir ara Macaristan konsolosluğunda sorguya çekiliyoruz sandım. Yine de işi bilen biri beş dakikada hallederdi. Bir saatten fazla sürdü bu çile.</p>
<p>Sonra öğreniyoruz ki hanımlar iki kardeş. Katrina ile Suzanna. Burası altı yedi odalı tertemiz, konforlu, şık bir villa. Önceleri çocuk yuvası imiş. Birkaç yıldır da otel. Sahibi doktormuş ama Norveç’te yaşıyormuş. Bu iki sevimli hanım ve telefon ettikleri o adam işletiyormuş burayı. Şu anda bizden başka müşteri yok. Bütün bunları sohbet ederek öğrendiğimizi sanmayın. Kardeşlerden Katrina daha becerikli, cep telefonuna söyleyeceğini Macarca yazıyor, Google İngilizce’ye çeviriyor, biz okuyoruz. Biz kendi telefonumuza Türkçe yazıyor, Macarca’ya çeviriyoruz, ekranı gösteriyoruz. Böylelikle anlaştık. Ama anlaştık! Kadınlar hemcinsleriyle anlaşmanın yolunu illa ki buluyor. Karşılıklı çocuklarımızı, torunlarımızı bile öğrenip torun fotoğraflarını gösterip “Ne şeker şeyler” bile dedik!</p>
<p>Sonra mutfakta kullanmamız için bazı eşyanın yerini gösterip kahvaltıda ne istersiniz deyip evin anahtarlarını teslim edip iyi geceler dileyip bahçe kapısını da kilitlemeyi unutmayın diye uyarıp gittiler. Olur! Otel bize kaldı.</p>
<p>Böyle bir macera ile girdiğimiz otelde sabahleyin Katrina’nın hazırladığı kahvaltıdan sonra bahçeye çıkınca karşımda bir kilisenin beyaz çan kulesini gördüm. Etrafı dolaşalım diyerek kule istikametinde yürüdük. Küçük bir meydan, taşıt trafiğine kapalı, birkaç kahve, dükkân. Göz kamaştırıcı bir temizlik. Küçük bir meydan dedim ama Zigetvar’ın en geniş meydanı olduğunu öğreniyorum. Zirinyi Meydanı imiş burası. Zirinyi, malum, Osmanlı ordusu kuşattığında kalenin kumandanıydı. Beyaz kilise meydana bakıyor. Kapısının kenarında bir levha. Adı neymiş derken… Levhada “Ali Paşa” kelimelerini görmeyeyim mi? Yeni bir heyecan… Macarca levha aynen şöyle. Başlık: Müemlek. Yani: Tarihî eser.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-52233 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg" alt="" width="242" height="350" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg 242w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11-207x300.jpeg 207w" sizes="(max-width: 242px) 100vw, 242px" /></p>
<p><strong>Ali Paşa Camisi 1598 yılında inşa edilmiştir. 1885’te Janos Lakatits tarafından kubbesindeki fresk resimleriyle donatılmıştır.</strong></p>
<p>Mabet gözümde başka bir hüviyet kazanıyor.</p>
<p>Bu Ali Paşa’nın hangi Ali Paşa olduğu üzerinde tarihçiler epey kafa yormuşlar. En kuvvetli ihtimal Müezzinzade Ali Paşa olduğu.</p>
<p>Seyahatin en iyi tarafı bu! Zamanında okunup unutulan, unutulmaya yüz tutan ya da şöyle böyle hafızamızda kalan bilgileri bir daha unutulmamacasına zihnimize yerleştiriyor. Mesleği tarih olanları bir yana koyuyorum elbette. Birleşik Haçlı donanmasına karşı yapılan İnebahtı Deniz Savaşı’nı hepimiz okumadık mı lisede? Okuduk. İnebahtı yenilgisi… Osmanlı donanmasının yakılışı… Ve Sokollu’nun, galipleri temsilen gelen Venedik elçisine o meşhur sözü: “Biz sizden Kıbrıs adasını almakla kolunuzu kestik; siz İnebahtı’da donanmamızı yakmakla sakalımızı traş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez, ama traş edilen sakal daha gür çıkar.”</p>
<p>Bu kadar biliriz! İnebahtı’nın bir de Ali Paşa’sı varmış! Müezzinzade Ali Paşa.</p>
<p>Ali Paşa Zigetvar kuşatmasında yeniçeri ağası. Çok yararlıklar göstermiş. Seferde bizzat bulunup şahit olduklarını kaleme alan Sokollu’nun sır katibi Feridun Ahmet Bey, Ali Ağa’nın Zirinyi’nin başını bir sırığa takıp getiren kişi olduğunu yazar. Bu kadar da değil! Feridun Ahmet Bey, Ali Ağa’nın ismini bir çok defa anar ve nihayet der ki: “Kale içinde padişah hazretlerinün nam-ı şeriflerine bir cami-i şerif dahi bina olunmak lazımdur diyü yeniçeri ağası Ali Ağa’ya sipariş olunmuşdı. Ol dahi zikr olunan cami-u şerifin binasına mukayyed olmışdı…..”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> Ve caminin yapımında kullanılacak malzemelerden bahsederek devam eder.</p>
<p>Zigetvar’daki Ali Ağa, İnebahtı’da paşa ve bir kara askeri olmasına rağmen Kaptan-ı Derya. İkinci Selim, kendisini pek sevdiğinden kızlarından biriyle evlendirmiş. Yani, Ali Paşa saraya damattır. Sonra da Kaptan-ı Derya yapılır. İnebahtı Deniz Savaşı’nda donanmadaki çok tecrübeli denizcilerin -ki onlardan biri, o zaman Uluç Ali Reis olan sonraki adıyla meşhur Kılıç Ali Reis idi-,  tavsiyelerine kulak asmayıp kendi bildiği planı uyguladı ve sonuç büyük bir yenilgi oldu. Sadece Uluç Ali Reis, yakılan Osmanlı donanmasından emrindeki filoyu kurtarıp İstanbul’a ulaştırabilmiştir.</p>
<p>Müezzinzade Ali Paşa, bu savaşta kendisi de vuruşarak şehit düşmüştür.</p>
<p><em>Sicill-i Osmanî</em> yazarı Mehmet Süreyya Bey, eserinde “Denizciliği bilmediğinden hayli yetişmiş tersane beyinin de birlikte şehit düşmelerine sebep olmuştur.” diye yazar.</p>
<p>Amerikalı askerî tarihçi Paul. K. Davis’in <em>Antik Çağdan Günümüze 100 Belirleyici Savaş</em> kitabında yazdıkları ise çok daha can yakıcıdır:</p>
<p>“İnebahtı, askerî bir zaferden öte, manevî bir zaferdi. Osmanlı Türkleri on yıllardır Avrupa&#8217;yı dehşete düşürmüştü ve Kanunî Sultan Süleyman&#8217;ın zaferleri, Hristiyan Avrupa&#8217;da ciddi endişelere yol açmıştı. İnebahtı yenilgisi, İkinci Selim yönetimindeki Osmanlı kudretinin hızla gerilemesinin bir örneğiydi ve Hristiyanlar Osmanlıların gerileyişine sevindiler. Osmanlı gücünün esrarı bu savaşla önemli ölçüde zedelenmiş ve Hristiyan Avrupa&#8217;nın yüreğine su serpilmişti.”</p>
<p>Caminin yapım tarihi 1598. Müezzinzade Ali Paşa İnebahtı’da 1571’de vefat ettiğine göre? Yine tarihçiler der ki, ya 1598 tarihi yanlıştır ya da eser Ali Paşa’nın ölümünden sonra bıraktığı vakıf gelirleri ile tamamlanmıştır.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-52231 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Günlerden pazardı. Şimdi Katolik kilisesi olan bu mabette herhalde pazar âyini yapılacaktı ama vakit erken olduğu için mi bilmem kimsecikler yoktu. Kapıyı bir kadın görevli açtı. İçeri girip göz gezdirdim. Freskleri, heykelleri, mumlarıyla herhangi bir Katolik kilisesi. Yalnız giriş holünde bir kenarda, üst üste konmuş iki adet taş hamam kurnası var. Bizden kalan tek şey! Etraftaki bir Türk hamamından kalan iki hatıra. Bir de kiliseye dışarıdan baktığınızda yan cephe pencerelerinin “bizim üslupta” olduğunu görürsünüz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-52232 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Evliya Çelebi iki minaresinden birine çıkıp şehri buradan seyrettiğini söyler. Şimdi kilisenin de iki kulesi var.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52234 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1.jpeg" alt="" width="1600" height="1200" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1.jpeg 1600w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-1536x1152.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p>Çevresi neoklasik taş binalarla çevrili, sadece yaya trafiğine açık Zirinyi Meydanı’nda Miklos Zirinyi adına bir aslan heykeli var. Elimdeki bilgiler aslanın ayakları altında Osmanlı bayrağı olduğunu yazıyor ama kaide yüksek olduğundan ben bu ayrıntıyı göremedim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52229 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3.jpeg" alt="" width="1263" height="878" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3.jpeg 1263w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3-300x209.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3-1024x712.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3-768x534.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1263px) 100vw, 1263px" /></p>
<p>Tenha ve çok temiz sokaklarda dolanırken, az ötede iki bina arasına sıkışmış sarı badanalı bir kilise daha çıktı karşımıza. Kapısındaki levhada iki kelime hemen dikkatimi çekti: Török mecset. Török Türk demek, malum. “Mecset” kelimesiyle Budapeşte’de tanışmış ve şaşırmıştık: Mescit. Levhada şunlar yazıyor:</p>
<p><strong>Bu kilisenin temeli 1713 yılında bir Türk camisinin yerine atılmıştır. Manastır 1740 yılında, üçlü ana sunak ise 1768 yılında inşa edilmiştir.</strong></p>
<p><strong> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52230 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></strong></p>
<p>Bir Türk camisinin yerine…. Camiyi kiliseye döndürdükten sonra böyle bir not koymayabilirlerdi ama koymuşlar. Hatırayı tamamen yok etme gereği duyulmamış. Macaristan’da bunu hep gördüm. Bu hangi paşanın camisi idi acaba? Bu konuda bilgi bulamadım. Bina diğer binalar arasında bitişik nizamda sıkışmış görünüyor ama “manastır” kelimesi geçtiğine göre içeriye doğru genişliyor olabilir. Kapı kapalıydı. Belki kilitli değildi, bilmiyorum. Ama yoklamadığıma pişman oldum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52228 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Benim Zigetvar’a yine gelmem gerek! TİKA ve Peç Üniversitesi’nin yürüttüğü çalışma sonlanır da bulunan Osmanlı kalıntıları ziyarete açılırsa… O kapıyı da yoklarım, hem Suzanna ile Katrina kardeşleri de bir kere daha görürüm. Otelciliği biraz daha öğrenmişler mi, bakarım!</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Feridun Ahmet Bey, Nüzhet-i Esrar&#8217;ül Ahyar Der Ahbar-ı Sefer-i Sigetvar</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/">Zigetvar’da İlk Gün</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
