<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sezen Aksu arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/sezen-aksu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/sezen-aksu/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Feb 2022 16:25:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Çamlıca’dan aşağı</title>
		<link>https://millidusunce.com/camlicadan-asagi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/camlicadan-asagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[dincilik]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[minik serçe]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37759&#038;preview=true&#038;preview_id=37759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böyle devam edemeyeceğimiz açık. Bu iş bozulduğu yerden düzelecek. İlahiyatçılar, aydınlar, halk bu konunun takipçisi olacak. Siyasetçilere, din bezirgânlarına, “Cami hepimizindir. Siyaset böler, cami birleştirir. Camiyi de bölücülüğe alet edemezsiniz.” diyeceğiz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/camlicadan-asagi/">Çamlıca’dan aşağı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcamlicadan-asagi%2F&amp;linkname=%C3%87aml%C4%B1ca%E2%80%99dan%20a%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcamlicadan-asagi%2F&amp;linkname=%C3%87aml%C4%B1ca%E2%80%99dan%20a%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcamlicadan-asagi%2F&amp;linkname=%C3%87aml%C4%B1ca%E2%80%99dan%20a%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcamlicadan-asagi%2F&amp;linkname=%C3%87aml%C4%B1ca%E2%80%99dan%20a%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcamlicadan-asagi%2F&#038;title=%C3%87aml%C4%B1ca%E2%80%99dan%20a%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/camlicadan-asagi/" data-a2a-title="Çamlıca’dan aşağı"></a></p><p>Dinle ilgisiz dindarlık görüntüleri altında boğuluyoruz. <em>Dini tutamak ederek</em> giriştiğimiz akıl almaz işler arasına yirmi gündür <em>Sezen Aksu’</em>nun şarkısı da girdi. <em>Dinden geçinme</em>nin vardığı yeri, o dehşetli arızamızı konuşmak için iyi bir imkândı, değerlendiremedik.</p>
<p>Camilerin siyaset ve Türkler için sapa bir ideolojiye dönüşmüş kupkuru, kaba ve saldırgan din algısının sloganlarıyla dolduruluşunu yaşıyoruz. Evet, bu haliyle camiler artık büyük ölçüde cami olmaktan çıkarılmıştır. Diyanet ve cami adamları, sadece kisveleriyle ve sözlerine giydirdikleri din kisveli kelimelerle dinden görünür haldeler. Konuştuğum ilahiyatçıların önemli bir kısmı da bu durumdan dert yanıyorlar. Dinin düşürüldüğü durumdan içleri yanarak bahsediyorlar.</p>
<h2><strong>Hangi din?</strong></h2>
<p>Bu ortamı kullanan saldırgan bir siyaset var. Dini kendi gerçeğinde anlamaya tahammülleri yok. Din sadece onların dediği.  Durum budur ve böyle devam edemeyeceğimiz açıktır. Konuşulur, tartışılır ve cami, kürsüsüyle, minberi ve mihrabıyla dinden görünen siyasetin ve ideolojik göndermelerin mekânı olmaktan kurtarılır. Başka yol yoktur. Acı gelse de söyleyeceğim: <strong> </strong><em>Çamlıca Camii</em>, âdetâ yaşadığımız dönemin anlayışının öncü sergi yeri haline geldi. Yapılacağı ilan edildiği günden başlayarak çıkan haberlere bakan, hep tatsızlıklar görür. En son bu camide <em>Sezen Aksu</em>’nun şarkısı bahane edilerek bir harekete girişildi. Bu üçüncü yazıda o hadisenin en vahim tarafını ele alacağımı anlamışsınızdır.</p>
<p>Camideki yersiz çıkışın kaç türlü kötülüğüyle beraber <em>dinden geçinme</em> tarafı hiç konuşulmadı.  Esasen, cemaatsiz cami yapmaya kadar varan, esaslı bir görgüsüzlük-kültürsüzlük meselesi halinde maruz kaldığımız bu bozulma sayıya gelmez örnekle önümüzdedir. <em>İmamoğlu</em>’nun İngiliz Elçisiyle yediği balık bir ay gündem edildi, hayatımızı zehirleyen bu din alıp din satma mesele edilmedi. Kafalardaki bozgunu ve değer aşınmasını düşünebiliyor musunuz?</p>
<h2><strong>Sormak lazım</strong></h2>
<p><em>Çamlıca Camii</em>’nde çekilen o görüntüleri gören din ticaretinin sınır tanımazlığını anlar. Yanlışı düşündürmek için hatırlatmak lazım: Camide herkes cemaatin birer neferidir. Orada, namazı kıldıran ve hutbeyi okuyan dışında kimsenin başka sıfatı olamaz. O görevliler de bundan dolayı bir üstünlük kazanmazlar, sadece sorumlulukları artar.</p>
<p>Kim, hangi münasebetsiz, cemaatten biri olmak dışında bir sıfatı olmaması gereken <em>Tayyip Bey</em>’e o mikrofonu verdi? Hangi sıfatla verdi? Konuşan hangi sıfatla konuştu? Namaz sonrası cami içinde <em>Sezen Aksu’</em>ya veya bir başkasına tehdit yollu o sözleri hangi hakla edebildi? Bunlar konuşulmuyor. <em>Sezen</em>’in şarkıcılığı, bestekârlığı konuşuldu. <em>Ahmet Bican Ercilasun</em> Hoca, Yeniçağ’da o şarkı sözünün(bana kalırsa şarkı sözlerinin hepsi için geçerli) şiire benzemediğini <a href="https://www.yenicaggazetesi.com.tr/dem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi-507011h.htm" target="_blank" rel="noopener">yazdı</a>). Ben, bir önceki yazımda, <em>Sezen</em>’in şiir denerek yayınlanan sözlerinin <em>Tayyip Bey</em>’e cevap olarak güçlü bir çıkış olduğundan bahsettim.  Beğenmesem de sanat çilesine saygıyla bu olayda yanında olduğumu söyledim. Fakat kimse camide siyaseti sormadı, sormuyor ve konuşmuyor.</p>
<p>İşin bir başka tarafı da vahim: Diyelim ki <em>Tayyip Bey</em> bana mikrofon getirin, konuşacağım demiş olsun. O caminin görevlileri, kendini din adamı sayanlar, cemaattekiler, hepimiz, “<em>Burada olmaz sayın Cumhurbaşkanı!”</em> diyebilmeliydik. Hiçbir devlet büyüğü namaz kılmaya geldiği camide konuşmaz, konuşturulmaz. Bizde din de, gelenek de böyledir.</p>
<h2>Camide nutuk atmak</h2>
<p>Osmanlı Padişahları kendileri için yapılmış Hünkâr Mahfillerinde veya olmayan yerlerde iseler özel bölümlerde Cuma namazlarını kılarlar. Cemaatin dikkatini dağıtmamak ve namaz için gereken kendini verme, dış etkilerden arınma duygusunu zedelememek için görünmezler. Memleketin zor günlerinde camilerde elbette konuşulur. Devlet adamları, toplum önderleri hutbeler verirler. <em>Mustafa Kemal Paşa</em>’nın 7 Şubat 1923’de Balıkesir <em>Zağanos Paşa Camii</em>’ndeki konuşması gibi.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde devlet adamlarının camide, cami önünde herhangi bir şekilde siyaset konuştukları görülmemiştir. Bu köşede yazdım: <em>Süleyman Demirel</em>, Cuma için devamlı gittiği camiden çıkışında kameraları, mikrofonları görünce “<em>Ne yapıyorsunuz çocuklar? Burası cami önü. Burada siyaset ve soracağınız meseleler konuşulmaz. Uygun bir yerde konuşuruz.”</em> demişti. <em>Devlet Bahçeli</em> de benzer şekilde gazetecileri camiden uzaklaştırmıştı. Şimdi ne oluyor ki, <em>Tayyip Bey</em>, her Cuma, cami içinde, cami önünde günlük siyasetin konuları yanında rakiplerini ağır bir dille suçlayabiliyor? <em>Çamlıca Camii</em> içinde o sözleri söylüyor ve kimse camide kabalık edilemeyeceğini ve siyaset konuşulamayacağını gündeme getirmiyor. Bu manzarada dinden imandan bahsedilebilir mi? Bir toplum için daha büyük bir bozgun olur mu?</p>
<p>Böyle devam edemeyeceğimiz açık. Bu iş bozulduğu yerden düzelecek. İlahiyatçılar, aydınlar, halk bu konunun takipçisi olacak. Siyasetçilere, din bezirgânlarına, “<em>Cami hepimizindir. Siyaset böler, cami birleştirir. Camiyi de bölücülüğe alet edemezsiniz.”</em> diyeceğiz.</p>
<p>Eskiler, “<em>Cami ve kışlaya siyaset girmemeli”</em> derlerdi. Bu ölçüyü hatırlayacağız. Hatta daha geniş bir çerçeveden bakarak, memleket derdinin dertlisi <em>Samiha Ayverdi</em>’nin sözünü hiç unutmayacağız: <em>&#8220;Günlük politikaya âlet ve fedâ edilemeyecek üç millî kıymet vardır: Târih, din ve dil.&#8221;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/camlicadan-asagi/">Çamlıca’dan aşağı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/camlicadan-asagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Âdem asi oldu ve yolunu şaşırdı</title>
		<link>https://millidusunce.com/adem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/adem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Feb 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz.adem]]></category>
		<category><![CDATA[hz.havva]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37666&#038;preview=true&#038;preview_id=37666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eski Türk edebiyatında “telmih” diye bir sanat vardı; şairler bu sanatla Kur’an veya hadislerdeki bir olaya, bir kişiye, bir niteliğe gönderme yaparlardı.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/adem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi/">Âdem asi oldu ve yolunu şaşırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fadem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi%2F&amp;linkname=%C3%82dem%20asi%20oldu%20ve%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rd%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fadem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi%2F&amp;linkname=%C3%82dem%20asi%20oldu%20ve%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rd%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fadem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi%2F&amp;linkname=%C3%82dem%20asi%20oldu%20ve%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rd%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fadem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi%2F&amp;linkname=%C3%82dem%20asi%20oldu%20ve%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rd%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fadem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi%2F&#038;title=%C3%82dem%20asi%20oldu%20ve%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rd%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/adem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi/" data-a2a-title="Âdem asi oldu ve yolunu şaşırdı"></a></p><p>Başlığa bakıp sakın kalemimi kırmayın, sakın dilimi koparmayın. Sakın bunun ilkellik olduğunu, Hz. Âdem’e hakaret ettiğimi iddia etmeyin. Sakın başlıktaki sözü inkâr etmeye kalkmayın. Yoksa Allah korusun, Kur’an’ı yani Allah’ın sözünü inkâr etmiş olursunuz.</p>
<p>İnkâr etmiş olursunuz çünkü yukarıdaki başlık Tâhâ Suresi’nin 121. ayetinin sonudur. Diyanet İşleri Başkanlığının Kur’an mealinde 121. ayet Türkçeye şöyle çevrilmiştir:</p>
<p><em>“Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.”</em></p>
<p>Evet, Âdem isyan etti ve yolunu şaşırdı. Bunu Allah söylüyor. <em>“İsyan etti”</em> diye çevrilen kelimenin Kur’an’daki Arapçası <em>‘asâ, “yolunu şaşırdı” </em>şeklinde çevrilen kısmın Arapçası <em>gavâ</em>’dır. İlk kelimenin anlamı Mehmet Kanar’ın<em> Arapça – Türkçe Sözlük</em>’ünde <em>“isyan etti, baş kaldırdı, itaatsizlik etti”</em> olarak, ikinci kelimenin anlamı <em>“azıttı, sapıttı”</em> olarak verilmiştir.</p>
<p>Ayetin son bölümü Hüseyin Atay’ın çevirisinde <em>“Âdem Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.”</em> şeklinde çevrilmiştir. Abdülkadir Şener -Cemal Sofuoğlu- Mustafa Yıldırım’ın mealinde ise anlam şöyle verilmiştir: <em>“Böylece Âdem, Rabbine karşı gelmiş ve büyük bir yanlış yapmış oldu.”</em></p>
<p>İsteyenler başka çeviri ve meallere hatta tefsirlere de bakabilirler. Ben bir de İsmail Yakıt’ın Ötüken Neşriyat’tan yeni çıkmış <em>Kur’an-ı Hakîm Meâli</em>’ndeki çeviriyi vereyim ki hiç kimsenin şüphesi kalmasın: <em>“Âdem, Rabbine âsi oldu ve yolunu şaşırdı.”</em></p>
<p>Konuyu, burada <a href="https://millidusunce.com/kumrucuk-ana/" target="_blank" rel="noopener"><em>“Kumrucuk Ana”</em></a> başlığıyla mizahi hikâye olarak yazdım, kimse anlamadı. İyisi mi bir de açık açık yazayım. Bir şiirde, bir manzumede Hz. Âdem ve Havva’ya <em>“asi, cahil, sapkın”</em> demek, asla manevi değerlere saygısızlık etmek, hakaret etmek demek değildir. Eski Türk edebiyatında <em>“telmih”</em> diye bir sanat vardı; şairler bu sanatla Kur’an veya hadislerdeki bir olaya, bir kişiye, bir niteliğe gönderme yaparlardı.  <em>“Selam söyleyin o cahil / Havva ile Âdem’e”</em> satırlarında da bir telmih yapılmıştır o kadar.</p>
<p>Eski şairlerimiz Kur’an’daki Yusuf ve Züleyha hikâyesini de çok sevmişler ve bu konuyu işleyen yüzlerce mesnevi yazmışlardır. Aynı konuyu Arap ve Fars şairleri de çok işlemiştir. Üstelik bu mesnevilerde eski tefsirlerden kaynaklanan bir sürü İsrailiyat da vardır.</p>
<p><em>Sezen Aksu’nun şarkısının sözleri basit bir manzumedir. O manzumeye gösterilen ölçüsüz tepkilere karşı insanların Sezen Aksu’nun yanında yer alması da olağandır. Fakat benim asıl canımı sıkan, bu manzumeye “sanat eseri”, Aksu’ya da “büyük sanatçı” muamelesi yapılmasıdır. </em></p>
<p><em>Binmişiz bir alamete / Gidiyoruz kıyamete / Selam söyleyin o cahil / Havva ile Âdem’e / Aha yine aha yine / Önümüz uçurum, ardımız dağ / Aha yine aha yine… </em></p>
<p>Bu satırlar bırakın sanat eseri olmayı basit bir manzume değerinde bile değildir.  Sözlerin bütününde yaşamanın güzel şey olduğu anlatılmak isteniyor ama bu son derece basit bir tarzda yapılıyor. Son zamanlardaki şarkı sözlerinin, özellikle pop ve arabesk müzik sözlerinin genellikle böyle olduğu söylenebilir. Evet bu doğrudur ve o parçalara da ona göre muamele etmek gerekir.</p>
<p>Bir zamanlar bestecilerimiz Yahya Kemal’in, Faruk Nafiz’in şiirlerini bestelerlerdi. Son yıllarda yaygın olan ise işte böyleleri.</p>
<p><em>“Şahane Bir Şey Yaşamak”</em> manzumesinin müziğinin de yüksek bir sanat eseri olduğu söylenemez. Sezen Aksu da öyle “<em>hancı, kalıcı</em>” filan değildir; birkaç on yıllık bir modadan ibarettir.</p>
<p>Böyle sözleri ve müzikleri sanat açısından değerlendirmek belki de doğru bile değildir. Bunlar sıradan halkın zevkine hitap eden gelip geçici modalardır. <em>Ancak halkın zevkine de bir şey demeye hakkımız yoktur. Yüksek zevk ve seviyeli sanat ancak eğitimle insanlara kazandırılabilir. Böyle bir eğitim de galiba hiç kimsenin derdi değildir. </em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/adem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi/">Âdem asi oldu ve yolunu şaşırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/adem-asi-oldu-ve-yolunu-sasirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış yanlış üstüne</title>
		<link>https://millidusunce.com/yanlis-yanlis-ustune/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yanlis-yanlis-ustune/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jan 2022 18:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatçı, gücün yenemeyeceği böyle bir dil ve gönül kudretiyle konuşur ve susturulamayacağını söyler: “47 yıldır yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim!”.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yanlis-yanlis-ustune/">Yanlış yanlış üstüne</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyanlis-yanlis-ustune%2F&amp;linkname=Yanl%C4%B1%C5%9F%20yanl%C4%B1%C5%9F%20%C3%BCst%C3%BCne" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyanlis-yanlis-ustune%2F&amp;linkname=Yanl%C4%B1%C5%9F%20yanl%C4%B1%C5%9F%20%C3%BCst%C3%BCne" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyanlis-yanlis-ustune%2F&amp;linkname=Yanl%C4%B1%C5%9F%20yanl%C4%B1%C5%9F%20%C3%BCst%C3%BCne" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyanlis-yanlis-ustune%2F&amp;linkname=Yanl%C4%B1%C5%9F%20yanl%C4%B1%C5%9F%20%C3%BCst%C3%BCne" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyanlis-yanlis-ustune%2F&#038;title=Yanl%C4%B1%C5%9F%20yanl%C4%B1%C5%9F%20%C3%BCst%C3%BCne" data-a2a-url="https://millidusunce.com/yanlis-yanlis-ustune/" data-a2a-title="Yanlış yanlış üstüne"></a></p><p>Yıllar var ki bizde kontrolsüz gücün bütün dengeleri altüst edişini yaşıyoruz. Kanun-nizam dâhil, kuralların hükmü kalmayacak kadar ileriye giden bir hâkimiyet sarhoşluğunun pençesine düştük. Burada kaç türlü arızanın doğduğunu konuşmuyoruz. Zaten çoğumuz, tarafgirlik körlüğüyle olanı biteni göremez haldeyiz.</p>
<p>Tayyip Bey’in, Sezen Aksu’nun eski bir şarkısını gündeme getirmesi bu ortamın işiydi. Hem konu yanlış, hem kişi yanlıştı. Konuştuğu yer yanlış ötesi yanlıştı. Düşünebiliyor musunuz, hiçbir yerde ağza alınamayacak o sözleri camide ediyordu. Belli ki maksat, sıkışılan ekonomik ve siyasi gündemi değiştirmek için din karşıtlığı havası yaratmak ve oradan <em>dine sahip çıkan benim</em> görüntüsü vermekti. Geri tepti, bu sefer halkta karşılık bulmadı.</p>
<p>Gördüğümü net söyleyeyim: Bu işlerde din iman arayan zaten boşuna uğraşır.</p>
<h2><strong>Gel de anla!</strong></h2>
<p>Bu tür durumları sıkça yaşamamız boşuna değildir. Bizde aklın, vicdanın, iz’anın uyuşturulduğunu gösteren tipik örneklerdendir. “<em>Uyuşturulduğunu</em>” dedim, afyonun, narkotik maddelerin her çeşidi uyuşturur. Bizim zihinlerimizde başka bir morfin dolaşıyor. Ne olup bittiğini anlayamayacak hâle gelen tepkisiz fertler ve kalabalıklar hâlindeyiz.  Her türlü yıkıma, soyuma maruz kalsak da koncalas basmasına uğramış gibi hareketsiz ve tedirgin kıvranıyoruz.</p>
<p>Bu sersemlik, istismarcının tam istediğidir. O ister tabii fakat Türk toplumu sürprizlidir. Ummadık anda oyun bozar. Bu din soslu çıkışta da öyle oldu. Tayyip Bey, dili koparılacak kişinin Sezen Aksu olmadığını söylemek zorunda kaldı. Zihinler bir daha altüst oldu. <em>Sahibinin Sesi Korosu</em> nasıl çark edeceğini bilemedi. Ne olduğunu anlayamadılar. Onlar için hakikaten anlaşılmazdı.</p>
<p>Şimdi sormak lazım: Birileri Tayyip Bey üzerinden bir video kurgusuyla bizimle oynuyor mu acaba? Cumhurbaşkanı sıfatını da taşıyan politikacı, vatandaşın aklıyla alay edecek değil ya&#8230; İyi de o makamdaki kişi buna nasıl âlet edilir? Haklısınız, nereden baksan çıkışı yok. O hâlde ben yaşadığım acıya döneceğim: Camide o dil koparma öfkesi duyulunca dünya bize gülmüş ve el ovuşturmuştu. Şimdi, ben ona demek istemedim deyince bir daha dünya üstümüze güldü. Sanattan, kültürden habersizliğimizle kaba saba bir görüntü verdik. Üstelik bunu dine bağladık. Din dilini de kopardık. Âleme rezil olduğumuz yetti.</p>
<h2><strong>Geri adım mı?</strong></h2>
<p>Hâsılı, Tayyip Bey’in dönüşü işe yaramak bir yana tam tersi oldu. Sıkıntılar katlandı. O kabalık orada kılıcı havada heykel gibi duruyor. Sözü zaten başka manaya çevrilemeyecek kadar açıktı. Dil koparma tehdidinin muhatabını değiştirmeyi denemekle bizi bir kere daha utandırdı :”<em>Benim oradaki hitabımın muhatabı Sezen Aksu değildir. Sezen Aksu, Türk müziğinin önemli bir ismidir. Ben ülkenin cumhurbaşkanı olarak insanımızın hangi inançtan olursa olsun dini değerlerine laf edilmesine müsaade etmem. (…)Dilini koparma ifadesini bir kişinin şahsına değil kutsallarına hakarete dönük tavır olarak ifade ettim.”</em></p>
<p>Tepkiler üzerine siyaseten sıkıntı çıkaracağı anlaşılınca edilen bu sözler bir düzeltme değildir. Özür hiç değildir. Bu sözler, bizim “<em>özrü kabahatinden büyük</em>” deyimimizi hatırlatıyor.  Kaç türlü arıza bir arada. Sezen’e çoğunluk sahip çıktı ve sözü aşırı buldu diye dönüp onu kastetmedim, ben kutsala dokunan başkalarının dilini koparmaktan bahsediyorum demek istemenin neresini düzelteceksiniz? Aynı sözü söyleyen bir başka sanatçı yokken hayalî bir kimliğe ateş etmek gibi bir şey. Sezen’i hoş görebilirim ama diğerleri yandı denmek istendiği nasıl anlaşılır, nasıl kabul edilebilir?</p>
<h2><strong>Sezen’in cevabı</strong></h2>
<p>Diğer tarafa dönelim. Tayyip Bey’in, akla sığmaz o sözlerine Sezen Aksu müthiş cevaplar verdi. Önce sustu. Bana göre en güzel cevabı bu sükût olabilirdi. Fakat hayır, susamazdı, susmamalıydı. Dil koparmak gibi bir kaba tehdide, sanatkârane bir incelikle cevap verdi. Dedi ki: “<em>Malumunuz olduğu üzere konu ben değilim, konu memleket.</em> <em>Kendimi bildim bileli çeşitli insanlık hâllerini gözlemliyor ve söze döküyorum biliyorsunuz.” </em>Harikulade! İşte sanatkâr, çilesine dokunan dile böyle dokunur.</p>
<p>Sonra bu olay üzerine yazdığı bir şiirle asıl cevabını verdi: “<em>Sen beni üzemezsin</em>/<em>Zaten çok üzgünüm</em>/<em>Nereye baksam acı</em>/<em> Ben avım sen avcı.” </em>dedi. Şiirin devamında şahane bir meydan okuma daha vardı: “<em>Vur bakalım</em>/<em>Sen beni sezemezsin</em>/<em>Dilimi ezemezsin</em>/<em>Nereye baksam acı</em>/<em> Kim yolcu kim hancı</em>”. Her tür hatırlatma ve ikaz bu sözlerde var. Sanatçı, bu keskin uyarıyı yapmaktan çekinmedi. Ona böyle usulsüzce dokundurursanız alacağınız cevap buna benzer ve daha ağırı olur. Nitekim şiirin son bendinde sesini kararlı bir mertlik ve sertliğe büründürerek haykırdı: “<em>Dur bakalım!</em>/<em>Beni öldüremezsin/Sesim, sazım, sözüm var benim</em>/<em>Ben derken ben herkesim”.</em></p>
<p>Sanatçı, gücün yenemeyeceği böyle bir dil ve gönül kudretiyle konuşur ve susturulamayacağını söyler: <em>“47 yıldır yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim!”. </em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yanlis-yanlis-ustune/">Yanlış yanlış üstüne</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yanlis-yanlis-ustune/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kumrucuk Ana</title>
		<link>https://millidusunce.com/kumrucuk-ana/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kumrucuk-ana/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jan 2022 17:24:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem ile Havva]]></category>
		<category><![CDATA[cahil]]></category>
		<category><![CDATA[minik serçe]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37498</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş örtülü bir kadın balkona çıkmış, sağ elini “durun” der gibi havaya kaldırmıştı. Evet oydu, Kumrucuk’tu bu. Hançeresinin bütün gücüyle bağırdı:  </p>
<p>-Dinleyin ey gafiller! Ey iki cihanda lekeliler! Bugüne kadar ben sizin için çalışmadım mı behey insafsızlar? Sadece insafsız değil cahilsiniz de.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kumrucuk-ana/">Kumrucuk Ana</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkumrucuk-ana%2F&amp;linkname=Kumrucuk%20Ana" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkumrucuk-ana%2F&amp;linkname=Kumrucuk%20Ana" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkumrucuk-ana%2F&amp;linkname=Kumrucuk%20Ana" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkumrucuk-ana%2F&amp;linkname=Kumrucuk%20Ana" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkumrucuk-ana%2F&#038;title=Kumrucuk%20Ana" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kumrucuk-ana/" data-a2a-title="Kumrucuk Ana"></a></p><p>Salonda yapmacık bir sis vardı. Loş ışığın ve yapmacık sisin esrarengiz havası içinde genç erkekler ve kızlar kendilerinden geçmişlerdi. Omuzlara dökülmüş saçlar bir sağa bir sola gidip geliyordu. Deniz kabuklarıyla tespih tanelerinden yapılmış gerdanlıklar ileri geri sallanırken tuhaf sesler çıkarıyorlardı. Birbirlerine yapışmış gibi duran kızlar ve delikanlılar çılgınca eğleniyorlardı. Sahnedeki Kumru,</p>
<p>-Aha yine aha yine, dedikçe gençler de “aha yine” diye bağrışıyorlar, birinci “aha yine”de sağ ellerini açarak sağ kollarını omuzlarından ileriye doğru atıyorlar; ikinci “aha yine”de sol kollarını ileri doğru uzatıyorlardı.</p>
<p>Ritmin en heyecanlı yeri burasıydı. Kumrucuk da bu sözlerin elektriğini fark etmişti; “aha yine, aha yine”yi durmadan tekrarlıyordu. Beş defa, on defa…  Şarkının diğer sözleri unutulmuş gibiydi. Saçların arasındaki terli başlar hafifçe öne eğilince unutulan sözler Kumrucuk’un aklına geliverdi:</p>
<p>Binmişiz bir alamete / Gidiyoruz kıyamete / Selam söyleyin o cahil / Havva ile Âdem’e / Aha yine aha yine…</p>
<p>İşte yine kollar omuzlardan ileriye atılıyordu. İşte yine coşkunun doruğundaydılar. Yüzlerce beden, tek beden olmuş gibiydi; aha yine aha yine, diye çığlık atıyorlardı.</p>
<p>Aha yine şarkının öteki sözleri hatırlandı. Sona doğru gelinmişti. Kumrucuk,</p>
<p>-Kırmızı, mor yeşil, lila / la la laa, ne şahane, derken mikrofonu elinden atar gibi, yatar gibi yaptı. Ama işte bütün enerjisiyle dimdik ayaktaydı.</p>
<p>Gençlerin enerjisi ise daha da artmıştı. Kumrucuk susmuştu ama onlar yine haykırıyorlardı:</p>
<p>-Aha yine aha yine!&#8230;</p>
<p>Gençler eğleniyorlardı. Gençler terlerini döküyorlardı işte. Atalarımız “alın teri, göz nuru” dememiş miydi, işte onlar da ter döküyorlardı. Zaten cahil Âdem ile Havva yüzünden dünyaya atılmamışlar mıydı? Cahil olmasalar yasak meyveyi yerler miydi? Tanrı onları cezalandırmamış mıydı? Tanrı, “Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde yerleşip bir süreye kadar geçineceksiniz.” deyip onları dünyaya sürmemiş miydi? İşte şimdi dünyadaydılar ve</p>
<p>-Binmişiz bir alamete / Gidiyoruz kıyamete, deyip duruyorlardı. Kime ne zararları vardı?</p>
<p>Fakaat…</p>
<p>-O ne demek öyle? “Cahil Havva ile Âdem’e selam söylemek” filan? Sensin cahil bre gafil!</p>
<p>Enerjilerini başka türlü israf eden birileri öfkelenmişti bu sözlere. Bu Kumrucuk mudur, saksağan mıdır, kuzgun mudur, her neyse, haddini, hududunu bilmelidir. Sayın büyüğümüz “Sen seni bil sen seni / Sen seni bilmezsen / Patlatırlar enseni” demiyor muydu? O zaman biz de terimizi mukaddes yolda döküp bu gafillerin haddini bildirmeliydik. “Enerji öyle israf edilmez, böyle sarf edilir.” deyip yollara dökülmeliydik. “Bizden başka sokaklara dökülen olursa gittikleri yere kadar kovalarız, ona göre. Herkes haddini, herkes hakkını bilmeli.”</p>
<p>Dahası da vardı. Herkes aklını başına alıp bunun bir beka meselesi olduğunu anlamalıydı. Baki kalmak ancak hareketle mümkündür, millî olmakla mümkündür. Enerji öyle sarf edilmez, böyle sarf edilir, deyip alternatif enerji sahipleri yollara düştü. Kumrucuk’un evi önünde toplanmışlardı. İçlerinden biri “aha yine aha yine” diye mırıldanıp omzunu oynatacak oldu. Öfkeli bakışların eziciliği karşısında neredeyse yere yapışacaktı. Böyle densizlik olur muydu? Burası son kaleydi. Âdem Babamız ile Havva Anamıza kim cahil diyebilirdi? Bu ülkenin bekasını kim tehlikeye atabilirdi? Hangi kuzgun gaklayabilirdi bu mukaddes semalarda?</p>
<p>Öfkeli bakışlar ve öfkeli çığlıklar arasında birden evin balkonunda bir hareketlenme oldu. Baş örtülü bir kadın balkona çıkmış, sağ elini “durun” der gibi havaya kaldırmıştı. Evet oydu, Kumrucuk’tu bu. Hançeresinin bütün gücüyle bağırdı:</p>
<p>-Dinleyin ey gafiller! Ey iki cihanda lekeliler! Bugüne kadar ben sizin için çalışmadım mı behey insafsızlar? Sadece insafsız değil cahilsiniz de. Başınızı eğip dinleyin, Sûretü Tâhâ’dan okuyorum. Sesinin en güzel tonuyla bir hafız gibi tilavete başladı:</p>
<p>-Fe-ekelâ minhâ fe-bedet lehumâ sev’âtuhumâ ve tafiķâ yaḫsıfâni aleyhimâ min-varaķi’l-cenneti ve ‘asâ Âdemu rabbehû fe-gavâ.</p>
<p>-Ne diyor, biliyor musunuz yüce Tanrı, dedi. Birden toparlanıp düzeltti:</p>
<p>-Ne diyor biliyor musunuz Allahu azîmüşşan? Şöyle buyuruyor: “İkisi de yani Âdem Babamız ile Havva Anamız o ağacın meyvesinden yediler. Edep yerlerinin açıldığını gördüler ve cennet yapraklarıyla örtünmeye başladılar. Ve ‘asâ Âdemu rabbehû, Ve Âdem rabbine asi oldu. Duydunuz mu cahiller, Yüce Allah buyuruyor, “Âdem asi oldu” diyor. Onunla yetinmiyor, fe-gavâ, diyor. Gayy, yani azgınlık, sapkınlık. Âdem azıttı, sapıttı, yoldan çıktı, diyor. Allah’ın dediğine mi itiraz ediyorsunuz?</p>
<p>Kısa bir süre düşündü. Çocukluk günleri geldi aklına. Kolejin o mutena odasında babasının her gün Hocaefendi hazretlerini dinlediğini hatırladı. Hocaefendinin bütün vaazları videokasetlerdeydi. Babası hem dinler, hem gözyaşı dökerdi. Hocaefendi gözyaşları içinde “Odadakilere çay getiren o yoksul, o küçük yavru kolundaki saati çıkarıp bu da benim sadakam olsun hizmete” derken babası da hıçkırıklar içinde kalır, sallanıp dururdu. Daha küçücüktü Kumrucuk. Ama başını örtüp Kur’an’ı ne güzel okurdu!</p>
<p>Düşüncesinden koptu, ayetin arkasını okudu. O bir şarkıcıydı, en dokunaklı sesiyle, aşk ile ve şevk ile okudu:</p>
<p>-Summe ectebâhu rabbuhû fe-tâbe aleyhi ve hedâ. “Sonra yine onu, yani Âdem’i, rabbi arıttı, tövbesini kabul etti ve onu hidayete erdirdi.”</p>
<p>Bekacılardan biri kendinden geçmişti. Kumrucuk’un ağzından hidayet sözü dökülürken sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Cezbeye kapılmıştı. Sanki gökten bir melek inmiş, Allahü azîmüşşan’ın ayetlerini okuyordu. Diğer bekacılar başlarını eğdiler, ağlar gibi oldular. Bazıları mendilleriyle gözyaşlarını sildiler.</p>
<p>Gazeteler, televizyonlar haftalarca bu olayı yazıp çizdi, bu olayı konuştu. Kimisi Kumrucuk’tan ve tabii sanattan yanaydı, kimisi kutsalların dokunulmazlığından. Hiç kimse de seviyeden, kaliteden dem vurmuyordu. Hiç kimse,</p>
<p>-Bunlar nasıl şarkı sözleri, bu nasıl güfte, bu kadar ilkel, bu kadar seviyesiz güfte olur mu, demiyordu.</p>
<p>Galiba üçüncü haftanın sonuydu, konu kapanmış gibiydi. Yalnız Kumrucuk’un evinin önünden geçenler, kalabalık bir insan kuyruğuyla karşılaşıyorlardı. İçeri girebilenler o melek yüzlü Kumrucuk’a elini yüzünü sürüyor, ondan derdine çare bulmasını istiyordu. Kumrucuk artık Kumrucuk Ana olmuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kumrucuk-ana/">Kumrucuk Ana</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kumrucuk-ana/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
