Töre-Devlet’in Ardından – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

Töre-Devlet’in Ardından

Türklüğü dilimize pelesenk etmekle sürekli aynı kelimeleri sığ sloganlar şeklinde tekrarlamakla ve geçmişi yâd etmekle bir yere varamıyoruz. Ayrıca günlük politikanın sığ sularında debelenmekle de bir yere varamıyoruz.

17 Şubat 2020
Afşar Çelik
Töre-Devlet Yayınları
Töre-Devlet Yayınları

Hayır… Ben daha çocuktum. Size tarih dersi verecek falan da değilim.

Ama bildiğim bir iki şey var elbette…

İbrahim Metin gibi bir Türkçünün, şöhretle zerrece ilgilenmeden, evlerimizin kütüphanelerine kazandırdığı kitapları bilirim meselâ. Ya da logosunda şanlı bir tuğra çıkan Devlet mecmualarını…

Değerli ressam, Merhum Coşkun Karakaya’yı onlarla tanıdım. Şiirler şanlı birer alay sancağı gibi o mecmualarla evimizde okundu.

O mecmuaların “tuz parasıyla” nasıl beslendiğini de İbrahim Metin’in neşeli hikâyeleriyle dinledik. Çocuklarının matbaa mürekkebine bulanarak nasıl büyüdüklerini de ondan dinlemiştim.

İbrahim Metin, Devlet Mecmuasıyla ve Töre-Devlet Yayınlarıyla milliyetçi aydınların yetişmesi için bereketli bir vasat meydana getirmişti.

O ne popüler bir siyasetçi oldu ne meşhur bir bürokrat ne de cilt kapaklı bir akademisyen.

O pek çok okuryazara, aydın olma yolunu açan mütevazı bir ülkü eri olarak çalıştı.

2013’ün başlarında Töre-Devlet’i yeniden ayağa kaldıracağını duyduğumda çok sevinmiştim. Nitekim çok kısa zamanda yakın tarihimize kaynaklık edecek çok değerli kitaplar Töre-Devlet çatısı altında yayınlandı.

Ve geçenlerde değerli büyüğümüz İbrahim Metin, Töre-Devlet macerasının bittiğini söyledi.

Merhum babamın ve anamın gençlik arkadaşları bu fedakâr ülkü eri, yaygın cehaletimizin, tembelliğimizin ve umursamazlığımızın yüzünden bu yarım asırlık bir yazı ocağını kapatmak zorunda kaldı.

Evet… O ne meşhur bir politikacı ne unvan sahibi bir akademisyen ne de yaldızlı bir bürokrat.

O Türkçü aydınların yazmayı öğrenebilecekleri bir ortam yaratan, bir şuur çiftçisi. Ne yazık ki biz Türkçüler onun kıymetini anlayabilecek basiretten yoksun, bencil menfaatperestler olarak Türk ülküsünün bu bereketli tarlasını bir imece ile yaşatmayı beceremedik.

Türklüğü dilimize pelesenk etmekle sürekli aynı kelimeleri sığ sloganlar şeklinde tekrarlamakla ve geçmişi yâd etmekle bir yere varamıyoruz. Ayrıca günlük politikanın sığ sularında debelenmekle de bir yere varamıyoruz.

Bir yayınevinin Türkçü bir dağarcık için ne kadar önemli olduğunu dahi idrak edemiyoruz.

Töre-Devlet için ne yapabilirdik? İbrahim Metin’i paraya mı boğmalıydık? Ne yalan söyleyeyim, bunu daha fazla hak eden pek az insan vardır. Ama bir yayınevini ayakta tutan okurlarıdır. Biz acaba iyi okurlar mıydık?

Şimdi kendimize şunları sormalıyız: Herhangi bir kitap dosyası olanlar onu Töre-Devlet tarlasına ekmeyi düşündüler mi? Ya da Töre-Devlet’i tanıtmak ve satışlarını arttırmak için iletişimin ışık hızına ulaştığı şu devirde ne yaptık?

Takkemizi önümüze koyup düşünmenin bence tam sırası…

Çünkü yazılı kültürünü gelenekselleştiremeyen, yeni kalemler yaratamayan, kurumsal bir yayıncılık geliştiremeyen Türkçüler, kendilerini ifade etmek imkânından mahrum aldıkları gibi Türk Ulusu’nu ve Türk ülküsünü, enternasyonalist, etnikçi ve mezhepçi düşmanlıklara karşı savunmasız bırakıyorlar.

Bana sorarsanız bir şekilde güçlü bir dayanışma ile Töre-Devlet Yayınları ihya edilmeli, bilim ve edebiyat eserleriyle düzenli olarak “ekilerek” yaşatılmalı, yaygın ve sürekli bir tanıtımla satışları arttırılmalı ve nesilden nesle yaşatılmalıdır.

Biz insanların unvanlarına, makamlarına ve şöhretlerine odaklanan bir cahiller toplumuyuz. Cehaletimiz bizi öyle körleştiriyor ki gözümüzün önünde duran eserleri ve yaratıcılarını göremiyoruz.

İşte Töre-Devlet, yarım asırlık bir yayın anıtı olarak gözlerimizin önünde dağılırken bu yüzden hiç üzülmüyoruz.

İbrahim Metin’den öğreneceğimiz çok şey var. Töre-Devlet’ten öğreneceğimiz çok şey var.

Ondan öğreneceğimiz şeylerin başında, şartlar ne olursa olsun sabretmek, hayatı güler yüzler karşılamak, güçlükleri yaratıcı bir zekâyla aşmak geliyor. Ama bütün bunları gerçekten öğrenebilmemiz için öncelikle kollarımızı sıvamamız ve oğlu Sevgili İlteriş’in, çocukluğunda yaptığı gibi birazcık matbaa mürekkebine bulanmamız gerekiyor.

Ama dahası… Emeğimizi ve ekmeğimizi Töre-Devlet kazanına katmamız gerekiyor.

Evet… İbrahim Amca’m Töre-Devlet’i tatil etmiş olabilir. (Onu amcam saymak samimiyetini fazlasıyla hak ettiğimi gururla söyleyebilirim…) Bize düşen, öküzleri sabana koşmak, öküz bulamazsak kendimizi sabana koşmak, elimizde tohumluk namına ne varsa tarlaya saçmak.

Osmanlı öldü diye devletinden vazgeçmeyen, Anadolu’nun çoraklığında, Türk adını yeniden ayağa kaldıran Türk çocukları umarım, dimağlarını yarım asır aydınlatmış bir ocağın sönmesine de izin vermezler.

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları