Tuncer Gülensoy

Gülensoy’un çalışmaları günlük bir yazıya sığmaz. Meraklı okuyucular onun hayatını ve bütün çalışmalarını genel ağda görebilirler. Meraklarını yenemeyenler kitap ve makalelerini elde ederek Türkoloji ve Altayistik’in engin denizinde kulaç atabilirler.


Gülensoy’u da yitirdik. Bütün Türkoloji camiasının tanıdığı Gülensoy Hoca da sonsuz yolculuğuna çıktı.

Hayat gibi ölüm de bir gerçekliktir. Dinî literatürde “Ölüm haktır.” cümlesiyle ifade edilen de aynı gerçekliktir. Yüce kitabımız Kur’an’da belirtilen “Her nefis ölümü tadıcıdır.” belgesi de aynı olguyu anlatır. Bilge Kağan bengü taşında da ebedîlik ve ölüm olgusunun veciz bir ifadesi vardır: Öd Teŋri yaşar; kişi oglı kop ölgeli törümiş (Zamanı ebedî olarak Tanrı yaşar; insanoğlu hep ölmek için yaratılmış).

Tuncer Gülensoy, Türkoloji’nin en önemli isimlerinden biriydi. Geniş bir çalışma alanı vardı. Anadolu ağızlarından tarihî ve yaşayan Türk lehçelerine, onomastik denilen ad biliminden halk edebiyatına uzanan çok farklı alanlarda eserler vermiştir. O sadece bir Türkolog değildi, aynı zamanda bir Mongolist idi. Türkiye’de tarihî Moğolca üzerinde çalışan ilk bilginlerdendi. Hocası Ahmet Temir’in gözetiminde yaptığı doktorluk tezi, Moğolların Gizli Tarihi üzerineydi ve bu çalışmasıyla ülkemizde Temir’den sonraki ikinci bilim adamı olmuştu. Moğolcanın tarihî metinlerinden Altan Topçi’yi de Türkiye Türkçesine çevirip yayımlayan odur. Bu nitelikleriyle uluslararası Mongolistik kongrelerine katılmış ve hepimizden önce Moğolistan’ı ve Türk bengü taşlarını görmüştür. Altaylar dizisinin çekimleri için 1990 yazında Osman Fikri Sertkaya ile Moğolistan’a gittiğimiz zaman Gülensoy oradaydı.

Hem Türkolog hem Mongolist olduğu için Gülensoy, ülkemizin ilk Altayistlerinden biri de olmuştu. Bilindiği gibi Türkçe ve Moğolca Altay dilleri ailesinin iki üyesidir. Altay dilleri üzerinde karşılaştırmalı çalışmalar yapan bilginlere de Altayist denilir. Gülensoy’un daha 1974’te Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten’de yayımladığı “Altay Dillerindeki Akrabalık Adları Üzerine Notlar” başlıklı uzun makalesi önemlidir. Öğrencisi Paki Küçüker’le birlikte hazırladığı Eski Türk-Moğol Kişi Adları Sözlüğü, hem ad bilimi, hem Altayistik alanı için önemli bir çalışmadır. Eski kişi adları bu eserde ana kaynaklara gidilerek verilmiştir.

Gülensoy’un doçentlik tezi Kütahya ve Yöresi Ağızları adını taşır. Ancak o, ağız çalışmalarını Kütahya ile sınırlamamıştır. Onun “Anadolu Ağızlarında Şimdiki Zaman Eki” adlı kapsamlı makalesinde söz konusu ekin renkli başkalaşımlarını görürüz. Bu çalışmayı daha sonra Balkan ağızlarına da genişletmiştir. Gülensoy’un ağızlar konusundaki kalıcı eseri ise Anadolu Ağızları Bibliyografyası’dır. Yeni baskılarda yeni çalışmalar eklenerek eser hep genişletilmiştir. Nihayet öğrencisi Ercan Alkaya ile eseri daha da genişleterek Türkiye Türkçesi Ağızları Bibliyografyası adıyla yeniden yayımlamışlardır. Türkiye ağızları üzerinde çalışacak olan hiçbir Türkolog bu esere başvurmadan çalışmasını tamamlayamaz.

Tuncer Gülensoy’un şaheseri, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü’dür. İlk baskısı iki cilt hâlinde Türk Dil Kurumu tarafından yapılan sözlüğün mükemmel bir yeni baskısı Bilge Kültür Sanat Yayınevi tarafından yapılmıştır. Türkiye’de hâlâ bir etimoloji sözlüğü yok diyenler önce bu sözlüğe göz atmalıdırlar.

Gülensoy’un çalışmaları günlük bir yazıya sığmaz. Meraklı okuyucular onun hayatını ve bütün çalışmalarını genel ağda görebilirler. Meraklarını yenemeyenler kitap ve makalelerini elde ederek Türkoloji ve Altayistik’in engin denizinde kulaç atabilirler. Üstelik 500’ü aşan makalesi de son yıllarda birkaç cilt hâlinde toplanıp yayımlanmıştır. Türkiye Türkologları ve Türk Diline Emek Verenler adlı iki büyük ciltlik kitabını da hatırlatarak bibliyografisine burada son vereyim.

Tuncer Gülensoy sadece bir bilim adamı değildi. Samimi, heyecanlı ve çalışkan bir Türk milliyetçisi idi aynı zamanda. Türk dünyasındaki ilmî kongrelerde onun heyecanına biz yetişemezdik. Türk dünyasındaki kardeşlerimizle kucaklaşmaktan ne kadar da mutlu olurdu! Gülen gözleri daha da gülerdi. Onun ışıltılı, renkli gözlerinde Türklüğün hem ihtişamlı, hem de renkli sahnelerini görür gibi olurduk. Türklüğe yan bakanın haddini bildirmekten de geri durmazdı.

Gülensoy dostumuz, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsünün de en kıdemli üyelerinden biriydi. Başlangıç yıllarında enstitüde fiilen de çalışmıştı. Öğrencilik yıllarındaki bu iş tecrübesi dolayısıyla yerli ve yabancı Türkologları da yakından tanımak ve onlarla sohbet etmek imkânına kavuşmuştu. O, Türkoloji’nin ve enstitünün hafızasıydı âdeta.

Ve Perşembe seminerleri. Gazi Üniversitesinde ve ardından Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde salgın başlayıncaya dek sürdürdüğümüz haftalık seminerlerin en devamlı üyesiydi. Bilgi alır, bilgi verirdik. Duygulanır, duygu aktarırdık. Bazen de hatıralar dünyasına dalardık. Hayat birkaç hatıradan başka nedir ki! Sonsuzluğa doğru yürürken hem eskilerin dünyasını hem de geride bıraktıklarının dünyasını izlemeye devam edeceksin. Gülen gözlerin, gülümseyen dudaklarınla. İnç (huzurlu) bolgıl meniŋ Türkçül yoldaşım!      

 

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar