Turan Birliği – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Çalıştayı   • MDM İstanbul Şubesi Perşembe Sohbetleri: Türkiye’de Organ Nakli ve Sorunları

Turan Birliği

Turancılık hiç şüphesiz Türk devletleri arasında iş birliğini öngörür. Ancak devletlerin iş birliği ve dayanışma içine girebilmeleri için kamuoylarında Turan düşüncesinin yaygınlaşması gerekir.

19 Aralık 2020
Ahmet Bican Ercilasun

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Mezunları Birliği’nin (DTCF Akademi) yayımladığı “Turancılık Bildirgesi”, “Türk Birliği” demek olan Turancılığa inanan herkesçe okunmalıdır. Metin çeşitli sitelerle birlikte Millî Düşünce Merkezi’nin sitesinde de bulunmaktadır. MDM sitesinde ayrıca metnin çeşitli lehçelere aktarılmış biçimleri ve İngilizcesi de vardır. Diğer Türk lehçelerine ve Macarcaya da aktarılıp çevrileceğini umuyorum.

Bildirgeye göre Turancılık ülküsü, “Türk’e muhteşem tarihinin yüklemiş olduğu sorumlulukların özüdür. Bu yüzden çağın şartlarına uygun biçimde yeniden tanımlanıp gündeme taşınması zaruri hâle gelmiştir.

DTCF mezunları Turancılığı çağın şartlarına göre yeniden tanımlamaya çalışmışlardır. Bu açıdan önemli bulduğum iki cümleyi aşağıya alıyorum.

Turancılık, tarihi, töresi, ahlakı, coğrafyası, mitolojisi ve sanatıyla Türk uygarlığından beslenen millî bir düşünce sistemidir.

Turancılık düşüncesinin günümüzdeki ilk amacı, Türk devletlerinin sınırlarının birleştirilmesi değil; siyaset, ekonomi, ticaret, eğitim, silahlı kuvvetler gibi hayatın pek çok alanında iş birliği yapılmasını sağlamaktır.

Rahmetli Alparslan Türkeş’in kurup geliştirdiği “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İş Birliği Kurultayı” TÜDEV’in 1993’ten beri yaptığı kurultaylarda da ana düşünce ve yol yukarıda belirtildiği gibiydi. DTCF’liler şimdi bunu özlü bir şekilde kâğıda dökmüşlerdir.

Turancılık hiç şüphesiz Türk devletleri arasında iş birliğini öngörür. Ancak devletlerin iş birliği ve dayanışma içine girebilmeleri için kamuoylarında Turan düşüncesinin yaygınlaşması gerekir. Bağımsız veya özerk, bütün Türk devlet ve topluluklarındaki insanlar arasında Turan birliği düşünce ve ülküsü yaygınlaştıkça devletler de kendi aralarında iş birliği yapmaya mecbur olurlar. Hiçbir devlet, kendi kamuoyunun dilek ve emellerine kayıtsız kalamaz.

Türk devletleri arasında bugün gördüğümüz bazı dayanışma örnekleri, kamuoylarından gelen isteklerin bir sonucudur. Karabağ savaşlarında ortaya çıkan Türkiye – Azerbaycan iş birliği, her iki ülkenin kamuoylarındaki derin ve yaygın arzuların neticesidir. Buna karşılık Doğu Türkistan konusunda Türk devletlerinin vurdumduymazlığı, kamuoylarının yeterince baskı unsuru oluşturamamasından kaynaklanmaktadır. Tabii ki “konjonktür” denilen genel dünya durumunun da bunda rolü vardır.

Devletler arasındaki iş birliği elbette önemlidir. Ancak ben, Turan birliği fikrinin kamuoyunda yaygınlaşması olgusunu daha önemli buluyorum. Böyle bir olgunun var olduğunu, daha doğrusu böyle bir sürecin yaşanmakta olduğunu da hissediyorum. En azından benim kendimi bildiğim 1960 yılından bu yana Turan ülküsü Türkiye’de hiç bu kadar yaygınlaşmamıştı. Mesleğim dolayısıyla Türk Dünyası’nı da izliyorum. Başta Kuzey ve Güney Azerbaycan olmak üzere Türk topluluklarında da Turan fikrinin bu kadar yer ettiğine tanık olmamıştım.

Turancılık, Türklerin kızıl elmasıdır. Türk milletini hem bütün olarak hem de tek tek her ferdiyle, olabilecek en yüksek refah ve güç seviyesine çıkarma ülküsüne Turancılık diyoruz. Buradaki Türk milleti ifadesiyle kastedilen elbette bütün Türk Dünyası’ndaki Türklerdir. Böyle bir ülkü, her Türk’ün ruhunda derin bir heyecan uyandırır.

Bütün dünyadaki Türklerin, olabilecek en yüksek seviyeye ulaşması ülküsü ile sadece maddi yükselmeyi kastetmiyorum. Maddi yükselmenin, refah ve gücün yanında manevi yükselmeyi de kastediyorum. Manevi yükselme, ahlak ve sanat bakımından yükselme demektir.

Yükselen ve birleşen Türk Dünyası’nın coğrafyası da bütün insanlığı imrendirecek bir güzellikte olmalıdır. Tabiatın verdiği güzellikler, denizler, ormanlar, akarsular, göller, kırlar ve dağlar, insan eli ve iradesiyle estetiğin en mükemmel “form”larına ulaştırılmalıdır. Türk Dünyası’nın şehirleri tarihin, mimarinin ve çağdaş teknolojinin kucaklaştığı mekânlar olmalıdır.

Ve bu şehirlerde, bu şehirlerin caddelerinde, parklarında, müzelerinde, sinemalarında, tiyatrolarında, operalarında Türk’ün yeni şarkıları, yeni türküleri okunmalı, dünyaya sunulmalıdır.

Böyle bir ülkünün heyecanından Türkleri mahrum etmeye hakkımız var mıdır?   

 

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları