Ülkü Burcunda Bir Bayrak: Sadi Somuncuoğlu

Faniyi ölümsüz kılan bu dünyada bıraktığı izdir, dokunduğu gönüldür, yaptığı fedakârlıklardır. Sadi Bey, bu dünyada yaptıkları sayesinde, Türk milletinin sinesinde ölümsüzdür.


28 Şubat 2022 Pazartesi sabahı, oda arkadaşlarımın sesiyle uyandım. Telefonumda okuduğum o acı haberin üstüne hüznüm tarifsizdi. Yüzümden düşen bin parça, kimseyi meraklandırmamak amacıyla erkenden kahvaltımı yaparak dersimin olduğu kampüse doğru yürüdüm, yakın bir dostumla karşılaştım. Birlikte derse yürüyorduk. Kendisi “Neyin var Altan?” demeye kalmadan yanımızdaki ilkokulda İstiklâl Marşı okunmaya başladı. Yürüyüşümü kestim ve marşımızı okumaya başladım. Bir anda durmama anlam veremeyen dostum kısa bir süre sonra anladı, kendisi de marşımızı okumaya başladı. Marş bittikten sonra kendisine şu yanıtı verdim.

“Bana, İstiklâl Marşı’nı her duyduğumuz yerde işimizi gücümü bırakarak onu okuyacak düzeyde millî şuuru aşılayan büyüklerimden birini kaybettim, hüznüm tarif edilemez.”

Dostum bu sözümün üzerine yalnızca “Başın sağ olsun.” demekle yetindi.

Sadi Bey’i Tanıma Hikâyem

Atatürkçü, vatanını ve milletini koşulsuz seven ama politikadan hazzetmeyen bir ailede yetiştim. Daha sonra, özellikle ilkokul öğretmenimin bize aşıladığı fikirler, beni erken yaşta Türk milliyetçisi olmaya itti. Atatürk’ü büyük hayranlık ile 1. sınıftan itibaren öğrenen bizler için en doğru yol, O’nun da takip ettiği Türk milliyetçiliği yoluydu.

21. yüzyılın ilk senelerinde doğan birinin gözüyle milliyetçi camia, benim aklımın erdiği yaşlarda -fikrî boyutta- pek karışıktı, neredeyse sol kadar fraksiyonlara ayrılacak gibi duruyordu. Nitekim öyle de oldu.

Yine bana analitik düşünmenin ve sorgulamanın önemini öğreten biricik ailem ve ilkokul öğretmenim sayesinde, bu sefer de kendime, inandığım ülküyü sorgulamaya başladım. Bu sayede fikrî altyapımı geliştirecek, siyasetin zemini ne olursa olsun kendi bildiğim doğruyu kimseye bağlı olmadan söyleyebilecektim.

Hâliyle benim yaşlarımdaki her genç gibi ben de internetin nimetlerinden yararlanacaktım. Atatürk’ün konuşmalarını, Türk hükümdarlarının yapıp ettiklerini, Türkiye’de milliyetçi hareketin yükselişini öğrenmeye çalıştığım sıralarda YouTube’da önüme “Millî Kanal” adında bir kanal çıktı. Kanaldaki videoda Prof. Dr. Ümit Özdağ, 27 Mayıs İhtilâli gibi ilgi duyduğum bir konuyu anlatıyordu. Yanında kendisini dikkatle dinleyen, davanın büyüklerinden olduğu simasından belli olan bir bey amca vardı. Ardından kanaldaki diğer videoları incelemeye koyuldum. Neredeyse her videoda bu bey amca, ya konuşmacının yanında ya da kendisi konuşmacı. Üç dakikalık kısa bir videosunu açtım, videonun adı “Lider, Teşkilât, Doktrin Tartışılmaz mı?”

Tam da merak ettiğim hususlardan biri. Daha o yaşımda ben de camia içerisindeki sorgusuz biat kültürünün yaygınlaşmasından rahatsızlık duyduğumdan hemen izlemeye koyuldum.

Sadi Bey cümleye aynen şöyle giriş yapıyor:

“Bir defa böyle bir anlayış, hür düşünceye aykırıdır.”

O dakika kendime “Evet, benim anlayışım bu kanaldaki insanlar gibi, Sadi Somuncuoğlu Bey gibi!” diye adeta haykırdım. Bu, 15-16 yaşlarında bir Türk genci için, milliyetinin tartışma konusu edildiği, Türk denmenin neredeyse ayıp karşılandığı yıllarda çölde bir vaha bulmakla eşdeğerdi.

Kanaldaki her videoyu izlemeye çalışıyordum. Videolar benim için birçok soru işaretlerini yok ediyor, yeni merak kapıları açıyordu. Bu metot, ilerlemeye ve gelişmeye öncülük eden metot değil midir zaten?

Sonradan öğrenecektim ki Sadi Bey, kuruluşunda bizzat öncü olduğu gerek Ülkü Ocakları gerek KÜBİTEM gibi kuruluşlar vasıtasıyla yıllar boyunca dostlarıyla bu mücadeleyi vermiş. Bu mücadele “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin milletin zihnine oturtulması” dır.

Milli Düşünce Merkezine Katılışım-Sadi Bey ile Tanışmam

Milli Kanal artık, Millî Düşünce Merkezi adıyla YouTube kanalında son derece kaliteli içerikler yayımlamaya devam ediyordu. Giderek müptelâsı olduğum bu kanalı takip etmekten daha fazlasını yapmak zorunluluğunu hissettim. Şimdiki genel başkanımız Hakan Paksoy vasıtasıyla Millî Düşünce Merkezi (MDM) editör kadrosuna dâhil oldum.

MDM’nin bana manevi katkısı saymakla bitmez, bunlardan biri de cumartesi günleri düzenlediğimiz çevrimiçi toplantılardı. Ben Sadi Bey ile bu toplantılar sayesinde tanıştım. Kendisini ilk kez ekranda gördüğüm andaki heyecanımı halen hatırlarım.

Bu toplantıları genelde Ahmet Bican Ercilasun Hoca yönetir, konuşanlar da çoğunlukla Halil Akıncı, Burçin Öner, Hakan Paksoy, Konuralp Ercilasun, İkbal Vurucu, İskender Öksüz ve kendisinin ömürlük dava arkadaşı Sadi Bey olurdu.

Ben, başlarda “Böyle birikimli insanları dinlemek zaten yeterince büyük bir onur.” diyerek fikrimi belirtmekten geri durur, notlar almakla yetinirdim. Ancak bir gün Sadi Bey söz aldı ve mealen şunu söyledi:

“Şu anda görüyorum, toplantımızda iki tane genç kardeşimiz var (Ben ve Mehmet Onur Karadayı). Bu meseleleri konuşurken neden onlar hiç söz almıyor? Gençleri duymaya ihtiyacımız var. Lütfen gençler, siz de söz alın ve konuşun.”

Kimseyi incitmeyen o nazik üslubuyla bizi fikirlerimizi belirtmeye teşvik etmişti Sadi Bey. Hem de bunu asla göstermelik yapmadı. O anda, 4-5 yıl kadar önce kendisini Millî Kanal’da ilk dinlediğim videolardaki, bende bıraktığı intiba aklıma geldi. Ve kendime, “Evet” dedim, “Sadi Bey’i çok doğru tahmin etmişim.”

Biz bu toplantıları yaparken çok hastaydı, ancak babacanlığını hastalığına rağmen hissettirebilen biriydi. Benim için sanki ailem içinden, uzaktan tanıdığımız bir amca gibiydi. Bu sebeple de evdekilere toplantıları büyük bir hevesle anlatırken “Sadi Bey Amca böyle dedi...” diyerek anlatırdım, ailem de ilgiyle dinlerdi.

25 Aralık 2021 Tarihli Armağan Törenimiz

Soğuk bir aralık günü, Ankara’daki Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsünde armağan törenimizi ve derneğimizin kongresini gerçekleştirecektik. Dernek yöneticilerimiz armağan töreninin sunuculuğunu bana layık gördüler.

Hazırlandım, armağan törenini başlatmak üzereydim ki en ön sıradan, değerli hocam İskender Öksüz, iki yan koltuğundaki Sadi Bey’e seslenerek:

“Sadi bak, en genç editörümüz. Boğaziçi’nde okuyor.” diyerek bizi bir daha tanıştırdı. Önümde onlarca profesör, vali, gazeteci var. Bir de yıllardır örnek aldığım iki insandan biri, beni diğeri ile tanıştırıyor. Düşüp bayılsam hakkım vardı.

Armağan törenimizin açılış konuşmasını yapması için Sadi Bey’i, dernek başkanımız sıfatıyla son kez sahneye davet ettim. Armağan törenimizi takip eden kongremizde genel başkanlığı kendi isteğiyle devretmesi, camiamızda görülmeyen, alışık olunmayan, önemli bir örnektir.

27 Şubat 2022 Günü

İskender Öksüz Hoca, İstanbul’a geldiğinde, kaldığım yurda çok yakın bir yerde kalırdı. 27 Şubat 2021 günü yine kendisiyle yürüyüşe çıkmıştık. Bana “Sadi Bey’i kaybetmek üzereyiz.” dedi.

Ömrünü bir ülküye adamış iki ömürlük arkadaş düşünün, biri diğeri için “Kaybetmek üzereyiz.” diyor.  Hele o kişi sizin için de sonsuz öneme sahip bir büyüğünüzse, genç yaşınızda siz de ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz.

O gün İskender Hocam’a hep Sadi Bey Amca hakkında sorular sordum. Kendisini camiadaki diğer simalardan ayıran o yegâne özelliklerini bana teker teker anlattı hocam. Hem kendisine hem de Sadi Bey’e bir kere, bin kere daha minnet duydum. Şu garip ve hafızası eksik milletin adını unutturmak için çabalayanlara karşın ömürlerini ülküye vakfettikleri için.

İskender Hocam ile bu konuşmalarımızın üzerinden 24 saat geçmeden Sadi Bey, Hakk’ın aziz rahmetine kavuştu.

Devam zorunluluğu olan bir dersim vardı, cenazesine katılamadım. Ancak yine de ne yapar eder katılırdım. Hakan Paksoy’a durumu ifade ettiğimde bana aynen şu cevabı verdi.

“Sen dersine bak Altan, rahmetli gençlerin başarısını her şeyden çok önemserdi.”

Fertler ölür, fikirler yaşar. Sadi Bey’in fikirleri ölür mü hiç?

Sizlere ancak, Sadi Bey’in bende bıraktığı intibaı anlatacak yetkinlikteyim. Ömrüm birlikte geçmedi yahut yıllara dayanan, büyüklerimizin anlattığı o acı günlerden anlatacak anılarım yok. Dostları onu en güzel şekilde anlattı.

İfade etmek zorunluluğunu hissettiğim tek bir şeyi daha aktararak bu yazıyı noktalayacağım.

Organizma doğar, büyür, yaşar ve ölür. Faniyi ölümsüz kılan bu dünyada bıraktığı izdir, dokunduğu gönüldür, yaptığı fedakârlıklardır.

Kendisini tanıyan, ideoloji ayırt etmeksizin herkes gibi ben de aynı fikirdeyim. Sadi Bey, bu dünyada yaptıkları sayesinde, Türk milletinin sinesinde ölümsüzdür.

Millî Düşünce Merkezi bünyesinde, kendisiyle tanışan en genç kişi sanıyorum ki benim. Ancak eminim ki bıraktığı izler sayesinde gelecekte de nice genç onunla tanışmaya devam edecek.

Sadi Bey Amca ülküye adanmışlığın somut örneğidir. Mekânı cennet olsun. Bizlerden Atatürk’e sonsuz selam götürsün.

 

Yazar

Altan Tekgül

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar