Utangaç Atatürk düşmanları

Aydınlar ve elitler, aydınlanma fikirlerinin savunucularıdır. Ülkemizin üzerine kurulduğu esaslara, aydınlanmamızın lideri ve kurucumuz Atatürk’e utangaçça düşmanlık yapanlar, pirincin beyaz taşıdır ve sözde aydındır.


Türkiye’de Atatürk düşmanları, cumhuriyet devrinde ilk defa ve en güçlü şekilde Demokrat Parti idaresinde seslerini duyurabildi. İlerleyen yıllarda da kimi siyasilerin cemaat ve tarikatlara göz yumarak oy devşirmeye çalışması, Atatürk düşmanlarına güç kazandırdı. Nitekim 90’lı yıllarda Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı Prof.Dr. Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi Atatürkçü aydınlar, Türk aydınlanmasının düşmanları tarafından canice katledildi.

 

Sosyal olaylar ve olgular da fen bilimlerindeki deneyler kadar sistematik bir biçimde, sebep sonuç ilişkileri çerçevesinde incelenmeli. Bir fizik kanunu olan etki-tepki yasasının benzerini sosyolojide görürüz. 90’lı yıllarda Türk aydınlanmasına atılan kurşunlar ve son yıllarda cumhuriyet devrimlerine karşı güdülen aleyhtarlık, geçmiş nesillere nazaran yeni gelen neslin Atatürk ve cumhuriyet devrimlerine daha sıkı bağlanmasını sağladı. Çeşitli cemaatlerin ve tarikatların bütün aleyhte propagandasına rağmen Atatürk, bağrından çıktığı Türk milletinin sinesinde günden güne daha da seviliyor. Türk milleti olarak, millî birliğimizin mimarı Atatürk’e düşmanlık yapanları hoş görmüyoruz.

Prof. Dr. Muammer Aksoy’un cenazesinde Uğur Mumcu.
O da bir cinayete kurban gidecekti.

O halde, herkes Atatürkçü mü oldu?

Maalesef hayır. Türk milletinin büyük bir çoğunluğu Ata’sına sonsuz bir hürmet beslese de cumhuriyet ve millî birlik düşmanları hâlen faaliyette. Fakat onlar da günün koşullarına göre mücadele vasıtalarını ve yöntemlerini değiştiriyor. Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı yalnızca mürteci kesim tarafından yapılmıyor. Kendisine aydın, çağdaş, elit, “Avrupai” diyenler de Atatürk düşmanlığı yarışına girmeye başladı. Bu aczin en somut örneği 2010 referandumunda görüldü. Başına “demokratik” lafı getirilen her sözü safça sahiplenenler, “Yetmez ama evet!” diyerek ne kadar “elit, çağdaş, ilerici (!)” olduklarını gösterdiler. Bu kişilere göre yıllardır “Kemalist” idare onları eziyordu, Türkiye’nin bu anlayıştan arınması gerekti. Herhangi bir ortamda yan yana dahi oturamayacak mürteciler ile “aydın liboşlar” aynı yolda yürüdü. Bu zevatın ortak noktası; Türk adına, Atatürk’e ve inkılaplarına düşmanlıkları.

 

Pirincin beyaz taşı

Katledilen başka bir Türk aydınlanması sevdalısı Necip Hablemitoğlu, FETÖ’yü anlattığı Köstebek kitabında kullanıyor bu tabiri. Çok yerinde olan bu tabiri, Hablemitoğlu’nun kullandığı bağlamdan farklı şekilde ele alacağım.

İrtica ile aydınlanma zıttır. Mürteci ile aydınlanmacı tarihin her devrinde mücadele içerisinde olmuştur. Bu yüzdendir ki mürtecilerin, aziz Atatürk’ün düşünce yapısını kavrayabileceğini asla düşünmüyoruz. Cumhuriyet devrimlerinin bekçileri, irticaya karşı daima teyakkuzdadır. Birliktelikleri hayreti mucip güruhtan ikincisi “yetmez ama evet”çiler, utangaç Atatürk düşmanlarıdır. Bu kişiler, hiçbir zaman doğrudan doğruya Atatürk’ün şahsı aleyhinde konuşmaz, mürtecilerin aksine bundan kaçınırlar. Ancak, Atatürk’ün bu ülkeyi üzerine kurmuş olduğu millî değerlere savaş açarlar. Görüntüde aydın ve çağdaş olan bu zevat, henüz aklını başına devşiriyor. 2010 yılında beraber yürüdükleri siyasileri daha yeni eleştirmeye başladılar. Fakat anlayış (!) daimî. Bu kişiler;

 

Ermeni yalanlarında, Türklüğe düşman kim varsa onun yanında oldular.

Çözüm Süreci adı altında, Türk şehirlerinin terör örgütü tarafından mühimmat yığınağına çevrilmesini “demokratikleşme süreci” olarak gördüler.

Millî birliğimizin çimentosu olan vatandaşlık bağımız ve adımız olan Türklük, anayasadan çıkarılmak istendiğinde desteklerini esirgemediler.

Ergenekon, Balyoz gibi davalarla; yüce Türk ordusunun üzerinde kumpaslar kurulurken “Türkiye prangalarından kurtuluyor.” dediler.

Cemaat ve tarikatlar vasıtasıyla ülkemizde din ve vicdan hürriyetine açılan savaşı özgürlük kabul ettiler.

Devletin terör örgütüyle meşru mücadelesini eleştirdiler, terör olaylarını kınamadılar. Şehitlerimizi bir defa anmadılar.

Hümanizmden dem vurdular, katil teröristlerin cenazelerinde ağıt yaktılar. Hiçbir zaman Türk milletinin yanında olmadılar.

Bu sözde hümanistler, terör örgütünün siyasi uzantısının, terör örgütüyle arasına mesafe koymamasını göz ardı ettiler.

Velhasıl; hümanist, demokrat, aydın, elit, çağdaş (!) oldular. Ancak bir tek Türk olamadılar, Atatürkçü olamadılar.

 

Yıllardır utangaç bir şekilde Atatürk düşmanlığına devam ediyorlar. Bunu dile getirmeden, Atatürk’ü anmadan devrimlerini silmeye çabalıyorlar. Oysa Atatürk bizlere, bir fikir mirası bırakmıştır. Türk devleti bu miras üzerine kurulmuştur. Atatürk’ü savunmak, şahsının yanında fikirlerine sahip çıkmak demektir. Fikirlerine saldıranlar, adını anmasa da kendisine saldırmakta.

Aydınlar ve elitler, aydınlanma fikirlerinin savunucularıdır. Ülkemizin üzerine kurulduğu esaslara, aydınlanmamızın lideri ve kurucumuz Atatürk’e utangaçça düşmanlık yapanlar, pirincin beyaz taşıdır ve sözde aydındır.

Türk milleti; Atatürk’e, cumhuriyete, millî ve üniter devlet yapısına, Türk adına ve aydınlanmasına daima sahip çıkacak, düşmanlarını da sevindirmeyecektir.

İbret alanlar için tarih, sayısız örnekleriyle doludur.

Yazar

Altan Tekgül

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.