Uyanmanın vaktidir

Derin bir uykudayız, uyanacağız. Bu aziz toprakları yurt yapan, onu ülkü şuuruyla besleyen, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve mensubu olmaktan daima şeref duyacağımız Türk milliyetçisi camia, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında söz sahibi olmak zorundadır ve olacaktır.


Paylaşın:

Milletimizin, cumhuriyet tarihinin belki de en zor döneminde, hiçbir devirde olmadığı kadar uykuda olduğunu üzüntüyle görüyoruz. Gerçeklikler örtbas edilmeye çalışılsa da artık her şey ayan beyan ortada. Devletin birçok organında bozulmalar kendini belli ediyor.

Bu bozulmaları ispata kalkışırken kendi kurumlarımızın verileriyle bu işe girişeyim isterdim. Ancak hemen tüm devlet kuruluşlarının halka sunduğu istatistikler gerçeklikten hayli uzak. Öyle ki TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranını gören kendi halinde bir vatandaşımız dahi bu istatistiğin muhasebesini yapabiliyor, dolayısıyla yanlışlayabiliyor.

Yabancı kuruluşlarca yapılan çeşitli ekonomik araştırmalar, hukuka güven endeksi raporları gibi devletin temel dinamiğini oluşturan veri gruplarında da olumsuz gidişat hâkim. Bu endekslerdeki yahut raporlardaki verilerin son 10 yıldaki düşüşünün sebeplerini, tohumların atıldığı önceki 10 yılda aramak lazım. Milletimiz daha uyanamamışken geçmişi sorgulamasını beklemek de nafile maalesef.

Ekonomi ve hukuk gibi iki temel alandaki olumsuz karnemizin üzerine eklenen, çok daha vahim bir durumu aktarmalıyım. Millî birlik krizi. Türkiye Cumhuriyeti’nin fertleri, yani Türk milleti, ilk defa bu denli kutuplaşma içerisinde. Hâlbuki mazisinde siyaset üstü bir millî birlik şuuru taşıyan milletimiz, bugün bu hasletini maalesef yitirdi. Millî birlik şuurundan yoksun bir toplumun insan yığınından farkı kalmıyor. Millet olmak demek birbirinin acısına, sorununa, derdine, sevincine ortak olmak demek. Biz bu duyguları kaybettik. Çünkü uykudayız, derin ve hülyalı bir uyku. Uyanmaya da niyetimiz yok.

Bu uyku hâli bir gecede gelmedi elbette. Tohumlarının atıldığı birçok alan sayılabilir ancak bu bilinç en çok, “millet” anlayışının politikacılar tarafından yontulma çabalarından yaralandı. Kimi politikacılarımız meydanlarda “tek millet, aziz millet, büyük millet, canım millet” derken karşıtları da millet kavramının suistimalinden yakınıyor. Bu politikacılarımızın destekçileri ise büyük bir aşkla liderlerini destekledikleri sırada, “Yahu, bu millet dedikleri hangi millet?” sorusunu dahi soramıyor.

Kutuplara ayrıldık, gittikçe umursamaz olduk. Belki de “Şöyle bir gözümü dinlendireyim.”derken kendimizi derin uykuda bulduk.

3-4 kişilik küçük bir grup için bile genelleme yapmak zordur, bu sebeple 86 milyonu genelleyip eleştirmek doğru olmaz. Ancak aynaya bakıp en azından kendimize çeki düzen vermemiz, hiç değilse kendi camiamıza ışık tutmak vazifesini üstlenmemiz gerekmez mi?

Kendisine Türk milliyetçisi diyen milyonlarca vatandaşımız var. Ülküsüne bağlı, kurucu ve en büyük camiayız. Tüm kalbimle inanıyorum ki camianın bütün fertleri, gerektiğinde vatanları için canlarını verecek kadar atılgan ve memleket sevdalısıdır. Ancak esas mesele bu vatan için ölmek yerine yaşamak olmalıdır. Yaşayacak, çalışacak ve milletçe başaracağız ki ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine taşıyalım.

İğneyi kendimize batırmanın zamanı

Yaşamak ve yaşatmak; bu sayede milleti yüceltmek ve kalkındırmak. Bu kutlu ülküye somut katkı sunmak konusunda Türk milliyetçilerinin son yıllardaki sessizliği dikkat çekici. Keşke kürsü nutukları ve meydan okumalar karın doyursaydı ancak obezite yapmasından çekiniyorum.

Yukarıda bir sürü olumsuzluk saydım. Sebep olanları eleştireceğiz, hem de en ağır şekilde. Bu, biz Türk milliyetçilerinin en büyük sorumluluklarından biridir.

Zaten eleştirmekte üzerimize yok, Allah kimseyi dilimize düşürmesin! Hele bir de bizim gibi düşünmüyorsa vay hâline.

 

Peki biz neredeyiz, neler yaptık? Son 5 yıla baktığımızda Türk milliyetçilerinin ülke idaresinde nasıl bir etkisini gözlemliyoruz? Çuvaldızı başkasına batırmakta pek mahiriz ancak iğneyi kendimize batırdık mı acaba hiç?

Genç bir ferdi olarak kendi camiama soruyor ve bu yazıyı okuyan herkesten de cevap istiyorum. Türk milliyetçisi camianın, bu genç kardeşine bir cevap vermek sorumluluğu taşıdığını düşünüyorum.

 

Neden sessiziz ey Türk milliyetçileri? Üzerimizdeki ölü toprağının sebebi nedir? Derin uykudan uyanmanın vakti geldi de geçmiyor mu?

Her gün akşam siyaset programlarında, ülkenin meselelerini, Türk milletiyle sorunu olanlar tartışıyor. Sizler neredesiniz, biz artık temsil dahi edilemeyecek bir azınlık mı olduk?

Her siyasi parti, en küçük azınlık veya siyasi görüş, kendi prensiplerini politikacılara dayatabiliyor. Kendisini Türk milliyetçisi-Atatürkçü addedenler olarak biz bu ülkede çoğunluğuz. Bizim sesimiz neden diğerleri kadar çıkmıyor?

Neden “36 etnik unsur”un, onlarca farklı ideolojik eğilimin hassasiyetleri siyasetin gündemine oturuyor da bizim hassasiyetlerimiz kulak arkası ediliyor?

Atatürk ilke ve inkılaplarını yıkmak fikrindekiler ve bunu gizlemeyenler mecliste, üniversitelerde, kamusal alanlarda düşüncelerini çok rahat ifade edebiliyorken biz neden çekiniyoruz?

Ekonomi ve hukuk sistemi gibi birçok alandan yakınırken neden bu alanlarda çözüm önerileri üretemedik, ürettiysek neden uygulatamadık?

Bu çözümleri üretemediysek ya da uygulatamadıysak bizlerin de en az idaredekiler kadar suçu yok mu?

Daima geçmişle övündük, peki çocuklarımızın da geçmişleriyle övünebilmesi için bugün ne yapıyoruz?

“Ben yurt dışına gitmek istiyorum.” diyen çocuklarınızı, torunlarınızı topa tutuyorsunuz. “Yahu bu çocuk neden yetiştiği toprağı bırakıp gidiyor, bu ülkedeki sorunlar nedir, nasıl çözeriz?” diye sordunuz mu?

 

Ülkedeki diğer camiaların durumu kendilerine kalsın, bizler kendi nasipsizliğimize yanalım. Büyük bir uykudayız. Lafa gelince burnumuzdan asla kıl aldırmaz, “Bu devleti kuran neslin mirasçıları”olmak şerefini asla kimseye bırakmayız. Türkiye’deki her camiayı şu veya bu sebeple suçlarız da eleştirilecekler arasında sıra bize bir türlü gelmez.

Türkiye bir seçim sath-ı mailine giriyor. Bahsettiğimiz sorunların çözülmesi ve bu çözümlerde Türk milliyetçilerinin etki yapması için muazzam bir fırsat. Bu bir yıllık süre içerisinde muhakkak ölü toprağımızı üstümüzden silkmeli, ilkelerimizi ortaya koymalı ve siyasete yön vermeliyiz. Tıpkı daha önce yaptığımız, büyüklerimizin yaptığı gibi.

Belki bu sayede atalarımıza ve gelecek nesillere borcumuzu, çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakarak bir nebze öderiz.

Bu aziz toprakları yurt yapan, onu ülkü şuuruyla besleyen, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve mensubu olmaktan daima şeref duyacağımız Türk milliyetçisi camia, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında söz sahibi olmak zorundadır ve olacaktır.

O meşhur sloganımızı bugüne uyarlayarak son noktayı koyalım:

“Okuyucular üzülmesin, bozkurtlar uyanacaktır!”

Yazar

Altan Tekgül

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar