Virüste Neredeyiz? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • İki Gözüm Türkçe (Canlı Yayın)   • Taziye Mesajı: Fatma Halilbeyoğlu

Virüste Neredeyiz?

Büyük şans, Türkiye’de tıp kurumunun köklü geleneğidir. FETÖ ile orduyu, adaleti, dışişlerini, akademiyi tahrip ettik. Ama anlaşılan yıkım henüz tıbba ulaşmamış. Türkiye’nin doğru tedbirleri alması da bu tıp geleneği sayesindedir. Allahtan “bizim adamlar”ı doktor tayin ediveremiyoruz.

16 Mayıs 2020
İskender Öksüz

Kâr ve zarar…

Birçok strateji, birçok plan, insanla ilgili birçok karar muhasebe işidir. İki musibetten birini seçersiniz. Tıpta hekim ilaç yazarken veya ameliyat önerirken muhasebe yapar. Ameliyatın riski mi, hastalığın riski mi?  İlacın yan etkisi mi hastalığın riski mi?

Şu anda bütün ülkelerde muhasebe yapılıyor: Aylar sürecek sert yasaklarla ülkede salgını kesmek mümkün. Karşılığında ekonomi çöker. Bir şey yokmuş gibi davranırsanız ekonomideki riski azaltabilirsiniz ama bu sefer salgın azar, sağlık kapasiteniz aşılır, ölümler artar ve sonunda ekonomi yine kayaya çarpar.

Hesap bundan ibaret de değil. Önlemlerle salgını yavaşlatmak virüsü yok etmiyor. Gevşediğiniz anda yeniden başlayacağı garantili. Aslında salgını “durdurmak” mümkün değil. Yaptığınız ancak “yavaşlatmak”. Nereye kadar? İlaç veya aşı bulunana veya toplumun büyük kısmı hastalığı geçirip bağışıklık kazanana kadar. Sürü bağışıklığı! Burada da iki ayrı strateji mümkün:

1) Bir an önce virüs yayılsın. Halkın %60-70-80’i hızla bağışıklık kazansın. (Bu üç rakamı da veriyorlar. Farklı simülasyonların sonuçları olmalı.) Böylece uzun karantinalara, işyerlerini, okulları kapatmaya gerek kalmaz, ekonomi çökmez.

2) Hayır, serbestlik sağlık sistemini çökertir; tamam herkes hasta olsun ama zamana yayılarak hasta olsun. Yavaşlatalım. Herkes bir anda hasta olmasın.

İngiltere önce (1)’i denedi. İtalya bilerek mi, bilmeden mi (1)’i seçmiş gibi davrandı. Sonra ikisi de panik içinde (2)’ye geçtiler. (1)’i deneyip başaran bir İsveç var bildiğim.

Yine çekiç ve dans

Silikon Vadisi’nin dâhi çocuğu Tomas Pueya’nun terimleriyle, sert önlemlere “çekiç”, gidişata göre sıkılaştırıp gevşetmeye “dans” diyoruz. Önce çekiç iniyor. Böylece hastanelerin kapasitesi vahim şekilde aşılmıyor. Bilhassa yoğun bakım ve solunum desteği kapasitesinin aşılması ölüm getiriyor. Bu çekiçten sonra uzunca sürecek bir dans dönemine giriyorsunuz. Dans boyunca bağışık insan sayısının artmasını sağlıyor, fakat “eğriyi yayvanlaştırdığınız” için de hastanelerin çöküşünü ve aşırı ölümleri önlüyorsunuz.

Bu düşünceler, yakın zamanda aşı veya ilaç bulunmasının beklenmediğini gösteriyor. Benim şahsî kanaatim, her ikisinin de umulandan hızlı bulunacağı. Çünkü dünya çapında bir gayret var, büyük bütçeler tahsis ediliyor. İlaç molekülünün tasarımı için devasa bir bilgisayar gücü devrede. Bir de bilimin geometrik artışı var. “Yarın dünden iyi olacak”, bilim ve teknoloji için geçerli.

Türkiye ne yaptı?

Türkiye’nin iki büyük şansı var. Birincisi, hastalık bize birkaç hafta geç geldi. Bu, hiç olmazsa İtalya gibi hazırlıksız yakalanmamızı önledi. Test konusunda kısa bir tereddütten sonra test kapasitemizi arttırdık. Test algoritmamızı düzenledik: Filiasyon – yani ilişkilendirme düzenini kurduk.

İkinci büyük şans, Türkiye’de tıp kurumunun köklü geleneğidir. FETÖ ile orduyu, adaleti, dışişlerini, akademiyi tahrip ettik. Ama anlaşılan yıkım henüz tıbba ulaşmamış. Türkiye’nin doğru tedbirleri alması da bu tıp geleneği sayesindedir. Allahtan “bizim adamlar”ı doktor tayin ediveremiyoruz.

Sonunda biraz öğrenerek, biraz el yordamıyla çekiç ve dansı keşfettik. Şu anda çekiçten çıkmağa çalışıyoruz. Dansa da sanki biraz erken başladık.

eğriler ne diyor?

Şimdi 1 Mayıs yazımda anlattığım S eğrisine ve günlük vaka sayısının çan eğrisine dönelim. S eğrisi, kafasını eğmiş. Bu güzel haber. Eğer seterisler paribus olurlarsa- ciddiye almayın lütfen- 170 bin vakada duracakmış gibi. Yani mevcut şartlar değişmezse. Fakat mevcut şartlar değişecek. Adım adım gevşeyeceğiz.

Günlük vaka sayıları durumu daha güzel anlatıyor.

Bir kere çan eğrisi artık çan eğrisi değil. Sağ yarı sola benzemiyor. Sağ taraf uzuyor. Hemen bütün ülkelerde bu eğilim var. Sağ taraf “dans” tarafı. Biz dansa biraz erken başlamış gibiyiz. Çekiç bitmeden.

Son haftalarda günlük vaka sayısında dalgalanma görülüyor. Son üç hafta boyunca hep aynı gün düşüp sonra yükselmiş. En düşük ve en yüksek günleri işaretledim. Pazartesileri en düşük, çarşamba en yüksek. Son çarşamba hariç. Düşme olmadı.

Ne oluyor?

İki izah mümkün:

1) Bürokratik sebep: Hafta başında test sonuçlarının tamamı bakanlığa intikal etmiyor.

2) Tıbbî sebep: Pazartesi günleri insanlar iki günlük (veya dört günlük) sınırlamadan sonra çarşıya-pazara hücum eder. O gün bol bulaşma olur. Fakat bunun sonucu ancak 9 gün sonra, yani bir sonraki Çarşamba görülür. Bu doğruysa bir dahaki en düşük sayıyı 18 Mayıs’ta, bir sonraki zirveyi 20 Mayıs’ta göreceğiz. 18 Mayıs’ta üç haneye bile inebiliriz. Sebep bürokrasiyse, tersine 20 Mayıs, en düşük çıkabilir. Çünkü 19 Mayıs dolayısıyla bürokrasinin haftası o gün başlayacak. Bilimde bu kadar uygun evet-hayır deneyi büyük şans işidir.

Bir de 18 Nisan’da bir düşük nokta var, sonra hızlı artış. Bu da ilk yasağın gece yarısına saatler kala ilan edildiği 11 Nisan’ın bir hafta sonrası. Hastalık bu noktadan sonraki üç gün hızla tırmanıyor. Demek ki 11 Nisan olmasaydı. 22 Nisan’daki gibi düşük bir vaka sayısı ile devam edecektik.

Sonuç? 1 Mayıs tarihli yazımda, 24 Mayıs gibi salgının duracağını tahmin etmiştim. Çan eğrisi onu gösteriyordu. Aradan 15 gün geçti. Şimdi? Şimdi çan eğrisinin ne gösterdiği önemli değil. Çünkü artık çan eğrisi yok. Tahmini bitiş de yok. Çekicin sonundayız. Dansa başlıyoruz ama sanki biraz erken başlıyoruz?

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları