Yine dil terimleri

Ölçünlü diller, bölge farklılıklarını ortadan kaldırarak ortak bir iletişim aracı sağlarlar; kitle iletişim araçlarında, dilin yabancılara öğretimi gibi konularda kurumlaşmış bir norm oluştururlar…


Dil iki şekilde kendini gösterir: konuşma olarak, yazı olarak. Bunlardan birincisine konuşma dili, ikincisine yazı dili denir (spoken language, written language veya literary language).

Yazının icadından önce sadece konuşma dili vardı. Yazının icadıyla birlikte yazı dilleri de ortaya çıktı.

Doğan Aksan Her Yönüyle Dil kitabında bu terimleri şöyle tarif eder:

Konuşma dili bir ulusun, bir dilbirliğinin dilinin yazıyla ilişkili olmayan ve çeşitli söyleyiş özellikleri taşıyan yönüdür.”

Bir lehçe üzerine kurulan ortak dilin yazışmalarda kullanılması, okul kitaplarının, bilim ve sanat yapıtlarının bununla yazılması sonucunda ortaya çıkan yazılı dile biz yazı dili diyoruz. Bu niteliğiyle yazı dili, ortak dil’le ve kimi yazarların kullandığı edebi dil’le anlamdaş sayılabilir.

Yine Doğan Aksan, “ortak dil” terimini de şöyle tanımlar:

ORTAK DİL ya da koiné, bir ülkede konuşulan lehçe ya da ağızlar içinden yaygınlaşan ve egemen olana verilen addır. Bizde ortak dil, İstanbul ağzı üzerine kurulmuştur.”

Konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkları daha açık ve ayrıntılı olarak görmek isteyen okuyucular, Muharrem Ergin’in Türk Dil Bilgisi kitabına bakmalıdırlar.

Ortak dil aynı zamanda ölçünlü (standart) dildir. David Crystal’in ünlü dil bilimi ve fonetik sözlüğünde standart dil için “bir konuşma topluluğu içinde kullanılan itibarlı (prestijli) varyant” denilir ve onun bazı özellikleri şöyle anlatılır:

Ölçünlü diller, bölge farklılıklarını ortadan kaldırarak ortak bir iletişim aracı sağlarlar; kitle iletişim araçlarında, dilin yabancılara öğretimi gibi konularda kurumlaşmış bir norm oluştururlar… Konuşma topluluğu içinde ölçünlü bir dilin tabii gelişimi (veya bir topluluğun bir diyalekti, standart olarak empoze etme girişimi), standartlaşma olarak adlandırılır.

David Crystal’in, birisini ayraç içinde verdiği iki türlü oluşum bizim için dikkat çekicidir: tabii gelişim yoluyla ölçünlüleşme, empoze etme yoluyla ölçünlüleşme.

Türkiye Türkçesi ve Türkiye Türkçesi içinde İstanbul ağzı tabii gelişim yoluyla ölçünlü dil hâline gelmiştir. Batı Türkçesinin yazı dili olarak ortaya çıkmasının sebebi, Anadolu’ya gelenlerin, Türkistan’da kalan edebî dili bilmemeleri, Anadolu ve Azerbaycan’da kurdukları siyasi oluşumlar için de bir edebî dile ihtiyaç duymalarıdır. Edebî dilin daha sonra İstanbul ağzına dayanması ise İstanbul’un siyasi, iktisadi ve kültürel merkez olmasındandır. Önce küçük ünlü uyumunun bulunmadığı bir İstanbul ağzı (aldum, gözi…), 18. yüzyıldan itibaren ise küçük ünlü uyumunun oluştuğu, damak n’sinin kalktığı (aldınız, başınız, gözü…) İstanbul ağzı, bugünkü yazı dilimizin dayandığı ağızdır. Bütün bu gelişmeler hep tabii bir şekilde olmuştur; herhangi bir topluluğun, gücün zorlaması, empoze etmesi söz konusu değildir. Ortak edebî dil (yazı dili) sayesinde farklılıkların ortadan kalktığı ortak bir iletişim aracına sahibiz. Bazılarının Muğla ağzıyla gelibatı, bazılarının Bartın ağzıyla geliya, bazılarının Erzurum ağzıyla geliyir, bazılarının Rize ağzıyla celeyi dediği ortaklaşmamış bir dil yerine hepimizin geliyor veya geliyo dediği (geliyor yazdığı) ortak bir iletişim dilimiz var.

Empoze yoluyla ölçünlüleşmenin tipik örnekleri Tatar, Başkurt, Özbek, Uygur, Kazak, Kırgız, Türkmen vb. Türk yazı dilleridir. Bu yazı dilleri, Rus Çarlığı döneminde 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında teşvik ve telkinlerle (empoze), Sovyetler döneminde 1927-1936 arasında Moskova’dan yönetilen dil bilimi kurultaylarında alınan kararlarla oluşturulmuştur. Mesela Kırım Tatar yazı dilinin orta şiveye dayanması kararı 1929 Ağustos’unda Simferepol’de toplanan kurultayda alınmıştır. Türkmen yazı dili için yönelme hâli ekinin +A+gA mı olacağı aynı yıllarda toplanan Türkmenistan Birinci Lengüistik Kurultayında belirlenmiştir. Özbekçenin ünlü sayısına dahi 1930’lardaki dil bilimi kurultaylarında karar verilmiştir. Ayrıntılar ve kaynaklar için Makaleler kitabımın 393-395. sayfalarına bakılabilir. Bir edebî dilde ünlü sayısına, ismin hâllerinin nasıl olacağına kurultaylarda karar verilmesinin tabii olmadığı açıktır. O tarihlerde adı geçen Türk topluluklarının bağımsız olmadığı ve Moskova’ca yönetildiği de bilinmektedir.

Ilse Laude Cirtautas’ın “Son Elli Yılda Edebî Özbekçenin Gelişmesi Üzerine” (Türk Kültürü Araştırmaları. XV/1-2) adlı araştırması ile Timur Kocaoğlu’nun “Yaş Türkistan’ın Türkistan Basın Tarihindeki Yeri” (Yaş Türkistan, Cilt 1 içinde) ve “Dünyada Türk Dili – Sosyo-Politik Bir Yaklaşım” (Ç.Ü. Türkoloji-Makale Bilgi Sistemi) makaleleri önemli kaynaklardır. Özbek edebî dilinde niçin ö, ü seslerinin bulunmadığı bu kaynaklardan görülebilir.

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.