<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATATÜRK &#039;E DAİR arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/category/s18-atatuerk-ve-tuerkcueluek/c116-atatuerke-dar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/category/s18-atatuerk-ve-tuerkcueluek/c116-atatuerke-dar/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Jul 2020 04:38:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>BAK POSTACI GELİYOR-VI</title>
		<link>https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M. Hayati Özkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 09:52:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ATATÜRK 'E DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MDM EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZATATÜRK VE TÜRKÇÜLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=9038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mustafa Kemal Atatürk’ü, siz bir başka liderle, devlet adamıyla, komutanla karşılaştırmaya kalkmayın; çünkü sonunda mukayese ettiğiniz kimseler karşısında Atatürk’ün hep bir üstün yanı olduğunu apaçık göreceksiniz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/">BAK POSTACI GELİYOR-VI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&#038;title=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/" data-a2a-title="BAK POSTACI GELİYOR-VI"></a></p><p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9039" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/IMG-20181006-WA0012.jpg" alt="" width="542" height="233" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/IMG-20181006-WA0012.jpg 542w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/IMG-20181006-WA0012-300x129.jpg 300w" sizes="(max-width: 542px) 100vw, 542px" /></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">“Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” </span></i>diyen şairin sözleri yüreklerde yankılanıp ufuklara sığmazken takvim yaprakları da kuruyan yapraklar misali zaman ağacının dallarından düşüp bir bir kaybolurken “<i>talihin elinde oyuncak olan”</i> bizler, bu duruma sevinsek mi, üzülsek mi bilmiyorum. Oysa bilinen ve gerçek olan bir şey var ki hepimiz bir mirasyedi gibi o, ele avuca sığmayan zamanı çok rahat harcamaktayız&#8230; Baksanıza günlük telaşlarımızın arasında farkına varmadan sonbaharın son ayı olan eyyam-ı Kasım’a da ulaştık.  Halk arasında “<i>günler uzaldı, geceler kısaldı derler, kasım yüz, gerisi düz derler, dokuz iyi gitmezse otuzu gözle derler…”</i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bildiğiniz gibi Arapçada “</span><i><span style="font-weight: 400;">kasım</span></i><span style="font-weight: 400;">” ayıran, bölen, taksim eden anlamında bir kelimedir. </span><b>Yunus Emre</b><span style="font-weight: 400;"> de herhalde “kasım” kelimesinin bu özelliğinden nasibine düşeni yeterince alacağını tahmin etmiş olacak ki bir şiirinde “</span><i><span style="font-weight: 400;">Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme/ Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir.” </span></i><span style="font-weight: 400;">demiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yunus’un şiirindeki bu menkıbeyi </span><b>Arif Nihat Asya</b><span style="font-weight: 400;">’nın </span><b>“Molla Kasım”</b> <span style="font-weight: 400;"> yazısında ayrıntılı okuyabilir, farklı bir bakış açısıyla Molla Kasım’a verilen ulvi görevi keşfedebilirsiniz, diyerek konumuza dönelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kasım kelimesi, tam da bu ayda, Kasım ayında, benim ve bizim için sözlükteki tanımıyla birebir uyuşmaktadır. Neden mi? Çünkü bu ayda benim ve bizim çok değer verdiğim(iz) insanlardan bazıları bu fani dünyadan ayrılıp ebedi âleme göçmüşlerdir. Mesela Ağabeyim </span><b>Necdet Özkaya</b><span style="font-weight: 400;"> bu ayın 3’ünde, annem 8’inde hepimizin ATA’sı olan </span><b>Mustafa Kemal</b><span style="font-weight: 400;"> ise 10’unda aramızdan ayrılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arif Nihat Asya,  10 Kasım için </span><b>“Takvimlerin Bu Yaprağı Siyah Kalacaktır</b><span style="font-weight: 400;">”</span> <span style="font-weight: 400;"> derken şunları yazar:</span></p>
<p><i>«Yaşasın» diye çok bağırmıştık ve henüz yaşayacak çağdaydı, yaşamadı. Sıhhati, hayatı için ettiğimiz dualar geri geldi</i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Şair: “Ömrüne katmak için Tanrı ömrümden alsın.” diyordu. Şair, sesini duyuramadı.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Onun, bu yurdu kurtarmakla gösterdiği harikayı fen, onu kurtarmakta gösteremedi. Ve büyüklük onda kaldı.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Karların, kışların, çöllerin, kurşunların, mermi rüzgârlarının yıkamadığı bir gövdeydi ve daha altmışında yoktu.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Eli, Meçhul Asker abidesindeki ele benzerdi. Parmağının gösterdiği yere bir millet koşardı. Gözlerini bir kere dolaştırmakla bir ufuk çizerdi. Sesi kumanda etmek için yaratılmış seslerdendi: İçerde, dışarda dediği olurdu.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bu yurda baş oluşuyla 30 Ağustos Bayramını kazandığımız, 23 Nisan’ı, 29 Ekim’i yaptığımız adam, bize bir matem günü de armağan bıraktı gitti; takvimlerimizin bu yaprağı siyah kalacaktır.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bu yurda, bu millete gösterdiği ihtimamın, dikkatin onda birini, yirmi de birini kendi şahsı için, kendi şahsına ve sıhhatine gösterseydi daha, çok yaşardı… Şahsını en sonraya bıraktı ve kendine sıra gelmedi.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bana sorarsanız taşına destanının ilk mısraları kazılmalı… Altına «Gerisi milletinin hafızasında» diye yazılmalı. Başka söz istemez.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Türk bayrağı O&#8217;nun aziz ölüsünü gölgeleyecek ve şu yurdun yükseklerinde yapılacak türbesini bir Bozkurt bekleyecektir. Başka süs istemez.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Vasiyetnamesi gençliğin ezberlediği meşhur hitabe, mirası istiklâl olan bir vatan babasıydı. Ey O’nun çocukları, gidiniz; mezarının başında yurdunun istiklâl marşını okuyunuz. Başka ses istemez.” </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arif Nihat’ın,  türbesini bir Bozkurt bekleyecektir, dediği Mustafa Kemal’in ismini tarih altın harflerle yazmaya devam edecektir. Çünkü o, Türk milleti için bir destan kahramanıdır adeta. 30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros antlaşmasıyla Türk’ün lügatinden çıkarılmak istenen hürriyet ve istiklâl kavramlarının onun başlattığı hareketle “</span><i><span style="font-weight: 400;">Ya istiklal ya ölüm”</span></i><span style="font-weight: 400;"> nidaları şeklinde nasıl bir haykırışa döndüğünü bilmem anlatmaya gerek var mı? Eski Afganistan Kralı’nın onun için söylediği söz bir gerçeğin altını çizmektedir: “</span><i><span style="font-weight: 400;">O büyük insan, yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.”</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu büyük önderin ömür çizgisine baktığımızda insanüstü bir şeylerle karşılaşıp hayretler içinde kaldığımız için diyoruz ki Mustafa Kemal Atatürk’ü, siz bir başka liderle, devlet adamıyla, komutanla karşılaştırmaya kalkmayın; çünkü sonunda mukayese ettiğiniz kimseler karşısında Atatürk’ün hep bir üstün yanı olduğunu apaçık göreceksiniz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelin,  Trablusgarp’a giderken Urla tahaffuzhanesinde</span><span style="font-weight: 400;"> Rus vapurundayken arkadaşı </span><b>Salih Bozok</b><span style="font-weight: 400;">’a yazdığı mektubun zarfını birlikte açalım ve satır aralarından onun ne kadar iyi bir evlat, iyi bir dost, iyi bir asker ve aynı zamanda okuyan, bilen bir lider olduğunu bir kez daha görelim.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><i>4 Ekim 1911</i></p>
<p><i>Bilirsin ki Trablusgarp meselesinin ortaya çıktığından beri oraya gitmek teşebbüsünden geri durulmadı. Bir defa Şam vapurunda üç gece kalındıktan sonra döndürüldük. Ondan sonra Mısır ve Tunus yolu ile gitmeye teşebbüs ettik.   </i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Harbiye Nazırı, ümit kestiği için vazgeçirtildi. Bir defa Ömer Naci ve daha iki kişi ile Mısır üzerinden hedefe yürümek üzere (2 Ekim 1911) İstanbul&#8217;dan hareket olundu. Harbiye Nazırı da ister istemez muvafakat etti. Lüzum ve fayda görürsem bazı arkadaşları isteyeceğim. Şimdilik temin edilecek noktalar var. Benim nerede olduğumu duyurmayın. Daha bir müddet için validemi dahi haberdar etmeyin. Ara sıra benim tarafımdan İstanbul&#8217;dan mektup gönderin.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Eyüp Sabri sizi görecek. Ona ilmühaberlerim ve borçlarım hakkında malumat verdim. Ruşen ve Necati beylere gizlice söyleyin, ilmühaberlerimin Beşinci Kolordu idaresinde kalması ve maaş tahsisatımdan borçlarım ödenmekle beraber kalanın valideme verilmesi lazımdır. Bunu Harbiye Nazırı da yazacak, unutmazsa!</span></i><i> </i></p>
<p><i>Senin vasıtanla valideme verilmek üzere Kerim Beye (Abdülkerim Paşa) kırk lira bıraktım.</i><i> </i></p>
<p><i>Mısır&#8217;a vardıktan sonra sana malumat ve adres vereceğim… Arkadaşlar ne âlemdedir? Vatanı kurtarmak için şimdiye kadar olduğundan ziyade gayret ve fedakârlık elzemdir. </i><b><i>Endülüs tarihinin son sayfalarını okuyunuz.</i></b><i> </i></p>
<p><i>Faydalı sohbetlerinizde bulunamadığıma üzgünüm. Beni unutmayın… Beraber yaptığımız talim programını takipten çok güzel neticeler alınır. Yorulmasınlar, eski tembellikle hiçbir şey olmaz. Başka kâğıdım yok, Nuri&#8217;ye ayrıca mektup yazamayacağım. İstersen bu mektubu aynen gönder veyahut bahisle bir mektup yaz ve o kıymetli kardeşimize de ki &#8220;Benim için hatırası kalp ve vicdanımdan bir an çıkamayan bir öz kardeş varsa Nuri&#8217;dir.&#8221; Bu müzlim seferi onunla beraber yapmak isterdim. Allah nasip ederse mücadele sahasında birleşiriz. Eğer mukadderse ahirette kavuşuruz.</i><i> </i></p>
<p><i>Salih, senin de gözlerinden öperim. Kalbinin vefasına vicdanının saffet ve nezaketine şükran borçluyum. İstanbul&#8217;da kalan Kerim Bey&#8217;e mektup yazın. O zavallı oradaki mücadelede yalnız kaldı. Mektuplarınız ona kalp kuvveti verir. Allahaısmarladık.</i></p>
<p style="text-align: right;"><b><i>Mustafa  Kemal</i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, yukarıdaki mektupta benim özellikle koyu puntolarla belirttiğim Mustafa Kemal’in 1911’de arkadaşlarından okumalarını istediği kısma dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünkü bu beş kelimeden oluşan cümle korkarım ki bugün etrafımızdaki coğrafyayı saran ateşin etkisiyle bizleri de yakından ilgilendirmektedir. Peki,  Endülüs tarihinin son sayfalarında ne vardır? Cevap: Çok dramatik bir ana oğul muhabbeti vardır. Şöyle:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">1492 tarihi, Müslüman Arapların 800 yıl süreyle ellerinde tutup Endülüs Devleti’ni kurdukları İspanya’daki hâkimiyetlerinin sona erdiği tarihtir</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Son hükümdar XI. </span></i><b><i>Ebu Abdullah Muhammed</i></b><i><span style="font-weight: 400;">, Gırnata’yı teslim ettikten sonra ailesi ile birlikte sarayı terk eder. Dağdaki patikayı tırmanırken, tepeden son bir defa şehre bakar ve ağlar. Annesi Ayşe, &#8220;Ağla oğlum ağla! Vaktiyle bir erkek gibi savunamadığın şeyler için şimdi bir kadın gibi ağlamak yaraşır sana&#8221; der. Son hükümdarın Gırnata’ya elveda demek üzere dönüp baktığı ve hıçkırıklara boğulduğu bu nokta bugün  “Arabın ağladığı yer” diye anılır. </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte bu hazin sonu hiçbir zaman kabul etmeyen Mustafa Kemal ve arkadaşları önce Trablusgarp’ta sonra Balkan savaşlarında rol alırlar. Sofya Ateşemiliterliği görevini yürütürken Çanakkale savaşı başlar. Bunun üzerine, ancak cesaret ve asalet sahibi insanların sergileyeceği bir davranışla der ki: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Vatanın müdafaasına</span></i> <i><span style="font-weight: 400;">ait fiili görevlerden daha önemli bir görev olamaz. Arkadaşlarım savaş cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ateşemiliterlik yapamam.”</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonrası malumunuzdur. İngilizler ve Fransızlar güçlü donanmalarıyla kasım kasım kasılarak Çanakkale’ye yaklaştıklarında,  bir hafta içinde İstanbul’a ulaşacaklarını zannediyorlardı. Fakat umduklarını bulamadılar. </span><b>Akif</b><span style="font-weight: 400;">’in bahsettiği </span><i><span style="font-weight: 400;">“Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ&#8230;” </span></i><span style="font-weight: 400;"> olanlar Seddülbahir’de, Alçıtepe’de, Arıburnu’nda, Anafartalar’da kısacası denizde ve karada boylarının ölçüsünü alarak gerisin geriye dönerken İngiliz Başbakanı </span><b>Lloyd George,</b><span style="font-weight: 400;"> “</span><i><span style="font-weight: 400;">Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk milletine nasip oldu.” </span></i><span style="font-weight: 400;">demek zorunda kalır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve sonrası yine malumunuzdur ki 1919’un Mayıs’ında Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da yaktığı ateş, kısa zamanda yurdumuzun dört bir tarafında bir yanardağ olup tutuşmuştur. Bu ateşin adı milli mücadeledir. Bu, Türk milletinin “</span><i><span style="font-weight: 400;">Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> sözüne yürekten inanışıdır. Öyle ki bu inanç ve kararlılıkla cepheden cepheye koşanlar “</span><i><span style="font-weight: 400;">Annem beni yetiştirdi bu vatana yolladı / Al sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı” </span></i><span style="font-weight: 400;">derken yurdumuzun dağlarında çiçekler açıyor, gümüş dereler taşıyor, yiğitler cepheden sılaya </span><i><span style="font-weight: 400;">“allı turnalarla” </span></i><span style="font-weight: 400;">haber salıyorlardı. Ve tarih yeniden yazılıyordu. Ve artık yüzyıllardır makûs talihini ortadan kaldıramayan Türk,  “</span><i><span style="font-weight: 400;">mevzubahis vatansa gerisi teferruattır</span></i><span style="font-weight: 400;">” diyen bir kahramanın önderliğinde başı dik, alnı açık yürümekteydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu büyük ve destansı hikâyemizi yine bir “Kasım” ayında aramızdan ayrılan şair </span><b>Faruk Nafiz Çamlıbel </b><span style="font-weight: 400;">(1898- 8 Kasım 1973) alegorik(temsili istiare) tarzda yazdığı bir şiirinde bakın nasıl anlatıyor:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">At</span></i></p>
<p><i>Bin gemle bağlanan yağız at şâha kalkıyor,</i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Gittikçe yükselen başı Allâh&#8217;a kalkıyor!</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i>Son mâcerâyı dinlememiş varsa anlatın;</i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Râm etmek isteyenler o mağrûr, asîl atın.</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Beyhudedir, her uzvuna bir halka bulsa da;</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da&#8230;</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Son şanlı mâcerâsını târîhe anlatın :</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Zincîr içinde bağlı duran kahraman atın</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor;</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Asrın baş eğdi sandığı at şâha kalkıyor!</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dün bin bir güçlükle mücadele ederek şaha kalkan bu “at”  yani Türk milleti, bir daha karanlığın ve zulmün pençesinde kalmamak için ilmin, tekniğin, sanatın kapısını sonsuza kadar açmak; laboratuvarlarda, kütüphanelerde ter dökenlere ciddi imkânlar sunmak ve onlara gereken desteği vermek zorundadır. Ancak bu şekilde gelişen ve değişen dünyayla yarışabiliriz. Yoksa sabahtan akşama kadar birilerine kızıp bağırmak, bizi bir adım ileriye götürmez </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son söz </span><b>Mustafa Kemal</b><span style="font-weight: 400;">’in olsun: “…</span><i><span style="font-weight: 400;">Bugüne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak gelişmeye ve uygarlığa doğru bir yol açmıştır. Yoksa bizi gelişmeye ve uygarlığa henüz ulaştırmış değildir. Bize ve bizden sonra geleceklere düşen görev bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir.” (Ağustos, 1923)</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka </span><i><span style="font-weight: 400;">“Bak Postacı Geliyor” </span></i><span style="font-weight: 400;">da buluşmak üzere sağlıcakla kalın!</span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/">BAK POSTACI GELİYOR-VI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ATTİLA İLHAN&#8217;IN GAZİ&#8217;Sİ</title>
		<link>https://millidusunce.com/attila-ilhanin-gazisi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/attila-ilhanin-gazisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Sep 2016 17:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ATATÜRK 'E DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[Attila İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[Hangi Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.millidusunce.com/?p=5552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir önceki &#60;Ama Hangi Atatürk&#62; başlıklı yazımızda herkesin kendine göre bir Atatürk’ü ve bu bağlamda Attila İlhan’ın da bir &#60;Gazi&#62;si olduğundan söz etmiştik. 80 li yıllarda TRT de Attila İlhan’ın ağırlıklı olarak Gazi’yi anlatan doyumsuz sohbetlerini dinlemişimdir. Onun 1979-1980 yıllarında yayınlanmış makalelerinden oluşan “Hangi Atatürk” kitabında da farklı yönleriyle Atatürk anlatılmakta ve yazarın önemli görüşleri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/attila-ilhanin-gazisi/">ATTİLA İLHAN&#8217;IN GAZİ&#8217;Sİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fattila-ilhanin-gazisi%2F&amp;linkname=ATT%C4%B0LA%20%C4%B0LHAN%E2%80%99IN%20GAZ%C4%B0%E2%80%99S%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fattila-ilhanin-gazisi%2F&amp;linkname=ATT%C4%B0LA%20%C4%B0LHAN%E2%80%99IN%20GAZ%C4%B0%E2%80%99S%C4%B0" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fattila-ilhanin-gazisi%2F&amp;linkname=ATT%C4%B0LA%20%C4%B0LHAN%E2%80%99IN%20GAZ%C4%B0%E2%80%99S%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fattila-ilhanin-gazisi%2F&amp;linkname=ATT%C4%B0LA%20%C4%B0LHAN%E2%80%99IN%20GAZ%C4%B0%E2%80%99S%C4%B0" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fattila-ilhanin-gazisi%2F&#038;title=ATT%C4%B0LA%20%C4%B0LHAN%E2%80%99IN%20GAZ%C4%B0%E2%80%99S%C4%B0" data-a2a-url="https://millidusunce.com/attila-ilhanin-gazisi/" data-a2a-title="ATTİLA İLHAN’IN GAZİ’Sİ"></a></p><p style="text-align: justify;">Bir önceki &lt;<strong>Ama Hangi Atatürk</strong>&gt; başlıklı yazımızda herkesin kendine göre bir Atatürk’ü ve bu bağlamda <strong>Attila İlhan</strong>’ın da bir &lt;Gazi&gt;si olduğundan söz etmiştik. 80 li yıllarda TRT de <strong>Attila İlhan</strong>’ın ağırlıklı olarak Gazi’yi anlatan doyumsuz sohbetlerini dinlemişimdir. Onun 1979-1980 yıllarında yayınlanmış makalelerinden oluşan “<strong>Hangi Atatürk</strong>” kitabında da farklı yönleriyle Atatürk anlatılmakta ve yazarın önemli görüşleri yer almaktadır. Onun &lt;Gazi&gt;si, antiemperyalisttir. Emperyalizme karşı verdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı, tüm mazlum milletlere örnek olacak niteliktedir. Milli ve demokratik bir devrim yapmıştır, bu devrim Türk milli kültürü ve bir &lt;Türk Ulusu&gt; inşasına yöneliktir. Batıdan esinlenir ama batıcı değildir. Tam bağımsızlık şaşmaz hedefidir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, <strong>Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Fethi Okyar</strong> gibi devrim arkadaşlarının anıları incelendiğinde de farklı Atatürk tanımlarına ulaşılacağına ve Türk aydınının, Türk Sağı’nın ve Türk Solu’nun Atatürk’e bakış açılarındaki yanlışlara da dikkat çekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazarın çeşitli makalelerinde Atatürk hakkında ileri sürdüğü görüşlerini, Onun eylemlerini özetle aşağıdaki başlıklar altında toplayarak bir &lt;Gazi&gt; portresi ortaya çıkarmaya çalışacağım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Ulusal Kurtuluş Savaşı (</strong><strong>Milli Mücadele</strong><strong>)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Sultan Galiyev</strong>’in “mazlum milletler” öğretisine göre; Nasıl ki bir toplumda zalim ve mazlum sınıflar varsa, uluslararasında da zalim ve mazlum uluslar vardır. Savaş mazlum ulusların toplumsal sınıfları arasında değil, mazlum uluslar ile emperyalistler arasındadır.  Yazar, M. Kemalin anti-emperyalist tavrının, daha ziyade <strong>Galiyev</strong> ile paralel olduğunu söyler.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, Milli Mücadelede, milli izzeti nefsin gerçek itici güç olduğuna, bu savaşta emperyalizme karşı yurtsever ilericiler ile yurtsever tutucuların koalisyon oluşturduğuna, dış düşmanın fikir ayrılıklarını ertelediğine dikkat çekerek, devrimler aşamasında tutucuların tasfiye edilmelerinin kaçınılmaz olduğuna vurgu yapar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rusya ile ilişkiler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> III. Komünist Erternasyonal genel sekreteri <strong>Zinovyef</strong> şöyle der :” M. Kemal’in yürüttüğü siyaset bizim siyasetimiz değil ama İngilizlerin aleyhine yürütülen bir inkılap mücadelesine yardım etmeye hazırız”</p>
<p style="text-align: justify;"> Bolşeviklere karşı olan Beyaz Ruslar’dan ellibin kadarı İstanbul’a gelirler. İstanbul hükümetleri bunlara müttefik gözüyle bakınca, <strong>Lenin</strong> de Ankara’yı desteklemeye karar verir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, Bolşevik fırtınasının Batıyı ürküttüğünü, Türkiye ile Sovyetlerin arasındaki bağlantıyı Kafkas milletleri ile kesmek istediklerini, bunun için de Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan’ın bağımsızlıklarını desteklediklerini belirtir. Emperyalizmin Türkiye’yi avucunda tutmak için Sovyetlerle bağlantısını kesmesi gerektiğini, 1947 den sonra Türkiye’nin her şeyini NATO’nun emrine vererek bunu kendisinin yaptığını, Atatürk’ün Türkiye’nin kuzey komşusuyla ilişiğini kestiği anda kapitalist emperyalist Batının, o zamanki adıyla İtilaf devletlerinin kucağına düşeceğini, ta o zamanlarda söylediğini belirterek günümüzdeki ilişkilere de ışık tutmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">  <strong>Lenin</strong> Ankara’ya gönderdiği büyükelçisi <strong>S.İ. Arlov</strong>’a özetle şu talimatları vermiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">  ”..Çarlık Rusya’sı yüzyıl boyunca Türkiye ile savaşmıştır. ..Güvensizlik ağır geçer…Eski ve yeni Rusya farkını sözle değil, işle gösterip anlatmak gerek&#8230;M. Kemal Paşa elbette sosyalist değil, teşkilatçı ve akıllı bir devlet adamıdır…Emperyalistlerin gururunu kıracağına, Padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum… İngiltere onların üzerine Yunanı saldırttı. İngiltere ve ABD de bizim üzerimize sürüyle devlet saldırttı.”</p>
<p style="text-align: justify;">M. Kemal de buna karşılık, 29 Mayıs 1929 günkü gizli meclis oturumunda; “…Bolşeviklerle ittifaktan bahsediyoruz, Bolşevik olmaktan değil.” diyor, Batıdan gelen belayı defetmek için Kuzeyden güvence gerektiğine dikkat çekiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, Lenin ve M Kemal’in emperyalizme karşı mücadelede mutabık olduklarını, M. Kemalin bu mutabakata ölene kadar sadık kaldığını, ancak sonraki yıllarda Rusların <strong>Stalin-Molotov- Beria</strong> kliğinin Kars-Ardahan ve Boğazlarda üs isteme hatasının, bizi Batının kucağına ittiğini, sonraları bu hatalarının farkına vardıklarını belirtir.  Alman tarihçisi <strong>Glasneck</strong> de Türkiye’nin Batılılarla itilafında (kurtuluş savaşında) Sovyetlerin desteğinin Türk bağımsızlığının direği olduğunu yazarak bunu doğrular.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, günümüzde güney sınırımızdaki gelişmelerle ışık tutacak bir görüş ileri sürerek, Mustafa Kemal’in ölünceye kadar Kurtuluş Savaşında karşımızda olan ülkelerle bir ittifak sisteminde yer almadığını, bundan hareketle bizi, Ortadoğu’da emperyalist çıkarların bekçisi olmamamız gerektiğini konusunda uyarır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Milli demokratik Devrim</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar,  Atatürk’ün sınıfsal temele dayanmayan milli demokratik bir devrim yaptığına dikkat çeker. Oysa Milli mücadele kadrolarının çoğunluğunun, müstevliyi defettikten sonra işin biteceğini, Mustafa Kemal’in <strong>Talat</strong> ya da <strong>Enver Paşa</strong>’nın yerini alacağını, Onun ulusal bir demokratik devrim yapacağını kestiremediklerini ve yolda döküldüklerini belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;">  Bu konuyu Atatürk Nutuk’ta şöyle açıklar: “Bütün evreleri kapsayan sezgilerimizi ilk anda bütünüyle açığa vuramadık ve söyleyemedik. İleride olabilecekler üzerinde konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve maddesel savaşa boş kuruntular niteliği verebilirdi…Başarı için pratik ve güvenilir yol, her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi, ben de öyle yaptım.”</p>
<p style="text-align: justify;"> Milli Demokratik Devrim ve Atatürk’ün ölümünden sonraki dönemlerle ilgili yazarın görüşlerini şöyle toparlayabiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;"> “Mustafa Kemal’in talihsizliği, adına devrim yaptığı toplumsal sınıfın, yani ulusal burjuvazinin henüz Türkiye’de o tarihte oluşmamış bulunmasıdır..Lenin’in sosyalist devrimi ile Atatürk’ün milli demokratik devrimlerinin her ikisi de yukarıdan aşağıyadır. Her ikisi de adına devrim yaptıkları sınıflara sahip değildirler…Atatürk’ün devrimciliği sürekli devrimciliktir. Neden? Amacı değişkendir de ondan. Çünkü çağdaş uygarlık düzeyi sürekli değişiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Ama daha sonra devrim bürokrasiye teslim olacaktır. İşte bu nokta Türk devriminin en can alıcı açmazıdır. Çünkü bürokrasi savaş yapar, devlet kurar, devleti korur ama devrim yapamaz.  İşte Türk bürokrasisi devrimi hem saptırmış ve hem de belli kalıplar içine sıkıştırarak tutucu yapmıştır. Devrim lideri devrim kadrosuna sahip olmadığı için bürokrasiye uymuştur. Yakup Kadrinin Atatürk için “<strong>Yalnız Devrimci</strong>” tanımlaması bu yüzdendir…Dış savaş, ihtiyatlı <strong>İnönü</strong>’yü bürokrasi diktasına sürüklemiştir. Atatürk döneminin ulusalcılığı Tanzimat batıcılığının ellerine teslim edilmiştir. Demokrat Parti iktidarı ise 25 yıllık bürokrasiden bıkan halkın burjuvazinin (ağa- eşraf) peşine takılması ile oluşmuştur.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Türk Milliyetçiliği </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Milliyetçiliğin bir burjuva ideolojisi olduğu varsayımından hareketle yazar, Osmanlı’da burjuvazinin hem gayri Müslim hem de komprador olduğunu, bunun da Türk milliyetçiliğinin sınıfsal düzeyde boşlukta kalmasına neden olduğunu, Mustafa Kemal’in bu boşluğu asker-sivil bürokrasi, aydınlar, kısmen eşraf, kısmen de halkla doldurduğunu, bu bloku bir &lt;ulusal kurtuluş cephesi&gt;ne dönüştürmesini bildiğini, onun içindir ki bir yandan ulusal burjuvazi yaratma peşine düştüğünü, diğer yandan da devrimlerle kültürel ortamı feodal ümmet üstyapısından arındırmaya çabaladığını, ileri sürer.</p>
<p style="text-align: justify;"> Türk sağı ve Türk solunun &lt;Türk milliyetçiliği&gt; anlayışının aynı olması gerektiğini savunan yazar, Soğuk Savaş esprisinden kurtulamamış sağcıların ”milliyetçiliği” komünizme karşı olmak, solcu geçinen zevatın ise milliyetçiliğe karşı çıkmayı ilericilik sayma hatasına düştüklerini belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Atatürk’ün milliyetçilik anlayışının eylem düzeyinde yurt halkından &lt;Türküm&gt; diyen herkesin ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı gerçekleştirmek için birleşmesi demek olduğunu vurgular.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Ulus ve Milli Kültür İnşası</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Atatürk Tanzimat’la Mütareke arasında bir türlü gerçek doğrultusunu bulamayan uluslaşma sürecine gerçek dinamiğini vermiş, ümmet toplumundan Türk Ulusunu çekip çıkarmıştır.  Yazarın Ulusal Kültür ile ilgili görüşlerini özetlersek;</p>
<p style="text-align: justify;">“Ulusal kültürü ulusal geçmişten yararlanmadan yaratamayız. Bu da İnönü döneminde olduğu gibi Yunan-Latin klasiklerini başucu kitabı yapmakla olmaz&#8230;Türk toplumu gibi, emperyalizmin etkisine girmiş topraklarda nasıl komprador bir ekonomi, nasıl komprador bir burjuvazi oluşmuşsa, tıpkı onlar gibi bir &lt;komprador kültür&gt; de oluşur… Sömürülen ülkede sömürücü burjuvaziye direnecek olan halktır. Halk aydınlarla güç birliği yaparsa demokratik devrim hareketine kalkışabiliyor, bunu önlemenin yolu da “aydınları iğdiş etmektir.” Sızdığı ülkede emperyalizm kendi kültürünü aydınlara benimsetti mi iş tamamdır. O zaman da aydınlarla halkın arası açılır.”</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, Türk Solu’nun bir yandan komprador ekonomisine karşı çıkarken, diğer yandan ilericilik diye komprador kültürünü savunduğunu, bunun bir tuzak olduğunu bilenlerin (Türk Sağı’nın) ise, sorunu çağdaş bir çözüme ulaştıracak yerde duygusal bir tepki ile varsa Osmanlı, yoksa Osmanlı diyerek geçmişe sığındıklarını, Osmanlı’nın bizzat kendisinin bu kültürel yozlaşmayı başımıza bela ettiğini unutmuş görünerek, ondan medet umduklarını kaydeder.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, Ümmet toplumunun Müslüman kültürünün dış etkilere direnemeyeceğini, Türk diye direnen ve kazananın sadece M. Kemal olduğunu belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;">  <strong>Ordu ve Politika</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Mustafa Kemal, İttihat ve Terakkiden beri ordunun politikaya karışmasına karşıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Ali Fuat Cebesoy</strong>, Mustafa Kemal ile kendisinin memleket sorunlarına dikkat çektikleri için İttihat ve Terakki cemiyeti rüesası tarafından sevilmediklerini ve Mustafa Kemal’in cemiyetle meşgul olan subayların, ya orduyu bırakmaları, ya da cemiyetten ayrılmaları gerektiğini söylediğini anlatır. İttihat ve Terakkinin 1909 kongresine Trablusgarp delegesi olarak katıldığında, M. Kemalin, “Orduya dayanan bir cemiyet, millet bünyesinde kök salamaz” dediğini kaydeder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Muasır medeniyet ve Batıcılık</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Yazarın bu konudaki tespitleri;</p>
<p style="text-align: justify;">“Atatürkçülüğü Tanzimat türünden bir Batı taklitçiliği diye anlayan birçok aydın var… Mustafa kemal Paşa Padişahçı şeriatçı takımı kadar, Batı taklitçisi jöntürk aydınları ile de uğraşmak zorunda kalmıştır…Batıcılar, meşrutiyet rejimini saltanat ve hilafetiyle birlikte tutmak üzere Batıya el uzatma yanlısı olanlardır. Batı ile uzlaşıldıktan sonra mevcut meşru rejime, saltanat ve hilafete dönülecekti…Kırım savaşından sonra evlerimizde yaşantımızda büyük değişiklikler oldu. Ziynetler, saray düğünleri yaygınlaştı, büyük zenginler türedi, halk emile emile iskelet kaldı… Cumhuriyet rejimi kurulunca M. Kemal Paşa’ya en çok direnenler,  Osmanlının batıcıları olmuşlardır. Mustafa Kemal tüm batıcıları devre dışı bıraktı… Anadolu hareketi başarıya ulaşınca ‘Hürriyet ve İtilaf’ ın ileri gelenleri, <strong>Vahdeddin</strong> ve emperyalist kuklası politikacılar hep yüzüstü bırakıldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">M.Kemal çağdaşlaşma yanlısıydı. Çağın uygarlık düzeyini batıda gördüğü için, uygarlık doğrultusundaki atılımlarında o taraftan esinlendiği olmuştur…Bu manada M. Kemal ulusalcıdır. <strong>Bayar </strong>ve <strong>İnönü</strong> batıcıdır.”</p>
<p style="text-align: justify;">En büyük Atatürk düşmanları Atatürk’ü kusursuz sayan ve dogma yapan hızlı Atatürkçülerdir. Bunlar onun çağdaş uygarlık anlayışını Tanzimatçı-kozmopolit bir batıcılığa indirgemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Ekonomik Bağımsızlık</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Önce Emperyalistlerin Türk Ekonomisine bakış açılarını yansıtan birkaç alıntıya yer verelim;</p>
<p style="text-align: justify;">11 Nisan 1925 tarihli The Economist’ten; “Büyük dış borç altına girilmeli, yabancılara geniş ayrıcalıklar tanınmalı…Ancak Cumhuriyet yönetiminin mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeçmesi gerekmektedir. Yabancı sermaye sorunu Türk liderlerini düşündürmeye devam etmektedir…Ülkenin doğal kaynaklarını bir an önce geliştirmesi zorunludur…Bu ise ancak yabancıların yönetsel katkısı ve mali desteği, dış borç altına girilmesi ve yabancılara geniş ayrıcalıklar sağlanması ile gerçekleşebilir…Ancak her şeyden önce Cumhuriyet yönetiminin mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeçmesi gerekmektedir”</p>
<p style="text-align: justify;"> İngiliz büyükelçisi <strong>Clerk</strong>’in Doğu Anadolu’yu gezdikten sonra ülkesine verdiği 11 Temmuz 1929 tarihli rapordan;</p>
<p style="text-align: justify;">“..Türkiye’nin doğusundaki tarımsal gerileme Ankara rejiminin geleceğini tehlikeye sokacak boyutlarda…Eğer Türkiye yükseklerde gezen mağrur başını biraz eğer ve gerçekleri görürse, ihtiyaç duyduğu kredileri güvenilir bankalardan temin edebilir&#8230;Bu yardımlar sayesinde gelişebilir, uygar ve zengin bir ülke haline gelebilir.”</p>
<p style="text-align: justify;"> Emperyalist sistemin denetimi altına aldığı ülkeye sınırlı gelişme olanağı tanıdığına daha ötesinin yasak olduğuna değinen yazar,   Mustafa Kemal’in yeni Türkiye devletinde neyi, nasıl yapmamak gerektiğini saptamak için kullandığı yöntemin, Osmanlının yakın tarihine bakmak olduğuna dikkat çeker. Onun tarihten ders alan yaklaşımını 1923 te Fransız gazetecisine verdiği şu demeci ne güzel yansıtıyor:</p>
<p style="text-align: justify;"> “..İhtiyatlı hareket ediyorsak, aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya mal olan özgürlüğümüzü kaybetme korkumuzdandır.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Atatürk’e bakıştaki yanlışlarımız</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Atatürk’ü anlamakta düştüğümüz yanlışlara ve yanılgılarımıza ilişkin yazarın tespitlerinden birkaç örnek;</p>
<p style="text-align: justify;"> “.. 40 lı yıllarda Mustafa kemal hareketinin antiemperyalist niteliği unutturulmaya çalışılmıştır… Kemal Paşa’nın ölümünden sonra gelişen İnönü diktası, seçkin aydınlar, eşraf ve bürokrasi üçgenine dayanan savaş vurguncularıyla el altından işbirliği yapılan merkeziyetçi bir diktadır. …1950-80 döneminde İsmet Paşa diktasının özellikleri Kemal Paşa döneminin özellikleri sanılmak gibi bir yanılgıya düşülmüştür. Bu perspektiften bakılınca 27 Mayıs, 12 Mart darbeleri, aslında bal gibi İnönücülüktür…Atatürkçü geçinenler İslam kültürünü yadsımaktan, İslamcı olduklarını savunanlar da şeriata dayalı devleti geri getirme arzularından vazgeçerlerse daha gerçekçi olurlar”</p>
<p style="text-align: justify;"> Rahmetli <strong>Attila İlhan</strong>’ın Kitabını özetleyebilecek nitelikte ve kendine özgü çarpıcı bir cümlesi ile yazımızı bitirelim;</p>
<p style="text-align: justify;">“ M. Kemal 1919 dan itibaren iktidara oynayan çeşitli kişi ve kuruluşları  birer birer haklayarak kendi tasarladığı Cumhuriyeti kurmuştur…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/attila-ilhanin-gazisi/">ATTİLA İLHAN&#8217;IN GAZİ&#8217;Sİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/attila-ilhanin-gazisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AMA HANGİ ATATÜRK</title>
		<link>https://millidusunce.com/5145-2/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/5145-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2016 17:18:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ATATÜRK 'E DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=5145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün Taha Akyol’un Atatürk’ü inceleyen “Ama Hangi Atatürk” kitabından söz edeceğim.  Atatürk, Osmanlının son dönemindeki hem mutlak ve hem de meşruti monarşiyi yaşamış, çöküş ve parçalanma sürecinde geniş imparatorluk coğrafyasının her köşesinde olayların, savaşların ve halkın içinde pişmiş, yetişmiş, müthiş bir muhakeme ve yorumlama kabiliyeti ile en uygun kararları alabilmiş bir “siyasi deha”dır. İngiliz Başbakanı’nın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/5145-2/">AMA HANGİ ATATÜRK</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&#038;title=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" data-a2a-url="https://millidusunce.com/5145-2/" data-a2a-title="AMA HANGİ ATATÜRK"></a></p><p style="text-align: justify;">Bugün <strong>Taha Akyol</strong>’un Atatürk’ü inceleyen “<strong>Ama Hangi Atatürk</strong>” kitabından söz edeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Atatürk</strong>, Osmanlının son dönemindeki hem mutlak ve hem de meşruti monarşiyi yaşamış, çöküş ve parçalanma sürecinde geniş imparatorluk coğrafyasının her köşesinde olayların, savaşların ve halkın içinde pişmiş, yetişmiş, müthiş bir muhakeme ve yorumlama kabiliyeti ile en uygun kararları alabilmiş bir “<strong>siyasi deha</strong>”dır. İngiliz Başbakanı’nın onun için “<strong>Yüzyılımızın Dehası</strong>” tanımlaması bu anlamda bir hakkın teslimidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle son 20 yıllık hayatına baktığınız zaman bir değil birkaç <strong>Atatürk</strong> görmeniz mümkündür. Bir başka deyişle, birçok kesimin&lt;işte bu benim Atatürk’üm&gt; diyebildiği birkaç <strong>Atatürk</strong>’ü bulmak mümkündür Milli Mücadele döneminde sol terimleri kullanan, TBMM kurulduğunda ilk diplomatik mektubunu <strong>Lenin</strong>’e yazan, Sovyet dostu <strong>Mustafa Kemal</strong>. Solcuların ve özellikle de <strong>Doğan Avcıoğlu</strong>’nun kurguladığı  &lt;<strong>Solcu Atatürk</strong>&gt;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atilla İlhan</strong>’ın  &lt;<strong>Gazi</strong>&gt; si de solcudur. Ama Asyalıdır. <strong>Sultan Galiyev</strong> ile duruş beraberliği göze çarpar. Müslüman kimliği, Asyalı vasfı ve antiemperyalist karakteri baskındır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli mücadelede yoğun bir şekilde İslami terimler kullanan, Kur’an’dan ayetler okuyan, dualar eden, açılışının 21 Nisan 1920 çarşamba günü olacağı A.A. tarafından halka duyurulmuş olmasına rağmen, Meclisi cuma günü namazdan sonra açan, Batı ile savaşan &lt;<strong>Müslüman Atatürk</strong>.&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">Modern kıyafetler giyen, dans eden, yeniliklerin ve devrimlerin öncüsü Merhum <strong>Atilla İlhan</strong>’ın tabiri ile  &lt;<strong>Alafranga Atatürkçüler</strong>&gt;in kurguladığı bir başka Atatürk daha vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">En önemlisi ise, dağılan, lime lime dökülen bir İmparatorluktan, milli bir ‘<strong>Türk Devleti</strong>’ çıkarabilmiş, Türkün milli gururunu kurtarmış, &lt;<strong>Milliyetçi Atatürk&gt;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kısa bir döneme bir kurtuluş savaşı, bir devlet ve millet inşası ile birçok devrimi sığdırabilmiş bu büyük dehanın karşıtları kasıtlı olarak olayları ve olguların bütününden kopararak, çarpıtarak bir kara propagandaya dönüştürmektedirler. Onun amacına ulaşmak için konjonktüre göre süratle politik manevra yapma kabiliyetini görmezden gelerek “döneklik”, “ vefasızlık” gibi yakıştırmalar ile haksız ve acımasızca eleştirmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta esas olarak, Atatürk’ün dış politikası üzerinden onun politikacı ve diplomat yönü, bu konudaki deha, beceri ve kıvraklığı işlenmeye çalışılmıştır. Yazara göre o dış politika, anti-emperyalisttir ve Türkiye’nin dünyadaki yerini batılı dengeler içinde inşa etmeyi amaçlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi yazarın kitabında farklı Atatürk portrelerinin ortaya çıkmasına neden olarak gösterdiği bazı olaylardan örnekler vererek, zaman tünelinde kısa bir yolculuk yapalım.</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizlerin Mondros’a uymayıp İstanbul’u işgal etmeleri, <strong>Mustafa Kema</strong>l’i Mücadele yolunu seçmeye itmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada savaş bitkini Avrupa’da  &lt;Proleter Hareketler&gt; hızla yayılıyor. Türklerin ‘Bolşevizm’i kabul etmesi, Batının özellikle İngilizlerin kabusu, <strong>Lenin</strong>’in ise umududur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte <strong>M. Kemal</strong> bu korkuyu da ve bu umudu da bir kurmay ustalığıyla değerlendirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaş yorgunu Batı karşısında iki dinamik hareket: &lt;Bolşevik devrimi&gt; ve &lt;Türk Kurtuluş Hareketi&gt;dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada Araplar ayaklanır. Bunların en önemlisi, Arabistan’daki <strong>Şerif Hüseyin</strong>’in İngiliz destekli isyanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa kemal Ankara’ya gelir gelmez İslami bir dil kullanarak &lt;İslam Alemine Beyanname<strong>&gt;</strong> yayınlar.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>; Bir yandan, Kuran ayetleriyle bezeli İslami konuşmalar yaparak, bir yandan Bolşevizme sempati ifade eden ve devlet sosyalizmine dayanan bir sistem kuracağını söyleyerek, bir yandan İstanbul’la iyi geçinip bazı birlikleri Kuvva-i Milliyeye bağlayarak, bir yandan da İzmir’in işgaline karşı oluşan tepkiden yararlanıp &lt;Sivil Vatanseverliği&gt; harekete geçirerek, büyük bir siyaset ustalığı sergiler.</p>
<p>Mustafa Kemal kendisinin görevine son veren bir irade yayınlayan <strong>Vahdeddin</strong>’e bir telgraf çekerek çok saygılı bir ifade istifa eder. Bu bir taktiktir. Padişahı ürkütüp karşısına almak istemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Erzurum kongresinde M. Kemal öyle bir konuşma yapar ki, akşam yemekte <strong>Mazhar Müfit Bey;</strong> “Paşam nutkunuzun sonunu müftü efendinin duası gibi bitirdiniz” deyince Paşa’nın cevabı:</p>
<p style="text-align: justify;">-Maksadını anlıyorum, anlıyorum ama şimdi vazifemiz, “Halkı,  vatanı ve Padişah’ı kurtarmaya inandırmaktan ibarettir” der.</p>
<p style="text-align: justify;">Erzurum’dan Ankara’ya kadar her adımda demokratik meşruiyet esas alınır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal ABD heyeti başkanı <strong>Harbord</strong>’a Türkiye’nin Bolşevik olmayacağını söylerken, Bolşeviklere farklı bir dil kullanır.</p>
<p>Mustafa Kemal, milli harekete yardımcı olacak (<strong>Ali Rıza Paşa</strong> Hükümeti) bir hükümet kurdurmakla kalmayıp, memleketin mukadderatı ile ilgili konularda inisiyatifi ele alır. Telgraf makinesinin başına geçerek sadrazama talimatlar verir. İstanbul bürokrasisini kendine bağlar. İki bakan ve Telgraf Umum Müdürü <strong>Refik Halid Karay’ı</strong> divanı harbe verdirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada İstanbul hükümeti Kuvva-i Milliyeyi tanır. Görüşüp, 5 adet protokol imzalanmak üzere Bahriye Nazırı <strong>Salih Paşayı</strong> görevlendirir. Buluşma yeri Amasya’dır. Meclisin toplanacağı yer olarak da Bursa kararlaştırılır. İstanbul’a dönünce <strong>Cemal paşa</strong>, bunu kabul etmez. Neticede Meclis İstanbul’da toplanır. Burada <strong>M. Kema</strong>l’in arkadaşları, O’nu meclis başkanı seçtirmek isterler ama başaramazlar. &lt;Felah-ı Vatan&gt; isimli bir meclis grubu oluştururlar<strong>. Damad Ferid</strong> 4.ncü kez Sadrazamlığa atanınca, bunu önlemek isteyenlere <strong>Vahddetin</strong>’in cevabı enteresandır;</p>
<p style="text-align: justify;">-Ben istersem Rum veya Ermeni patriğini de sadrazam yaparım.</p>
<p>Mustafa Kemal 10 0cak 1920&#8217;de Padişaha bir telgraf çekerek, amaçlarının sadece vatanımızı değil tüm İslam Aleminde Padişah ve Halifeyi egemen kılmak olduğunu ve ümmet siyaseti izlediğini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da meclis açılırken İzmit’te <strong>Süleyman Şefik Paşa</strong> komutasında &lt;Hilafet Ordusu&gt; kurulur. Düzce, hendek, Gerede, Nallıhan, Beypazarı üzerinden Ankara’ya irtica dalgaları gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sakarya savaşının kazanılması, İslam dünyasında büyük sevinç yaratır. <strong>M. Kemal</strong>, İslam’ın kurtarıcısı ve Hz. Muhammed’in kılıcı olarak görülmeye başlanır. Alman tarihçi<strong> Von Mikuch</strong> Ankara’yı &lt;Yeni Mekke&gt; olarak niteler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bolşevikler, Çarlık Rusya’sının Osmanlı aleyhine Batılılarla yaptığı tüm anlaşmaları iptal ederek, Anadolu hareketi ile Bolşevik hareket arasındaki Batıya karşı stratejik menfaat örtüşmesini sağlarlar. Bu arada <strong>Halil Paşa</strong> Azarbaycan’daki Türkleri Kızıl ordu aleyhinde örgütler. Bunun Rus yardımını engelleyip milli mücadeleye zarar vereceğini düşünen <strong>Kazım Karabekir</strong>, Halil paşaya telgraf çekerek eleştirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruslar Türkiye’ye beş yüz kilo altın gönderir. <strong>Karabekir</strong> bunun iki yüz kilosunu ihtiyaçlar için Erzurum’da bırakır, geri kalanını Sovyet sefareti başkatibi <strong>Upmal</strong> ile Ankara’ya ulaştırır.</p>
<p>M. Kemal, Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde Bolşevizmi öven yazılar yazar. Bolşevizmle ihtiyatlı flörtü savaş sonuna kadar devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bolşevizmi Anadolu’da yaymak için <strong>Mustafa Suphi</strong> yoldaş, Sovyet Elçisi <strong>Medivani</strong> ile birlikte gelir ve kızıl bayraklı araba ile köyleri dolaşırlar. <strong>Karabekir</strong> onları uyarır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’nın politikası; Bolşevizme yakın durmak ama ülkeye sokmamaktır</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>, resmi bir &lt;Türkiye Komünist Partisi&gt; kurdurarak, Bir yandan Bolşevizm sempatisini kontrol altına alırken, öte yandan Sovyetlere ‘Bakın bizde de Komünist Partisi var’ diyebilmeyi amaçlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hilafetin kaldırılmasından önce, <strong>M. Kemal</strong> birçok yerde aşağıdakine benzer görüşlerini dile getirir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“..Moğol Hulagu</strong>’nun Bağdat’ı alıp Halifeyi idam ettirdiğini, böylece dünyadaki Halifeliğe son verdiğini belirtir…  <strong>Yavuz</strong> Hazretleri hilafeti devralmıştır. Almayabilirdi de. Halife o zaman Mısır’da kudretsiz bir mülteci idi..”</p>
<p style="text-align: justify;">‘’Lozan’da Osmanlı devrine ait tarihte emsaline rastlanmayan bir zafer kazanılmıştır’’ Atatürk Nutuk’ta böyle der.  Buraya Sevr’den gelindiği düşünülürse bu tespit doğrudur. Ancak, Lozan’da alamadıklarımız da vardır. Ödünler de verilmiştir. Bunların başında Irak sınırının çok kötü çizilmesi gelir. Lozan’da 3-4 yıllık değil, 3-4 asırlık hesap görüldüğü için görüşmeler bu kadar uzun sürmüştür. Lozan’dan kalan sorunlar 1930 lara kadar (Musul hariç) peyderpey çözülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada iç politikada <strong>M. Kema</strong>l’in mebus olmasını engelleyen önerge bile verilir. Bu tutum onu, kendi partisini kurmaya ve Meclis’in tamamını kendisinin belirleyeceği bir yapıyı kurmak için seçimlere gitmeye zorlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhalifler <strong>M. Kemal</strong>’i ekarte etmek için bir hamle daha yaparlar. Meclis Başkanlığına bir önerge vererek, bir kenara çekilmesi kaydı ile kendisine,  bir saray ve on bin lira aylık ödenek bağlanmasını isterler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi, İzmir İktisat Kongresi’ndeki  konuşmaları ile şu mesajları verir;  Türkiye’nin hedefi iktisadi bağımsızlık, Kapitülasyonların kaldırılması, liberal ekonomi, yabancı sermaye..vs.</p>
<p style="text-align: justify;"> 4 Ağustos’ta Başvekil <strong>Rauf Bey</strong> istifa eder. Ilımlı <strong>Fethi bey ( Okyar</strong>) Başvekil olur.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu dönemde gizli bir kriz yaşanır. Başbakanı ve Bakanları TBMM seçtiği için Hükümet uyumlu çalışamıyordu. Gazi bu krizi, kurmay dehası ve ‘kriz yönetimi’ ile şöyle çözer:</p>
<p style="text-align: justify;">Önce hükümet krizi çıkarır. Krizden yararlanarak ‘<strong>Cumhuriyet</strong>’i ilan eder. Kendini cumhurbaşkanı yaptırır. Hükümet istifa eder. Başbakanı<strong>(İnönü)</strong> ve bakanları kendisi atar.</p>
<p style="text-align: justify;">Musul’un gözden çıkarılması, dolayısıyla milletler cemiyetine havale edilmesi, reel politikaya dayanır. <strong>Karabekir’in</strong>, Musul için, oraya birlik kaydırılmasının Yunanistan’ın tekrar Trakya’ya İtalya’nın Adalara asker çıkarmasına sebep olacağı yönünde görüş belirtmesi ve barışın bir an önce sağlanıp devrimlere başlanması fikri, bunda etkili olmuştur.</p>
<p>Mustafa Kemal ve arkadaşları, yakın geçmişte Balkanlardaki kanlı etnik savaşları ve Rumeli’nin kaybedilmesini yaşadıkları için, <strong>Şeyh Sait</strong> İsyanını çok sert ve telaşlı bir şekilde bastırırlar. Akabinde Gazi’ye yapılmak istenen &lt;İzmir Suikastı<strong>&gt;</strong> sonrasında İstiklal Mahkemeleri kurulur, siyasi idamlar başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">1925 den sonra Faşist İtalya hegemonyasını genişletir.  <strong>Musollini,</strong> Musul meselesinde Türkiye ve İngilizlerin çatışacağını tahmin ve ümit etmektedir. Türkiye’nin taviz vererek de olsa meseleyi çözmesi, <strong>Musollini</strong>’yi yanıltmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İki diktatörden <strong>Hitler</strong> Kuzeye ve <strong>Mussolini</strong> de Güneye sahip olmayı düşler. Hitler,  Mussolini’yi Akdeniz ve Afrika macerasına teşvik eder. 3 Ekim 1935 te Mussolini Habeşistan’a saldırır. Dünya, Mussolini’ye yaptırım uygular. En katı uygulama Türkiye’den gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk yaklaşan tehlikeyi görmektedir. Kendisini ziyaret eden İngiliz Büyükelçisine müthiş bir öngörü ile şunları söyler:</p>
<p style="text-align: justify;">“Habeşistan tavizi ile Mussolini’yi durduramazsınız. Benim değerlendirmeme göre 4-5 seneye kalmaz, Almanya ve İtalya birleşip başımıza &lt;İkinci Dünya Harbi&gt; felaketini açacaktır.”</p>
<p style="text-align: justify;">1937 de İngiliz <strong>Kralı II Edward</strong>, Atatürk’ü ziyaret eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Mayıs 1938 de İngiltere Türkiye’ye 16 Milyon Sterlin kredi açar.Bu sırada Türk ekonomisi dış ticaret bakımından yarı yarıya Almanya’ya bağımlıdır.İngiliz kredisi Almanları telaşlandırır. Onlar da 150 Milyon Mark önerirler Türkiye onu da kabul eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir dizi diplomatik girişim sonucu, Hatay, Türkiye’ye katılır. Almanya karşısında güç durumdaki Fransa, Türkiye’yi desteklemek zorunda bırakılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şubat 1938 de Almanya Avusturya’yı işgal eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Stalin’</strong>le anlaşan <strong>Hitler, </strong>1 Eylül 1939 da Polonya’ya saldırır ve paylaşırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk ve arkadaşlarının başka liderlerde çok nadir olarak görülebilecek özelliklerinden biri ve belki de en önemlisi, çok değişik dönemlerde yaşamış, değişik şartlarda farklı çözümler geliştirmek zorunda kalmış olmalarıdır. Bunlar Osmanlı subay ve aydınlarıdırlar. Çokuluslu bir imparatorluğun, hem Balkanlardaki etno-miliyetçi isyanlarını ve hem de azgelişmişlik nedeni ile yıkılışını yaşadılar. Bir devlet nasıl yıkılır, işgale uğramak nasıl bir felakettir, bunu gördüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Balkan ve Cihan Harbinin korkunç facia ve yıkımlarını yaşadıktan sonra “Milli Mücadele”yi göze alabildiler. Bu iman ve azme sahiptiler. Başardılar da.</p>
<p style="text-align: justify;"> Atatürk zaferden sonra mazlum milletlere değil, tüm dikkatini Türkiye’nin güvenliğine ve çıkarlarına yöneltmiştir. Bu bir “reel politika”dır. Bu gerçek görülmeden “<strong>Diplomat Atatürk</strong>” görülemez. Anlaşılamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli mücadelenin üst düzey komutanları arasında askeri-strateji- planlama konularında önemli görüş farkları da yoktur. Sadece Atatürk’ün, &lt;<strong>siyasi vizyonu ve siyasi enerjisi&gt;</strong> hepsinden farklıdır. Hepsinden güçlüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın Atatürk’ü anlatan tarih yazımı ile ilgili görüşlerine gelince:</p>
<p style="text-align: justify;"> “.. Sonraki tarihlerde Milli Mücadele’yi gerçek içeriği ile değil de, kurulu düzenin gerektirdiği şekilde izah eden bir ”Atatürkçü Tarih Yazımı” gelişmiştir. Bu tarih yazımı, 1931&#8217;lerde Liseler için hazırlanan tarih kitapları ile başladı. İnkılap Tarihi derslerindeki Atatürk anlatımı böyle oluştu. Milli Mücadelenin Anti-emperyalist, Asyacı ve İslamcı içeriği boşaltılarak …”</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın kitabın ana fikri niteliğindeki iki tespiti ile yazımızı bitirelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>O halde Hangi Atatürk</strong>? Sorusu, tarih bilimine aykırı olduğu gibi, ufkumuzu daraltacak ve zihinlerimizi kalıplara hapsedecek bir sorudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün olarak ele aldığımızda, <strong>Atatürk, muazzam bir siyasi esnekliğe sahiptir</strong>. Politikada ideolojik şablonlar değil, belli ilkeler çerçevesinde, pragmatizm geçerlidir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/5145-2/">AMA HANGİ ATATÜRK</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/5145-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
