<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Antakya arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/antakya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/antakya/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Feb 2023 18:01:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Depremin altında kalan kim?</title>
		<link>https://millidusunce.com/depremin-altinda-kalan-kim/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/depremin-altinda-kalan-kim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderun]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42865&#038;preview=true&#038;preview_id=42865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, bu sefer on ilinde büyük çöküntü yaşıyor. Çok büyük bir nüfus etkilendi. İnsanlar geçici barınma ve psikolojik etkiden kaçmak, çocuklarının geleceği gibi düşüncelerle yurdun dört bir yanına dağıldılar. Demografik bir değişime doğru gidiyoruz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremin-altinda-kalan-kim/">Depremin altında kalan kim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremin-altinda-kalan-kim%2F&amp;linkname=Depremin%20alt%C4%B1nda%20kalan%20kim%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremin-altinda-kalan-kim%2F&amp;linkname=Depremin%20alt%C4%B1nda%20kalan%20kim%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremin-altinda-kalan-kim%2F&amp;linkname=Depremin%20alt%C4%B1nda%20kalan%20kim%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremin-altinda-kalan-kim%2F&amp;linkname=Depremin%20alt%C4%B1nda%20kalan%20kim%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremin-altinda-kalan-kim%2F&#038;title=Depremin%20alt%C4%B1nda%20kalan%20kim%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/depremin-altinda-kalan-kim/" data-a2a-title="Depremin altında kalan kim?"></a></p><p style="text-align: right;"><em>28 Şubat 2022, ağabeyim Sadi Somuncuoğlu’na İlahî emrin tebliği edildiği gün. Gideli bir yıl oldu. Bu hafta onu yazmak, anmak ve anlatmak vardı. Ama o da olsa yaşadığımız olağanüstü durumu yazardı. Ben de öyle yaptım. Hayatını adadığı Türk Milleti ve Türk dünyası için yazmak aynı zamanda onun izinden gitmek demekti. Biz de bayrağı ileriye taşımaya söz vermiştik. Aziz ruhu şad olsun.</em></p>
<p>Bir hakkı teslim etmek gerekir ki Türk Milleti deprem haberi geldiği andan itibaren ayağa kalkmış ve imdada yetişmiştir.</p>
<p><em>“Depremde ‘İki taş atmaya’ gidenler”</em> yazı dizisinde de bundan bahsetmeye çalıştım. Yazarken yutkundum da. Dikkatli yazmaya çalıştım. Yardıma koşanları da yardım edilenleri de incitmemek gerekiyordu. Ama artık Türkiye’nin özel şartlarına biraz daha mercek tutmak gerekiyor. Hem bugün için hem de Türkiye ve Türk Milleti’nin yarınları için çok önemli.</p>
<h2><strong><em>“Üstte mavi gök çökmedikçe /altta yağız yer delinmedikçe”</em></strong></h2>
<p>İlk andan itibaren “Devlet enkazın altında kaldı” cümlesi sık duyuldu. Görülen o ki enkazın altında kalan devlet değil, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) oldu. Çünkü 16 Nisan 2017’de “Kanunun açık hükmüne aykırı bir içtihatla Türkiye’nin yönetim sisteminin değiştirilmesine karar verilmişti. İşte o zaman <strong><em>mavi gök çökmüş, yağız yer delinmiş,</em> töre (hukuk) bozulmuştu</strong>. <strong><em>Töre bozulunca</em> <em>il (devlet)</em> de bozuldu.</strong> Bilge Kağan 1300 yıl önceden uyarmıştı hani: <strong><em>“Üstte mavi gök çökmedikçe /altta yağız yer delinmedikçe ilini ve töreni kim bozabilir?” </em></strong></p>
<p>Ama 21’inci yüzyıldaki Türklerin yöneticileri Türk’ten farklı kimlik taşıdıklarını düşünüyorlardı. Bizzat kendileri bozdular. Yüzyılların birikiminden vazgeçildi. Hem de hiç ayırt etmeden. Devletimize yeni doğmuş çocuk gibi davrandılar. Her şeyi yeniden öğretme iddiasındaydılar. Koca Türk İl’ini (devletimizi) ağzında emzikle, altı bezli hâle getirdiler. Olmadı tabi.</p>
<p>Türk Milleti böyle âfetlerin ilk saatlerinde, “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Kızılay arama &#8211; kurtarma faaliyetlerine başladı. Kızılay bölgeye çadır ve seyyar mutfak sevk etti.” benzeri sözleri duymaya alışkındı. Bu sefer hiç duyulmadı. Bölgenin ihtiyaçları çok büyük oranda Türk Milleti, belediyeler ve gönüllüler tarafından karşılandı. Yemek, yönetim, sevk ve idare, ilk arama kurtarma çalışmaları…</p>
<p>STK görünümlü tarikat ve cemaatler de oldukça fazlaydı. Çok dikkat çekiciydi. Son model ve donanımlı araçlarla oradaydılar. Türkiye’yi yakından tanımayanlar onları devletin kurumları bile sanabilirdi. Sakallı, sarıklı, cüppeli ve şalvarlıydılar. Ordu’ya, Kızılay’a talimat vermeyen Türkiye’yi yönetenler de böyle düşünülmesini istemiş olabilirler miydi sorusunu düşündürecek kadar çok görünür hâldeydiler.</p>
<h2><strong>Devlet şirketleşince, kurumlar holding kurdu</strong></h2>
<p>Kızılay ticari işletmeler kurarak holdingleşmişti. Bu yazı için bilgisayar başına oturduğumda, Kızılay’ın <em>deprem telaşı içinde Ahbap’a ve Türk Eczacılar Birliğine çadır sattığı</em> haberi vardı. Konserve yiyeceklerden de satmıştı. Eğer konserveler bağışlardan hazırlanmış olanlarsa bu satış daha vahim bir durumdur da. Hoş, CHS konuşulurken “Devleti şirket gibi yönetmek” sözü bizatihi Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çok duyulmuştu. Şirket kâr amaçlıdır ve Kızılay da artık holding sahibi. Ve daha dün (26 Şubat) akşam memleketim Maraş’tan çadır temini için yardım isteyen depremzede beni aradı.</p>
<p>İlk andan itibaren yardıma koşamayan kurumlardan bahsedildi. Özellikle de Türk Milleti’nin gözü askerini aradı. Onun varlığı kendisine güven veriyor, canını ve namusunu emanet ediyordu. Onlar kendi evladıydı ve evladını da yanında istiyordu. 2300 yıllık tarihinde, 1807’deki Kabakçı Mustafa İsyanı ve 15 Temmuz gibi arızî dönemler hariç, böyle de olmuştu.</p>
<p>Bütün bunların yerine, 2009 yılında kurulup, 2018’de İçişleri Bakanlığına bağlanan AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) görev yapıyor. Bütün bu değişiklikler <em>bizden öncesi yanlış </em>anlayışının sonucu olarak yaşanıyordu.</p>
<p>Bu yazıya başlarken geçmiş yazılarıma bir göz attım. Benzer durumlarda hep aynı cümleler kurmuşum. Deprem, sel, yangın… hepsinde de yaşananlar neredeyse aynı. Manavgat yangınında bir yörüğün <em>“Ben devletimi istiyorum” </em>çığlığı arşivlerde duruyor. Değerli ağabeyim Prof. Dr. İskender Öksüz’ün Manavgatlı köylünün yürek yangını üzerinden yok edilen kurum kültürlerinin ne kadar önemli olduğunu <a href="https://millidusunce.com/ben-yorugum-ben-devletimi-istiyorum/">yazmıştı</a>. 21’inci yüzyılın başından beri hızla irtifa kaybeden uçak gibiyiz. Kaptan pilotun yani Türk Milletinin müdahale etmesi zamanı yaklaşmakta.</p>
<h2><strong>Az gittik uz gittik, bir de baktık ki…</strong></h2>
<p>Türkiye, bu sefer on ilinde büyük çöküntü yaşıyor. Çok büyük bir nüfus etkilendi. İnsanlar geçici barınma ve psikolojik etkiden kaçmak, çocuklarının geleceği gibi düşüncelerle yurdun dört bir yanına dağıldılar. Demografik bir değişime doğru gidiyoruz.</p>
<p>Bu kadar büyük problemlerin altından tek adam yönetimi CHS ile çıkabilir miyiz, buna bakmak gerekiyor. Devlette yaşanan başkalaşmanın, yılların birikiminin yok sayılmasının acı sonuçlarını her meselede yaşamaktayız. Deprem haberi geldikten sonra niçin geç kalındığı sorgulanıyor.</p>
<p>İstanbul’daki Balıklı Rum Hastanesi yangınının söndürülmesi dâhil her olayda Cumhurbaşkanı talimatlarından bahsedenler bugün suçlu arıyorlar. Kimileri Cumhurbaşkanı’nı işaret ediyor kimileri İçişleri Bakanı’nı. Ancak kişilere bakmak olayı anlatacaktır. Bizler olguya yani sisteme bakıp geleceğe hazırlanmak durumundayız.</p>
<p><em>“Bugün Türkiye 200 yıllık kadim bir tartışma konusu olan yönetim sistemi konusunda tarihî bir karar vermiştir. Bu karar sıradan bir olay değildir” </em>bu cümleler yazılarımı takip edenler için yabancı değildir. 16 Nisan 2017 referandumunun akşamında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan açıklama. Tarihle hesaplaşan ideolojik bir yönetim anlayışının tezahürü olduğu açıkça görünüyordu.</p>
<p><em>“Cumhurbaşkanı; Devletin başıdır. Yürütme yetkisi cumhurbaşkanına aittir. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğini temsil eder” </em>ifadeleri Bir Numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nden. Artık ne Anayasa’da ne de yasalarda bakanlar kurulu yok. Her karar Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu altında. Artık devlet Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yönetilmekte.</p>
<p>Zaman zaman bakanlıkların günlük hayata müdahale yetkisi tartışılıyor. Eğer sonuç halkın homurdanmasına sebep oluyorsa suçlu aranmakta. Tıpkı askeri kim çıkarmadı sorusuna cevap aranırken yaşananlardaki gibi. Ancak her fırsatta Cumhurbaşkanı’nın başkomutanlık vurgusu yaptığı sistemde suçlanacak sorumlu aranması da oldukça manidar doğrusu.</p>
<h2><strong>Tarih yok sayılsa da vardır</strong></h2>
<p>Müdahalede geç kalan kurumlardan eski davranışları beklerken onların şimdiki yapılarına da bakmak gerekiyor. TSK’nın mevcudu, imkân ve kabiliyetleri, siyasetin yönetimindeki ağırlığı gibi bilgiler, bizi biraz daha sağlıklı düşünmeye yöneltecektir.</p>
<p>Zorunlu askerlik süresi kısaltıldı. Bedelli devam ediyor. AKP Genel Başkanı Erdoğan 12. 06. 2019 tarihli grup toplantısında <em>&#8220;Bugün toplamda 419 bin olan Türk Silahlı Kuvvetleri mevcudunun 200 bine yakın … muvazzaf personelden oluşmaktadır. Kritik görevlerde, özellikle terörle mücadelede vazife üstlenen tüm birliklerimiz, muvazzaf askerlerden teşekkül etmektedir. Yükümlüler daha çok kıta görevlerinde, geri hizmetlerde değerlendiriliyor. Yeni askerlik kanunuyla yükümlülerin yarıya yakını hemen terhis olacak.&#8221; </em>bilgilerini vermişti. 200 bine yakın muvazzaf, 200 binden fazla mükellef. Ve o dönemde yarısı hemen terhis edilmiş. Bu sayılara göre o dönem TSK’nın mevcudu 300 – 310 bin civarında.</p>
<p>Peki, TSK’nın derhal sahaya çıkmamasında bunun etkisi nedir, bu konuda bir sözü olan var mıdır? Dünyanın en güçlü ordularından birisi bu hâle nasıl getirildi? Yaman sorular değil mi?</p>
<p>Gelin konuyu biraz daha açalım. Suriye’de TBMM teskeresiyle asker bulunduran, Yunanistan’a <em>“Bir gece ansızın gelebiliriz” </em>dediğimiz bir dönemde imkân ve kabiliyetlerimiz ne kadardır?</p>
<p>Türk Milleti’nin iftiharı TSK’ya bakışı, AFAD’ın, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP)’nda kendini gösteriyor sanki. Planda bakanlıklar ve kuruluşlar ismen yer almakta. Diyanet, MİT, THY, TÜBİTAK… Ama Türk Silahlı Kuvvetleri hep <em>“Millî Savunma Bakanlığı (Genelkurmay Başkanlığı)”</em> diye yazılmış. Bu üslup çok dikkat çekiyor.</p>
<p>2300 yıllık Türk Ordusu Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’nin gözbebeğidir. Bu vatanın da güvenliğinin teminatı. Üzerine titrenmelidir. Aksi takdirde yine ve yeni paralel devlet yapılanmalarının cesaret bulacağı ortamlar yaratılmış olacaktır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremin-altinda-kalan-kim/">Depremin altında kalan kim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/depremin-altinda-kalan-kim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sorumluluk</title>
		<link>https://millidusunce.com/sorumluluk/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/sorumluluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderun]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[pazarcık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42806&#038;preview=true&#038;preview_id=42806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı, olabilecek en yumuşak ve en soğukkanlı bir üslupla kaleme alınmıştır. Yöneticilerin böyle bir üslubu hak etmedikleri şüphesizdir. Aslında ben, huylunun huyundan vazgeçmeyeceğini de çok iyi biliyorum. Hak edilen ders, hak edilen üslupta elbette halkımız tarafından verilecektir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sorumluluk/">Sorumluluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsorumluluk%2F&amp;linkname=Sorumluluk" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsorumluluk%2F&amp;linkname=Sorumluluk" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsorumluluk%2F&amp;linkname=Sorumluluk" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsorumluluk%2F&amp;linkname=Sorumluluk" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsorumluluk%2F&#038;title=Sorumluluk" data-a2a-url="https://millidusunce.com/sorumluluk/" data-a2a-title="Sorumluluk"></a></p><p>Ülke çapında bir olumsuzluk olunca sorumluluk kime / kimlere aittir?</p>
<p><em>Aslında cevap çok basit ve çok açık: Ülkeyi kimler yönetiyorsa sorumluluk onlara aittir. </em></p>
<p>Çok büyük bir deprem yaşadık. Çok insanımızı kaybettik. Yüz binlerce insanımız evsiz barksız, sokaklarda kaldı.</p>
<p>Felaket çok büyük. Asrın değil, asırların felaketi diyebilirsiniz. Ancak 20 yıldır ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu olduğu da muhakkak. Yer kırıkları üzerine yapılan binalar, kaçak yapılanmalar, projelere uyulmaksızın inşa edilen evler, apartmanlar, malzemeden çalmalar, imar afları… Bütün bunları denetlemekle görevli yöneticiler, denetleme görevlerini yapmamışlarsa sorumludurlar. Bazı belediyeler muhalefet partilerinde olabilir, onlar da sorumludurlar. <em>Sözün özü, yöneten sorumludur çünkü yönetim makamı aynı zamanda sorumluluk makamıdır. </em></p>
<p>İktidar sorumluluk üstlenmediği gibi deprem bölgelerine anında ve yeteri kadar müdahale etmediği, edemediği suçlamalarını da reddetmektedir. Aslında depremin büyüklüğü, deprem bölgesinin devasa genişliği karşısında tedbirlerin aksaması bir dereceye kadar normaldir. <em>Ancak iktidar hiçbir ithamı kabul etmiyor ve yalnız muhalefetten değil depremzedelerden gelen yakınmalara da kulaklarını tıkıyor. </em></p>
<p>Böyle büyük bir felaket karşısında iktidarın görevi, sivil ve askerî bütün resmî güçleri derhal devreye sokmaktır. Bunun yapılmadığı, yapılamadığı anlaşılıyor. Sebepler arasında liyakatsizlerin atanması da vardır, hazırlıksız olmak da vardır, askerin devreye girmesi konusundaki sakat anlayış ve düzenlemeler de vardır, her şeyi biz bilir, biz yaparız zihniyeti de vardır.</p>
<p>Bu kadar büyük ve can yakan bir felaket karşısında ülkemizin bütün insanlarının, sivil toplum kuruluşlarının, gönüllülerin, muhalefet partilerinin harekete geçmesi çok tabiidir. Nitekim hemen harekete geçilmiş ve insanlarımızın ne kadar merhametli, ne kadar yardımsever olduğu görülmüştür. Bu felaketin tek olumlu yanı belki de budur, insanımızın ne kadar fedakâr olduğunu görmektir.</p>
<p><em>İktidar, her şeyi biz yaparız anlayışı yerine sivil toplum kuruluşlarından ve muhalefet partilerinden gelen destekleri, yardım isteklerini büyük bir memnuniyetle karşıladığını belirterek yardıma koşan herkesi, her kurumu örgütleyebilir, işi tam bir millî seferberlik hâline getirebilirdi.</em> Bu yolu tercih etmek yerine muhalefete ağır sözlerle yüklenmeyi tercih ettiler.</p>
<p>Sadece muhalefet partilerine ve muhalif kuruluşlara değil, şikâyetlerini dile getiren, içinde bulundukları acı durum dolayısıyla feryat eden, isyan eden bütün vatandaşlarımıza karşı ağza alınmaması gereken sözlerle suçlamalar yaptılar. Devlet babanın kucaklayıcı anlayışı yerine itici, ötekileştirici, suçlayıcı anlayışı benimsediler. Milletimiz kendisini sıcak kollarıyla kucaklayan bir devlet yerine kendisine bağırıp çağıran devlet temsilcileri gördü.</p>
<p><em>Bu yazı, olabilecek en yumuşak ve en soğukkanlı bir üslupla kaleme alınmıştır. Yöneticilerin böyle bir üslubu hak etmedikleri şüphesizdir. Aslında ben, huylunun huyundan vazgeçmeyeceğini de çok iyi biliyorum. Hak edilen ders, hak edilen üslupta elbette halkımız tarafından verilecektir.  </em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sorumluluk/">Sorumluluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/sorumluluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir gençlik geliyor: Biz milletmişiz!</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 18:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[afad]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllüler]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kilis]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42777&#038;preview=true&#038;preview_id=42777</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kim? Nerede? Kimlerden? Bizden mi değil mi?” diye sormayı akıllarından bile geçirmeden ihtiyaca, yaralıya, aça, susuza, barınaksıza koşan gençler. Son on günde, hiç duymadıysam bu manzarayı görenlerden defalarca duydum: Biz milletmişiz! Biz, millet olmuşuz; besbelli.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz/">Bir gençlik geliyor: Biz milletmişiz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz%2F&amp;linkname=Bir%20gen%C3%A7lik%20geliyor%3A%20Biz%20milletmi%C5%9Fiz%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz%2F&amp;linkname=Bir%20gen%C3%A7lik%20geliyor%3A%20Biz%20milletmi%C5%9Fiz%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz%2F&amp;linkname=Bir%20gen%C3%A7lik%20geliyor%3A%20Biz%20milletmi%C5%9Fiz%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz%2F&amp;linkname=Bir%20gen%C3%A7lik%20geliyor%3A%20Biz%20milletmi%C5%9Fiz%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz%2F&#038;title=Bir%20gen%C3%A7lik%20geliyor%3A%20Biz%20milletmi%C5%9Fiz%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz/" data-a2a-title="Bir gençlik geliyor: Biz milletmişiz!"></a></p><p>Bir tarafta cehennem zebanisi suratlarla, medenî bir insanın topluluk içinde kullanmaktan utanacağı küfürlerle konuşanlar var. En küçük tenkide, habere, “Çetele tutuyoruz, hepsini teker teker yazıyoruz.” diye tehditle cevap verenler var. Aynı günün gazete haberlerinde, diyanetin hoşuna gitmeyen bir Kuran mealinin mahkemece yasaklandığı, Ekşi Sözlük’ün tümüne ulaşım engeli konulduğu haberi var. Ülkemizin sevimli demokrasisinin, 24 saatlik serencamını özetleyen fotoğraf kareleri.</p>
<p>Ama şükürler olsun ki Türkiye bunlardan ibaret değil. Diğer tarafta en küçük işarette, yardıma omuz vermek için koşan binler, on binler de gerçek; büyük gerçek. Bunların önemli bir kısmı da hani “Apolitik oldular, kendi keyiflerinden başka bir şey düşünmüyorlar, süflî şeyler uğruna memleketlerini terk edecekler.” denilen Z kuşağı! “Kim? Nerede? Kimlerden? Bizden mi değil mi?” diye sormayı akıllarından bile geçirmeden ihtiyaca, yaralıya, aça, susuza, barınaksıza koşan gençler. Son on günde, hiç duymadıysam bu manzarayı görenlerden defalarca duydum: Biz milletmişiz! Biz, millet olmuşuz; besbelli.</p>
<h2>Sakın ha, büyüklerinizi örnek almayın!</h2>
<p>“Yardımların paketlenip yüklenmesi için bir kapalı spor salonunda bize el verin, diye bir Twitter mesajı attık.” dedi arkadaşım. Nereden nasıl geldilerse binlerce genç salonu dolduruvermiş. Bir örgüt değil, bir parti hele, hiç değil. Kendinden motivasyonlu, kendi kendine görev veren, kendini sorumlu hisseden binlerce genç. Hart hurtla, zart zurtla değil, sevgiyle, bilinçle, akılla, izin almadan, emir almadan gerekeni yapan, gerekirse uyumadan günlerce çalışan bir yardım ve iyilik ordusu.</p>
<p>Büyüklerin gençleri yetiştirmesi, onlara edep vermesi gerekir bizim klasik bilgimizde. Sakın ha. Sakın gençler, büyüklerinizi örnek almayın. Onlar gibi edepsiz, onlar gibi nefret dolu, onlar gibi bencil, kendini yarı tanrı ve kusursuz sayan megalomanlardan olmayın. Siz, gönlünüzle, aklınızla ve içinizden gelen, “Biz biziz! Birlikteyiz! Birimize olan hepimize olmuş gibidir!”  diyen toplum bilincinizin ve tarih mirasınızın sesini dinleyin. Sevginizin ve aklınızın peşinden gidin.</p>
<p>“Bu güzel gençliği örgütlesek, daha düzenli, daha ses getiren bir birlik oluştursalar.” dedim. Gençlerin temsilcisi sayılabilecek yaşlardaki arkadaşlarım, “Tabii dedi. Daha iyi olur. Ama bir şartla, parti değil. STK şeklinde.” Sonra düşünüp devam ettiler, “Parti olunca menfaat giriyor, para giriyor, çekişme giriyor. STK olsun, karşılıksız olsun, işin içinde para olmasın!”</p>
<h2>Gelecekten umutlandıran güç</h2>
<p>Bir olan, her acı çığlığa kimseye sormadan koşan milletin ve o milletin binlerce, on binlerce gencinin yapıp ettiğine siyasîler dikkat etmelidir. Eğitimciler de sosyal bilimciler de. Siyasetçilerin dikkat etmeleri gereken bir başka cephe, gençlerin siyasete bakışıdır. Onlara, “Ama parti olmasın.”, dedirten gerçekler. Bu bakışı değiştirebilirseniz bu muazzam gücü, bu potansiyeli, bu namuslu, haysiyetli, temiz enerjiyi siyasete kanalize edebilirseniz Türkiye o zaman yükselir. Bunlar korkmayan, çıkarını ülke için aklına bile getirtmeyen, özsaygı sahibi insanlar. İnsanın olması gerektiği gibi insanlar. Ama bunların, hani sizin deyiminizle “politize” olması için önce o politika alanını temizlemeniz gerekiyor.</p>
<p>Siyasetin içini de dışını da demokratik hâle getirmeniz gerekiyor. Hani parti içi demokrasi deniyor ya, onu kurmalısınız. Siyaset, ülkeyi yönetmek isteyenlerin yüklendiği bir yük, bir ideal işi hâline gelmeli. Bir külfet, ama bir bilgi ve dürüstlük birliği olmalı. Liderler partilere değil, partiler liderlere hükmetmeli.</p>
<h2>Kaynama ve tektonik toplum hareketi</h2>
<p>Bu kuşakların geldiğini daha önce de hissetmiştik ve dillendirmiştik. Dostum, kardeşim Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, “Milletlerin tarihinde kaynama anları vardır. Bugünlerde öyle bir ana yaklaşıyoruz.” tanımını koymuştu. O benim gibi hemen gözünün önündekiyle yetinmiyor; hem zaman içinde bütün bir tarihi hem de mekân içinde bütün bir Türk dünyasını gözlemleyip tanısını koyuyordu.</p>
<p>Ben kendi kısa zaman &#8211; mekân erişimim içinde aynı olaya “tektonik hareket” demiştim. Feleğin cilvesi, şimdi mecaz değil, gerçek bir tektonik hareketin sebep olduğu felaket, o “kaynama”nın, o toplumdaki, o gençlerdeki “tektonik hareket”in ortaya çıkmasına yol açtı.</p>
<p>Deprem, bir tektonik hareket sonunda olur ve durduramazsınız. Gelen gençlik de böyle bir harekettir. Durduramazsınız. Siz yasaklarınızla, sansürlerinizle, küfür ve tehditlerinizle engel olmaya çalışın. Olamazsınız.</p>
<p>Bir gençlik geliyor ve onlar da sizi defterine tek tek yazıyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz/">Bir gençlik geliyor: Biz milletmişiz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-genclik-geliyor-biz-milletmisiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremde “iki taş atmaya” gelenler 3</title>
		<link>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 18:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[adana mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kilis]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel Başkanımız Hakan Paksoy dört bölümden oluşan yazı serisinin üçüncüsünde, memleketi Maraş'ta deprem sonrasında yaşanan acıları ve bölge insanın dayanışma içinde ayağa kalkma çabalarını aktarıyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3/">Depremde “iki taş atmaya” gelenler 3</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%203" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%203" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%203" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%203" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3%2F&#038;title=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%203" data-a2a-url="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3/" data-a2a-title="Depremde “iki taş atmaya” gelenler 3"></a></p><h2><strong>Devlet göründü, rahatlama başladı  </strong></h2>
<p>Dördüncü gün (9 Şubat Perşembe) gece Kızılay bir revir çadırı kurdu. Devlet yeniden görünür gibi olmaya başlamıştı. Ama esas rahatlık ertesi gün (10 Şubat Cuma) öğleye doğru geldi. Kampın giriş kapısı önünde bir otobüsten askerlerimiz inmeye başladı. Biraz sonra başlarındaki binbaşıyla işin içine giriverdiler. Hâkî yeşil elbisenin varlığı kendini göstermişti. Hem bir rahatlık hem de kendiliğinden bir düzen getirmişti. Binbaşı da büyük bir sakinlikle davranıyordu. Türk Milleti sevgilisine kavuşmuş gibiydi.</p>
<p>Yapılan işlere yardım ediyorlar, gerektiğinde otoriteyi kullanıyorlardı. Görev paylaşımı yapılmadan herkes birbirine uyum sağlamıştı. Ne yapılması gerekiyorsa o yapılıyordu. Türk, devletine sırtını dayamıştı.</p>
<p>Depremin beşinci günü (11 Şubat Cumartesi) sabahın ilk saatlerinde resmî plakalı araba kampa girdi. Yetkili sormuşlar, nöbetçi askerler de tek uyanık olan beni göstermişlerdi. Gelenler koordinatör Vali Yardımcısıyla koordinatör AFAD müdürüydü. Vali yardımcısı olan sadece unvanıyla kendini tanıtarak “Yetkili <strong><em>sen </em></strong>(!) misin?” diye sordu. Ben de yetkili olmadığımı, kampı yönetenlerin de gönüllüler olduğunu söyledim. Onların Maraş’ı tanımadığı için yardımcı olmaya çalıştığımı anlattım. Üslubuyla o an aklımdan geçen bürokratik vesayet kavramıydı. (Konuşmamızın detayını burada aktarmayı uygun bulmuyorum.)</p>
<p>Ama meğerse kampta bir yetkili varmış. Afet planı uyarınca orada bulunuyormuş. Ki kendisi de depreme maruz kalmış Maraşlı bir devlet memuruydu. Vali yardımcısı ve AFAD müdürü onlarla buluşurken ben, tek ısınma aracımız olan, varil sobanın başına döndüm.</p>
<p>Daha sonra Maraş’ın dışından genç bir AFAD görevlisi de yönetici olarak çalışmaya başladı. Ama kısa zamanda gönüllülerle yakınlaştı. O da yalnız başına olduğunu ve onlarsız bir şey yapamayacağını derhal görmüştü.</p>
<p>Kampta ilginç bir yoğunluk vardı. Mütemadiyen geliyorlardı. Sonradan duyduğumuza göre insanlar bu kampa yönlendirilmekteydi. İlk istekleri çadırdı. Hatta AFAD yetkilileri içinden bile kendilerinden çadır isteyen tanıdıklarına çadır soranlar oluyordu. İlk günlerde altlarına serecek bir şey de yoktu. Zemin de yağan yağmurla ıslak ve yumuşak topraktı. Gelen yardımlar içindeki bir kamyon mat diye tabir edilen zemin örtüsü alta serilecek malzeme imdada yetişti. Rulo hâlindeydi. Polis kardeşlerimizin de yardımıyla genç gönüllüler sabaha kadar kesip çadırlara dağıttılar.</p>
<h2><strong>Köyler ve çocuklar  </strong></h2>
<p>Bu satırları kaleme alırken düzelmiş olabileceğini düşünüyorum ancak hâlâ ulaşılamayan köyler çok fazlaydı. Hatta kampta görev almış bir gönüllü arkadaşımla sohbet ettiğimde, kendisinden çadır isteyen bir gencin dedesinin soğuktan donarak öldüğünü ağlayarak anlattığını söyledi. Beni de bu sözler dondurdu.</p>
<p>Yardım talepleri köylerden daha çok telefonla geliyordu. Gerek gelerek gerek telefonla ulaşan herkese yardım etmeye gayret ettik. Tok gözlü insanlar bizi gayrete getiriyordu. Bana bu kadar yeter diyenler kadar aldıkça almak isteyenler de vardı. Ama bütün gönüllüler büyük bir sabır ve güler yüzle davranıyorlardı.</p>
<p>Kampın yönetimini ele almış gönüllümüz, 1999 depremini yaşamış bir kardeşimizdi. Yaşayarak tecrübe edinmişti. Bir yere gitmemiz gerektiğini söyledi. Kamp’ın yakınındaki Gençlik Merkezi’ne gittik. Depremde yakınlarını kaybetmiş ya da kaybolmuş çocukların korunması gerektiğini söylüyordu. Bu husustaki acı hikâyeleri hepimiz duymuştuk belki ama o şahit olarak yaşamıştı.</p>
<p>Merkezde birkaç sporcu genç vardı. Onlar da depremden çıkmışlardı ama güçlüydüler. Hele birisi 1999’daki depremde annesini kaybetmişti. Ben annesizliği bilirim diyordu. Kendisi de 2,5 yaşındayken onun koynundan sağ alındığını anlatınca başımı diğer yana çevirdim. Onlarla konuşarak organize ettik. Merkeze çocuklardan başka birilerini almayacaklardı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan birileri gelene kadar dikkatli olmalarını söyleyerek ayrıldık. Kampın telaşı içinde daha sonra ilgilenemedim.</p>
<h2><strong>Coğrafyanın sosyolojisi</strong></h2>
<p>Yakın uzak şehirlerden gelenler, “Arabamızı çabuk boşaltalım lütfen. Gidip tekrar geleceğiz.” diyorlardı. Zamanla bir yarış vardı anlayacağınız.</p>
<p>Özellikle ilk günler çok zorluydu. Bir yanda enkazdaki canhıraş mücadele, diğer yanda uzaklara ulaşabilme gayreti. Zorluydu vesselam. Depremzedelerin yardıma ve moral desteğe ihtiyacı kesin bir gerçek. Ama yardım getirenlerin de gayretlerinin desteklenmesi gerekiyor kanaatimce. Bu cümle, kesinlikle, onlara iltifat edilmesi anlamında değil. Teşekkür de değil. Ama sorumluluk sahiplerinin dikkatli davranması anlamında.</p>
<p>Biraz açayım. Dördüncü gündü yanılmıyorsam. Kayseri Yahyalı’dan üç kardeşimiz geldiler. Orta boy kamyonetleri malzeme yüklüydü. Ayrılırken bana “Ne dersiniz, bu işin altından kalkabilir miyiz?” diye sordular. Elbette diye cevap verdim. İkinci soru geldi: “Nasıl?” Bendeki cevap hâlen geçerliliğini koruyor. “Öncelikle siyasiler az konuşmalı.  Özellikle yöneticiler. Sonra millî birlik güçlendirilmeli. Bugün ayrışma hat safhada. Bu yapılırsa altından kalkarız.” dedim. Verdiğim cevaba itiraz gelmedi. Ama Cumhurbaşkanı’nın çok keskin bakışlarla yaptığı ilk konuşma hâlâ hafızalarda. Keşke farklı bir üslup ve sözler olsaydı.</p>
<p>Bu arkadaşlar Beşir Derneği’nin gönüllüleriydiler. Onları üç köye yönlendirdim. Aynı güzergâh üzerindeki ova köyleriydi. Depremden ne kadar etkilendiklerini ve yardım gidip gitmediğini bilmiyordum. Yakındaki diğer köylere de yardım göndermiştim. Hem oralarda dostlarımız vardı hem de sosyolojik dengenin kurulması gerekiyordu. İstemeden de olsa bir hata yapılmamalıydı. Kendilerine bunu da söyledim. Sonra görüştüğümde o köyde birbirlerine sarıldıklarını, köylülerin çok mutlu olduklarını anlattı. Oraya gitmekle kendileri de mutlu olmuşlardı.</p>
<p>Bu gibi durumlarda yardımı organize edenlerin coğrafyanın özelliklerinin bilmesinin çok önemli olduğu ortaya çıkıyordu.</p>
<p><strong>Not:</strong> Dünkü bölümde Kamp’ın yemeğini çıkaranlardan bahsetmiştim. Kamp’taki gönüllülerden sevgili Esma arayıp Beşir Derneği’ni hatırlattı. Haklıydı. Spor Salonu’nun bahçesindeki Beşir Derneği’nin seyyar mutfağının hakkını teslim etmek gerekiyor. Hem çadır kampında hem de enkazda çalışanlarla dışarıdan gelenlere yemek çıkarmışlardı. Bir hakkın teslimi açısından Esma’ya teşekkür ediyorum.</p>
<p>Yarın devam edecek…</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3/">Depremde “iki taş atmaya” gelenler 3</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremde “iki taş atmaya” gelenler 2</title>
		<link>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[kilis]]></category>
		<category><![CDATA[maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42758&#038;preview=true&#038;preview_id=42758</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel Başkanımız Hakan Paksoy, depremin ilk günlerinde, yerle bir olan Maraş'ta yaşadıklarını ve izlenimlerini kaldığı yerden anlatmaya devam ediyor. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2/">Depremde “iki taş atmaya” gelenler 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%202" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%202" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%202" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%202" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2%2F&#038;title=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%202" data-a2a-url="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2/" data-a2a-title="Depremde “iki taş atmaya” gelenler 2"></a></p><h2><strong><em>“Maraş Maraş derler de bu nasıl Maraş?</em></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><strong><em>*</em></strong></a><strong><em>”</em></strong></h2>
<p>Salı sabahı 10.30’da Adana’dan başlayan yolculuk Maraş’ta saat 20.30 gibi bitti. Uzaktan Maraş’ı gördüğümde yüreğim daraldı. Maraş’ı hiç bu kadar karanlık görmemiştim. TEK’te ve TEDAŞ’ta hep aydınlatmaya çalıştığım şehirde tek tük lamba yanıyordu. Sanıyorum onlar da yukarı kesimlerdeki birkaç trafo ile devreye alınmış jeneratörlerdi.</p>
<p>Ağabeyimin yol tarifiyle onunla buluşabildim. Ama ona doğru giderken başta garip gelen tarifin niçin önemli olduğunu anladım. Artık yollar ve sokaklar enkazlarla kapalıydı. O, bana açık kısmı anlatmıştı.</p>
<p>Kısa bir sarılma, durumları sorma faslından sonra arabayla şehrin bir kısmını gezdirdi. Yol bizi nereye götürürse oraya girdik. Bildiğimiz yollar artık yıkılmış binaların enkazlarıyla kaplıydı. Her birinin başında insanlar bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı.</p>
<p>İlk çektiğim fotoğraf Ankara’ya gelmeden önce yaşadığım yedi katlı bina oldu. Artık tek katlı hâldeydi(!)</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium_large wp-image-42759" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_145812-768x576.jpg" alt="" width="768" height="576" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_145812-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_145812-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_145812-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_145812-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_145812-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Ağabeyimin evinin karşısındaki, artık spor yapılmayan 12 Şubat Stadyumu ve spor tesisleri toplanma merkeziydi. Arabalarımızı bir kenarına çekmiştik. Stadın saha bölümünde 40-50 çadır vardı. O gün arabada yattık. Çok soğuktu. Arabayı biraz çalıştırdık, biraz stop ettik. Akaryakıt çok büyük problemdi çünkü. Sabah uyandığımızda saha tamamen çadırla dolmuştu. Sevinmiştik. Gecenin çok keskin soğuğuna rağmen çalışma devam etmişti.</p>
<p>Etrafı dolaşmak üzere çıktık. Gördüğüm manzarayı aklım almıyordu. Çocukluğumun geçtiği yerlerdeki binaların bir kısmı enkaz yığınıydı. Hemen hemen tamamının evvelini biliyordum. Lisede okurken bahçe olan yerlerde yapılmışlardı.</p>
<p>Maraş’ın en kalabalık caddesi olan, bayram törenlerinin yapıldığı Trabzon Caddesine çıktığımda şok daha büyüktü. Caddenin boylu boyunca bir tarafının neredeyse tamamı yıkılmıştı. Diğer tarafında da yıkım büyüktü. Trabzon Caddesiyle birlikte meydana çıkan Azerbaycan Bulvarında da ayakta duran bina yok gibiydi. Her iki tarafında da manzara korkunçtu. Memuriyete başladığım TEK’in de kiralık oturduğumuz eski binası yıkılanlar içindeydi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium_large wp-image-42760" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_091041-768x576.jpg" alt="" width="768" height="576" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_091041-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_091041-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_091041-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_091041-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230208_091041-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<h2><strong><em>“Bir göründü bir yok oldu serap misali”</em> </strong></h2>
<p>Öğleye doğru stada döndük. Etrafta hummalı bir çalışma vardı. Belediye Temizlik İşleri personeli etrafı temizliyor, çöpleri alıyordu. Girişteki toprak zemin de düzeltiliyordu. Deprem ânında ve sonrasında yağan karla karışık yağmur stadın zeminini ve etrafı oldukça yumuşatmıştı.</p>
<p>Kamera, gazeteci ve polis sayısı da artmıştı. Polislerden birisine nereden geldiklerini sordum, Ankara’dan geldiklerini söyledi. Geçici görevli gelmişti. “Hayırdır, Cumhurbaşkanı mı geliyor?” diye ikinci soruyu sordum. Yarım ağızla hayır dedi. Ama biraz sonra Cumhurbaşkanı stadın girişinde göründü.</p>
<p>Kısa bir süre gazetecilerle konuşan Cumhurbaşkanı çadırları da gezdi. Yeniden gazetecilere açıklama yapıp gitti. Ondan sonra hem gazeteciler hem de polisler ortadan kayboldu. Cumhurbaşkanı’yla birlikte görünen devletin görünürlüğü de kalmadı. Ta ki asker gelene kadar.</p>
<p>Görülen o ki her şey Cumhurbaşkanı için yapılmıştı. Bürokraside sadece deprem korkusu yaşanmıyordu anlaşılan. O gidince kamp bir başına kalmıştı.</p>
<p>Maraş’ın ilk çadır kampı olsa gerek ki Cumhurbaşkanı buraya getirilmişti.</p>
<p>Tesisler stat, yüzme havuzu ve kapalı spor salonundan oluşuyor. Stat tarafı kamp alanı, kapalı salon da cenazelerin toplandığı ve kimlik tespitinin yapıldıktan sonra defnedilmeye sevk edildiği yer oldu.</p>
<p>Kamp da iki kısımdan oluşuyor. Stadın açık tribünleri yıkılarak tartan pistin birkaç metre dışından girişi olan duvarla ayrılmış. İç kısımda çadırlar kurulu. Duvarın dışında 15 metreye yakın betonla kaplı kısım var. Buraya da çadırlar kuruldu. Yemek yapan STK’lar, gelen yardımlar bu çadırlardaydı.</p>
<h2><strong>“<em>Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım”</em></strong></h2>
<p>Devlet, hâlen kendisini göstermemişti. Kampı gönüllüler yönetmeye çalışıyordu. Hepsi de Maraş dışından gelmişlerdi. Gelen insanları çadırlara yerleştiriyor, yardım kamyonlarını boşaltıyorlardı. Tabi yardımlar sadece boşaltılmıyor aynı zamanda köylere yönlendiriliyordu da. Maraş’ı bilmediklerini görünce küçük bir müdahalede bulundum. Bu müdahale beni işin içine çekti ve kendimi aralarında buldum. Dönene kadar da onlardan ayrılamadım.</p>
<p>Kampın yemeğini, Kayseri’de ikamet eden Doğu Türkistanlı Uygur Türkü vatandaşlarımız, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin fedakâr ve güler yüzlü personeli ile kendi başına kalkıp gelen yiğit vatandaşlarımız çıkardılar. Hiç yüksünmeden, öf bile demeden hizmet verdiler. Bir de Kızılay’ın karavanı vardı. Çay, sandviç ve bazen de çorba çıkarıyordu. Aracın üstünde de “Müge Anlı ve Dostları” yazılıydı.</p>
<p>Stadın kapısından bir tır çıkarken iki tır girmek için bekliyordu. Kamyonların sayısı belli değildi. Daha küçük kamyonetini dolduranlar da yardıma akıyordu. Türk Milleti afet bölgesindeki kardeşlerinin imdadına koşmuştu. Bir sel gibiydiler. Ama bu sefer yardım seliydi.</p>
<p>Depremin üçüncü günü gece yarısı bir kamyonet yardım malzemesi geldi. İndireceğimize bir köye yönlendirelim dediler ve bana sordular. Ben de ova köylerinin depremden daha fazla etkilenebileceğini düşünerek oradan bir köydeki tanıdığımı arayarak gönderdim. Yardım o köye gitti.</p>
<p>Ama sabah beni bir düşünce aldı. Bu işi aslında devlet yapmalıydı. Maraş’ın sosyolojisi çok önemliydi. Geçmişte çok acılar yaşamıştı. Yardımlar giderken yapılabilecek en ufak bir hata deprem psikolojisiyle birlikte derin yaralar oluşturabilirdi. Arkadaşlarla düşündüklerimi paylaştım. O an devlet bizdik, çadır kampında inisiyatif alanlardı. Zaman da yoktu. Soğuk ve ihtiyacın baskısı her an artıyordu. Bir yandan da yardım yağıyordu. Ben böylece işe dâhil oldum.</p>
<p>Ancak eksilmiştik de. İlk günden itibaren inisiyatif alarak kampı yöneten arkadaşlarımızdan birisi ayrılmak zorunda kalmıştı. Özel Harekât Polisi’ydi ve göreve çağrılmıştı. İstanbul’dan gelen bir AFAD gönüllüsüyle beraber vardiyalı olarak yönetimi ele almışlardı. Neredeyse onun yerine geçer gibi oldum.</p>
<p>Kamyonlar sadece yardım götürmüyordu. Beraberinde Türk Milleti’nin o yüce duygularını da taşıyordu. Bu emanete özen gösterilmeliydi. Gösterdik ve başardık.</p>
<p>Yarın devam edecek…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> Bir Maraş Türküsünün ilk mısrası</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2/">Depremde “iki taş atmaya” gelenler 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremde “iki taş atmaya” gelenler 1</title>
		<link>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderun]]></category>
		<category><![CDATA[kilis]]></category>
		<category><![CDATA[maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42750&#038;preview=true&#038;preview_id=42750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel Başkanımız Hakan Paksoy, memleketi Maraş'taydı. Dört bölümlük yazı serisinde, depremin ilk haftasında Türk Milleti’nin nasıl ayağa kalktığını, herkesten ve her şeyden önce, afet bölgesine nasıl sahip çıktığını anlatıyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1/">Depremde “iki taş atmaya” gelenler 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%201" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%201" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%201" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1%2F&amp;linkname=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%201" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdepremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1%2F&#038;title=Depremde%20%E2%80%9Ciki%20ta%C5%9F%20atmaya%E2%80%9D%20gelenler%201" data-a2a-url="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1/" data-a2a-title="Depremde “iki taş atmaya” gelenler 1"></a></p><p>Başlıktaki bu ifade bana ait değil. Emre Hoca ayağa kalkarken: <strong><em>“Şu enkazdan bir ses gelmiş. Varıp iki taş atıp geleyim”</em></strong> diyordu. Duyduğumda derinden etkilendim. Aslında sıradan ama deprem bölgesindeyken ve gece yarısına doğru soluklanmak üzere biraz oturduğunuzda duyunca etkisi yıldırım çarpmış gibi oluyor. Sadece küçük bir izin için ağızdan çıkan bir cümle gibi. Maksadı, yüklendiği mânâyı yaşadığımız mekân anlamlı kılıyor. Taşın biri enkazdan diğeri gönüllerden atılıyordu. Duyulur duyulmaz bir sesle çıktı ama benim beynime çivi gibi girdi. Galiba çok kolay da çıkmayacak.</p>
<p>Bu dört bölümlük yazı serisinde, depremin ilk haftasında Türk Milleti’nin nasıl ayağa kalktığını, <strong>herkesten ve her şeyden önce,</strong> afet bölgesine nasıl sahip çıktığını anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>***</p>
<p>Büyük deprem, yazılarıma iki haftalık ara verdirdi. Maraş benim memleketim. Ata yurdum. Büyüdüğüm, evlendiğim, çocuklarımın doğduğu, anne ve babamın mezarlarının olduğu şehir.</p>
<p>6 Şubat sabah 04.50’de (sonradan telefona baktım) telefon çaldı. Bu saatlerde çalan telefon herkes gibi beni de korkutur. Hızla telefonu açtım. Konya Ereğli’sinde yaşayan bir arkadaşım arıyordu. <em>“Ağabey Maraş’ta deprem oldu. Biz buradan hissettik.” </em>dedi<em>. </em>Derhal televizyonu açtım. Haberler artarak geldi. Maraş Pazarcık merkezli depremi söylüyordu.</p>
<p>Telefonla ilk haberleri almaya çalıştım. Ağabeyim, kardeşlerimiz, kayınpederim, amca ve hala çocuklarım, arkadaşlarım, dostlarım… ve daha fazla dayanamadım ve saat 09.30’da yola çıktım.</p>
<p>Kayınbirader de Maraş’tan çıktı. Adana’da buluşmaya anlaştık. Arabayı değişecektik. Yollar karlıydı ve onun arabasında kış lastikleri yoktu. O Ankara’ya ben Maraş’a gidecektim. Ama Adana’ya ancak 22.30’da gelebildiler. İki saatlik yolu tam 10 saatte katettiler.</p>
<p>Ben ertesi güne kaldım. Benzin deposunu doldurdum. Giderken bir şeyler götürmeliydim. Adana’daki teyze çocuklarının tanıdığı varmış. Orta boy bir marketti. Bisküvi ve atıştırmalık almak için girdim. Arabanın bagajını doldurdular. Parasını ödemek istediğimde: “Borcun yok ağabey, biz de çorbaya tuz atmış oluyoruz. Maraş’a bizden selam söyle.” cevabı geldi. Millî vicdanın harekete geçtiğinin ilk göstergesiydi.</p>
<p>Sonra lastiklerinin havasını kontrol ettirmek için yol üstünde bir lastik tamircisine girdim. Plakayı görünce “Maraş nasıl?” diye sordu. Ben de gidince göreceğimi söyledim. Borcum nedir diye sordum. Aldığım “Var yoluna git. Yolun açık olsun.” cevabı Türk millî vicdanının ikinci işaretiydi.</p>
<p>Bu duygularla ve gözyaşları içinde epeyce yol aldım.</p>
<h2><strong>Deprem kendisini göstermeye başladı</strong></h2>
<p>Osmaniye’ye doğru olağanüstülük fark edilir olmaya başladı. Radyodan otoyolun Nurdağı’na kadar açık olduğuna dair anonslar geliyordu. Bizzat Bakan açıklıyordu. Ancak Bahçe’den itibaren kapalıydı. Osmaniye’den sonra yardım araçları hariç E 5 karayoluna yönlendiriyorlardı. Bahçe’de bütün araçlar eski yola giriyordu. Bahçe’de tünel girişindeki viyadük ayaklarını görünce ürperdim. Devasa boyuttaki taşıyıcı ayaklar yerinden oynamıştı. Çok büyük bir depremle karşı karşıya olduğumuzun işaretlerinden birisiydi.</p>
<p>Bahçe ile Nurdağı arasındaki 17 kilometrelik yolu 7 (yedi) saatte geçtim. Bir yandan deprem bölgesinden çıkanlar, diğer yandan deprem bölgesine ulaşmak isteyenler. Yardım ekiplerinin arabaları, ambulanslar, iş makinalarını taşıyan tırlar, yardım malzemesi götüren kamyonlar ve yakınlarına giden insanlar…</p>
<p>İlk sitemim de burada oldu… Üç şerit iniş ve üç şerit çıkış olan yol, bir anda altı şerit iniş hâlini aldı. Yanlış duymadınız, altı şerit iniş. Bir an önce yetişmek isteyen, özellikle, küçük arabalar yolu kilitlemişti. Aşağıdan araç çıkamayınca iniş duruyordu. Bin bir gayretle açılan yol boyunca hep bu gibi uyanıklar oldu.</p>
<p>Zor bela, dağdaki şoseden verilen yoldan Nurdağı’na indim. Nurdağı; Maraş, Antep, Hatay ve Adana yollarının kavşak noktasıdır. Ama Gaziantep yolu depremden kapanınca Adıyaman, Malatya ve Antep’e Maraş yolundan gidilmeye çalışılmaktaydı. Ve deprem bölgesinden çıkış için sıra bekleyenler yine beş şerit hâlindeydiler. Kuyruk 15 km’yi bulmuştu.</p>
<p>Yol üstündeki Beyoğlu kasabasında yıkım çok büyük görünüyordu. Yollar da toplanmış halı gibiydi. Bazı yerlerde karayolcular işaretleme yapmıştı.</p>
<p>Yarın devam edecek…</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium_large wp-image-42754" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214252-768x576.jpg" alt="" width="768" height="576" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214252-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214252-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214252-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214252-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214252-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium_large wp-image-42755" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214218-1-768x576.jpg" alt="" width="768" height="576" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214218-1-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214218-1-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214218-1-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214218-1-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/IMG_20230207_214218-1-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1/">Depremde “iki taş atmaya” gelenler 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/depremde-iki-tas-atmaya-gelenler-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title> “Kader Planı”nda yaşadığımız kadersizlik</title>
		<link>https://millidusunce.com/kader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderun]]></category>
		<category><![CDATA[kilis]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42732&#038;preview=true&#038;preview_id=42732</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyeceğim şu ki asıl deprem devlettedir. Bu bozgunla yüzleşeceğiz. Depremde kaybettiklerimize borcumuz bu. Yeni nesillere borcumuz bu. Türkiye'ye ve Türklüğe borcumuz bu.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik/"> “Kader Planı”nda yaşadığımız kadersizlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik%2F&amp;linkname=%C2%A0%E2%80%9CKader%20Plan%C4%B1%E2%80%9Dnda%20ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20kadersizlik" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik%2F&amp;linkname=%C2%A0%E2%80%9CKader%20Plan%C4%B1%E2%80%9Dnda%20ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20kadersizlik" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik%2F&amp;linkname=%C2%A0%E2%80%9CKader%20Plan%C4%B1%E2%80%9Dnda%20ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20kadersizlik" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik%2F&amp;linkname=%C2%A0%E2%80%9CKader%20Plan%C4%B1%E2%80%9Dnda%20ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20kadersizlik" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik%2F&#038;title=%C2%A0%E2%80%9CKader%20Plan%C4%B1%E2%80%9Dnda%20ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20kadersizlik" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik/" data-a2a-title=" “Kader Planı”nda yaşadığımız kadersizlik"></a></p><p>Memleketin mayası sağlam. Büyük felakette bir daha gördük. Fakat kurduğumuz yapılar çürük.</p>
<p>Kanunlar sağlam, uygulama çürük. Sağlam kurulmuş devlet yapısını işleten insan yapıları daha çürük. Kurumlar adım adım bozuldu ve yıkıldı. Devlet, depreme dayanıksız hale böyle geldi. O halde bakılacak yer belli: Asıl deprem yönetimdedir, yönetenlerdedir. Devlet aygıtında yaşanan zelzeleye bakacağız. Bu bozgunla yüzleşeceğiz. Depremde kaybettiklerimize borcumuz bu. Yeni nesillere borcumuz bu. Türkiye&#8217;ye ve Türklüğe borcumuz bu.</p>
<h2><strong>Yine o soru: Niçin bu duruma düştük?</strong></h2>
<p>Yönetenlerimiz yine &#8220;<em>kader planı</em>&#8221; dedi. Vatandaşları rahatlatmak için buldukları bir ifade yolu olsa üzerinde durulmayabilir. Ne yazık ki, dinden görünerek, dine dayandırarak yapılan &#8211; en hafif tabirle söyleyeceğim- bir uyutma stratejisinin dili bu. Hep yapılan ve biz uyanmadığımız takdirde hep yapılacak bir kolay ticaretin dili.   Yani, &#8220;<em>Allahtan geldi, bizim suçumuz yok..&#8221;</em> demek istiyorlar. Söze bakar mısınız?  İşte karşı çıkacağımız ve etki alanındakileri düşündürerek etkisiz kılacağımız kafa budur. Suçu Allah&#8217;a havale eden bu kafa kafa değildir. Dini bu hale getirdikse o din de din değildir.</p>
<p>Sözü neresinden tutsanız yanlış ötesi yanlıştır. <strong>Mehmed Âkif</strong>, yüz yıl öncesinde bu dine bühtan eden kafaların kandırma dilini açık etmişti:</p>
<p><em>Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru: </em></p>
<p><em>Belânı istedin, Allah da verdi&#8230; doğrusu bu. </em></p>
<p>Bu kadar net. Biz belamızı istedik, Allah da verdi. Onun kanunları değişmezdi, değişmedi. Başka türlü söz etmenin gerçekle uzaktan yakından alakası olamaz.</p>
<p>“<em>Kader planı</em>” diyerek insan hatasını savmaya çalışan sıradan birileri değil, başımızdakiler. Başımıza gelenlerin sebebine bakanlar bu sözü ve benzerlerini duyunca halimize bir daha yanacaklar.  Japonya&#8217;da hata eden cezasını kendi veriyor. Bizde kanuna-kurala da yollar tıkalı. Henüz istifa eden de yok. Pişkinlik-yüzsüzlük, en sağlam duvar, yıkılmıyor. Japonya’da &#8220;<em>kader planı</em>&#8221; insan öldürmüyor da <strong>Âkif</strong>’in dediği gibi “<em>Hâşâ!”</em> bize kastı mı var? Bunu bile düşünmeden bu sözü duyup <em>&#8220;Evet öyle&#8221;</em> diyorsak veya susuyorsak dehşettir. Nereden bakarsanız bakın dehşettir.</p>
<p>Bu kafayla her yıkımın insan suçlusu yoktur. Orada düşünme yoktur. Akıl, türlü yollarla etkisiz hale getirilmiş ve susturulmuştur. Aklı bu hale gelen de aklı olmayanla umulmadık yerde birleşir.  Yetkisi-sorumluluğu yoktur. Aklı olduğu halde böyle kullanan veya kullanmayan daha zararlı bir varlık haline dönüşebilir.  Kendimizi böyle mi aklamaya çalışacağız? Depremi insanın önlemesi mümkün değildir, tamam. Bu gücü hiçbir insan aklının icadı alet edevat veya tedbirde bulamayız, doğru. Ancak depreme dayanıklı bina yapmak insanın elinde değil midir? Kader, sağlam bina yapmayı mı önlüyor? Dünyada ve ülkemizde sağlam bina yapan akıllı örnekler kadere karşı mı durdular?</p>
<h2><strong>Suçlu biziz</strong></h2>
<p>Bu sözün eski tabirle bâtıllığı, günlük hayatın kelimeleriyle saçmalığı, sapkınlığı ortada. Yaşadığımız &#8220;<em>Kader Planı&#8221;</em>nı biz ördük. Yıkılan binaları yapanlar ve yaptıranlar bu büyük katliâma yol açtılar. İmar Affı çıkaranlar bu katliâmı büyüttüler. Hiçbir kıvırmaya girmeden denecek bellidir: Bu katliâmın sorumlusu biziz. Susanlar, konuşmayanlar, eleştirmeyenler&#8230; Hepimiz suçluyuz. Yeri mi sırası mı? Evet tam sırası. Belâ içindeyken konuşulmayan sonra dinlenmiyor, duyulmuyor. Belli aralıklarla bu belalara mahkûm oluyoruz. Akıllanmıyoruz.</p>
<p>Hatırlayın, 1999&#8217;u yaşamış olanlar bile <em>İmar Affı</em> denen katliâm habercisi karara karşı çıkmadılar.</p>
<p>Bu depremde yıkılan binaların bir yarısı o affın yapıları çıkarsa şaşılmaz. Diğer yarısı da çalma, yağmalama yapılarıdır. İkisi de derin ahlaksızlıktır. Ahlak.. ahlâk! Bu eksiğimizi tamamlasak çok şey değişir. Suçu Yaradan&#8217;a atmak o derin ahlaksızlığın zirvesidir. Bunlarla ne doğruyu anlarız, ne de kurtarıcı bir yol bulabiliriz. Peki ne olacak? Basitçe söyleyelim: Kurallara uyacağız. Tek çare bu!</p>
<h2><strong>Görünen köy</strong></h2>
<p>Yaratılan ortam, gören göz için gerçeği bütün açıklığıyla ortaya çıkardı. Resmi doğru göreceğiz. Karartmalarla örtülemeyecek bir enkazın ağırlığı altındayız. Algı merkezleri de enkazın altında kaldı. İyi ki kaldı. Takkenin düşüp kelin göründüğü bir yere geldik. Her belanın ardından gelen böyle iyilikler var ki görülmeyi ve gereğinin yapılmasını bekler. Her facia, faciadır ve aynı zamanda bu durumlara düşmemek için düşünme ve hareket etme fırsatı yaratır.</p>
<p>Egemenlerin yarattığı iklime rağmen sorular soracak ve cevabını arayacağız. Başka çaremiz yoktur. Türkiye dünyanın ilk dört deprem ülkesinden biri. Bizim için deprem kaçınılmaz bir sonuç. Ne yapsak, ne etsek depremlerle sarsılacağız. Değiştiremeyeceğimiz ve kader diyeceğimiz yalnızca bu çıplak gerçektir. Sonrası, bizim ördüğümüz kaderin getirdiği tabii sonuçtur. Hiçbir tedbir almazsanız, o deprem sizi yerle bir eder. Tabiatın kanunu(isterseniz ilahi kanun deyin) budur ve değişmez. Fırsatçıların dinden görünme sahtekârlığına kurban edilen o dille “<em>Allah’tan geldi”</em> diyerek kurtulacağınız bir iş değildir. Her yere Allah’tan geliyor. Yine söyleyeceğim, Japonya’da daha büyük depremler oluyor ve can ve mal kaybı neredeyse olmuyor. Bütün binalarını, yollarını, havaalanlarını dayanıklı hale getiriyor ve depremi sıradan bir tabiat olayı gibi karşılıyorlar. Bu mümkün. Görüyor, biliyoruz. Biz de yapabiliriz, yapmıyoruz.</p>
<h2><strong>Tedbirsizlik kurbanıyız</strong></h2>
<p>Bu durumda, onbir ilimizi yerle bir edecek kadar ağır hasara yol açan bu depreme ne diyeceğiz? Hiçbir tedbir alınmamış. Anlatılıyor, bazı namuslu devlet görevlileri bazı binalara ruhsat vermemişler, yine bir yolunu bulup kullanıma açılmış. Önemli bir kısmına resmî denetleme görevlilerince de itiraz edilmemiş. Belli ki onlar –argo tabirle- temelden bağlanmış.  Bir kısmına yıkım kararı verilmiş, yine içinde oturulmuş. Bunun suçlusu kader mi?</p>
<p>Peki, bu dizi dizi yanlışları kim yapmış? Sözü eğip bükmeden söyleme vaktidir: En başta merkezî hükûmet. Kabahatin yüzde doksanı baştakilerdedir. Çok geriye gitmeye gerek yok: Yirmi yıl içinde, baskıyla, talimatla, İhale Kanunu’nu 193 kere değiştirerek müdahale eden onlardır. İhale Kanunu’nun 193 kere değiştiğini söyleyince, esasen başka söze hâcet yoktur. Yalnız bunun üzerinde duran başımıza gelen her türlü yağmalama, eritme-çürütme, bozma ve bozgun haline şaşmaz. Olan bitenlerin hemen tamamına yakını bu yaz-boz keyfiliğinde ve fırsatçının(oportünist) herkesi susturan, susta durduran despotluğunda oldu.</p>
<h2><strong>O Arabesk</strong></h2>
<p>“<em>Kader planı</em>” bana <strong>Orhan Gencebay</strong>’ın meşhur arabeskini hatırlattı.  O, “<em>Bana kaderimin bir oyunu mu bu?”</em> derken, acılara, yokluğa, yoksulluğa karşı biriken öfkeyi-çaresizliği formüle ediyordu. Fert fert bir kesimin insanlarının duygusuna tercüman oluyor, feryadını söylüyor,  şekillendiriyor ve yine arabeske uygun bir argoyla söyleyelim, insanların gazlarını alıyordu. Toplumun ve ferdin bakış açısını söyleyen, aslında gerçek duruma dayanan arabesk gerçekliğinde bir söylemdi.</p>
<p>“<em>Kader Planı</em>” diyenin konuştuğu ve dikkat çektiği yer başka. O, faturayı yukarıya çıkarıyor. Sakın itiraz etmeyin, bu oradan geliyor diyor. <strong>Orhan Gencebay</strong>’ınki topluma, en azından bir kesime tıpatıp oturuşuyla gerçekle bir yerden buluşuyor. “<em>Kader Planı</em>” diyen, üst perdeden, diline-arkasına Tanrı’yı alarak konuşuyor. İnsanı, iradesini, yapıp etme gücünü bağlayarak büsbütün çaresizliğe iterken bilemediğimiz bir aşkın güç adına söz söyleyerek “<em>Bu budur”</em> diyor.  Tanrı’nın bu dile ne diyeceği ayrı bir mesele halinde erbâbının önünde dursun, sorumsuzluk dilinin böylesi düşünenler için dehşettir. Bu kadarla geçilmeyecek kadar önemli bir derdimizdir. Sonuca dair cümlelerime de bu düşünceye benzemez sözün kader yankısı zemin oldu. <em>“Kader planı” </em>diyenlere iyi bakın! Sonraki yazılarımda da, “<em>Kader planı diyenler kendileri niçin kadercilik etmiyorlar? Yaptıklarına bakınca ne görüyoruz?”</em> sorusunu sorarak ve yaşadıklarımızla devam edecek gibiyim. Çünkü bu zelzele bütün sarsıntıların kaynağı.</p>
<p>Diyeceğim şu ki asıl deprem devlettedir. Bu bozgunla yüzleşeceğiz. Depremde kaybettiklerimize borcumuz bu. Yeni nesillere borcumuz bu. Türkiye&#8217;ye ve Türklüğe borcumuz bu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik/"> “Kader Planı”nda yaşadığımız kadersizlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kader-planinda-yasadigimiz-kadersizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasıl güzel bir ülke oluruz?</title>
		<link>https://millidusunce.com/nasil-guzel-bir-ulke-oluruz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/nasil-guzel-bir-ulke-oluruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderun]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42695&#038;preview=true&#038;preview_id=42695</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güzel bir ülke hayal etmek bizim için çok mu uzak? İsterseniz önce o gerginleşmiş yüzlerimizi, bozuk ağızlı söylemlerimizi bırakalım. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/nasil-guzel-bir-ulke-oluruz/">Nasıl güzel bir ülke oluruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnasil-guzel-bir-ulke-oluruz%2F&amp;linkname=Nas%C4%B1l%20g%C3%BCzel%20bir%20%C3%BClke%20oluruz%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnasil-guzel-bir-ulke-oluruz%2F&amp;linkname=Nas%C4%B1l%20g%C3%BCzel%20bir%20%C3%BClke%20oluruz%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnasil-guzel-bir-ulke-oluruz%2F&amp;linkname=Nas%C4%B1l%20g%C3%BCzel%20bir%20%C3%BClke%20oluruz%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnasil-guzel-bir-ulke-oluruz%2F&amp;linkname=Nas%C4%B1l%20g%C3%BCzel%20bir%20%C3%BClke%20oluruz%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnasil-guzel-bir-ulke-oluruz%2F&#038;title=Nas%C4%B1l%20g%C3%BCzel%20bir%20%C3%BClke%20oluruz%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/nasil-guzel-bir-ulke-oluruz/" data-a2a-title="Nasıl güzel bir ülke oluruz?"></a></p><p><i>Güzel bir ülke hayal etmek bizim için çok mu uzak? İsterseniz önce o gerginleşmiş yüzlerimizi, bozuk ağızlı söylemlerimizi bırakalım.</i><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önce insanlar birbirini sevmeli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyolojik olarak birbirlerine yakın insanlar birbirlerini daha çok severler. </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Biz Türkler bir milletiz. Yüzyıllardır sürüp gelen ortak bir tarihi yaşadık. Sevinçleri, zaferleri; kederleri, afetleri, yenilgileri ortaklaştık. </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz Türkler bir milletiz. Yüzyıllardan beri aynı dili konuşuyor, aynı dili paylaşıyoruz. Farklı dil kullanan bazı küçük gruplar varsa da onlarla da aynı tarihin içinden geldik ve aynı kültürü paylaşıyoruz. </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Birbirini seven insanların yaşadığı bir ülke güzeldir. </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak… </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Tarihleri, dilleri, kültürleri ortak olan Türklerin arasına son yıllarda milyonlarca farklı insan sokuşturuldu. Suriye’den, Afganistan’dan. Biz Türkler ne kadar merhametli, ne kadar insansever olsak da sosyoloji kendisini hissettiriyor. Biz onları sevmeye çalışsak da onlar bizi sevmiyorlar, sevemiyorlar. Bu durum, güzel bir ülke için son derece olumsuz bir durumdur. </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupalılar, ülkelerinin güzellik ve huzurunu bozmak; Türkiye’de yığılan bu insanları ülkelerine almak istemiyor. Biz niçin kendi huzurumuzu, kendi güzelliklerimizi bozmaya çalışıyoruz?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugüne kadar olan oldu, deyip geçemeyiz. </span><i><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin her bir yanına dağılan, dağıtılan, dağılmasına göz yumulan bu insanlar için geçici yerleşim yerleri hazırlanıp oralarda ikamet etmeleri sağlanmalıdır. En kısa zamanda ülkelerine dönmeleri için de her türlü girişim yapılmalıdır.</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güzel bir ülke olabilmenin diğer bir şartı, yerleşim alanlarını güzelleştirmektir. Estetik ölçülere göre inşa edilmiş güzel köyler, kasabalar, şehirler… Avrupa’ya, Amerika’ya gidenler bunları görüyor.</span> <i><span style="font-weight: 400;">Peki Türklerin aklı, güzellik duygu ve arzusu yok mu? Olduğunu, Osmanlı dönemindeki köşklerden, konaklardan, yalılardan biliyoruz. Osmanlı medeniyeti bir varoş medeniyeti değil, şehir medeniyeti idi. Varoş tavır ve söylemlerle Osmanlı sevgisi olmaz.</span></i><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Estetik bir zevkle inşa edilmiş yerleşim yerlerini, deprem oluşturan yer kırıklarını da dikkate alarak ülkemizin dört bir yanına yaymalıyız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabiatımız zaten güzel. Bin bir çeşit ağacı ve canlısıyla ormanlarımız; yamaçları bin bir çeşit çiçekle donanmış dağlarımız, tepelerimiz; göllerimiz, ırmaklarımız, denizlerimiz… Hepsi birbirinden güzel. Bu güzellikleri insan eliyle daha da güzel hâle getirip yerleşim alanlarımızla bütünleştirebiliriz. Köknarların, arasında, sincapların içinde yaşayan; kulakları kuş cıvıltılarıyla, su şırıltılarıyla dolan; gözleri kar ve zambak beyazından yakamozlanan ışıklarla parıldayan insanların içleri güzellik ve iyilik duygularıyla, huzurla dolmaz mı? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birbirleriyle ekmeğini, masalını, bilmecesini, ekranlardaki dizisini paylaşan insanlar mutlu olmazlar mı?</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">En başta olması gereken eğitim en sona kaldı. İlk ve orta öğretimde aynı türküleri, şarkıları, marşları, oyunları öğrensek. Ergenekon destanını da, Preveze’yi de, Küçük Kaynarca’yı da, Hürriyet Kasidesi’ni de, 9 Eylül’ü de hep birlikte öğrensek. Üzerlerine besteler yazsak, filmler, operalar üretsek!&#8230; </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Yitik malımızdır.” deyip bilimi baş tacı etsek, kendi uzay istasyonumuzu kursak; karıncaları, böcekleri, bakterileri araştırsak!&#8230; </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Güzel bir ülke hayal etmek bizim için çok mu uzak? İsterseniz önce o gerginleşmiş yüzlerimizi, bozuk ağızlı söylemlerimizi bırakalım.</span></i><b>   </b></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/nasil-guzel-bir-ulke-oluruz/">Nasıl güzel bir ülke oluruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/nasil-guzel-bir-ulke-oluruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası binalara giriş kılavuzu</title>
		<link>https://millidusunce.com/deprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/deprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yıldırım Üzümcüoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderun]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42687&#038;preview=true&#038;preview_id=42687</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnşaat Mühendisi Yıldırım Üzümcüoğlu deprem bölgesinde evlere girmeden önce dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/deprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu/">Deprem sonrası binalara giriş kılavuzu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu%2F&amp;linkname=Deprem%20sonras%C4%B1%20binalara%20giri%C5%9F%20k%C4%B1lavuzu" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu%2F&amp;linkname=Deprem%20sonras%C4%B1%20binalara%20giri%C5%9F%20k%C4%B1lavuzu" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu%2F&amp;linkname=Deprem%20sonras%C4%B1%20binalara%20giri%C5%9F%20k%C4%B1lavuzu" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu%2F&amp;linkname=Deprem%20sonras%C4%B1%20binalara%20giri%C5%9F%20k%C4%B1lavuzu" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu%2F&#038;title=Deprem%20sonras%C4%B1%20binalara%20giri%C5%9F%20k%C4%B1lavuzu" data-a2a-url="https://millidusunce.com/deprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu/" data-a2a-title="Deprem sonrası binalara giriş kılavuzu"></a></p><p>Deprem bölgelerinde hayata devam edebilen insanlarımız, dostlarımız;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bina hasarları ile ilgili mutlaka hasar tespit raporlarınıza ulaşınız. Raporlarla ilgili uzmanlardan yardım alınız. Konuyu bilmeden yorum yapanlar size zarar verecektir. Böyle bir hareket terziden saç kesmesini, berberden de elbise dikmesini beklemek gibidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşağıdaki konulara lütfen dikkat edelim.</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Bugünlerde yapılan hasar tespit raporlarına itiraz hakkınız daima vardır. Bunu unutmayınız ve gerekiyorsa e-devlet’den takip ederek itiraz için başvurunuz. Binanızın hasar durumunu ve hukuki haklarınızı gerektiğinde mutlaka uzman yardımı alarak takip ediniz. Aksi takdirde hak kaybı yaşayabilirsiniz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Hasarlı veya hasarsız, evlerinize giriyorsanız çocuklarınızı ilk girişte binaya almayınız. Oluşabilecek tehlike riskini en az kişi taşımalıdır.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Alt kat ve yan konut komşularınızla birlikte hareket edilmelidir. Siz sularınızı açtığınızda kendi konutunuz ile diğer konutlarda sızmaları kontrol ediniz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Elektrik ile ilgili olarak; ana sigortanızı açık konuma getirmeden önce tüm sigortaları kapalı konuma getiriniz. Ana sigortayı açınız daha sonra her sigortayı açtığınızda odalarınızı kablo yanıklarına karşı ses ve koku olarak kontrol ediniz. Yanınızda mümkünse bir yangın tüpü bulunması (mümkün değilse olumsuz bir durumda itfaiyeyi arayınız) faydalı olacaktır.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Doğalgaz için mutlaka görevliler veya görevlilerin açma talimatları beklenmelidir. Hattınız açıksa da şüpheli bir durum var ise; yetkililerden kullanım için yardım isteyiniz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kapılarınızı görevli gibi dolaşan insanlara açmadan önce yaka kartları ya da kimliklerini kontrol ediniz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Helalar ve diğer ıslak hacimler için kapalı devre gibi dizayn edilmiş hatlar olabileceğini dikkate alarak, metan gazı sıkışmaları sonucu oluşacak patlama ve yangınlar için her ilk kullanımı dikkatli yapınız.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Mutfak dolaplarınızı kontrollü açınız. Kapaklar açıldığında dökülebilecek eşyaların yaralayıcı zararlarından korununuz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Artçı sarsıntılar sebebiyle asansörler devreye alınmayacaktır. Servisiniz tarafından devreye alındığında bile mümkünse artçılar tamamen azalana kadar kullanmamaya dikkat ediniz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Çatınızı mutlaka kontrol ediniz. Hasarlı durumlarda gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayınız.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Kanalizasyon hattınızı bina kullanılmaya başladıktan sonra, bir iki gün süreyle; her 15-30 dakikada bir belli aralıkla kontrol ediniz. Taşma veya başka durumlar için tedbir alınız.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Normale dönüldüğünde sigortacılarınızla görüşerek gerekli zeyilnameleri yaptırınız. Hiç sigortanız yok ise; mutlaka DASK sigortanızı yaptırınız ve özellikle ilgili bakanlık; bina metre kare birim fiyatlarını açıkladıkça mutlaka fiyat farkı zeyilnamelerini düzenletiniz. Afet sonrasında ekonomik olarak da yıkılmamak için bunların yapılması çok faydalı olacaktır.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Acil durumlar ve ihbarlar için konuyla ilgili özel hatlara başvurunuz.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüce Türk Milleti’ne geçmiş olsun. Kaybettiğimiz vatandaşlarımıza rahmet yaşayanlara sağlıklı ve huzurlu günler diyorum.</span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/deprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu/">Deprem sonrası binalara giriş kılavuzu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/deprem-sonrasi-binalara-giris-kilavuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belâ geliyorum dedi</title>
		<link>https://millidusunce.com/bela-geliyorum-dedi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bela-geliyorum-dedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[elbistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderun]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kilis]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42622&#038;preview=true&#038;preview_id=42622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tek yerden talimat alan bir idare yapısı kurmaya çalışırsanız, kurumlar, insanlar oradan emir almadan hareket etmez. Bu da çok zaman ve çok konuda mümkün değildir. Kurumlar ve kurallar işleyecek. Yukarıdakiler koordine edecek, o kadar. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bela-geliyorum-dedi/">Belâ geliyorum dedi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbela-geliyorum-dedi%2F&amp;linkname=Bel%C3%A2%20geliyorum%20dedi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbela-geliyorum-dedi%2F&amp;linkname=Bel%C3%A2%20geliyorum%20dedi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbela-geliyorum-dedi%2F&amp;linkname=Bel%C3%A2%20geliyorum%20dedi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbela-geliyorum-dedi%2F&amp;linkname=Bel%C3%A2%20geliyorum%20dedi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbela-geliyorum-dedi%2F&#038;title=Bel%C3%A2%20geliyorum%20dedi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bela-geliyorum-dedi/" data-a2a-title="Belâ geliyorum dedi"></a></p><p>Göz göre göre geldi ve vurdu. Kahrolarak üzülen insanların, sarsılan insanlığın ruh çığlıklarıyla çevriliyiz. Bu ağır acılar ortasında sakince düşünmenin, söylenenlerin duyulup anlaşılmasının zorluğu ortada. Üstelik bu derin acımız da fırsatçılara fırsat veren bir durum haline getirilmeye çalışılıyor ki açacağım konu budur. Ne olursa olsun olanı-biteni, yanlışı konuşturmamak istiyorlar. Bu yeni bir durum değil. Yıllardır uygulanan bir usul.  Konuşanı suçlamaya ve yaftalamaya dönük bir dilin siyasette, yönetimde, iletişim araçlarında üst perdeden bağırdığı yıllar yaşadık, yaşıyoruz. Son yılların durdurma ve susturma dili yine önümüzü kesme gayretinde. 2010 referandumundan itibaren, adım adım yükselen bu baskı ve yıldırma dilinin açtığı yaralar dehşettir. Bunu yaşıyor, belki biliyor fakat konuşmuyoruz.</p>
<p>Çıkmazlara sürüklenişimizin sebepleri az değildir ve enstrümanları çeşitlidir. Yaşadığımız ve neredeyse kanıksadığımız, sadece demokrasilerde değil, adı ne olursa olsun belli başlı rejimlerde olmayacak bir tekçi kör bağlanışın strateji dilidir. Karartma-kapatma ve susturma hedefini güden bir strateji bu. Sanırım, siyasi tarihimizde örneği görülmedi. Memleketi beladan belaya sürükleyen, çok yönlü işletilerek, ağızları açıldığı anda kapatmaya dönük stratejiyi açanlar ve konuşanlar mutlaka olacak. Gecikilmemesini dilerim. Bir iletişimci olarak bu bozucu-bozguncu strateji üzerinde ısrarla durmak gerektiğini görüyorum. Bozulacak oyun budur. Herkesi, her durumu uygun şekillerde eleştirme hakkını kısıtlayan ve giderek muhalif gördüklerini yok etmeye yeltenen bu dili geçersizliğe düşürmek geleceğimiz için çok önemlidir.</p>
<h2><strong>Buraya nasıl geldik?</strong></h2>
<p>Bizi bu bol krizli, belalı günlere bu stratejinin despotça uygulanışı getirdi. Yeni yetişenler bilmez, bildirmek ve hatırlatmak lazımdır. Biz hiçbir siyasi hareketin ve mensuplarının, eleştirileri böyle yaftaladığını görmedik. Acımasız tenkitleri de cevaplandırmak zorundaydılar. Eksikleri olsa da demokrasi buydu.  Mesela ben, 15 yaşımda Yahyalı’da bir kahvehanede Güven Partisi Genel Başkanı <strong>Prof. Dr.</strong> <strong>Turhan Feyzioğlu</strong>’nu sorularıyla bunaltmış bir yeni yetmeydim. O tarihlerde Anadolu’da okuyan çocuklara saygılı bir sevgi gösterilirdi. Şimdi o halimden utansam da, <strong>Feyzioğlu</strong> da, dinleyen büyükler de, bu mektep çocuğunun bilgiçliğini yadırgamadılar ve beni susturmak isteyen de çıkmadı.</p>
<p>Gazeteci-televizyoncu olarak, yüzlerce politikacıyla mülakat yaptım, programlarımda ağırladım. Hiçbir zaman sorulacak soruları sormada en ufak bir çekinme hissi duymadım. Şimdi bu yaşımda ve bu tecrübemle <strong>Tayyip Bey</strong>’e soru soramam, sordurmazlar. Yapıp ettiklerini tenkit etmemden ne kadar rahatsızlık duyulduğunu bahsettiğim tekçi stratejinin öfke ve hakaret dilinden görüyorum. Nereden nereye geldiğimizi düşünmenizi isterim.  Ben usulünce yine yazarım, yazmaya devam ederim. Ancak, <strong>Tayyip Bey</strong>’e soru sorma imkânım <strong>Macron</strong>’a soru sorma ihtimalinden daha azdır. Lütfen düşünün! Olacak iş mi? Siyasetçi devamlı imtihandadır. Geniş bakacak ve tahammüllü olacaktır. Halkı, yanındakini-karşısındakini azarlayan bir politikacı tipi olamaz. Bu konuların halka yansımalarına, bozucu etkilerine döne döne dikkatinizi çekmek isterim.</p>
<h2><strong>O strateji ağı</strong></h2>
<p>Her felakette, her yanlış işte, her ağzını açana “<em>Şimdi sırası mı?</em> diyen o ses yine devrede. Hatırlıyorum, 2010 referandumunda da o ses sesimizi boğmuştu. Fetö konusunda da, açılım belasında da. İstanbul’un, hele hele Suriçi’nin betonlarla çirkinleştirilmesini eleştirişimizde de. Suriye çıkmazında da. Komşularımızla ve dünyanın belli başlı ülkeleriyle kavga dilinde ve kof efelenmeler sırasında da. O zaman, “<em>Sen kimin yanındasın?</em>”la başlayan akıl almaz suçlama diliyle zehirler saçılıyordu, hatırlayın!</p>
<p>Sonra bunlar sanki hiç olmamış gibi düzeltmelere girişildi. Bazı ilişik keser gibi olduğumuz devletlere utandırıcı tavizlerle yanaştık. Tavizlere rağmen hala düzeltemediğimiz ilişkiler var. Fetö, can düşmanı terör örgütü oldu. Bu sefer, <em>Hocaefendi</em>’ye ve alnı secdede denerek sahip çıkılan elemanlarına “<em>Nasıl F Tipi dersin?”</em> suçlaması gitti, “<em>Aldanmışız!</em>” denilerek onlara da nefret dili geldi. Dikkatinizi çekerim, bunların niyeti din iman değil diyenlere “<em>Siz haklıymışsınız</em>” denmedi. Daha neler neler, işte bu susturucuların işi.</p>
<p>“<em>İstanbul’a ihanet ettik</em>” diyen Başbakan alkışlanırken, biz adını böyle koymadan demiştik diyenlere edilen küfürler ve hakaretler için özür dilenmediği gibi yine suçlamalar devam etti. Yani biat edinceye kadar suçlusunuz. Olmayacak yaftalamalara girişildi. Temel motivasyon, bizden misin değil misin olunca hakikat duygusu böyle uçup gidiyor. Sonra ne oldu hatırlayın, Fetö’yü eleştiren ve bundan dolayı hedef haline gelenlere, hükumetin yanlışlarını söyledikleri için bu sefer de <em>Fetöcü-terörist </em>denmeye başlandı. Bu ahlaka bakar mısınız?</p>
<h2>“<strong>Şimdi sırası mı?”</strong></h2>
<p>Şimdi ağır bir felakete düştük. Deprem canımızdan can almakla kalmadı, memleketin dörtte birinde yapıları yaşanmaz hale getirdi. Bu durumda en masum soru, “<em>Bu felaket niye oldu?”</em> değil midir? Sorular sorulmaya başlandı ve cevabına dönük bilgiler, analizler konuşulsun istendi. Olması gereken buydu. Ama hayır, o merkezden yine o ses geldi: ”<em>Bu felaketle uğraşırken sırası mı?” </em>İtiraz etmezseniz, bu sesi hep duyarsınız. O halde, şimdi denecek şudur: İyi de kardeşim sana göre hiçbir zaman hiçbir yanlışı konuşmanın sırası gelmediği için devamlı bu durumlara düşüyoruz. Sen konuşturmadığın için tedbir alınmıyor, türlü türlü yağmalar devam ediyor ve bunlar oluyor.</p>
<p>Dikkat edin, “<em>Şimdi sırası mı?”</em> diyenlerin dili kolayca taraftar bulacak cinsten. Çünkü görünüşe göre haklılar. Bu kıyamette ilk işimiz canlı kurtarmak, enkaz kaldırmak, kalanları korumak, yeme-içme ve barınma ihtiyaçlarından başlayarak onlarca kalem yaşama gereklerini sağlamak. Kimsenin itiraz edemeyeceği kadar net ve açık bir mesele.</p>
<p>İşte fırsatçıya fırsat da burada doğar hale geliyor. Her şeyi kullanmaya alışık o çarpık kafa, bunu da kendi yolunu açmak için manivelâ olarak ön kesmede kullanıyor. Hemen söyleyeyim, <em>fırsatçı</em> dediğim, sıradan insanlar değil, yankesiciler, çeteler değil.  İçine düştüğümüz felaketin birinci dereceden sorumluları. Daha açık söyleyeyim, felaketin yaratıcısı suçluların savunucuları. Suçlunun güçlülüğü içinde ve panikle yükleniyorlar. Olanı göstermemek için her türlü karartmaya ve perdeye başvuruyorlar.</p>
<p>1999 depremini hatırlayın: Her türlü tenkit yapıldı. Kimse eleştirenleri susturmadı. Yardımlar çığ gibi büyüdü. Tedbirler alındı, doğruları yanlışları konuşuldu. Gazeteci, akademisyen, siyasetçi ve her kesimden vatandaş konuştu. O günlerde <strong>Tayyip Bey</strong>’in konuşmalarını dinleyen, bugün söyledikleri ve yaptıklarıyla karşılaştırsa hayretinden dilini yutar. Bugün konuşulmasın denen her şey, hem de acımasızca o günlerde konuşuluyordu. Kötü mü oldu? Belki birçok yanlış o tenkitlerle düzeltildi. Keşke eleştiriler hiç kesilmeseydi. Şimdi her durumda kılçıksız lezzetli balık isteniyor. Olacak iş mi?</p>
<p>Başımızdaki bu tek merkeze bağlanma belâsı, “<em>Ne yaptık veya ne yapmadık da bu hale düştük?”</em> sorusunu sordurmuyor. Her zelzelenin üstünde yıkıcılığıyla düşünmeyi baskılayarak hüküm sürüyor. Bunlar, her gün kamuoyunun önündeler; devlet adamı, iş adamı, temiz vatandaş sanarak seyrediyor ve belki alkışlıyoruz. Bu imaj için de dinden başlayarak türlü aletler kullanıyorlar. Yüz kere aldatılıyor, yüz kere aldanıyoruz. Bunlar içinde yönetenlerden, en küçük inşaatçıya ve o ağdan nemalanan irili-ufaklı yüzbinlere kadar bir ordu var. “<em>Yağma Hasan’ın böreği</em>”ne çöken bu çok ortaklı ağın, her felaketli durumda yapacağı iş öteden beri bellidir: Bilenleri susturmak, konuşacakları konuşturmamak.</p>
<h2><strong> “Niçin bu duruma düştük?”</strong></h2>
<p>Bizim için yeni bir durumdan bahsetmiyorum. Lütfen hatırlayın ve düşünün! Neredeyse her yıl irili-ufaklı zelzele felaketleri yaşıyoruz. Ateş düştüğü yeri yakıyor, hepimizi kısa bir zaman için üzüyor, eziyor ve sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza aynı umursamazlıklarla devam ediyoruz. İlk günlerden itibaren soracağımız sorular donduruluyor. “<em>Niçin bu duruma düştük? Niçin hep düşüyoruz?”</em> diyecek olsanız, sahtekârların fırsatçılığı sizi fırsatçı ve acılara saygısızlığa kadar varacak yaftalamalarla kamuoyunun önüne atıyor. Psikoloji ilminin en basit tespitiyle kendi suçlarını size yansıtıyorlar. Linç için bütün şartlar hazırlanıyor. Yiğitsen konuş! Hem derdin anlaşılmıyor, hem de hainlikle, ajanlıkla suçlanarak, hükmü peşin verilmiş bir mahkemeye düşerek, sahtekârlık ağının kıskıvrak çevirmelerine mahkûm oluyorsun.</p>
<p>Bu meseleyi halletmeden gidilecek yollar kapalıdır. Evet kapalıdır. Mesela, depremi nasıl karşıladığımıza dair konuşulacak çok şey var. Mesela, ilk gün neden müdahale edemediğimiz. Mesela, iletişimde dünyanın en gerilerinde kaldığımız. Buna rağmen, sosyal medya yavaşlamasına ve yasağına gidişimiz. Evet evet, bu felakette en büyük ihtiyaç haberleşme iken, tenkitleri, yanlışlıkları görmemek için bu karartmayla üstünü örteceğimizi sandık. Böyle de bir büyük felakete yol açarak canlar kaybedeceğimizi düşünmedik.  Gücü elinde bulunduranların aklı nerededir, varın, anlayın!</p>
<p>Tek yerden talimat alan bir idare yapısı kurmaya çalışırsanız, kurumlar, insanlar oradan emir almadan hareket etmez. Bu da çok zaman ve çok konuda mümkün değildir. Kurumlar ve kurallar işleyecek. Yukardakiler koordine edecek, o kadar. Deprem dolayısıyla bir kere daha gördük ki bu sistem sistemsizlik getirdi. Buralara gelirken, değiştirdiğimiz eski devlet alışkanlıklarının, kurulan sistem ve yapıların ne kadar gerekli olduğu da anlaşıldı.</p>
<p>Bir tek husus bile kurtarma çalışmalarında çok şeyi değiştirecekti. Darbeye gerekçe ediliyor bahanesiyle iptal ettiğimiz Emasya denen protokol geçerli olsa askerler bir saat içinde depreme müdahale edebilecekti. Düzen sağlanacak, yağmalar en aza inecek, dağıtım problemleri bitecek ve herkes işini daha rahat yapabileceği için çok canlı çıkarılacaktı. Devlet düzeninin bozulmasının nelere yol açtığını görüyor musunuz?</p>
<p>Buradan devam edeceğim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bela-geliyorum-dedi/">Belâ geliyorum dedi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bela-geliyorum-dedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
