<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatih sultan mehmet arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/fatih-sultan-mehmet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/fatih-sultan-mehmet/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Jul 2023 12:46:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</title>
		<link>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 17:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehir “Saray Ova” diye anılmaya başlanır. Sonra bazen Bosna Sarayı, bazen Saraybosna… Bugün de hemen bütün dillerde Saray Ova’dan mülhem “Sarajevo” olarak geçmekte.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/">Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&#038;title=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/" data-a2a-title="Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Her şey yolunda görünüyordu.</p>
<p>Şehir doksanlı yılların dehşet ve vahşet hatıralarını üzerinden atmışa benziyordu. En şık kıyafetlerini giyinip gezintiye çıkmış şehrin yerlileri, uzun boylu, ince, güzel genç kızlar, delikanlılar… Önlerindeki rehberlerinin peşine takılmış, taş döşeli, daracık yollarda fotoğraf çeke çeke, terleye terleye, su içe içe giden turistler… Pipo ya da sigara tüttürenler, nargile çekenler, yiyenler, alkollü, alkolsüz içenler… Gülüp oynayan, şakalaşan, bağrışan, coşan liseliler… Işıklı ve renkli balonlarıyla oynayan çocuklar… Dondurmacılar, köfteciler, börekçiler… Köfte kokuları… Müşterisiyle dondurma kaptırmama oyunu oynayan Maraşlı dondurmacı vatandaşımız… Kemancılar, akordiyoncular, gitaristler…   <em>Bella Ciao </em>çalan üç kişilik grup, onlara alkış tutanlar… Akıllı telefonunun kamerasını kendine çevirip ayna gibi kullanarak makyaj tazeleyen kadınlar… Hediyelik eşya dükkânlarında alışveriş yapanlar… Açık hava kahvelerinde bakır cezvelerden kulpsuz fincanlara kahve koyup ilk yudumdan önce ağızlarına bir lokum atanlar… İki dirhem bir çekirdek giyinmiş, moda dergisi için çekim yapan mankenler… Hürriyet Meydanı’nda, meydanın döşemesine dizili yetmiş santim boyunda plastik taşlarla satranç oynayanlar…</p>
<p>Başçarşı’da her şey yolunda görünüyordu.</p>
<p>Şehir doksanlı yılların dehşet ve vahşet hatıralarını üzerinden atmışa, hatta unutmuşa benziyor, diye düşünüyordum.</p>
<p>Ta ki… Öğlen saat 12’de o siren sesini duyana kadar… Kalın, ağır, ürpertici, sarsıcı bir ses. Bir dakika boyunca. Temmuzun 11’ydi. Geleli yirmidört saat olmamıştı daha. Önce Başçarşı’ya dalmış ve o çok renkli, çok sesli, keyifli kalabalığa katılmıştık. Ardından şehir turu yaptıran rehberin peşine takıldık, Başçarşı’dan çıkıp nehre doğru yürüdük. Rehberimiz bizi uyardı. “Bugün 11 Temmuz” dedi.</p>
<p>Sonra o ses… Miljacka (Milyatska) Nehri boyunca insanlar durdu, arabalar durdu. Birdenbire o kadar ağır bir hüzün atmosferi oluştu ki… Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Her şey yolunda değildi burada!</p>
<p>11 Temmuz 1995. Bu sene Srebrenitsa katliamının yirmisekizinci yılı. O gün akşama kadar, Milyatska Nehri’nin kıyısındaki heybetli belediye binasında, katliamda can veren 8 bin küsur kişinin ismi okundu. Her sene böyle olurmuş.</p>
<p>Saraybosna’dayız.</p>
<p>Saat 12’deki bir dakikalık tevakkuftan sonra bizler de gezinmeye, dolanmaya, yiyip içmeye devam ettik. Ama isimleri okuyan o boğuk ses akşama kadar peşimizi bırakmadı, bizi derinden derine takip etti.</p>
<p>Sonra “Saraybosna gülleri”ni gördük. Şehir kuşatma altındayken, havan topları ile dövülürken, en az üç kişinin can verdiği her yerde bir Saraybosna gülü var! Havan topu mermisinin yerde açtığı delikler, oyuklar, yarıklar kırmızı reçine ile doldurulmuş. Şehit düşenlerin, dökülen kanların anısına etkileyici ve sarsıcı bir sembol. Balkan coğrafyasının çocuğu Yahya Kemal’in mısraları akla geliyor:</p>
<p><em>Cennette bugün açmış gülleri görürüz de,</em></p>
<p><em>            Hâlâ o kızıl hatıra titrer gözümüzde. </em></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-44419" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Şehirde iki yüzden fazla yerde bu güllerden var. “Şu meydanda 42 kişi, bu pazarda 69 kişi can verdi.” diye anlatıyor rehberler.</p>
<p>Her şey yolunda değil! Ama hayat devam ediyor. Şehrin merkezi Başçarşı dünyanın her yerinden gelen turistlerle dolup taşıyor. Bu kalabalığın ne kadarı bu şehrin ve bu ülkenin derdinden haberdar, bilmem!</p>
<div id="attachment_44417" style="width: 778px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-44417" class="wp-image-44417 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><p id="caption-attachment-44417" class="wp-caption-text">Başçarşı</p></div>
<p>Bosna’nın fatihi Fatih Sultan Mehmet. 1463. Saraybosna’nın kurucusu İshakoğlu İsa Bey. Fatih’in uç beylerinden. Bölgenin fethinden sonra, sancak beyi tayin edilir ve bugünkü şehrin olduğu yerde padişah adına bir saray yaptırır. Şehir “Saray Ova” diye anılmaya başlanır. Sonra bazen Bosna Sarayı, bazen Saraybosna… Bugün de hemen bütün dillerde Saray Ova’dan mülhem “Sarajevo” olarak geçmekte. İsa Bey beldeye ilk mührü vuran isim. Yahya Kemal’in <em>Kaybolan Şehir</em>’de andığı, annesini defnettikleri caminin de bânisi olan İsa Bey’dir bu. Üsküp sancak beyliği de yapmıştır. Saraybosna’nın ilk camisi onun yine padişah adına yaptırdığı Hünkâr Camisi. Şehrin ortasından akan Milyatska Nehri’nin kıyısındaki caminin haziresinde pek çok mezar taşı var. Onlardan birinin İsa Bey’e ait olduğu düşünülüyor. İsa Bey han, hamam, kervansaray, dükkânların yanı sıra nehrin üzerine, caminin karşısına bir de köprü yaptırmış: Hünkâr Köprüsü. “Çareva Kuprija” diyorlar Boşnakça’da. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Avusturya-Macaristan devleti köprünün yerini birkaç metre değiştirerek yeni bir köprü yaptırmış. Rehberimiz Osmanlı’nın yaptığı köprünün nehrin yatağında kalan, suların altında seçilen dikdörtgen kaidesini gösterdi.</p>
<p>Bosna Hersek+ 1878’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçti. Dörtyüz küsur seneden sonra…</p>
<p>Milyatska Nehri az sulu ve tertemiz akıyor.</p>
<p>Saraybosna’yı Saraybosna yapanların en ünlüsü Gazi Hüsrev Bey. İkinci Bayezid’in kızının oğlu. Kanunî devrinde buraya sancak beyi olarak geliyor, onyedi yıl bu görevde kalıp civardaki bir Sırp isyanını bastırırken şehit düşüyor. Osmanlı Devleti’nin gücünün zirvesinde olduğu devir. Malını mülkünü şehrin imarı için harcamış bir devlet adamı. Başçarşı içinde camisi, medresesi, hanı, hamamı, imaretleri, onlarca vakıf binaları var. Türbesi de caminin avlusunda.</p>
<p>Caminin yanı başındaki otuz metrelik saat kulesinde Arabî rakamlar dikkatimizi çekti. Ay takvimine göre çalışan saat 12’yi gösterdiğinde akşam ezanı okundu. Bu çeşit bir saat çocukluğumda dedemlerin evinde vardı. Dedem iri siyah bir anahtarla birkaç günde bir kurardı. O vakitten beri ezanî saat görmemiştim. Bu saatin de bekçisi birkaç günde bir kuruyormuş. Rehberin dediğine göre dünyada ay takvimine göre işleyen tek saat buymuş. “Sarayevo’nun Big Ben”i diyorlar.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-44420 size-medium_large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Ezan okunuyor, sonra kiliselerden çan sesleri duyuluyor. Saraybosna Müslümanların çoğunlukta olmasına rağmen dinlerin, kültürlerin kaynaştığı bir şehir. Ülkenin üç resmî dili var: Boşnakça, Sırpça, Hırvatça. Ama herkes birbirini anlarmış. Aralarında ancak şive farklılıkları varmış. “Kaynaşmak” hoş kelime ama bazen kaynaşamayıp “savaşmak” kader oluyor. Tarih boyunca!</p>
<p>Lise tarih kitaplarımızdaki Osmanlı tarihi sayfalarında Saraybosna hakkında bir şeyler okuduğumuzu hatırlamıyorum. Bosna Hersek’in fethi geçmiştir birkaç cümle ile ama özel olarak, şehir olarak Saraybosna anlatılmadı. İlk defa ne zaman duydum? Dünyayı değiştiren bir olay oldu burada. Osmanlı çekilip gittikten çok sonra. Saraybosna suikastı! Lisedeyken onu çok iyi öğrendik. O zaman da Saraybosna’yı Avrupa’da herhangi bir şehir olarak düşünmüştüm. Sonra da ömrümüzün mühim bir kısmında orası zaten Yugoslavya’ydı, Tito’ydu, Demirperde gerisiydi.</p>
<p>Halbuki bizimmiş!</p>
<p>Güney Avrupa’daki serhat şehrimizmiş!</p>
<p>Bizim olduğunun farkına Yugoslavya’nın dağılmasından sonra vardık.</p>
<p>“28 Haziran 1914&#8217;te Saraybosna&#8217;da Avusturya-Macaristan veliahdı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Arşidüşes Sophie&#8217;ye düzenlenen suikast&#8230;” kitaplar böyle yazıyordu. Hâlâ böyle yazar.</p>
<p>Milyatska Nehri’nin üzerindeki birçok köprüden biri Latin Köprüsü. Dünyayı değiştiren olay o köprünün yanında oldu. Avusturya-Macaristan veliahdı ile karısı, bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip tarafından kurşunlanarak burada öldürüldü. Veliaht, imparatorluğun ilhak ettiği ülkede resmî gezide idi. Yirminci yüzyılın ilk büyük savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın fitili ateşlendi.</p>
<p>28 Haziran 1914… 28 Haziran tarihi Sırplar için çok önemlidir. Kültürlerinde Aziz Vitus Günü. Dinî ve millî bayramları. 1389 Kosova Savaşı, Gregoryen takvime göre 28 Haziran’da, yani Aziz Vitus Günü’nde gerçekleştiği için bu gün, o yıldan sonra apayrı bir önem kazanmış, kültürlerinde bir “Kosova Efsanesi” oluşmuştur. Sırp ordularına komuta eden Prens Lazar muharebe meydanında o gün can verince azizlik mertebesi verilmiş kendisine. Aynı meydanda Murad Hüdavendigâr da bir Sırp soylusu tarafından o gün şehit edilmişti. Derler ki, Sırp milliyetçiliği o gün başladı! Avusturya Macaristan yetkilileri bunları bildikleri için kasıtlı olarak mı Franz Ferdinand’ın gezisini o güne denk getirdiler; yoksa bir tesadüf, bir tevafuk, takvimlerin bir cilvesi mi?</p>
<p>Gavrilo Princip -kendi milleti adına- günün gereğini yaptı!</p>
<p>Köprünün karşısındaki müzenin önünde, karı kocanın içinde vuruldukları üstü açık arabanın replikası duruyor. Köprüye Yugoslavya döneminde “Princip’in Köprüsü” demişler, şimdi eski adına geri dönmüş. Şehrin en eski köprüsü kabul ediliyor. Önce, orada bir tahta köprü olduğunu yazıyor bazı kaynaklar. 1565’te şehir eşrafından Ali Ayni Bey onun yerine dört gözlü taş köprüyü yaptırmış. Nehrin bir yakasındaki Katolik mahallesine açıldığından ve Osmanlılar bu mahalleye “Latinluk” dediğinden köprünün adı “Latin Köprüsü” olarak kalmış. 1791’de sel felâketinde büyük hasar gören köprü şehrin tüccarlarından Abdullah Aga Briga tarafından yeniden yaptırılmış.</p>
<p>Her şeyin yolunda göründüğü Başçarşı… Saraybosna’nın kalbi. Sıcak havaya rağmen gündüz de çok kalabalık ama akşamları daha cıvıl cıvıl ve ışıklarla birlikte göz alıcı oluyor. Rehberimiz Başçarşı’nın ana caddesinin bir yerinde yerdeki yazıya dikkatimizi çekti. İngilizce olarak: Kültürlerin buluştuğu nokta. “Şimdi sağınıza bakın” dedi. Baktık. “Şimdi solunuza bakın” dedi. Baktık. Bir tarafa bakınca önümüzde bir Osmanlı şehri. En fazla iki katlı binalar, küçük dükkânlar, kubbeler, minareler… Öteki tarafa bakınca Viyana gibi, Zagreb gibi bir Avrupa şehri. Binalar daha yüksek, geniş vitrinli mağazalar, ileride Katolik Kilisesi, çan kulesi… Belli ki Osmanlı’nın kurduğu çarşı bu noktaya kadarmış. Bu noktadan itibaren Avusturya-Macaristan döneminde ilâve yapılarak, çarşı uzatılmış. Ama şehre ilk defa gelenin farkedemeyeceği bir uyum içinde.</p>
<p>Başçarşı girişinde onsekizinci yüzyıl eseri ahşap bir sebil var. Bütün Başçarşı fotoğraflarında görünen sebil. Etrafında güvercinleriyle… Derler ki, halk deyişi odur ki, oradan su içen tekrar Saraybosna’ya gelirmiş! Kana kana içtik. Defalarca içtik.</p>
<p>Hâsılıkelâm… Ne diyordu Yahya Kemal?</p>
<p><em>“Türklük Avrupa’ya doğru cezr ü meddi biten bir deniz gibi o dağlardan çekilmiş, lâkin tuzunu bırakmış. Bütün o toprak Türklük kokuyor.”</em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/">Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsimsiz &#8220;tek&#8221; millet değil, Türk Milleti!</title>
		<link>https://millidusunce.com/tek-millet-degil-turk-milleti/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/tek-millet-degil-turk-milleti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39430&#038;preview=true&#038;preview_id=39430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tehlikenin net anlaşılabilmesi için ilk olarak Türk aydınlarının ardından milletin tehdit algılaması düzelmelidir. Sonrasında bu tehlikelere sebep olan yöneticiler, artık ya kenara çekilmeli veya  bakış açıları farklılaşmalıdır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tek-millet-degil-turk-milleti/">İsimsiz &#8220;tek&#8221; millet değil, Türk Milleti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftek-millet-degil-turk-milleti%2F&amp;linkname=%C4%B0simsiz%20%E2%80%9Ctek%E2%80%9D%20millet%20de%C4%9Fil%2C%20T%C3%BCrk%20Milleti%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftek-millet-degil-turk-milleti%2F&amp;linkname=%C4%B0simsiz%20%E2%80%9Ctek%E2%80%9D%20millet%20de%C4%9Fil%2C%20T%C3%BCrk%20Milleti%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftek-millet-degil-turk-milleti%2F&amp;linkname=%C4%B0simsiz%20%E2%80%9Ctek%E2%80%9D%20millet%20de%C4%9Fil%2C%20T%C3%BCrk%20Milleti%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftek-millet-degil-turk-milleti%2F&amp;linkname=%C4%B0simsiz%20%E2%80%9Ctek%E2%80%9D%20millet%20de%C4%9Fil%2C%20T%C3%BCrk%20Milleti%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftek-millet-degil-turk-milleti%2F&#038;title=%C4%B0simsiz%20%E2%80%9Ctek%E2%80%9D%20millet%20de%C4%9Fil%2C%20T%C3%BCrk%20Milleti%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/tek-millet-degil-turk-milleti/" data-a2a-title="İsimsiz “tek” millet değil, Türk Milleti!"></a></p><p>İstanbul, dünyanın en önemli su yollarını kontrol eden, kıtaları birleştiren şehir. Varlığı birçok ülkeyi ve birçok milleti ilgilendiriyor. Tarihteki bu önemi hiç azalmadı.</p>
<p>Dördüncü yüzyılda Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun başkenti olarak kurulduğundan bu yana dünya tarihindeki önemli olayların merkezlerinden birisiydi. Kurulduğundan itibaren ona sahip olmak isteyenler oldu. Araplar, Makedonlar, Persler… Ama bu emeli Türkler gerçekleştirdi. Öyle kolay da olmadı. Türklerin de birçok kuşatması başarısızlıkla sonuçlandı. Nihayet II. Mehmet başardı ve tarihe de “Fatih” olarak geçti.</p>
<p>İstanbul’a giren asker, çağın hukuku içinde yağmaya girişti. Ancak II. Mehmet üç gün sürecek yağmanın ikinci günde bitirilmesini emretti. Ardından Türk egemenliği altına giren halkın can, mal ve inanç hürriyetinin devletin teminatı altında olduğunun fermanını çıkardı. Reform hemen fetihle birlikte başlamıştı.</p>
<h2><strong>Artık Roma yoktur</strong></h2>
<p>İki egemen devlete bölünen Roma İmparatorluğundan Batı Roma daha önce yıkılmıştı. Doğu Roma da İstanbul’un Türkler tarafından ele geçirilmesiyle son buldu. Roma devleti tamamen tarihe intikal etti. Artık büyük birkaç devlet felsefesinden birisi yoktu ama diğer büyüklerden Türkler yaşıyordu!</p>
<p>Tarihi yöneten Türk Milletinin devleti Osmanlı da zamanın gereğine uyarak değişti. Hedefi vardı çünkü ve bunun için de önce kendisi değişmeliydi. Başkentini İstanbul’a taşıdı. Farklı inançtan insanlarla birlikte yaşamanın kurallarını oluşturmaya başladı. Onların hayatına saygı gösteriyordu ancak devletin sahiplerinin Türk olduğu hiç unutulmadı.</p>
<p>Yeni sahibin İstanbul’a etkisi muhteşemdi. Yahya Kemal buna <em>Türk İstanbul</em> der. <em>İstanbul, yüz yıl içinde fatihi tarafından yeniden kurulmuştur. Göz kamaştırıcıdır. “Türkiye Türklerinin yeryüzünde başka bir eseri olmasaydı; tek başına, yalnız bu eser şeref namına yetecekti” </em>diye yazar (Aziz İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyeti 2008). (Hoş, 21’inci yüzyılda İstanbul’a <em>ihanet edilmiştir (!) </em>ya, bu da ayrı bir trajedidir…)</p>
<p>Artık Türk birliğinin sağlam bir zemine oturtulması gerekiyordu ve hem Anadolu’da hem de Balkanlarda harekete geçildi. Türk Cihan Devleti, Devlet-i Âliye ya da Osmanlı… farklı isimler kullanılmakla birlikte dayandığı milletin kimliği hiç değişmedi, hep Türk kaldı. Devletin son yüz yılında biraz kafalar karışsa da düzeldi. Cumhuriyetle birlikte hakikatin gücü kafa karışıklığını da halletti.</p>
<h2><strong>Fethin 569. yılındaki kimlik karmaşası</strong></h2>
<p>Bu yıl İstanbul’un fethinin 569’uncu yılı kutlandı. Kapatılan Atatürk Havalimanı’nda açık hava toplantısı düzenlendi. İlginçtir, birlik ve beraberlik çağrısı yapan Cumhurbaşkanı İstanbul’un şehreminini, yani belediye başkanını bu toplantıya çağırmamıştı.</p>
<p>Yine ilginçtir ki Cumhurbaşkanı, <em>“Ey ülke ve millet düşmanlarının senaryolarının figüranlığına soyunanlar. Ey kendi medeniyetine, tarihine, kültürüne, değerlerine husumet besleyenler. Ey ihtirasları gözlerini körleştirip, kalplerini nasırlaştıranlar, hepinize sesleniyor ve diyorum ki; ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın</em>” dedi. Bu konuşmadan anlaşılan Türk Milletinin önemli bir kısmı düşman olarak görülüyor ve milletin diğer kısmına böyle sunuluyor. Bu çok önemli bir güvenlik meselesidir.</p>
<p>“<em>Türkiye, küresel dalgalanmalar içinde kendine bir yol açmaya da çaba gösteriyor” ve “sabote edecek işler yapılmaması gerektiğini”</em> sözleri de Cumhurbaşkanı’na ait.</p>
<p>Bütün bunlardan daha önemlisi meydanda toplananlara tekrar ettirilen bir bölüm var ki oldukça düşündürücü. “…<em>tüm Türkiye duysun, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Her buluşmada ahdimiz bu.”</em></p>
<p>Bu kimlik ve milletin bir kısmına <em>&#8220;düşman&#8221;</em> yaklaşımı kadar düşündürücü olan başka tarafı da, meydanı dolduranların içinde kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayanların da var olması. Onların bu <em>tek&#8217;li</em> (!) <em>bayrak, vatan, devlet ve millet</em> cümlelerini tekrar edip etmediğinde.</p>
<p>Toplantıdan sonra sosyal medyadaki bazı paylaşımlarda, Türk Bayrağının daha önce meydanlarda çok görünmediğine ama bu sefer lale bahçesi gibi olduğuna dair mukayese fotoğrafları var. Bakın daha önce böyle değildiler, bunlar kimin sayesinde diye soruyorlar(!) Orada olmanın etkisi ve mazereti diye imalar yapılıyor.</p>
<h2><strong>Hedef ne?</strong></h2>
<p>Görünen, bugün dünden farklı olmadığıdır. Atatürk Havalimanı’ndaki söylenenler, egemenliğin sahibi Türk Milletinin kimliğiyle ilgilidir. Cumhurbaşkanı, güney sınırlarımızda <em>“Türkiye asırlık sorunlarının çözümü için sınırları boyunca güvenlik koridorları oluşturacak operasyonlar gerçekleştirirken buna zarar”</em> verilmemesini söylemektedir.</p>
<p>Türkiye ve Türk Milletinin güvenliği çok önemlidir ancak Türk Milletinin egemenliği de çok önemli bir güvenlik meselesidir. Özellikle Suriye’de, Fırat’ın doğusundaki teröristlerin devlet yapılanması büyük bir tehdittir. Irak’ta terörist unsurların kurduğu devlet yapılanması artık uluslararası meşruiyet kazanmıştır. Bunda Türkiye’nin çok büyük katkısı vardır. Benzer davranışlarla da Suriye’de benzer sonuç alınacaktır.</p>
<p>Bu tehdit Fırat’ın batısında kontrollü bir şekilde oluşturulan devlet yapılanmasıyla önlenemez. Böyle bir yapılanma Türkiye’nin egemenlik yapısını doğrudan etkiler. Şimdiye kadar takip edilen politikalar da bugünkü fiilî duruma sebep olmuştur. Dolayısıyla artık değişim zamanıdır.</p>
<p>Yahya Kemal’in arşivinde yayımlanmamış ya da yarım olan bazı yazıları vardır.  İstanbul Fetih Cemiyeti arşivden çıkan bu gibi yazıları <em>Tarih Musahabeleri</em> adıyla kitaplaştırmıştır. Bunlardan birisi de <em>Yanlış Müddeâlar </em>adını taşımaktadır (2. Baskı, s 81-82). <em> </em></p>
<p>Yarım kalmış makalede<em> Genç Türk inkılâbının meşalesinin hürriyet fikri </em>olduğunu yazmaktadır. Bunun da <em>Abdülhamit’e karşı bir hareket</em> olduğunu belirtir. Dolayısıyla <em>bu hedef ileriye değil geçmişe yöneliktir</em> hükmünü vermektedir. Arkasından da <em>eğer hürriyet yerine milliyet olsaydı 1908’den sonraki siyasetin istikameti farklı olurdu </em>demektedir<em>.</em> Elbette hürriyetin uğruna ölünebilirdi ama milliyet de en az onun kadar önemliydi.</p>
<p>Bugün karşı karşıya olduğumuz tehditler arasında, çok önemli olmakla birlikte demokrasi, insan hakları gibi hususlar ikincil planda kalmaktadır. Öncelikli meselemiz doğrudan doğruya kimlik ve egemenlik meselesidir.</p>
<p>Tehlikenin net anlaşılabilmesi için de ilk olarak Türk aydınlarının ardından milletin tehdit algılaması düzelmelidir. Sonrasında bu tehlikelere sebep olan yöneticiler, artık ya kenara çekilmeli veya  bakış açıları farklılaşmalıdır. Ancak  bakış açısının farklılaşmasıyla düzelme eşiği de çoktan geçilmiş görünmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tek-millet-degil-turk-milleti/">İsimsiz &#8220;tek&#8221; millet değil, Türk Milleti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/tek-millet-degil-turk-milleti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
